Osmanlıca Dergi – Uzaklıkların Denemesi »
By Ali Hasar on Mar 24, 2013 in Medeniyet, Osmanlı, Tarih | 6 Comments
Düşünce, her zaman var olmayan bir hanımefendidir.
Antonin Artaud
Çe, Gef
Köklerden doğmacılık, insanı zaman ve mekan ikileminde bir eşiğe sürükler. İnsan, bu noktada mevcut durumunu bir fikir ve tefekkür borcu olarak görüp geçmişi aralar. Nefes alıyordur ama aldığı nefes kalbini ve düşüncesini yoruyordur. Yaşanılan çağ ve saatler artık giderek bir alışkanlık hâline sokulmuş, yekpare bir döngüsüzlük, buna karşın saf ve arı bilincin muhafazası nihayet bir öze sarılma hissiyatını şekillendirmiş, onun kalbine yerleşebilmesini güç kılmamıştır. Evvelde fikriyatını tam olarak sağlamlaştırabilmesi için yollara düşer, onun serbest yüceliğini ya da bir şekilde sınırlandırılmış serbestliğini kendi elleriyle tutmak ister. Bunu zaruri olarak görür. Hâl ve kâl dilini bir ülfetten ötede bulur. Kirlenme çağı, arınma çağıyla iç içedir. Plasentaları plastik. Arzulayan insan, modern zamanların ağlarında her dakika boğuluyor, uzaklıkların sancısını –bilmeden- en derinde yaşıyor. Nimeti artıyor, şükrü unutuyor ve de arzusu bitmiyor. Ona ulaşınca başka bir arzu belirliyor. Hiç bitmeyen arzu yasaları insanı kendine mahkum ediyor. Bu bir salgın. Serumları elinden alınmış insanın. Sabit bir şey yok, belki de bundan.
Deleuze, soyut yargılamaların zıttına varlık biçimlerini yerleştirerek savaş hâli yetisini kaybetmiyordu. Burada kuşkusuz konumun değiştirilmesi, eleştirilen olgu/nesne bağıntısında insanın kendi düşüncelerini yaşadığı toplumun içinde ayakta tutuyor olması onu birtakım girdaplara sürüklüyor, hâliyle güç elde edinimi olarak insanın kendi başınalığı organsız bir bedeni andırıyordu. Çürüme içerden dışarıya doğru Read the rest








Akabinde çok başımı şişireceği için bu tip yazılar yazmayı pek tercih etmiyorum ki zaten uğraşmam gereken başka işlerim de var ama bazen mecbur kalıyorum, kalıyoruz.


