Sanat ve Gerçeklik »
By Tûba Sarıgül on Nis 7, 2013 in Gerçek ve hakikat, Görmek, Modernleşme, Sanat | 1 Comment
‘Sanat eseri zekânın somut düşünceyi terk etmesinden doğar.’
(Albert Camus)
Avrupa’da Rönesans ile birlikte dünyanın merkezine cesur, biricik ve doğanın parçası sayılan insan oturmuştu. Sanatçılar bu dönem bir yandan Antik Yunan ve Roma sanatına öykünerek idealist bir resim anlayışını benimserken, diğer yandan doğayı inceleyerek doğayı olduğu gibi resmetmeye çalışmışlardır. Çağın en büyük kaygısı, ‘hümanizm’ akımının etkisiyle ve bilimin de yardımıyla ideal insana ulaşma çabasıydı. Böylece gerçeğin yansımasının değil, hakikatin bizatihi kendisinin ele geçirilmesi hedefleniyordu.
Rönesans ile birlikte sanatta hümanist düşüncenin egemen olmasıyla, resimde dinsel konular yerini portre resimlerine bıraktı. Ressamlar için portreleri yan profilden çizmek önemliydi. Zira ancak böyle gerçeklere müdahale edilmemiş olunacak ve nesnel bakış resimlerde kendini gösterebilecekti.
‘Sanat yapıtlarında yetkin düzeyde bulunan bu yanıltıcı kopyaların örnekleri çoktur. Zeuxis’in resmetmiş olduğu üzümler Antikite’den bu yana bir sanat şaheseri olarak anılmış ve doğaya öykünülmesinin bir zaferi olarak kabul edilmiştir; çünkü pek çok güvercin bu üzümleri yemeğe gelmişlerdir (…) Genel olarak öykünmeden doğan ve onunla yetinen bir sanatın doğayla yarışamayacağını ve bunun tersinin bir kurtçuğun sürünerek bir file öykünmesine benzediğini söylememiz gerekir.’ (Hegel)
‘Senatör:
– O iki tablo, Rafaello’nundur. Birkaç yıl oluyor, salt öğüneyim diye, çok yüksek bir fiyatla aldım onları. İtalya’da en güzel şeylerin bunlar olduklarını söylerler, ancak hiç hoşuma gitmiyorlar: Renkler pek karanlık, çehreler gereği kadar Read the rest





“… Kürt meselesi çözülmediği sürece, ülkeye demokrasi gelmeyecekti ve bu meselenin çözümü de çok uzaklardaydı. Bu yaklaşımın nasıl bir psikolojik tuzak olduğu pek anlaşılamadı. Aydınlar son otuz yılda sürekli olarak ‘barış’ ve ‘çözüm’ talep ettiler ama yine sürekli olarak niye barış ve çözümün olamayacağını sergileyen delillerin peşinde oldular. Kürt meselesinin çözümünün demokrasi için gerekli bir koşul olarak tasavvur edilmesi her türlü demokratikleşme adımının küçümsenmesine neden oldu çünkü asıl mesele çözülmeden durmaktaydı. Buna karşılık son on yılda hükümetin bu meseleyi çözme gayretleri de aynı şekilde küçümsendi, çünkü böylesine antidemokratik bir yönetim ve hukuk yapısı içinde Kürt sorunu çözülemezdi…














