Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Maymun, Fazıl Say ve Robot »

 maymun_fazil_say_robotBen sana « piyanist olamazsın » demedim…

Japonlar yapmış, robot piyano çalıyormuş. Hayır. Aslında çalmıyor. O robot için “piyano çalmak”  ile bir fabrikada otomobil montajı yapmak arasında fark yok. Robot programlandığı şekilde kendi “parmaklarını” X, Y, Z koordinatlarında oynatıyor. İnsan olan, gerçek bir piyaniste kıyasla robot daha hızlı çalabilir. İnsan belki hata yapacaktır bazı notalarda. Robotsa kusursuz “icra” edecektir eseri. Ama ne Chopin’in vatan hasretinden haberi vardır robotun ne de Schubert’i yiyip bitiren ölüm korkusundan.

Tıpkı tuvale fırça sürdükçe kendisine muz verilen bir maymun gibi. Resim yapan(!) bir robot ile badana yapan bir robot teknik olarak farklı çalışabilirler ama şuur açısından aynıdırlar. İnsan ise sanat ile meşgul olduğunda ten kafesinden “dışarıya” bir pencere açılır. İnsan beşerî koşulunu aşar. Sanat bu mânâ bir aşkın olma halidir. Beşerî yani yiyip içen, üşüyüp acıkan, cinsel arzu duyan et-insan dışında bir varlığın şuurudur sanat.

Hayvan ve robot bakar. İnsan ise okur. Eşek için ot ve çimen gülden eftaldir. İnsan için gül güzelliktir hatta aşktır. Ekmek parçalarına bakan bir karıncanın karbonhidrat gördüğü yerde insan nimet görür. Suyu hayvan da insan da görür. Ama insan için su rahmettir. Yağmur ayrı güzeldir insanın gözünde, bir şelale ayrı güzeldir. “Amaan, bak bak hepsi su” diyen insandan Shakespeare’in dediği gibi korkmak icab etmez mi?

“Ruhunda müzik olmayan, ahenkli bir müzikle duygulanmayan bir adam ancak ihanet, içten pazarlık ve tecavüz için vardır. Ruhunun halleri gece gibi ölümcül bir sessizlik ve hisleri Cehennemlerin Efendisi Erebus gibidir. Kollayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.” (William Shakespeare, Venedik Taciri, Sahne 20*)

Ağırlığı, eni boyu olan vücud ile Read the rest

Tanpınar, Tanpınar… »

Sempatilerim var. Şüphesiz İsmet Paşa’yı seviyorum,

hem çok seviyorum ve beğeniyorum. Bunun dışında

inkılâpların taraftarıyım ve dil meselelerindeki ifratlar hariç,

geriye dönmek, bir adım bile istemem.”

A.H.Tanpınar, Seçmeler,s.304

Modernleşmeci bir perspektiften bakarsanız Rönesans gerici bir faaliyettir” diyen Besim Dellaloğlu, Tanpınar’ın “devam ederken değişmek, değişirken devam etmek” vurgusunu ele alır. Gelenekle modernleşme arasındaki ilişkinin Batı’da ve bizde farklı şekillerde değerlendirildiğini ileri sürer. Batı’ya özgü olan modernliğin Rönesans ve Reformasyon’dan başlatıldığında geleneğe yüklenen anlam ile Türkiye’deki modernleşme çalışmalarında geleneğe yüklenen anlam arasında derin bir uçurum vardır. Dellaloğlu, Türkiye’de modernliğin geleneğin reddi anlamı taşırken Batı’da geleneğe ait köklere dönüşün bir sonucu olduğunu söyler ve Rönesans’ın kadim Yunan’a dönüş, Reformasyon’unsa dinî sahada geleneğe ait olanın toplumsal bir dille yeniden söylenmesi olduğunu belirtir. Tanpınar’ı da bu bağlamda tartışırken onun geleneğe bakışının da bugün üzerinden olduğunu, geçmişin peşinde olmadığını, sadece tıpkı Batı’daki gibi ilerlerken “modernleşme zihniyetinin, geçmişle arasına koyduğu derin ve güçlü duvarlara delik açıp Read the rest

