Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Modern Darbe Tekniği »

Sivil itaatsizlik, isyan ve devrim konusunda:

… Taksim Gezi üzerine okumak için…

  1. Tayyip Erdoğan’ın kellesini isteyenler onu Salvador Allende zannediyor
  2. Ben bir bankacıyım Gezi Parkı’nda, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
  3. Taksim Meydanı’na alternatif bakış
  4. Sevgili başbakanım, “milletin dediği olacak” demişsin
  5. Gezi Parkı’ndaki isyan bitti mi?
  6. Ne kadar az bilirseniz…
  7. Gezi Parkı: Kür mü yoksa kürtaj mı?
  8. Derin Nefret
  9. Tayyip Neden Devrilmedi?
  10. Tayyip Erdoğan’a karşı küresel bir komplo var mı?
  11. Bu hesap tutmayacak
  12. Gezi Parkı “içeriden” nasıl gözüküyor?
  13. Gezi Parkı komplo teorisi mi yoksa gerçek komplo mu? (Video)

 

 

Taksim’deki çevreciler nasıl salak yerine kondu? »

gezi_olaylari

Gezi parkı gösterileri başlamadan bir hafta önce, 23 Nisan 2013’te Ulusal Kanal’da yayınlanan bu konuşmada TGB Başkanı Çağdaş Cengiz şöyle diyor : “Mayıs ayında Türkiye’nin her yerini eylem alanına çevireceğiz”. Dediklerini yaptılar. 58 kamu binası ve 337 işyeri tahrip edildi, 90 belediye otobüsü, 214 özel araç, 240 polis aracı ve 45 ambulans  kullanılamaz hale getirildi. 14 parti binası hasar gördü, toplam zarar ise 140 milyon lira. Görünüşe göre devamı da gelecek.

Ne Topçu kışlası, ne başbakanın üslubu. TGB Başkanı Çağdaş Cengiz’in konuşmasında açıkça belirttiği gibi Gezi hareketi önceden belirlenmiş ve planlanmış bir operasyon. Yine konuşmadan anlaşılacağı gibi TGB üyelerinin sandıktan çıkan halk iradesine saygıları yok. İktidarı ele geçirmek istiyorlar, bunun için yöntem olarak şiddet kullanılıyor. Bu şiddettin dozu sürekli arttırılacak. Ülkenin iktidarı onların eline geçene kadar bu böyle sürecek. Tabi ondan sonra da durmaları için bir sebep yok.

Gezi Parkı’na çadır kuran saf çevrecilere duyurulur. Gezi olaylarını “komik çocuklar, halk kareketi, spontane başkaldırı, hayat tarzı hassasiyeti” zanneden saf demokratlara ve saf İslâmcılara da duyurulur. Fena halde salak yerine konuldunuz 🙁

gezi_parki_gösteri

Gezi Parkı show ve Ergenekon’a alet olan çevreciler… »

gezi_parki_gosteri“… TGB Başkanı Çağdaş Cengiz, “Mesele Gezi Parkı meselesi değildir. Mesele hükümeti devirme meselesidir. Bize `hükümet sandıkta devrilir` diyorlar. Eylemlerde demokratik davranmadığımızı söylüyorlar. Böyle bir hükümeti devirmek kadar demokratik bir tavır yoktur.” diye konuştu. Gezi Parkı`nda ortaya çıkan eylem sürecinin uzun bir geçmişinin bulunduğunu kaydeden Cengiz, “Ateş Silivri`de, Hatay`da ve diğer cephelerde daha önce yanmıştı. Gezi Parkı vesile oldu.” dedi. Ergenekon davasında 5 Ağustos`ta kararın açıklanacağını hatırlatan Cengiz, Silivri`ye şimdiye kadarki en büyük çıkarmanın yapılacağını aktardı.

TGB eski başkanı ve Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel ise eylemlerin hükümet devrilip sistem çökene kadar sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Mevcut sistemi `mafya ve tarikat demokrasisi` olarak tanımlayan Yücel, yıllardır kolektif şuurla adım adım çalıştıklarını ve Gezi Parkı eylemleriyle çalışmalarının sonucunu gördüklerini vurguladı …” 

… Bu konuda okumak için…

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.

Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.

Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMANile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.

Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar.

Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.

Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

 

 

İslam Sanatı 3: Seramik »

 seramik_katalog_500

Bu resimler “Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır” isimli yazı dizisinin bir parçasıdır. Resimleri görmek için: Read the rest

Başörtüsü ve Kürtçe yasaklanabilir ama içki reklâmı asla! »


 

Merve Safa Kavakçı (30 Ekim 1968, Ankara), Fazilet Partisi’nden 18 Nisan 1999 seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak seçildi. 2 Mayıs 1999’da TBMM’de and içme törenine başörtülü gelince meclisten çıkartıldı.

… Laiklik üzerine okumak için…

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

CNN ve BBC’nin görmediği eylemler de oluyor »

“… 9 Haziran 2013 tarihinde New York sokaklarında yüzlerce hahamın önderliğinde toplanan Museviler, ‘İsrail yok olsun’ sloganları atmıştı. Aşağı Manhattan’ın Federal Plaza Meydanı’nda gerçekleşen eyleme Musevi kökenli çok sayıda eğitimci ve işadamının katılımı oldu. Göstericiler, İsrail’in ordu hizmetlerindeki kokuşmuşluk ve terör devletinin dünyevileşme noktasındaki zulümlerine de vurgu yaptılar. Taksim’deki eylemi saatlerce canlı yayında veren CNN ve BBC dahil uluslararası medyanın, yüzbinlerce Musevi’nin eylemini görmezden gelmesi dikkat çekti …” (TRT)

… Bu konuda okumak için…

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.

Tayyip Erdoğan’ı devirmek için kaç para lazım? (Bölüm II) »

Banka darbe ister mi?

Türkiye’de hükümet devirmekten bahsedince akla hemen ordu gelir. Normal. Adamların sabıkası kabarık. (Bkz. Cemile Bayraktar’ın e-kitabı: Kendi ülkesini işgal eden ordu) Türkiye dışında da örnek çok. Ortadoğu, Latin Amerika ve Afrika’nın önemli bir kısmında ülkeler kendi orduları tarafından işgal edilir durur. Peki ya bankalar? Onlar da hükümet darbesi yapar mı?

Mevduat ve yatırım bankaları ya da endüstriyel faaliyetleri olan özel şirketler “normalde” darbe istemez. Seçim zamanında bile stres yapan bir patron neden kendi ülkesinde darbe yapsın değil mi? Bırakın darbeyi, koalisyon hükümeti dahi istemez onlar. Zira ekonomik faaliyet en çok siyasî istikrara ihtiyaç duyar. İşçilerin grevden uzak durması, müşteri ve yatırımcının güveni, ülkenin dışarıdaki itibarı vs bütün bunlar firmaların kârlarını doğrudan etkileyen faktörler. Ammaaaa… işin bir de “ama” kısmı var. Nedir? Read the rest

Sonunda itiraf etti: CHP bir terör örgütüdür! »

Birgün sıranın sana geleceğini hiç düşündün mü? »

… Bu konuda okumak için…

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz. 

Uzaktaki Saatler / Kate Morton »


zaman_nedir_2“… Geçen zamanın kokusunun nasıl olduğunu kendinize hiç sordunuz mu? Milderhurst şatosuna girmeden önce aklıma gelmemişti ama artık cevabı biliyorum. Küf ve amonyak, bir tutam lavanta ve bir avuç dolusu toz; bir de çürümüş kâğıt kokusu. Bunun arkasında çöp ya da fazla pişmiş yemek gibi bir şey. Bu sonuncuyu keşfetmem zaman aldı ama sonunda başardım. İşte mazi. Düşünceler ve düşler, umutlar ve ızdıraplar aynı tenekenin içine atılmış, çıkan koku dağılmıyor, durağan havanın içinde yüzmekte …” 

… Zaman üzerine e-kitap okumak için…

Zaman Nedir?

 

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasagelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘ninVARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” (Aziz Augustinus, 354-430)

Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. “Hiç bir şey olmuyor şu an” derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki “yaprak bile kıpırdamıyor” cümlesinin bir anlamı olsun. Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.

Derin Göz isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  Derin İnsan  adlı kitabımızın Korku Matkabı bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.

Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri. Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.

Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? YoksaDerin İnsan  ve Zaman’ın eklemlendiği bir Derin Zaman boyutu var mıdır?

Tam da bu noktada Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.