Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bankalar ve şirketler artık bedel ödemelidir »

 

“… CEO’lar ve şirketler aldıkları haksız risklerden dolayı artık bedel ödemelidir. Bu vesile ile sistemin riskleri bir tarafın lehine, diğerinin aleyhine transfer etmesinin ve yaymasının önüne geçilmelidir. Bir sektör ve kurumda oluşabilecek risklerin ve sakatlıkların domino taşları gibi diğerlerine sirayet etmesi önlenmelidir. Sistem, risk ortaya çıkarıp, bedelini bir kesime, kârını da hak etmeyen başka bir kesime aktarmaktan alıkonulmalıdır.

[…] Riskler ve fırsatlar, kâr ve zarar kesinlikle paylaşılmalıdır. Diğeri yanlış seçimlere (moral hazard) götürmektedir. Biraz açalım. Üretim faktörleri belli: Emek, sermaye, toprak ve girişimcilik. Bir iktisadi değerin ortaya çıkması için bu faktörler şu ya da bu oranda birlikte kullanılır. Hepsinin katma değer yolundaki katkısı ise farklıdır. Buna göre herkes ‘pazarlık’ yaparak hak ettiği kısmı alacaktır. Bunun adına biz ‘adil eşitsizlik’ diyoruz.

Ancak bunlardan hiçbiri ürün ortaya çıkmadan kesin kazancı hak etmemektedir. Böyle bir kutsallığı hiçbir üretim faktörü sahibi hak etmemektedir. Neden etsin ki? Girişimci daha olmayan bir ürüne giden yolda her türlü riski alırken, sermaye, emek, toprak sahibinin daha başlangıçta kesin bir miktar getiriyi hak etmesi hangi gerekçeye dayanmaktadır? Buna da biz ‘haksız kazanç’ diyoruz … (Medya)

… Bu konuda okumak için…

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

Berlin, Berlin… »

Bay Öteki / Suzan Nur Başarslan »

bay-otekiİkinci el kitaplara dalmıştı, onların kendisindeki anlamını tanımlamaya çalışıyordu düşüncelerinde. İkinci el kitaplar, içlerindeki farklı dünyayı kendi dünyanıza kabul etmenizdi… Farklı hayatlarla, kokularla, hüzün ve renklerle gelirlerdi dünyanıza; içlerinde okunmuş ve kesilip sararmış takvim yaprakları, gazete küpürleri, ayraçlar, derkenarlar, çizgiler, kokular ve üzerine sinmiş lekelerle, bir daha onun içinden alamayacağınız varsıllıklarıyla. Sonra yerleşirlerdi bir kitaplığa, eskiyseler, çok eski, farklı ciltleriyle diğerlerinden ayrılır, ebatları ve kalınlıklarıyla farklılıklarını sergiler, eksik parçaları, incinmiş tarafları ile yaşamış ve yaşanmış olduklarını izhar ederlerdi. Diğerlerinin arasında ama farklıydılar… Sizin onu dünyanıza aldığınız kadar, onlar da sizi kendi dünyalarına kabul ederlerdi… Evet, evsiz ve vahşiydiler diğer kitaplara göre. Bir elden diğerine geçerken göçebeydiler, yurtları yoktu. Çok el dokunmuştu üzerlerine, davetsiz misafirler açıp içlerini göz atmak istemişti sırlarına; ama onu elinizden, gözünüzden kalbinize misafir edene değin asla sırlarını öğrenemezdiniz. Göstermezlerdi. Önce size alışmalı, varlığınızı kabul etmeliydiler… Sonra sizin bir parçanız olduklarında, göçebeliklerinin bu yeni konaklama mekânında bir süre dinlenirlerdi, ta ki gitme vakitleri gelene değin… Tebessüm etti kendi kendisine. İkinci el kitapları mı tarif ediyordu, kendisini mi? Fasl-ı Sâlis, s. 223

 

… E-kitap okumak için …

 

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserleromanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Baudolino (Umberto Eco) Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

 

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor. Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

‘Kürt milliyetçiliği’ bahanesi… »

“Kürt kimliğinin kabulü”; yalnızca BDP’nin, yalnızca PKK’nin talebi değil… Kendisini Kürt olarak tanımlayan ve BDP dışındaki partilere oy veren milyonlarca insanın ortak perspektifi bu. Bunlar içinde kendisini “milliyetçiliğe” yakın hisseden de var, hissetmeyen de. Şiddeti bir çözüm yolu olarak gören de var görmeyen de… “Şiddet” ile “milliyetçilik” arasında bire bir ilişki kuran perspektif, işte bu tablodaki farklılıkları gözden kaçırıyor.