Barış sürecinde kaybedenler kim olacak? »

Millî Görüş neden kör oldu? »

Saadet partisi Erzurum il başkanı Faik Çalık, hükümetin başta Suriye olmak üzere Amerika ve Siyonist İsrail ile işbirliği ve ilişkilerinin Türkiye için tehdit oluşturduğunu belirterek, hükümetten bir an önce yanlış siyasetlerini düzeltmesini istedi. Çalık, Türkiye’nin halihazırda uluslar arası emperyalist ülkelerin kontrolündeki bir ülkeye dönüştüğünü belirterek, terörle mücadele adı altında çıkarılan son finans kanunun da aslında dış kaynakları ve Amerika ile batının dayatmaları çerçevesinde alındığını belirterek eleştirdi. Çalık, sözkonusu kanuna göre, İslam ülkelerinde ister sivil toplum kuruluşları isterse hayır kuruluşları olsun, yardım etmek isteyenlerin engelleneceği ve bunun da aslında batılı güçlerin Müslümanlar arasında işbirliğini engellemeye dayalı Türkiye’ye bir dayatması olduğunu söyledi.

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün Suriye analizi:
“…Beşşar Esed’in ordusunun yaptığının aynısını yaparak yerleşim yerlerini basıp meydana gelen çatışmalarda birçok masum insanı öldürmelerine karşı çıkmıyor. Çünkü bunlar gizleniyor ve izlenen haberler Siyonizm’in kontrolündeki haber ajansları tarafından yanlı olarak veriliyor. Sonunda Siyonizm’in kontrolüne girme tehlikesi bulunan bir yola sempati duyuluyor …” (Millî Gazete)

… Bu konuda okumak için…

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Kemalistler de Ampül’ün sırrını çözer birgün »

“… Yıllardır sürekli aynı şablonun tekrar etmesiyle zihinlerimize yerleşen mutlaklaşmış kanaatler artık bugünün Türkiye’sini açıklamaya yeterli mi? Sanmam. Bunu en çok Müslümanların değişimin ana ekseni olması ve o eksende siyaset yapan AK Parti değerlendirmelerinde gördük. Kabaca ulusalcı-statükocu diye tanımlanan çevreler, bu kesimler sanki bu ülkenin eşit haklara sahip vatandaşları değillermiş gibi, onların merkeze yürümesini korku ve kibirle karşıladılar. “Nereden çıktı bu başörtülü kadınlar, inşallahlı maşallahlı konuşan insanlar” diye söylendiler. Hâlbuki “onlar” hemen yanı başımızdaydı. Sorun artık evin temizlikçisi, apartmanın kapıcısı olmaktan çıkıp, hâkim de olmak isteyen, Çankaya’yı da hedefleyen ve bunu siyasetle yapar hâle gelen insanlar olmalarıydı …” (Markar Esayan / Taraf)

 

… Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine okumak için…
 
Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Vatan Haini! »

Partiler arası diyalog »

hukumet_muhalefet_dialog

Kâinat muşamba dekor, insanlık yalana teslim! »

“…

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna “yok”un,
Kustum öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünyâ;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikât, al sana rûyâ!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çâre diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünyâ etti hediye.

Bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamânı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim. …”

(Necip Fazıl KISAKÜREK, Çile) 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

 Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

“… Önce hiç bir şey görünmüyor. Kümelenmiş şeyler, daha doğrusu herkes gibi görüyorsunuz. Yapılması gereken elde kalem, tefekkürle seyretmek. Bir zaman sonra şeyler başka bir hakikate sahip oluyor. Gerçeklik daha gerçek görünmeye başlıyor. Zaman istiyor bu …” (Fransız ressam Edouard Pignon’un “Hakikat’i Ararken” adlı kitabından)

Bireylerin birer gözden ibaret olduğu, herkesin herşeyi gördüğü bir toplum hayal edin. Özel hayat, gelenekler, aramak, öğrenmek, ön-arka, küskünlük, gaflet, tehdit, fırsat gibi bir çok kavramı akletme imkânı ortadan kalkmaz mıydı?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

 

Türklüğüm Devletin Malı Değildir! »

 

– Yasak kardeşim, çimlere basma.

