Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Hikem-i Ataiyye Şerhi / Ahmed Mahir Efendi »

 

“… İnsan nefislerinin şehvet ve alışkanlık meydanları olmasaydı Hak yolu yolculuğu yani Seyr ü Sülûk gerçekleşmezdi. Ey sâlik, seninle Cenab-ı Hak arasında geçilecek bir mesafe olmadığı gibi, kavuşmakla giderilecek bir kesinti de yoktur …”

 

 

Sitedeki makaleler:

Bütün tasavvuf sayfaları :

 

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde / Marcel Proust »


“… Genellikle mutluluğu mümkün kılacak şeyi ele geçirdiğimiz anda, aynı akşamda olmaz mutluluğun elimizden çalınması. Çoğunlukla bir süre çabalamayı, ummayı sürdürürüz. Şartları aşmayı başarırsak doğa dıştaki savaşımı içimize taşır ve yavaş yavaş kalbimizi değiştirerek sahip olacağı şeyden başkasını arzulamasına neden olur. […] Doğa şeytanca bir kurnazlıkla, bizzat bu ele geçirişi mutluluğun yok edilmesine alet eder. […]

İnsanlardan daima kopuğuzdur; sevdiğimiz zaman, bu aşkın o insanın ismini taşımadığını, gelecekte bir başkasına yönelebileceğini, hatta geçmişte de ona değil, başkasına yönelmiş olabileceğini hissederiz, sevmediğimiz zaman ise, aşkın çelişkisini filozofça, olduğu gibi kabul edebiliyorsak, rahat rahat söz edebildiğimiz bu aşkı o sırada hissetmediğimizden, dolayısıyla bilmediğimizdendir: çünkü bu konularda bilgi kesintilidir ve hissin fiziki varlığından daha uzun ömürlü değildir […] Bir inancın değişimi gibi aşkın yokluğu da önemli rol oynar; önceden var olan ve hareketli olan aşk, sırf bir kadına ulaşmak neredeyse olanaksız olacağı için, o kadının hayaline konar… Aşk dev boyutlar kazanır; gerçek kadının bu aşkın içinde ne kadar az bir yer kapladığını aklımızdan geçirmeyiz …” 

 

… İnsan üzerine e-kitap okumak için …

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Ülke yutan bankalar durdurulabilir mi? »

liberalizm_banka

“… Dublin’de gerçekleşecek iki günlük Avrupa Birliği maliye bakanları zirvesinin gündeminde Güney Kıbrıs ve aldığı mali yardım paketi var. Bilindiği kadarıyla 17 milyar euroluk kurtarma paketine Güney Kıbrıs yönetimi 7 milyar euro katkı yapacak. Ancak basına sızdığı iddia edilen yeni Avrupa Komisyonu raporunda paketin 23 milyar euroyu bulabileceği, bunun 13 milyar euroluk kısmını da Kıbrıs’ın karşılayacağı yazıyor. Diğer yandan Güney Kıbrıs hükumeti, kurtarma paketine katkı sağlamak için altın rezervinin bir kısmını satışa çıkarmanın da seçenekler arasında olduğunu ancak son sözü merkez bankasının söyleyeceğini belirtti. Uluslararası kreditörler, ülke yönetiminden 400 milyon euroluk kısmı altın rezervlerinden olmak üzere toplamda 1.8 milyon euroluk varlık satışı yapmasını istedi …” (EuroNews)

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Her zaman haklı çıkma sanatı / Arthur Schopenauer »

hakli_cikma_sanatiÖlmek aklı kullanmaktan kolaydır

“… En çok kabul gören önyargılar, halk üzerinde baskı kurmak için en kullanışlı olanlardır. Aristoteles’in dediği gibi α μεν πολλοις δοκει ταντα γε ειναι φαμεν[1], yani çoğunluk tarafından desteklenen fikirler gerçek gibi görünür. İnsanlar koçun peşinden giden koyunlara benzerler. Onların gözünde ölmek aklı kullanmaktan daha kolaydır. “Kamuoyu” dediğimiz fikir aslında 2-3 kişinin fikridir. Bunu fark etmek için genelleşen fikirlerin nasıl oluştuğuna bakmanız yetmez mi? Bir kaç kişi bir fikir etrafında toplanır, yeterince destekler ve argüman sunar. Sonra bu 2-3 kişiye güvenen, onların zaten herşeyi yeterince bildiklerini ve emek verdiklerini düşünen bir kaç destekçi ilk gruba eklenir. Ortaya atılan tezi ciddi biçimde test etmeye üşenen bir çokları da bunların peşinden gider. Çünkü üşengeç insanlar için başkasını taklid etmek araştırmaktan daha kolaydır.

