Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Mart ayında en çok okunan kitaplar »

bedava-pdfGeçtiğimiz mart ayında e-kütüphanemizden 21.739 e-kitap indirildi. Okurlarımızın tercihi üzerinde seçim havasının etkisi büyük oldu. Fakat tarih, sanat ve felsefe kitapları herşeye rağmen ilk 15 listesini terk etmedi. Listedeki ilk üç kitap 1000 okunmayı aştı. 15 kitap ise toplam okunmanın %50’sini teşkil etti.

  1. Fethullah Gülen’i yi bilirdik (1352)
  2. Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var? (1139)
  3. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır (1008)
  4. İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
  5. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  6. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  7. Tarih şaşırmaktır
  8. Derin Zaman / Zaman Nedir?
  9. Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru
  10. Gurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”
  11. Kendi ülkesini işgal eden ordu
  12. Liberalizmin Kara Kitabı
  13. Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)
  14. Çapulcular” ne istiyor?
  15. İslâm’da Mimar ve Şehir

 

Banka kendi ülkesinin kanını emer mi? »

kan-emmekChavez sonrası dönemde Venezuela’da sular durulmuyor. Dünyanın suç oranı en yüksek ülkelerinden biri durumunda olan ülkede sokak gösterileri devam ederken bir askeri darbe girişiminin ortaya çıkarıldığı duyuruldu. Açıklama Güney Amerika Ülkeleri Birliği UNASUR toplantısına katılan Devlet Başkanı Nicolas Maduro tarafından yapıldı:

“Bolivar Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin değerlerine sahip çıkan askerlerimiz sayesinde üç hava generali yakalandı. Bu üç general meşru hükümete karşı darbe hazırlıkları içerisindeydi.”

Venezuela’da sokak gösterileri 6. haftasına girdi. Protestolar yüksek enflasyon, güvenliğin sağlanamaması ve kamudaki yolsuzluklar üzerinde yoğunlaşıyor. Olaylarda son olarak hayatını kaybeden iki kişiyle birlikte ölenlerin sayısı 34 kişiye ulaştı. (EuroNews)

.
 

… Kendi ülkesinde hükümet darbesi yapan bankalar üzerine okumak için…

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

 

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-4.bölüm »

230px-1mayıs_77_1Taksim Katliamı ve Darbe

1 mayıs 1977’de Taksim katliamı yaşandı. 34 kişi öldü. Bu olaylarda da derin devletin parmağı vardı. Olay apaçık bir provokasyondu. Sokaklar kavga yeri olmuş, bütün duvarlar slogan yazılarla kirletilmişti. Örfi idare ilan edilmiş, Abdi İpekçi dahil pek çok yazar, siyasetçi, iş adamı terör kurbanı olmuş; ancak derin devlet tarafından kurgulanan bu senaryo bozulmamıştı. Bir gece rüyamda Atatürk’ü bulutların arasından gelip yaklaşıp uzaklaşır halde gördüm, korkunç bir kabustu. Bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Sabah kalkığımda gür sesi ile Hasan Mutlucan’ın “Yine de Şahlanıyor Aman Kolbaşını yandım da kıratı” türküsü radyodan yankılanıyordu. Biraz sonra Kenan Evren Televizyondan ihtilali gerekçeleri ile duyurdu. Hepimiz çok sevinmiştik. Oysa sonra anladık ki Türkiye 50 yıl geriye gitmiş, pek çok ocak sönmüş, insanlar hapse atılıp işkence görmüş, pek çok insan işinden olmuş, Türkiye ekonomisi çok bozulmuştu. Bu işi tezgahlayan askeriyenin içindeki çetenin, derin devletin, devlet destekli sermayenin, dış güçlerin başarısı ve milletin büyük bir kaybı idi. SONUÇTA YİNE KANDIRILMIŞTIM.

80 ihtilalinden sonra asker yönetimi eline almış, en kısa zamanda yeni bir anayasa yapılıp seçimlere gidileceği sözü verilmişti. Amerika’nın baskısı ile kısa sürede anayasa hazırlanmış ve seçimlere gidilmişti. Ecevit ,Erbakan, Demirel, Türkeş hapse atılmış, 10 yıl seçim yasağı konulmuştu. Evren bizzat seçimlere müdahil olmuş, kendisince sakıncalı bulduğu şahısları veto ederek seçime girmelerini önlenmişti. Bu ihtilalin bu gün Mısırda yaşanan ihtilalle benzerlikleri vardır. Evren devlet başkanı olarak partilerin kurulma aşamasında da müdahil olmuş, ihtilal yanlısı Halkçı partisini kurdurmuş, Necdet Calp başkanlığındaki bu parti yine resmi ideoljinin partisi olup güya solda bir parti imajı yaratılmıştı.

