Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Denemeler – Montaigne »


montaigne “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
(Tolstoy)

Lise yıllarında (belki daha öncesinde), okuyup “tekrar okusam iyi olur” dediğiniz ya da ara sıra baktığınız kitaplar vardır. Denemelerde, onlardan biri değil mi? İşte Montaigne ve denemeler.¹

Montaigne, okuyucuya seslenir: “bu kitapta yalan dolan yok. Sana baştan söyleyeyim ki, ben burada yakınlarım ve kendim dışında hiçbir amaç gütmedim… Bu kitabı yakınlarım için bir kolaylık olsun diye yazdım… Okuyucu, kitabımın özü benim: Boş zamanlarını bu kadar sudan ve anlamsız bir konuya harcaman akıl karı olmaz…” (s.26)

“Ben/kendim” çevresinde dönen anlatı, neredeyse her dönüşte aynı yansımaya tekabül ediyor-Montaigne’le özleşme. Montaigne, kendini maskesiz anlattığını ve herhangi bir kaygı taşımadığı izlenimini, tekerrürle verir.

montaigne_essais_ancienKişisellikten öte, hayatı; örnekler ve sözlerle yorumlayan/anlamaya çalışan ve “kendini” tanıma çabasıyla hareket eden -deneme türünün atası- Montaigne, ruh-beden-yaşam sarmalını, sizi de içine alan çeşnisiyle aktarıyor.

Antik Yunan ve Latin ağırlıklı alıntılarla bezenen denemeler, okuyucuya hem samimiyetin dilini hem de düşünmenin/gözlemlenen olgunun, işlevini ortaya koyuyor.

Montaigne bu işi yaparken belki de bizlere “ben tüccar değilim, sadece kendine yakınlaşma çabalı fakır köyün dilencisiyim” esintisini veriyor.

Peki, Montaigne acaba bu denemeleri yazarken nasıl bir çevrenin/dünyanın etkisi altındaydı ya da nasıl bir yüzyılda doğdu?

Ortaçağ’ın karanlık olarak kabul edildiği/komün yapı, aklın özgürlüğe kavuşacağı düşüncesiyle, hareketlenmenin geniş çerçevede bir alanı, belki de dönem sonrası için dünyayı da etkileyeceği bir dönüşüme tabiydi.  Bir yeniliğin ya da uyanışın anlam kazanacağı süreç, durumun sisli bir perdeyle bütünleştiği ve bu perdenin kaldırılacağı Read the rest

Düşünceler / Paul Cézanne »

sanatci_taklit“… Tabiat’ı okuyalım. […] Tabiat’a bakarak resim yapmak demek onu taklit etmek değil hissettiklerini gerçekleştirmektir.  Resimde iki şey vardır: Göz ve beyin, ikisi birbirine yardım etmelidir. Her ikisi üzerine de çalışmak gerekir: Göz Tabiat’ı gözleyerek gerçekleştirir  bu gelişmeyi. Beyin için ise hislerdeki mantık, o hislerin lisandaki tekabüliyeti ve o mantığın ifadesi, [lisan / nutuk olarak] dışa vurumu vardır.

 Tabiat’ı okumak demek bir ahenk kanununca birbirini izleyen renklerle boyanmış o yorum perdesinin ardından bakmak demektir. […] Resim yapmak renkli hisleri kaydetmekten ibarettir …”  (L’Occident dergisinin Temmuz 1904 sayısında yayınlandı, aktaran: Ressam ve eleştirmen Émile Bernard)

 

… Bu konuda okumak için…

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

İslâm’ın Vizyonu (8) / Hamza Yusuf »

Önceki bölümleri okumak için Hamza Yusuf kategorisine tıklayın.