Geri kalan insanlar ise isyankâr, ukala veya sıradışı görünmekten korktukları için herkes gibi yapıp, sürüye uyarlar. Bu aşamadan sonra sürüye katılmak bir ödev olmuştur. Kendi fikrini üretecek zekâya sahip insanlar bile korkup susmayı Read the rest

MHP : Ölmek üzere olan bir parti için acil kan aranıyor! »

3 ay oldu Güney Doğu’dan tabut gelmiyor, kan akmıyor… MHP açlıktan ölmek üzere olan bir sivrisinek gibi kıvranıyor… Kan ihtiyacından çıldırmak üzere… Lütfen bu yardım mesajını yayalım. Kan vermek isteyenler vakit kaybetmeden MHP’ye gitsin.

“… bayrağın direğine inşallah sizleri asacağız… Akil insanların içinde Ermeniler var… Vur de vuralım, öl de ölelim… Onun da zamanı gelecek… İliklerine kadar, nesiller boyu itliklerinin, rezilliklerinin, şerefsizliklerinin acısını yaşatacağız… “

kan_araniyor

… Kan konusunda okumak için…

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle.Buradan indirin.

Mithat Şen ve Beden Yazısı / Zeynep Sayın »

” … adı üzerinde, metaphora demektir imge. derrida’nın yalancısı olursak, günümüz yunancasında taşıtlara metaphorikos denmesi rastlantısal olamaz; çünkü bir yerden başka bir yere götüren, farklı yerlere taşıyan ve çevrimleyen araçlardır imgeler; yolcuları içlerine alan, onları kimi durakta indirip kimi durakta bindiren aracıladır. nitekim heidegger bu nedenle imgelerin ancak metafiziğin alanında yer alabileceğini düşünmüş, çünkü meta-phora’nın ve meta-fiziğin aynı çevrimleme ve aşkınlık eylemine bağlı olduğunu savlamıştır. tartışmasız platonik ve neoplatonik geleneğin izini süren bir görüştür bu; çünkü meta-phora’yla meta-fiziği ilişkilendirmek demek, bir yandan ruhun görünürden görünmeyene doğru aldığı yolu düşünmek anlamına geldiği için, imgelerin ancak dikey bir çevrimleme ve benzeşim hareketiyle aşkınlık evrenine dahil olabileceğini söylemek demektir. öte yandan görünmeyeni, onun metafizik evreninden yeniden görünür bir evrene taşımakta ve bilinmeyeni görünür kılmaktadır imgeler; böyle bakınca ikili bir hareketin eylemini imlerler …”

 

… Görmek üzerine e-kitap okumak için…

 

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques … Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Çıplaklık kadınları özgürleştirmez, esir eder! »

femenFEMEN, Ukrayna’da feminist temeller üzerine kurulmuş, özellikle seks turizmine tepki veren, Ukraynalı kadınların mevcut imajından rahatsız olan -sıkı durun- bu kadınların kültürel ve manevi değerlerine önem veren aktivist bir grup. Buraya kadar bir sorun yok ama gelin görün ki tüm bu saliklerle yola çıkan FEMEN’in eylemleri “çıplak kadınlardan” müteşekkil. Vücutlarının belden yukarısını tamamen soyarak eylemlerde bulunuyorlar. Bundan maksadın “dikkat çekmek” olduğu söyleniyor oysa burada tam manasıyla karşı oldukları çirkin realiteleri canlı tutacak bir durum mevcut. Tam olarak bu ne perhiz durumu…

Feminist değilim, Müslüman bir kadın olarak eşitliğe değil adalete inanıyorum zira eşitlik her koşulda adalet yaratmaz ancak adalet her koşulda adalet yaratır. Eşitlik bir sorun çözme yöntemi değil salt modern bir kurgudur oysa adalet “hakkı sahibine teslim etmesi sıfatınca” sorun çözücüdür. Feminizme tümden karşı da durmuyorum, feminizm bir sonuçtur ve o sonuçları ortadan kaldırmadan feminizme tü kaka diyemeyiz diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde Tunuslu bir kadın olan Amina, bedeninin üst kısmını tamamen açmış, dudağında kırmızı ruj, elinde dumanı tüten bir sigara ve göğüsleri üzerine Arapça harflerle “Kahrolsun ahlak kurallarınız” yazılmış bir şekildeki fotoğrafını sosyal ağlarda paylaştı. Kendisine FEMEN’den ve feministlerden büyük destek geldi. Öyle ya Müslüman ülkelerdeki örtülü kadınlar kurtarılmayı bekleyen esirler; Batılı laik ülkelerdeki kadınlar kurtarılmış kadınlardı! Amina’nın bu tavrı (kurtarılmayı bekleyen kadın imajı) tam olarak bu işgal bahanesine çanak tutacak cinsten bir tavır.

