Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Beni Vahşetine Niye Ortak Ediyorsun? »

Sunuş: 90’lı yıllarda Güneydoğu’da askerlik yapan Hasan Bey,  yaşadıklarını anlatırken “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun” diye isyan ediyordu. Güneydoğu’da davullarla zurnalarla askere yollanıp bu savaşta yitirilmiş nice genç bugün dönüp şahit olduklarını aktarma imkânı bulsalardı belki de aynı şeyi söyleyeceklerdi bizlere: “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun!” Ancak onlar dönme ve şahit olduklarını aktarma imkânına sahip olamadılar. Öldükleri gün her şey aileleri için bir film karesindeki gibi dondu. Onlar hep ailelerinin davullarla zurnalarla vatan borcu ödemeye yollayıp geriye cenazeleri dönen 20 yaşlarındaki canları olarak kaldılar. Ve “hikâye” orada bitti…

Dönebilenler ise yıllarca belki “vatan haini” damgası yememek için, belki suçluluk hissiyle, belki korkudan veya belki de bu zalim savaşa bir şekilde inanıp ortak oldukları için sustular. Bu suskunluk zamanla onların da içini saran, kemiren bir çıbana dönüştü.

Şimdi silahlar susuyor. Silahlar sustuğu zaman insanlar konuşmaya başlayacak. Dağda olan dağda yaşananları, askere giden kendi tanıklıklarını çok daha korkusuzca ve dürüstçe anlatabilecek. Ve o zaman Etyen Mahçupyan’ın “Barış Yapmaktan Toplum Olmaya” isimli yazısında belirttiği gibi barışa susarak değil konuşarak yürüyecek,  yan yana değil gerçek anlamda bir arada yaşayan bir toplum olmanın adımlarını atacağız hep beraber… (Ö.Y. Malan Barkirin kitabı yazarı)

Beni vahşetine niye ortak ediyorsun?

Ben 94-95 yılında Tunceli Ovacık ilçesinde köy karakolunda askerliğimi yaptım.  Kuşluca Köyü’nde yaklaşık 11 ay kaldım. İlk gittiğim dönemler kış aylarının yeni yeni başlangıcıydı. Kış aylarında orada operasyon olma ihtimali zayıftı. Nedenine gelince üç metre kar yağıyordu. Karakolumuzun yaklaşık sağ tarafında bir kilometre çaprazımızda üç ya da dört tane ev vardı. Bunlara orada mezra diyorlar. Tekrar onunda çaprazında sekiz on hanelik bir yerleşim yeri vardı. Karakolumuzun sağ tarafında olan kısım ben oraya gitmeden önce boşaltılmış. Artık hangi şartlarda boşaltılmış orasını ben bilmiyorum.

Baharın gelmesiyle birlikte karlar eriyince OHAL olmayan bölgeden askerler bizim bölgemizde operasyon yapmaya başladılar. Keza aynı zamanda Bolu Komando Tugayına bağlı askerler operasyon yapıyordu. Bizim dışımızda seyyar 40 bin tane asker vardı. Bu grup o dönemde bölge sorumlusu olan Parmaksız Zeki ismiyle bilinen Şemdin Sakık’ın grubunun peşindeydi.  Bizim bölgemizde o sekiz hanelik olan yerleşim yeri artık o zamanki düşünceye göre tehlike arz ediyordu.

Günün birinde bizim karakola yaklaşık 600 kişilik bir askeri grup geldi. Bizi de yanlarına alarak operasyona çıktı. Bizler karakol eriydik. Seyyar asker değildik.  Sonuçta evlerin olduğu bölgeye gittik.  Bolu’dan gelen operasyonun başındaki kişi kurmay albaydı yanılmıyorsam. Bütün emir komuta ondaydı. Biz de onun isteğiyle hareket ediyorduk. Sonuçta  600 ya da 700 askeri  o evlerin çevresine yerleştirdiler.  Ben de yakın bir yerdeydim.  Komutanımız başımızda. Başımızda gelen kurmay elindeki megafonla içerdekilere seslendi. Seslenince içeriden Read the rest

Marx, Bilim, Ateizm ve Adalet »

adalet_komunizm

… Pozitivizm, Bilim Yobazlığı ve Adalet konusunda okumak için…

“… İnsan aklı kendisinden kaynaklanmayan şeyleri açıklamak tek bir yol bilir: Hiçe saymak! […] Auguste Compte’a göre bilim bulguları tarif etmekle yetinmeliydi, varlıkların tabiatını anlaması gereksizdi. Onun hayali otorite yandaşlarının anladığı manada tam bir organizasyondu. Halkın bilime bakışı bilim adamlarının çalışmaları uzman kişilerce denetlenmeliydi ki bu uzmanlar seküler gücün bütün katılığıyla hareket edeceklerdi. Görevleri esas itibariyle yasaklamaktan ibaretti. Pozitif olmayan sorgulama ve düşünceler yasak olacaktı. İnsanlara hiç bir faydası olmayan sorular sorulmayacaktı, yıldızların kimyasal bileşimi de insan zekâsının nüfuz edemeyeceği ve etmemesi gereken bir şeydi …” (Émile Meyerson [fr] [ing], La déduction relativiste, Paris 1925 – Sf. 253-259)