Kitap, kayıp açısından bir değerlendirme yapıyor, hayır ve şerrin doğru anlamı bu. Kazanan kim, kaybeden kim? Dünyada olup bitene bu nazarla bakılmalıdır. Mesela bir adamın servetini gayr-i meşru yollardan edinmiş olması gerçekten bir kazanç mıdır? Yeni Ahit’te bulunan “bütün dünyayı elde etmiş adam ruhunu kaybetmişse ne kazanmıştır?” sözü bunu anlatır. Gerçekte kazandığın nedir? Bu bakış, dünyaya, iyi ve kötüye farklı bir bakıştır. Neler olup bittiğini anlamazsın, hiçbir fikrin yoktur. Bir keresinde Şeyh Abdullah’la birlikte Moritanya’daydık. Bu ülkede siyahlar en muhtaç durumdaki insanlar ve bu beni hep rahatsız etmiştir. Bu hissimi paylaştığımda bana şöyle dedi: “Bu dünya açısından baktığında sadece tek bir şey görüyorsun, ama ahiret açısından bakıldığında bu dünyada en büyük zorlukları yaşayan ve buna sabırla karşılık verenlerin hesabı kolay olacak. Bunlar cennet insanları !“. Bu farklı bir bakış açısı. Durumu meşru hale getirmiyor, bu adaletsizliğe var gücümüzle karşı gelmek durumundayız ama bu bakış açısı gerçeğe ilişkin farklı bir perspektif sunuyor. İnsanları uyuşturup adaletsizliğe ses çıkarmamalarını sağlamak bir yöntemdir. İslam hiçbir zaman bunu yapmaz. Yanlışa karşı çıkmak sorumluluğunuzdur. Fakat buradaki nokta şu: “Kötü olarak gördüğün şeyin aslı hayr olabilir”. Konu bu… Çünkü resmin tamamını görmüyorsun. Sadece bir kısmı elinde. İyi ve kötü yoktur, kazanç ve kayıp vardır.

Allah Asr suresinin ilk ayetinde “Lefi şer” diyebilirdi. “Hüsrandadır…” diyor, “kayıptadır” buyuruyor. “Ancak iman edenler ve güzel amel işleyenler hariç, onlar hayrı tavsiye ederler ve insanlara sabırlı olmalarını öğütlerler”… Çünkü hayat zordur, dünyada yanlış olan bir çok şey var. İnsanlara hayrı tavsiye etmek, sabrı öğütlemek ve dünyadaki sıkıntılara katlanmalarını kolaylaştırmak zorundayız. Çünkü elimizde hayrı talep etmekten başka bir sermaye yok. Halbuki onun ne olduğunu da bilmiyoruz. Bü dünyada elimizden gelen doğruyu talep etmek, ve onun ne olduğunu bilmiyoruz. Birçoğunun sonucunu bu dünyada da göremiyoruz. Bu yüzden bu dünyadaki yanlışların yargılanacağı ahiret olacağına inanıyoruz. Mississippi’de bir mezar taşı görmüştüm, Amerika’daki bir Müslüman köleye aitti. İsmi Yusuf’tu ve mezar taşında şöyle bir el işareti vardı. Mezartaşında şöyle yazıyordu: “öteki dünyada adalet var”. Bu gerçekleşecek. Bu dünyada gerçekleşmedi, öteki alemde gerçekleşecek… Ahirete inanmıyorsanız çıldırmamak elde değildir çünkü bu dünya yanlışlarla doludur. Delirirsiniz. Bunu yanlışları kabullenmeniz gerekir demek için söylemiyorum. Bunu kabullenin demiyorum. Bu dünyadaki yanlışları gidermek için elinden geleni yapacaksın elbette ama bu mücadele seni yiyip bitirmesin çünkü bil ki onlar orada bir hikmete binaen var. Arkasında bir hikmet var, bu dünyada olup biten herşeyin bir hikmeti var.

Kur’an’ın vurguladığı konulardan biri Allah’ın merhametidir. Hadislerde Allah’ın kullarına olan şefkatinin anne şefkatinden daha derin olduğu belirtilir. Fakat Allah bu dünyanın aptal çocuklarına istediklerini verir. Bu dünya böyledir. Birçok insan ruhsal yönden gelişmemiştir. Bazı insanlar duygusal açıdan yetişkindir, bazıları entelektüel açıdan yetişkindir, bazıları ise şehvet açısından yetişkindir. Zina yapan adam cinsel açıdan yetişkindir. Bir çocuk bunu yapamaz, bir yetişkin yapabilir. Bir yetişkin aklını kullanarak çalışıp zengin olabilir, bir çocuk bunları yapamaz. Fakat ruhsal açıdan yetişkin olmak farklı bir kategoridir. İnsanların çoğu ruhsal açıdan çocuk mesabesindedir. Ruhi açıdan çocukluk halindedir. Bu yüzden onlara istediklerini vermek çocuğa zehir vermek veya dolu bir tabancayı oynaması için vermek gibidir. Bu yüzden Kur’an der ki “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık”. Yani bazı insanlar diğer insanların işçisi olur. Fakat bu, onları ezmeye Read the rest

