Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

15 Dakikada Osmanlıca Öğretiyoruz »

Kapak2014 yılı itibariyle aylık olarak yayınlanmaya başlayan Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi, bu ay Prof. Dr. İskender Pala’yı sayfalarına taşıdı. Her ay Osmanlıca konusunda uzman birisi ile değerlendirmeler yapmaya devam eden dergi, Osmanlıca öğrenmenin nedenli kolay olduğunu herkese göstermeye devam ediyor.

Ülke çapında gerek yaygın gerekse örgün olarak Osmanlıca faaliyetlerinin devam ettiği konjonktürde süreli bir yayının varlığı da kaçınılmaz olmakla birlikte, dergi hem öğrencilerin hem de diğer vatandaşların vazgeçilmezi oldu. Her ay yepyeni bilgi ve eğitimlerle şekillenen dergi, Osmanlıca öğrenmek isteyenlere süreklilik ve güncellik sağlıyor.Derginin Genel Yayın Yönetmeni Metin Uçar, Nisan sayısı editör sayfasında şunları kaydetmektedir.

Sevgili Osmanlıca sevdalıları, geçtiğimiz Mart ayı içerisinde düzenlenen bir kitap fuarına katıldık. Siz sevgili takipçilerimizden bir kısmıyla görüşme ve sohbet imkanı bulduğumuz fuarda önemli bir faaliyete de imza attık.

15 dakikada Osmanlıca öğretiyoruz, etkinliği yaptık.

Fuarı ziyarete gelenlerin çoğunun dikkatini ve merakını çeken bu cümle, birçok ziyaretçinin Osmanlıca Dergi standında misafir edilmesi ve iddiamızı doğrulama imkanı verdi. Pek çok ziyaretçi ile oturup birebir Osmanlıca çalışması yapmak ve yüzlerindeki başarma ifadesiyle uğurlamak gerçekten Read the rest

Güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir »

nokta-hat-sanati“… Güzellik, İslam geleneğinde, lüks bir kategori değildir ve çirkinliğin bağımsız bir form olmayışı nedeniyle de adeta bir neden-sonuç ilişkisi biçiminde kendiliğinden gerçekleşir. İslam inanışına göre, ‘Allah güzeldir, güzeli sever. Yine, İslam ariflerine göre, ‘herşey güzeldir.’ Çirkinlik de güzeldir. Daha doğrusu, çirkinlik diye nitelenen şey, ya sonuçları ya kendisi veya hakikati bakımından güzeldir. Çünkü varlıkta aslolan ‘cemal’dir, güzeldir, güzelliktir. Celal diye nitelenen ve oluşun ‘negatif ’ boyutunu ima eden şey, hakikat-i halde güzeldir. ‘Çirkin’, güzelin güzelliğine hizmet eden, sınırlı bir özerkliği ifade eder. Çirkinlik bizatihi bir form olmayıp, güzellik de lüks bir kategori olmaktan çıkınca, doğal olarak ‘herşey güzel’leşir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, musiki, hat, kıraat, tezyinat ve mimari gibi geleneksel sanat alanlarında, -indir- gemeci görünse de- şu formülasyon daima işler: Hüsün-İhsan-Hakikat… Bu formülasyona göre, güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir …” (S. Yalsızuçanlar )

… Bu konuda okumak için…

 

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

 

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-6.bölüm »