1mayis

Yeni Bir Parti Kuruluyor

Bu sırada yeni bir parti daha kurulmuştu. ANAP, kapatılmış tüm partileri kucaklayacak bir programla rahmetli Turgut Özal tarafından kurulmuştu. Turgut Özal iyi yetişmiş, yurtdışını tanıyan, devlet bürokrasini bilen, Dünya Bankasında önemli görevler almış iyi bir ekonomistti. Evren ekonomiyi düşünerek Özal’ın adaylığını reddetmemişti. İhtilal Amerika destekli olmasına rağmen Kıbrıs harekatı ve İhtilal nedeni ile Türkiye’ye ambargo söz konusuydu. Devlet kasaları boşalmıştı. Seçimlerde Evren bizzat Necdet Calp için televizyondan propaganda yapmasına rağmen Read the rest

Şeytan ayrıntılarda gizlidir »

seytan

 … Bu konuda e-kitap okumak için…

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Bu halk seçimin tadını çok sevmiştir »

secim-sandikBu millet, çok partili demokrasiye geçildiğinden beri sandık aracılığıyla iktidarı değiştirebilmenin, ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmenin tadına aşinadır. Ve bu halk bu tadı çok sevmiştir. Fakat şunu da biliyoruz ki, Cumhuriyetin palazlandırdığı elitler bu millete “söz hakkını” kerhen verdiler; ve bundan hiç hazzetmediler. Çünkü küçümsedikleri ‘hasolar-memolar’ hiçbir zaman onların dillerinde konuşmadı. Bu dil farklılığı halkın suçu değil elbet; bu toprakların mayasına ecnebi kalan, başka bir evrene taşınmış insanların suçu. Ne vakit farklı bir kelam etti halk, bu ecnebiler vurdu ensesine; ne vakit arzuladıkları istikamette yürümedi, kesti önünü. Ama milletimiz vakurdur, sükûnetini muhafaza etmeyi başarır.

Milletimizin demokrasiden anladığı en esaslı şey, belli periyotlarda seçime gidip o arada içinde biriktirdiği tüm çığlıkları tek bir oyu ile sandıkta haykırmaktır. Son seçimde yine öyle yapmıştır. Halk, 50–60 yıllık demokrasi maceramızda yediği her tokattan sonra Read the rest

Atatürk’ü kumar masasına yatırdınız ve kaybettiniz »

BeWoeMOIMAAGuQtHalka hizmet götürmeyip ideolojik oylara bel bağlayan bir ana muhalefet var Türkiye’de. CHP “Ordu göreve ! Türkiye İran olacak” paranoyası tutmayınca Fethullah Bey ile, ülkücülerle ve BDP ile ittifak yaptı. Yaptı ama 30 mart seçimlerinden yine mağlup çıktı. CHP Atatürk’ü bir kez daha kumar masasına yatırdı, bir kez daha ütüldü. Ama hâlâ dersini almadı. Eskiden seçimsiz iktidar oldukları için bir kez daha halkın iradesine razı olmadılar, “Hile var çanak çömlek patladı” diye ortalarda geziyorlar. Halk ne istiyor? Halk hangi partilere oy veriyor? Bunu sormak hiç bir CHP’linin aklına gelmiyor mu?
.
…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-3.bölüm »