Örnek olsun diye söylüyorum; Galip Ensarioğlu AK Parti milletvekili, Abdurrahman Kurt eski AK Parti milletvekili. Anadil meselesi başta olmak üzere, Kürtlerin kültür ve kimlik sorunları konusunda net bir tutum içindeler. Sokaktaki Kürt’ün talebi de aynı paralelde.

Kendisini Kürt olarak hisseden ve öyle tanımlayan hemen herkesin talepleri özünde birbirine yakın. Başından bu yana PKK’ye ve silahlı eylemlere karşı çıkan, barışçı mücadele yolunda ısrar eden Kemal Burkay dâhil önde gelen Kürt aydınlarının talepleri de aynı doğrultuda. Bu talepleri dile getirmek için “milliyetçi olmak” gerekmiyor. (Oral Çalışlar / Taraf)

 

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Neo-Kemalizm: Yurtta savaş, Parti’de savaş »

kemalizm_chp

“… Onanç’ın Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifasını Kemal Kılıçdaroğlu istemiş. Partiye büyük bir umutla geldiğini söyleyen Onanç da partiden ayrılma kararını revize edip Parti Meclisi’ndeki görevini sürdürmekte karar kılmış. Kürtleri aşağılayan, darbecilere açık destek veren, MHP’yi aratmayacak açıklamalarla barış sürecini dinamitleyen vekillerinin “yeni CHP” ile çelişmediğini düşünen Kılıçdaroğlu “barış söyleminin” kırmızıçizgileri olduğunu bir kez daha kanıtladı. Üstelik de çözüm sürecinde parti tabanındaki “hareketliliğe” rağmen. Zira Kılıçdaroğlu’nun isteğiyle Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden Onanç, partinin elitler dışındaki tabanının sesi olmuştu …”(Melih Altınok / Taraf) 

 

…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

 
Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Patlamalar ABD’yi daha ne kadar gerecek? »

obama_mhp_ulkucu

… Bu konuda okumak için…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar.  Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli,  “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.  Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?

Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?  Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirin.

Chet Baker – Lament »

E-kütüphanemizden en çok indirilen sanat kitapları sıralaması şöyle:

  1. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  2. Derin Göz
  3. Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?
  4. İnsan’sız Sinema Olur mu?
  5. Baudolino / Umberto Eco (Roman incelemesi)
  6. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
  7. Söz yıkar şiir imar eder
  8. Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar
  9. Öyküler (Suzan Nur Başarslan)
  10. Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

İbnü’l-vakt ve Veled-i Zaman »

Bankalara gem vurulabilir mi? »

bankalar_kriz“… Bankacılık sektöründe çalışanların ikramiyelerine tavan miktar koyan, tutulması gereken anapara miktarını arttıran ve bankaların hareketleri arasında şeffaflığı öngören yeni bankacılık yasa tasarıları Avrupa Parlamentosu’ndan geçti. Ancak İngiltere daha önce de birliğin şart koştuğu bankacılık düzenlemelerini reddettiği gibi, bu düzenlemede de ikramiyelere üst sınır getirilmesine karşı çıkıyor. Yasanın 1 Ocak 2014’te yürürlüğe girmesi bekleniyor. Avrupa’nın en büyük bankaları geçtiğimiz Haziran’da toplamda 112.4 milyar euro rezerv açığı vermişti. Söz konusu düzenlemeler, 2008’deki krizin bir daha yaşanmasının önüne geçmek için bankalara eski kriterlerin üç katı daha fazla anapara tutmasını öngörüyor …” (EuroNews)

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Debussy: Nocturne (1892) »