otporUzaktan kumandalı Gezi isyanı ve paralel devlet

ABD petrol ve doğal gazın en bol olduğu Rusya ve Ortadoğu için, yer altı zenginliklerinin bol olduğu Afrika için uzun vadeli araştırmalar yapıp planlar hazırlamıştır. İşe önce güçlü lobisi olan Yahudilerin vatanı saydığı İsrail’in düşmanlarını devreden çıkarmakla başlamış ve Halepçe katliamını bahane ederek Saddam’ı devirmiştir. Ortadoğu genellikle Arap milliyetçiliğini güden baas partisinin hakimiyeti altındadır. Böyle olması tasarlamıştır. İsrail Filistin başta olmak üzere bir çok Arap ülkesini işgal etmiş, oralarda yerleşim yerleri açmış, ABD ve batı buna seyirci kalmıştır. Türkiye hiçbir zaman bu zulmü alkışlamamış ancak batının ve Amerika’nın baskısı ile sesini çıkaramamış ama içten içe bilenmiştir. Erdoğan dönemi bu birikmiş öfkenin açığa çıktığı dönemdir. Erdoğan, Filistin meselesinde söz sahibi olmak istemiş, Filistin yöneticileri ile görüşmüş, İsrail’le temaslarda bulunmuş hatta barış için bazı sözler almıştır. Ancak İsrail yalan söylemiş, sözünde durmamış ve aynı zulme devam etmiştir. O zamana kadar İsrail’le ikili ilişkiler çok iyi yürütülmüş;  ticaret arttırılmış, istihbarat paylaşımları yapılmış, askeri silah ve donanımda İsrail’den yararlanılmıştır. Hatta Manavgat çayının sularının boru hatları ile İsrail’e taşınması projesi bile gündeme gelmiştir. Bu dönemde gerek İsrail gizli servisi Mossad, gerekse Amerikan gizli servisi CIA, PKK konusunda MİT’le beraber çalışmış, bazen doğru haberlerle Read the rest

Kâinat imamının son fotoğrafı »

kainat-imami

… Bu konuda okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Yobaz Laiklik ve İslam düşmanlığı tam da böyle bir şey… »

islamdusmanı
Yüksek eğitimlilerin şerrinden Allah’a sığınırım! (Ufuk Coşkun / Sivil Düşünce)

Pınar Kür; Robert Koleji mezunu, ardından Queens College, ardından Boğaziçi Üniversitesi ardından Sorbonne Üniversitesi..Anadolu tabiriyle merkep yükü kitapları var. Sonuç: Başını örtenle Playboy’a soyunan aynı! Başörtüsünü gericilik olarak görüyorum! Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü örneğin başörtülü üniversite öğrencilerinin fotoğraflarını çekip fişlerken yakalanmıştı. Prof.Dr. Nur Serter’i bilmeyenimiz yoktur. Bir bilim adamı olarak bulduğu tek icat “ikna odaları” idi. Prof. Celal Şengör ise bir alem, o da Robert Kolej’i bitirdi ve State University of New York at Albany’den mezun oldu. Bir yığın ödül almış..Sonuç: Ben Atatürk milliyetçisiyim” Darbeler çok iyidir zorunlu ameliyat gibidir vs..Fazıl Say, Cengiz Çandar, Ertuğrul Özkök, Şahin Alpay,Mümtazer Türköne,Hasan Cemal,Yılmaz Özdil ve adını sayamadığımız niceleri(siz eklersiniz) iyi eğitim almış profesörler, aydınlar, yazarlar,sanatçılar..

En iyi bildikleri şey; halkın inanç değerlerini aşağılamak, başörtülüleri hakaret etmek..Kimi darbeye darbe diyemez, hatta darbecilerin gönüllü acentesi gibi çalışır, kimi ikbal peşinde, kimi de ne zaman fırsat bulsa halkı hakir görür vs. Baksanız iyi eğitim almış insanlar gibi Read the rest

Elinin KÜR’ü »

pinar-kurPınar Kür.
Hani şu CNN Türk’te katıldığı bir programda başörtülüleri playboy kızlarına benzeten kadın.
“Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” nedeniyle toplatılan.
Foseptik çukuru çıkışlı.
1945 model. 38 model ulusalcıların birkaç üst modeli.
Kemiksiz kokona.
Yobazlığın tanrıçası.
Zihni kaşarlanmış insan müsveddesi.

İşte o yaratıktan bahsediyorum.