 

 

Makale: Tümevarım ve Nedensellik ilkesi (Yusuf Mehmet Bahadır)

 

E-kitaplar:

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

 

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

 

Denemeye değmez mi? »

“… PKK teröristleri, silahlarını bırakıp sınır dışına çekilecekler midir? Bunu görmeden çözüm sürecine daha en baştan karşı çıkmak, ikna edici değildir. Güvenlik politikaları ile hem de sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde, hem de devletin hukuk dışı yollara başvurarak yaptıklarıyla bir çözüm sağlanamadı. 30 yılda 40 bin can gitti. Türkiye’yi kalkındıracak milyarlarca dolar, gitti. Silah tüccarları, uyuşturucu tacirleri kazandı. Köyler yakıldı, boşaltıldı. Kürt kimliği yok sayıldı, ötekileştirme, işkenceler gönül köprülerini berhava etti. Şimdi ise hükümet, “bir de barış yolunu deneyelim” diyor. Denemeyelim mi? Denemeye değmez mi? Tek bir evladın hayatını kurtarma pahasına, tek bir annenin yüreğinin yanmasını önleme pahasına denemeye değmez mi? …”

(Hüseyin Gülerce / Zaman)

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.“Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Chopin »

 
Sanat sevenlerin E-kütüphanemizden indirebilecekleri sanat kitapları :

  1. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  2. Derin Göz
  3. Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?
  4. İnsan’sız Sinema Olur mu?
  5. Baudolino / Umberto Eco (Roman incelemesi)
  6. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
  7. Söz yıkar şiir imar eder
  8. Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar
  9. Öyküler (Suzan Nur Başarslan)
  10. Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

hatırlama ve s »

“hatırlama”ydı. onunla ilk karşılaştığımda da bu şekildeydi. ne yüksek bir karşılaşma. onu izledim yıllarca. yılların bana neler getireceğini bilmeden. çünkü adımların veyahut bu ansız koşuşturmaların insanın üzerinde ne bırakabileceğini dolaylı/ dolaysız bir şekilde biliyordum. tasdik-i gaybi. insan bildikçe, gördükçe kendi fazlalıklarını atıyor, biliyor ki o artık kendine fazla geliyor. kitapları yakmak/fırlatmak gibi. uzaklara. çünkü kendi omuzlarına basıp yükseleceği zaman hiçbir şeye gerek duymayacak. öyle bir vakitteyde ki onu dinlemeye başladım. insan içinde kelime biriktirmeyince konuşamıyor, yazamıyor. sadece buna bağlı sebepler değil elbet. diğer sair koşullar da buna bağlı. insanın bağlı olmadığı bir şey neredeyse yok.  bağımlıyız ama neye bağlı/bağımlı olduğumuz bu noktada önemli. insan bir şeyin derdini taşır ve yıllarca bunun mücadelesini verir. bunun insandan insana etkileri farklıdır. çünkü biz “duyarız sessiz sedasız.” derinlikliydi, kelimeleri en azından bu şekildeydi. hayat ‘tebessüm’ hâlini yakalayabilmek Read the rest

Özgür Banka Fakir Halk Demektir! »

LiberalismİZLANDA: Ülkenin en büyük bankası Kaupting’in eski Genel Müdürü Heidar Mar Sigurdsson hakkında önümüzdeki hafta resmen soruşturma açılacak. Haksız kazanç elde etmekle suçlanan sanıkların ayrıca bankanın hisse senetleri üzerinde yaptıkları manipülasyonla bankayı iflasa sürükledikleri belirtiliyor. İzlanda’nın bankacılık sektörü 2008 kriziyle birlikte çökmüştü.

FRANSA: Fransa’da üstüste 22 aydır artan işsizlik oranları, Şubat ayında 1997’den bu yana Read the rest

Eleştiri Kuramlarına Bir Bakış »

Dilde yapılan değişikliklerin görünüşteki kadar masum olmadıkları bir gerçek. Ki bu değişiklikler salt uluslaşma süreci içerisinde bir nokta olarak okunursa gerçek mahiyetlerinden bağımsız olarak değerlendirilecek ve öze ilişkin bir kavrayışın önüne geçeceklerdir. Çünkü değişen sadece harfler, sözcükler ya da ifade kalıpları değildir; değişen,  bir toplumun düşünce sistematiği olarak dil ve hayatı bütün olarak kavrama biçimidir. Düşüncenin dil ile olması, düşünülenin dil ile ortaya konulması değil sadece, yaşanılan hayata ve onda kayıt altına alınan her şeye anlamın yüklenmesi de dilin insan için varoluşsal kıymetini göstermektedir. Nitekim dil olmasa insan bir zihniyet geliştiremeyecek ve tabiatı olduğu gibi, salt nesnellik ile görüp kendisi, diğer insanlar ve tüm canlı cansız varlıklarla kâinatı mesaj içermeyen boş bir levha gibi görecekti.

