Türkiye’nin elitleri neden ofsaytta kaldı? »
By my on Nis 7, 2013 in Aydınlanma, Devlet Terörü, Kürtler, Ulus-Devlet | 2 Comments
“… Kürt meselesi çözülmediği sürece, ülkeye demokrasi gelmeyecekti ve bu meselenin çözümü de çok uzaklardaydı. Bu yaklaşımın nasıl bir psikolojik tuzak olduğu pek anlaşılamadı. Aydınlar son otuz yılda sürekli olarak ‘barış’ ve ‘çözüm’ talep ettiler ama yine sürekli olarak niye barış ve çözümün olamayacağını sergileyen delillerin peşinde oldular. Kürt meselesinin çözümünün demokrasi için gerekli bir koşul olarak tasavvur edilmesi her türlü demokratikleşme adımının küçümsenmesine neden oldu çünkü asıl mesele çözülmeden durmaktaydı. Buna karşılık son on yılda hükümetin bu meseleyi çözme gayretleri de aynı şekilde küçümsendi, çünkü böylesine antidemokratik bir yönetim ve hukuk yapısı içinde Kürt sorunu çözülemezdi…
Böylece Kürt meselesinin çözümü ile demokrasiye ulaşma arasında gerçekçi olmayan bir bütünleşme yaratıldı. Öyle ki çözüm olmadan demokrasi olamıyor, demokrasi olmadan da çözüm sağlanamıyordu. Yapılacak şey adım adım gitmekti ama o zaman da aydınlar neredeyse her adımın ne denli yetersiz olduğunu göstermekle yetiniyorlardı. Bugün çok daha açıkça ortaya çıkıyor ki, Türkiye’nin aydınları aslında siyasetten pek anlamadıkları gibi, bu toplumu da fazla tanımıyorlar ve açıkça söylemek gerekirse tanıdıkları kadarıyla toplumdan çok da hazzetmiyorlar …” (Etyen Mahçupyan / Zaman)
… Bu konuda e-kitap okumak için…
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.
Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası
Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.




















Sunuş: 90’lı yıllarda Güneydoğu’da askerlik yapan Hasan Bey, yaşadıklarını anlatırken “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun” diye isyan ediyordu. Güneydoğu’da davullarla zurnalarla askere yollanıp bu savaşta yitirilmiş nice genç bugün dönüp şahit olduklarını aktarma imkânı bulsalardı belki de aynı şeyi söyleyeceklerdi bizlere: “Beni vahşetine niye ortak ediyorsun!” Ancak onlar dönme ve şahit olduklarını aktarma imkânına sahip olamadılar. Öldükleri gün her şey aileleri için bir film karesindeki gibi dondu. Onlar hep ailelerinin davullarla zurnalarla vatan borcu ödemeye yollayıp geriye cenazeleri dönen 20 yaşlarındaki canları olarak kaldılar. Ve “hikâye” orada bitti…