Mesnevî ve İnşAllah demek »


Mesnevi İle İlahi Aşk 22.12.2012 par TVNET

Evet Yoruyorsun Tiryandafilya… »

Tiryandafilya_2
Tiryandafilya,

Sana en son yazdığımda ellerinden ve onun güzelliğinden bahis açmıştım. Bunu yazmamdaki sebep, işin uzmanı olmam hasebiyle değildir; işin doğrusunu söylemek gerekirse durum biraz da Cemil Meriç’in ikrarı gibi. Hani diyor ya Üstat: ‘Mahkemede Marksist olduğumu haykırdığımda bir tane bile işçinin elini sıkmış değildim’. Pek bir fark yok aramızda kendisiyle aslında; ben de hayatımda Read the rest

Bir başkadır senin memleketin »

 


… Bu konuda okumak için…

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.

Amerikan Müdahaleciliği / Noam Chomsky »

Amerikan Müdahaleciliği _Noam Chomsky“Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır.” (Daniel De Feo) 

Kitap ABD’li ünlü düşünür¹/en önemli dilbilimcilerden Noam Chomsky’nin bir internet sitesi için yazmış olduğu (1998-2001) makalelerden² (konuşmalar+röportajlar) oluşuyor. Her şeye muktedir -olduğuna inanan- gücün, aynı paralellikte ruhuna selam çakmasının mümkün olmadığını anlatan bir derleme. Eleştirel tutumun bonkörce kullanıldığı metinler, durumu genele alıp sorgulamadan öte, tarih kayıtları+söylevlerle izlenim aktarmakta.

Aykırı ses, birçok olaya değinerek geniş kapsamlı bir örgüyü sunuyor. Olayların halka sunum şekillerinin, yüzeysel ya da kendi çıkarları doğrultusunda işlenebileceğine inanan Chomsky, alternatif düşünme sistemine yönelişi sağlıyor.

Kitap Amerikan müdahaleciliğinin etkileri üzerine 16 farklı başlıktan (aynı isimlerin genişletilmiş hallerini saymazsak) oluşurken, dönemin gelişmelerini farklı bir duruşla aktarıyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Doğu Tümör gibi bölgelerde yaşanan gelişmeleri, bilgilenmede çizgi takibini, ahlaki ilkeler-uluslar arası hukuk nizamı, milenyum görüşleri, beklentileri… gibi birçok konuda, değerlendirmelerde bulunuyor.

Dönemi sorgulamak ve bugüne ışık tutma babında okunabilir kitaplardan olan Amerikan müdahaleciliği, 198 sayfa. Her makalede altını çizdiğim birçok satır var. Bu bağlamda bazı satırlara yer veriyorum (bazı satırları Türkiye’nin izdüşümü üzerine yorumlayalım).

ººººº

Bir soruyla başlayalım. Düzenin hileli kavramı olan “işine gelebilirlik”, tercihlerde üst raflarda mı ya da hukuk göz ardımı ediliyor?

Chomsky’ye göre; “Hukuk düzeninin hor görülmesi, ABD’nin pratiğinde ve entelektüel kültüründe derin köklere sahiptir. Örneğin….” (s.17) Makalelerin birçok bölümünde olduğu gibi örneklerle detaylanan sunum, bilgiye (halka yansıyan) kılıflar giydirilmesiyle bağlanır.