Pabuç kadar kadar dili var.
O dille epey bir mürekkep yalamış.
Dilinden mürekkep damlamasını beklediğimiz,
Fakat sadece ve sadece salya akıtan Read the rest

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-5.bölüm »

yol-ayrımı

Yol Ayrımı: AKP İktidarı ve 17 Aralık Darbe Girişimi

2002 seçimlerinde AKP %34 CHP %19 oy almış, diğer partiler %10’luk barajı aşamayıp Meclise girememişlerdi. AKP’nin bu oy oranına ulaşmasında önceki yönetimlerin başarısızlığı kadar 28 şubat darbesine karşı oluşan tepki de rol oynamıştı. Türkiye’de 20’nin üzerinde İslami cemaat bulunmakta. Bu cemaatlerin birçoğu bu seçimlerde AKP ye oy verdiler. 17 aralık operasyonunda  Gülen cemaati ismi ön plana çıktığından, önce bu cemaatle ilgili bildiklerimi paylaşacağım.

Sayın Fethullah Gülen hocaefendi 1941 Erzurum’da doğmuş, 12 yaşında hafız olmuş, 14 yaşında Erzurum’un çeşitli köylerinde vaazlar vermeye başlamış, sonra Amasya, Tokat, Erzincan, Sivas’ta vaazlar vermiş, 1959’da Edirne üç şerefeli camiye imam olarak tayin edilmiş ve Ak mescitte vaazlarına devam etmiştir. 1966’da İzmir Merkez vaizliğine atanmış, 12 Mart 1971 muhtırası ile vaazları kesintiye uğramış, 1974’te Manisa merkez vaizliğine atanmış, daha sonra Türkiye’nin birçok ilinde ve yurtdışında vaazlar vermiştir.

Benim hoca efendi ile ilk irtibatım rahmetli babam sayesinde olmuştu. Rahmetli yanına teybini alır, her Cuma Üsküdar Valide sultan Camiine gider, kaydettiği vaazı evde bize dinletirdi. Bir de bir abimizin daveti ile oturduğumuz semte gelmişti ve orada karşılaşmıştık. Ben o zamanlar aklı bir karış havada, haşarı bir gençtim. Sohbete katılmadan oradan ayrılmıştım. Hoca efendi vaazlarında peygamber aşkı ile coşuyor ve peygamber efendimizin her isminin geçtiği yerde gözleri doluyordu.

Gülen hareketi, 1979 yılında Gülen’i seven çeşitli toplum kesimlerinin ve girişimcilerin desteği ile kurulmuş bir sivil toplum hareketidir. Hareketin okul, dershane, üniversite gibi eğitim kurumları, yardımlar için dernek ve vakıfları, gazete ve televizyon gibi yayın organları, hastaneleri, finans kurumları Read the rest

Derin Göz kitabı güncellendi »

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

Devrim yapamayan Türk solu 30 martta kendini devirdi »

devrimciler
.

…  Türk Solunu, sosyalizmi ve Abdestli sosyalistleri anlamak için…

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

 

İnsan hatıraların toplamından başka ne olabilir? »

DarckCity1998“… Irkları zamanın derinliklerinden geliyordu. Teknolojinin doruğundaydılar ; fizikî gerçekliği sadece istekle değiştirebiliyorlardı. Bu kabiliyete “syntonisation” adını vermişlerdi. Ama ölüyorlardı. Uygarlıkları çöküşteydi. Ölümlü olmalarına bir çare aramaya başladılar. Uzun yolculukları onları küçük mavi bir gezegene getirdi; bizimkine! Sonunda aradıklarını bulmuşlardı. Ben doktor Schreber. Sadece bir insanım. Yabancılara deneylerinde yardım ettim. Kendi türüme ihanet ettim. […]

İndî (sübjektif) iç dünyamız, ruhumuz bizi onlardan farklı kılıyor. Hafızamızın nasıl işlediğini anladıkları zaman insan ruhunun sırlarını çözeceklerini düşünüyorlar. Onların sadece tek bir ortak hafızası var. Ölüyorlar. Onların ırkı tükeniyor. Bizim onları kurtarabileceğimizi düşünüyorlar …”  (Dark City / Alex Proyas)

… Bu konuda okumak için…

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.