– Basmıyorum, dikkatli bakarsanız öpüyorum.

– Çimleri öpmek de yasak. Git burdan.

O anda çim alanda da TC ibaresi olmadığını fark ettim. Halbuki ‘TC Çim Alanı’ yazsalar ellerine mi yapışırdı? Devletin malı değil mi burası? Yarın bir Yunan gelip bu çim alanı ele geçirse hak iddia edebilir misin? Tabela koymamışsın ki. Ağzımdan yel alsın, otoyolun iki şeridinin ortasındaki o çimenlikte bir Yunan bayrağı görsek bundan rahatsızlık duymaz mıyız?

Sonuç olarak ben TC ibaresinin bırakın kaldırılmasını mümkün mertebe her daireye, her alana konulması taraftarıyım. Elimizdeki değerlerin kıymetini bilelim.

https://twitter.com/beyinsiz_adam  /STAR 

 

… Bu konu ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisinihukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm”demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Barışmak acı bir ilaçtır… »

kuskun

Devlet Bahçeli gülerek anlatıyormuş:

– Ya bu PKK’lılar çok aptal herifler!

– Neden efendim?

– internette yazdıklarına baktımda… bize “düşman” deyip duruyorlar, halbuki düşman onlar!

*     *     *

Barış tatlı bir meyvedir. Herkes barışı sever. Zor olan barış değil barışmaktır. Çok acı bir ilaçtır o. Çünkü düşmanınla dost olmak demektir barışmak. Affetmek demektir, intikam almaktan vaz geçmek. Ve “düşmandan” seni affetmesini istemek, onu saydığını, onun da senin gibi bir insan olduğunu kabul ettiğini gösterir.  Butün bunlar nefsine ağır gelir adamın…. Dostunla barışamazsın, zaten lüzum da yoktur. Barış “düşman” ile olur.

*     *     *

Okuldaki barışmalarımı hâlâ hatırlarım. Öğretmen zorlardı bizi:

– Yakışıyor mu sizin gibi çocuklara? Hadi sarılın, öpüşün bakiim…

– Ama örtmenim önce o başlattı, o özür dilesin

– Ama örtmenim o da benim kulaaamı..

– Aması yok, hadi sarılın (sırtımızdan birbirimize doğru iterek)

O zoraki sarılma nefsimize öyle ağır gelirdi ki. Daha 5 dakika önce birbirimize söylemediğimiz laf kalmamış,  ben onun çantasını ikinci kattan aşağıya atmışım, o benim yakamı yırtmış, hem de bütün sınıfın gözü önünde! Gel şimdi bu herife sarıl ve öp! Kolumu kesseler o an daha kolay gelirdi!

Akil insanlara açık teşekkür

Size atılan iftiraları, edilen hakaretleri birer ödül, birer şeref madalyası gibi görmelisiniz. Zira barış için çalışanlar savaştan rant yiyenleri rahatsız eder. Size hakaret edenlerin kim olduklarına bakınca ne kadar iyi çalıştığınızı daha iyi anlıyoruz. Düne kadar silah ve bombaların herkesi susturduğu bir bir yerde siz barış konuşuyorsunuz. Kalem kılıçtan üstündür, hadisle sabit. Sizin silahınız olan kelimeler de kan döken silahlardan eftaldir.

Sizler Türkiye için savaşıp ölmekten çok daha zor bir görev üstlendiniz. Barış için yaşamak zafer için ölmekten zordur. Sizin bu işe nasıl yürekten sarıldığınıza şahidiz. ALLAH hepinizden razı olsun. Başarmanız için hepimiz dua ediyoruz.