Dilin bir işlevi, zihnî yapının oluşumu olduğu gibi bunun yansımasını da sunmasıdır. Sadece ferdî değil, toplumsal olarak da hayatın anlamlandırılmasına dair izler barındırır. Bu yönden Osmanlıca içerisindeki kelime ve terimlerin cumhuriyet döneminde karşılığı olsun diye türetilenlerle arasında Arapça-Farsça ile Türkçenin bir karşıtlığı olmasından ziyade toplumsal organizasyonlar arası bir çatışma vardır. En basit örneklerle ifade edersek “millet” kavramına yüklenen anlamın kaymasında açıkça görülen bu karşıtlık, geleneksel toplum biçiminin kalıntıları üzerine inşâ edilen modern yapıların açık bir paradigma değişikliğinden hareket ettiklerini görebilmemizi sağlar. Sadece devlet idaresi ya da toplumsal yapılanma değişimi değil, değer üretici dinden dış kaynaklı değerleri aşılama yolunun tercihine, üretim rejiminden sosyal hayatın düzenlenmesine kadar dünyaya ve içindekilere Read the rest

MHP Terör Örgütü mü oluyor? »

“… Akıl fukarası olduğu belli olan bir grup bağırıyor; “Vur de vuralım, öl de ölelim.” Bir siyasi lidere yakışan, böyle bir ses duyduğunda, öfkelenerek cevap vermektir; “Biz öldürmeye değil yaşatmaya geldik” diye başlayabilir. “Biz sevgi toplumuyuz” diyebilir… “İnsan sevgisiyle doluyuz” diyebilir. Belki de İslam’da “öldürmenin” günah olduğundan da başlayabilir, hani “mukaddesatçı” tarafı olduğu da söyleniyor ya… […] tün bunları Devlet Bahçeli yapmadı…

Peki ne yaptı; “Merak etmeyin, ona da sıra gelecek” diyerek, öldürmeye ve ölmeye hazır, kan kokusunu burnunda hissedenlere çanak tuttu, güç verdi, gaz verdi, taleplerinin haklı olduğunu söyledi. Tıpkı bir terör örgütü lideri gibiydi… Ölmeye ve öldürmeye hazır canlı bombalar emir bekliyordu, Bahçeli de “az sabredin canım, merak etmeyin o zevki size tattıracağım” der gibiydi… Kan kokusu sarmıştı her yanı. Gözler dönmüş, akıl bir yana gitmiş, kin ve nefret kusuyordu…” (Naif Karabatak / Radikal)

 

… Bu konuda okumak için…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle.Buradan indirin.

Sufi Devran »

Daha çok bilgi için: www.sufidevran.com

Kötülüğün Sıradanlığı: Adolf Eichman ve Raci Tetik »

İşkence, zulüm, katliam itaat ve fikirsizlikle geçiştirilebilir mi? Darbe tarihimizin ağır günlerinde masumlara çektirilen acılar ‘biz emir kuluyduk’ ifadeleriyle affedilebilir mi? Sahi itaat insan olma olgusunu yok eder miydi? Veya özgür düşünmeyi mi engellerdi?

Nazi Almanya’sında Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına nakil edilmesinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Arjantin Buenos Aires’te Mossad tarafından yakalanıp, yargılanmak üzere İsrail’e kaçırılır. Aylar süren mahkeme sırasında 15 ayrı suçtan yargılanır. Bunların arasında Nazi dönemi boyunca, özellikle de  2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere ve insanlığa karşı işlediği suçlardan suçlu bulunur ve idama mahkum edilir. Hikaye böyle başlar, İsrail’in müthiş medya manipülasyonu ve şovuyla idama adım adım gidilir. Hannah Arendt’in 1963 yılında yayımlanan Eichmann Davası’na ilişkin Kötülüğün Sıradanlığı isimli kitabı Yahudi sorunu ve Antisemitizm düşüncesi bakımından önemli tartışmaları içerdiği gibi zulüm, özgürlük ve fikirsizlik arasındaki pamuk ipliğine bağlı ilişkiyi görmek açısından da önemli.

Adolf Eichmann’ın, güvenliği için inşa edilen cam kabindeki bu orta boylu, narin, orta yaşlı, tepesi iyice açılmış, çarpık dişli, miyop olduğu için o incecik boynunu duruşma boyunca turna gibi kürsü tarafına uzatan (izleyicilerle bir kere bile göz göze gelmeyen), duruşmadan çok daha önce sinir bozukluğu yüzünden Read the rest