Aklınıza birçok soru Read the rest

Huzur Defteri / Mehmet Fatih Çıtlak »

“… Bir gün Fahreddin Efendi Hazretleri babası Rizaeddin Efendi Hazretleri’ne sorar: “Babacığım, Müştak Baba Divânı’nda “Gelip mimâr-ı ehlullah” diye bir tâbir var. Önümüzdeki asırda Allah eri, ehlullah mı devleti idare edecek?” diye sorar.Rızâeddin Efendi; “Evlâdım, ehil diye kadına derler. Burada Müştak Baba başka bir şeye işaret ediyor […] Hanım bazı günler namaz kılamaz. Gelip mimâr-ı ehlullah’tan kasıt şudur: Öyle devlet idarecileri gelecek ki namaz kılmayacaklar. Devleti namazsız insanlar idare edecek.” diyerek bu beyiti tercüme eder, şerh eder. Bu söz doğrudur zira o zamanlar bile meşhur Ali Haydar Efendi demiştir ki; “Biz Şeyhülislâmlık dairesinde altıyüz kişi çalışırdık. O memurlar içinde altı kişi namaz kılardı.” Yani iş bu boyutlara kadar gelmiş ve neticede Allah Teâlâ’nın tokadı da inmiştir …”

 

… E-Kitap okumak için…

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Her Şeye Rağmen Nevruz Umut Demek… »

Yaklaşık bir yıl öncesinde “Bir Nevruz’un Ardından Diyarbakır” başlıklı bir yazı yazmıştık. Bu yazıda o dönemde yaşanan eylemler ve süreç ile ilgili karamsar bir tablo vardı. Bir sene sonra Nevruz’u yaşadıktan sonra ikinci bir yazı aklımıza geldi. Ancak bu Nevruz o kadar tarihi bir öneme sahipti ki, ardında sıcağı sıcağına yazılacak bir yazı eksik ya da yanlış olabilirdi. O yüzden beklemek ve etkilerini görmek daha makul geldi.

Nevruz’un neden bu kadar tarihi öneme sahip olduğu malumunuz… Yeni bir çözüm süreci fiilen başladı. Öcalan terör örgütüne sınır dışına çekilmesini net bir şekilde söyledi. Ardından silah bırakmak için işaret çaktı: “Artık silahlı mücadele devrinin sonuna gelinmiştir.

Nevruz’un hemen ardından siz de Diyarbakır sokaklarında dolaşsaydınız, herkesin yüzündeki gizli tebessümleri fark edebilirdiniz. Yıllardır süren ve son olarak 2012 yılında zirveye çıkan acıların ardından çözüm adına ortaya çıkan bir umut, PKK’ya sempati duysun ya da duymasın, herkes için çok önemliydi.

Herkesin hem fikir olduğu bir nokta var. Amiyane tabiriyle “cin şişeden artık çıktı.” Sokaktaki Read the rest

Sanat ve Gerçeklik »

‘Sanat eseri zekânın somut düşünceyi terk etmesinden doğar.’  

(Albert Camus)

Avrupa’da Rönesans ile birlikte dünyanın merkezine cesur, biricik ve doğanın parçası sayılan insan oturmuştu. Sanatçılar bu dönem bir yandan Antik Yunan ve Roma sanatına öykünerek idealist bir resim anlayışını benimserken, diğer yandan doğayı inceleyerek doğayı olduğu gibi resmetmeye çalışmışlardır. Çağın en büyük kaygısı, ‘hümanizm’ akımının etkisiyle ve bilimin de yardımıyla ideal insana ulaşma çabasıydı. Böylece gerçeğin yansımasının değil, hakikatin bizatihi kendisinin ele geçirilmesi hedefleniyordu.

Rönesans ile birlikte sanatta hümanist düşüncenin egemen olmasıyla, resimde dinsel konular yerini portre resimlerine bıraktı. Ressamlar için portreleri yan profilden çizmek önemliydi. Zira ancak böyle gerçeklere müdahale edilmemiş olunacak ve nesnel bakış resimlerde kendini gösterebilecekti.

Sanat yapıtlarında yetkin düzeyde bulunan bu yanıltıcı kopyaların örnekleri çoktur. Zeuxis’in resmetmiş olduğu üzümler Antikite’den bu yana bir sanat şaheseri olarak anılmış ve doğaya öykünülmesinin bir zaferi olarak kabul edilmiştir; çünkü pek çok güvercin bu üzümleri yemeğe gelmişlerdir (…) Genel olarak öykünmeden doğan ve onunla yetinen bir sanatın doğayla yarışamayacağını ve bunun tersinin bir kurtçuğun sürünerek bir file öykünmesine benzediğini söylememiz gerekir.’  (Hegel)

Senatör:

– O iki tablo, Rafaello’nundur. Birkaç yıl oluyor, salt öğüneyim diye, çok yüksek bir fiyatla aldım onları. İtalya’da en güzel şeylerin bunlar olduklarını söylerler, ancak hiç hoşuma gitmiyorlar: Renkler pek karanlık, çehreler gereği kadar Read the rest