faşist chpCHP iktidarı

CHP seçilmeden iktidar olmayı başarmıştı. 1961’de İhtilal komitesi yeni bir anayasa yaptı. Bir yıl sonra seçimlere gidildi. Demokrat parti kapatılmış olduğundan yerine Adalet partisi kurulmuş, İnönü CHP’nin başında kalmış ; Feyzioğlu Cumhuriyetçi Köylü Millet partisini, Ekrem Alican da Yeni Türkiye  Partisini kurmuştu.Demirel İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu, bürokrasiyi bilen, iyi yetişmiş bir teknokrattı. Seçimlerde AP, oyların çoğunu aldı ancak tek başına iktidar olacak oy oranına kavuşamadığından CHP ile koalisyon yapmak zorunda kaldı. Ancak Milli Birlik Komitesi adı verilen ihtilali yapanlardan oluşan kurul Cumhuriyet Senatosu denilen ikinci bir meclisi oluşturarak hükümeti devamlı kontrol altında tuttu. Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı, İnönü de başbakandı. İnönü çok yaşlanmış ve çok yıpranmıştı. Ancak Bu koalisyon yedi ay ancak dayandı. Sonra CHP, CKMP, YTP ve bağımsızlar anlaşıp hükümeti kurdular. Bu dönemde İnönü ortanın solu kavramını siyasete getirmiş ve CHP biraz sola kaymıştır. Toprak reformu girişimleriolmuş başlangıçta güneydoğudaki toprak ağalarının büyük bir kısmı tutuklanmış sonra AP ve CKMP’ye oy kaptırma korkusu ile uygulamadan vazgeçilmiştir. Demirel İnşat mühendisi olduğundan o dönemde güzel işler yapmış, barajlar, okullar, hastaneler ile memlekete hizmet etmiştir. Ancak yıllar sonra cumhurbaşkanı olmuş, Cumhurbaşkanı olduğu dönemde asıl yüzü ortaya çıkmış, aslında sağ görüşlü bir polikacı değil, sol görüşlü ulusalcı bir görüşe sahip olduğu anlaşılmıştır. Demek ki bu sefer de DEMİREL TARAFINDAN KANDIRILMIŞIM.

Öğrenci Dernekleri

61 anayasası ile üniversite öğrencilerine dernek kurma yetkisi veriyordu. Bunun için Üniversitelerde öğrenci dernekleri kuruldu. Bazı Üniversitelerde sol görüşlü, bazısında da sağ görüşlü gruplar derneği ele geçirdiler. Başlangıçta sol görüşlü öğrenciler İnönücü, sağ görüşlü öğrenciler de Demirelci idi. Birisi AP tarafından diğeri CHP tarafından desteklenip finanse ediliyorlardı. Öğrenci derneklerinin üst çatısında iki önemli öğrenci kuruluşu vardı. Birisi Milli Türk Talebe Birliği, diğeri Türkiye Milli Talebe Federasyonu idi.

Faşist-Sevgisi

Öğrenci dernekleri senede bir toplanıp bu birliklerin yöneticilerini seçerlerdi. Dünya Soğuk Savaş döneminde idi. Onun için bu iki önemli kuruluşun da bu savaşa dahil edilmesi gerekiyordu. Sonuçta Milli Türk Talebe birliği sağ görüşü yani AP’yi ve Amerika’yı; Milli Türk Talebe Federasyonu da sol görüşü yani CHP’yi ve Rusya’yı destekler oldu. (Oysa 1961’de Berlin duvarı yıkılmış, Sovyetlerin batı ile ilişkilerinde yumuşama olmuştu.) Bu iki öğrenci grubu arasında zaman zaman şiddetli çatışmalar Read the rest

Ümmet 17 aralıkta Şiilik gibi, Haricilik gibi bir darbe daha aldı. Bir sapık fırka daha çıkmış oldu. »


 

… E-kitap okumak için…

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”. Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-2.bölüm »

chp-zulum33 

 Cumhuriyet Döneminde Din

Din Allahın dini, tabiî ki bu millettin kalbinden sökülüp alınamazdı. Bu uğurda gönül erleri her şeye rağmen yılmadı ve dini faaliyetlerine devam ettiler. Nakşiler, Kadiriler, Halvetiler, Mevleviler, Nurcular, Süleymancılar, Menzil cemaati gibi gruplar ve sonradan daha bir çok İslami vakıf ve cemaat dine hizmet için faaliyet gösteriyordu. Said Nursi risalelerini bu dönemde büyük zorlukla, hapis ve sürgün şartlarında yazmış, kibrit kutularında dışarı çıkarmış, pek çok talebe yetiştirmişti. Risaleler bu talebeler vasıtası ile gizli gizli elle çoğaltılarak topluma ulaştırılmıştı. Bu dönemde nur hareketi basın medya ve hükümet tarafından binbir iftira ile karalanmış ve medya gücüyle Read the rest

Fethullah Bey’den Uzun Adam’a Şiir »

survivor_fethullah_gulen_tayyip_erdogan

MİT Müsteşarını atamama izin vermediğin gün vazgeçtim Hoca olmaktan

Ve bugüne kadar sahip olduğum tek ceketimin cebindeki sayısız kasetti beni ayakta tutan

Ben seni bir gün uluslararası ceza mahkemesinde yargılanırken izlemeye gelme ihtimalini sevdim

 

Ankara’nın darbe kokan, postal izli yıllarında

Karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman

 

Özlemeye başladım ikna odalarını

Ve

Bu hasret öyle uzun sürdü ki, Pensilvanya’dan “dur” demeye başladım sonra,  Read the rest