Beni Vahşetine Niye Ortak Ediyorsun? »
By Özlem Yağız on Nis 1, 2013 in Devlet Terörü, Milliyetçilik, PKK, şiddet, Ulus-Devlet, Ulusalcılık | 15 Comments
Sunuş: 90’lı yıllarda Güneydoğu’da askerlik yapan Hasan Bey, yaşadıklarını anlatırken “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun” diye isyan ediyordu. Güneydoğu’da davullarla zurnalarla askere yollanıp bu savaşta yitirilmiş nice genç bugün dönüp şahit olduklarını aktarma imkânı bulsalardı belki de aynı şeyi söyleyeceklerdi bizlere: “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun!” Ancak onlar dönme ve şahit olduklarını aktarma imkânına sahip olamadılar. Öldükleri gün her şey aileleri için bir film karesindeki gibi dondu. Onlar hep ailelerinin davullarla zurnalarla vatan borcu ödemeye yollayıp geriye cenazeleri dönen 20 yaşlarındaki canları olarak kaldılar. Ve “hikâye” orada bitti…
Dönebilenler ise yıllarca belki “vatan haini” damgası yememek için, belki suçluluk hissiyle, belki korkudan veya belki de bu zalim savaşa bir şekilde inanıp ortak oldukları için sustular. Bu suskunluk zamanla onların da içini saran, kemiren bir çıbana dönüştü.
Şimdi silahlar susuyor. Silahlar sustuğu zaman insanlar konuşmaya başlayacak. Dağda olan dağda yaşananları, askere giden kendi tanıklıklarını çok daha korkusuzca ve dürüstçe anlatabilecek. Ve o zaman Etyen Mahçupyan’ın “Barış Yapmaktan Toplum Olmaya” isimli yazısında belirttiği gibi barışa susarak değil konuşarak yürüyecek, yan yana değil gerçek anlamda bir arada yaşayan bir toplum olmanın adımlarını atacağız hep beraber… (Ö.Y. Malan Barkirin kitabı yazarı)
Beni vahşetine niye ortak ediyorsun?
Ben 94-95 yılında Tunceli Ovacık ilçesinde köy karakolunda askerliğimi yaptım. Kuşluca Köyü’nde yaklaşık 11 ay kaldım. İlk gittiğim dönemler kış aylarının yeni yeni başlangıcıydı. Kış aylarında orada operasyon olma ihtimali zayıftı. Nedenine gelince üç metre kar yağıyordu. Karakolumuzun yaklaşık sağ tarafında bir kilometre çaprazımızda üç ya da dört tane ev vardı. Bunlara orada mezra diyorlar. Tekrar onunda çaprazında sekiz on hanelik bir yerleşim yeri vardı. Karakolumuzun sağ tarafında olan kısım ben oraya gitmeden önce boşaltılmış. Artık hangi şartlarda boşaltılmış orasını ben bilmiyorum.
Baharın gelmesiyle birlikte karlar eriyince OHAL olmayan bölgeden askerler bizim bölgemizde operasyon yapmaya başladılar. Keza aynı zamanda Bolu Komando Tugayına bağlı askerler operasyon yapıyordu. Bizim dışımızda seyyar 40 bin tane asker vardı. Bu grup o dönemde bölge sorumlusu olan Parmaksız Zeki ismiyle bilinen Şemdin Sakık’ın grubunun peşindeydi. Bizim bölgemizde o sekiz hanelik olan yerleşim yeri artık o zamanki düşünceye göre tehlike arz ediyordu.
Günün birinde bizim karakola yaklaşık 600 kişilik bir askeri grup geldi. Bizi de yanlarına alarak operasyona çıktı. Bizler karakol eriydik. Seyyar asker değildik. Sonuçta evlerin olduğu bölgeye gittik. Bolu’dan gelen operasyonun başındaki kişi kurmay albaydı yanılmıyorsam. Bütün emir komuta ondaydı. Biz de onun isteğiyle hareket ediyorduk. Sonuçta 600 ya da 700 askeri o evlerin çevresine yerleştirdiler. Ben de yakın bir yerdeydim. Komutanımız başımızda. Başımızda gelen kurmay elindeki megafonla içerdekilere seslendi. Seslenince içeriden Read the rest















İşkence, zulüm, katliam itaat ve fikirsizlikle geçiştirilebilir mi? Darbe tarihimizin ağır günlerinde masumlara çektirilen acılar ‘biz emir kuluyduk’ ifadeleriyle affedilebilir mi? Sahi itaat insan olma olgusunu yok eder miydi? Veya özgür düşünmeyi mi engellerdi?