Düşünüyorum da hukuk denen sistem nedir? Genel olarak bireylerin yaşamını, diğer bireylerle beraber sürdürebilmesi için gerekli olan, kurallar çizelgesinden oluşan bir düzen değil mi? Peki, globalleşen dünyada, yazdığın bir tweet’in yansımasının ülkeyi aşacağı ve kitlesel duruşa neden olacağı biliniyorsa, neden tüm ülkeler bir araya gelip, aynı yasalar çerçevesinde Read the rest

Liberalizm halkı sömürme özgürlüğü müdür? »


“… Fakirlik Avrupa’da kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Sorun, sadece mali krizle boğuşan ülkelerde değil Euro Bölgesi’nde lokomotif görevi gören ülkeleri de kapsamaya başladı. Euro Bölgesi’nin en büyük ikinci ekonomisi Fransa’da bu soruna çözüm bulmak amacıyla Jean-Marc Ayrault hükümeti harekete geçti. Başbakan fakirliği ulusal bir sorun olarak gördüklerini belirtti. Hükümet sorunu çözmek için alınacak tedbirleri 22 Ocak’ta açıklayacak. Planın bütçeye 2.5 milyar Euro’luk ek bir yük getirmesi söz konusu.

Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE) 2010’da fakirlik sınırının altında yaşayanların sayısını 8.6 milyon kişi olarak açıkladı. Bu da Fransa nüfusunun yüzde 14.1’ine denk geliyor. Ülkedeki fakirlik sınırı ise kişi başına 964 Euro. Bu oranı düşürmeye çalışan hükümet, düşük gelirlilere yönelik mali yardım planını gelecek sene yüzde 2 oranında artırmayı planlıyor. Evsizlere barınak sağlama hizmetinin kapasitesinin 8 bin kişi artırılması da diğer bir hedef.

Fakat buradaki asıl soru tedbirlerin yeterli olup olmayacağı. Zira yoksulların sayısı artmaya devam edecek. Avrupa Birliği’nin üçüncü en büyük ekonomisi İtalya’da da istatistikler Fransa gibi alarm veriyor. 2011’den beri İtalyanların yüzde 28.4’ü yani neredeyse 4 kişiden biri fakirlik sınırının altında yaşıyor. Bu oran 2010’da sadece yüzde 3.8’de bulunuyordu. Yoksulluk sınırı yarım adada 707 Euro olarak belirlenmiş durumda.

Bu durumdan sorumlu tutulan Monti hükümeti döneminde sadece 13 ayda kalkınma oranı yüzde 2.3 düştü. İşsizlik yüzde 11’e yükseldi. Fakat yine aynı dönemde faiz oranlarının Berlusconi dönemine oranla yarı yarıya düşürülmesi sağlandı. Almanya’da ise istatistikler halkın yüzde 15’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösteriyor. Yoksulluk sınırı ülkede 939 Euro’da bulunuyor. Bu rakam ülkede ortalama bir gelirin yüzde 60’ına denk geliyor …” (Euronews)

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Niteliksiz Adam / Robert Musil »

“… Atlantik okyanusu üzerinde yüksek basınç vardı ve batıdan doğuya doğru Rusya üzerindeki bir antisiklona doğru hareket ediyordu […] Hava sıcaklığının mevsim ortalamasına  ve en soğuk, en sıcak aylara nisbeti ve aylık sapmalar normaldi. Güneşin ve ayın doğuş ve batışları, Satürn’ün halkaları ve Venüs’ün hareketleri astronomik öngörülere uygundu. Havadaki buharın sıcaklığı azamî seviyede ve nem miktarı düşüktü. […] modası geçmiş ama duruma uygun bir ifade ile güzel bir ağustos günüydü …”

Swann’ların Tarafı / Marcel Proust »


proust_swann_ask

“… Sevdiğimiz zaman Aşk o kadar büyüktür ki; bir bütün olarak içimize sığmaz. Sevdiğimiz insanın,  ‘karşımızdakinin hisleri’ dediğimiz şey; kendi sevgimizin bir yankısıdır. Aşk bizi bu kadar etkiliyor, hatta büyülüyorsa sebebi, kendimizden çıktığını fark edemeyişimizdir …” 

 

 

… İnsan üzerine e-kitap okumak için …

Derin İnsan

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde / Marcel ProustÇiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde / Marcel Proust“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.