Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Piyasa Fetişizmine Övgü »

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…

Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.

Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

3H Semineri: Kriz… Mitler ve Gerçekler – 18 Mayıs, Pazartesi »

Read the rest

Mardin Katliamı:Toplumu Terörize Eden Bir Proje Olarak Modernitenin İflası… »

Mardin’deki katliam üzerine ülkenin ne kadar yazarı, çizeri, düşünürü varsa hepsi “ne yaptık da bunlar olabiliyor” sorusu üzerine düşünmeye başladılar. Bu kadar acımasız bir terörü kimimiz töreye, kimimiz korucu sistemine, kimimiz de başka şeylere ihale ediyoruz.

Katliamdan birkaç gün sonra gazetelerdeki bir haber gözüme ilişiyor. Ödüllü bir doğa fotoğrafçısı, hayvanat bahçesinde gezerken, bir kız çocuğunun hemen arkasında bir kaplanın Read the rest

Son 30 günde en çok okunanlar »

  1. Fethullah Gülen ve Türkan Saylan
  2. İlber Ortaylı ile sohbet
  3. 1 Mayıs Nasıl Geçecek?
  4. Aydınlanma, Modernizm, Bilimcilik ve Uzman Cehaleti
  5. Hukuk Devleti mi üstündür yoksa Devlet Hukuku mu ?
  6. Karamazov Kardeşler’deki Dostoyevski
  7. Türkiye’ye ordu lâzım mı?
  8. Modernist Kadının Çığlığı
  9. Saldırı vesilesiyle Barış Projesi…
  10. Darbecilerin silahlarını tanıyalım 

ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? – BÖLÜM II »

Geçen bölümde belirttiğimiz gibi tarihte sıkışıp kalan olaylar/kavramlar ile süreklilik arz ederek günümüze doğrudan etki edenler arasında ayrım yapmak gerekiyor. ABD ikinci dünya savaşından bu yana çok değişik sorunlar ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. İkinci Dünya savaşında Almanya ve Japonya, ardından Komünist Rusya ile Soğuk Savaş. Kore, Vietnam, Güney Amerika ve Afrika “cephelerinde” uyuşturucu ile mücadele boyutuyla “zenginleşen” soğuk savaşın bitişi ve şimdi de islamcı terör.

 Perdenin ucunu yavaş yavaş kaldırmaya başladığımız birinci bölümün sonunda başrolünü Mel Gibson‘un oynadığı Patriot (Vatansever) adlı filmi örnek olarak vermiştik. Bu filmi kısaca analiz ettiğimiz paragrafta ise savaşın Amerikan “millî” algısında yıkıcı bir süreç olmadığını söyledik. Gerçekten de bugünkü Avrupa zihniyetinin aksine aksine Amerikalılar savaşları kolaylıkla kutsallaştırabiliyor, günahlardan arındıran ve Tanrı’ya yaklaştıran bir olgu gibi sunabiliyorlar. (Türk kimlik inşasında Ergenekon, Malazgirt savaşı gibi simgeleri, şehitlik kavramının “laik” ordular tarafından bile kullanılmasını hatırlayın)

 Holllywood – Pentagon – Washington üçgenine derinlemesine bakarken bu üçgenin yaslandığı fikrî ve inançsal altyapıyı gün ışığına çıkarmak Read the rest

CHP’nin İslâm Vizyonu »

Ak Parti’den İznik Belediye Meclisi üyesi seçilen Zeliha Peşte, başörtüsü ile oturumlara katıldığı gerekçesiyle CHP’nin önerge vermesi üzerine istifa etti.

İznik Belediye Meclisi’nin tek kadın üyesi olan Zeliha Peşte, geçtiğimiz günlerde yapılan belediyenin yeni dönemdeki ikinci meclis toplantısında gündem öncesi CHP’li üyeler Ali Sarı, Hikmet Özkan ve Mehmet Akyüz’ün verdiği önergenin okunması ile şok oldu.

Daha önce hukuk fakültesinden de bu nedenle ayrıldığını anımsatan Zeliha Peşte, İçişleri Bakanlığı’ndan Read the rest

Hukukun Üstünlüğü olarak Şeriat »

NOAH FELDMAN New Yok Times

Noah Feldman, Harvard Üniversitesi profesörü ve Dış İlişkiler Konseyi üyesidir. Bu makale, yazarın “İslami Devletin çöküşü ve yükselişi” adlı kitabından derlenmiştir.  

 

   Canterburry başpsikoposu Rowan Williams,  Londra’da akademik bir konuşma yaptı ve masaya yatırdığı konu, Britanya hukuk sisteminin aile yasasına ilişkin hristiyan olmayan mahkemelere karar yetkisi verip vermemesi gerekliliğiydi. Britanya’da kilise ve devletin anayasal ayrılığı bulunmuyor. Başpsikopoz diyor ki “İngiliz kilisesinin yasası bu toprakların yasasıdır”; kiliseye ait mahkemeler- ki eskiden evlilik ve boşanmaya bakarlardı, hala İngiliz hukuk sistemine entegredir; kilise, mülkiyet ve doktrinler konusunda hala kararlar almaktadır. Feldman’ın önerisi, tüm tarafların anlaşması şartı ve kadınların eşit haklara sahip olması kesin kuralıyla birlikte, evlilik ve boşanma ile ilgili konularda İslam ve Ortodoks Yahudi mahkemelerine yetki vermenin iyi bir fikir Read the rest

Bilgi yarışması: Bu sözler Kimin? »

Bu haftadan itibaren 4 hafta boyunca kitap hediyeli bir yarışma düzenlemeye karar verdik. Aşağıdaki sözlerin sahibini biliyorsanız siz de yarışmamıza katılın. Koşullar metnin hemen arkasında.

 ” Çeşitli halklar karşı karşıya kaldıkları felaketlerin sorumluluklarını birbirlerinin üzerlerine atmaya başladılar. Araplar ilerleyememişse, bu elbette ki onları hareketsizliğe mahkûm eden Türk hâkimiyeti yüzündendi; Türkler’in ilerleyememesinin nedeniyse, yüzyıllardır Arap sultası altında kalmalarıydı. Milliyetçiliğin birinci erdemi her sorun için bir çözümden çok bir sorumlu bulmak değil midir? Böylece Araplar yeniden doğuşlarının nihayet başlayacağı inancıyla Türk boyunduruğunu silkeleyip attılar; bu arada Türkler de Avrupa’ya daha az ayak bağıyla daha kolay katılabilmek için kültürlerini, dillerini, alfabelerini, giyim kuşamlarını Arap etkisinden kurtarma işine giriştiler.”

  ” XX. yüzyıl bize hiçbir doktrinin mutlaka kendiliğinden özgürlükçü olamayacağını, hepsinin, komünizmin, liberalizmin, milliyetçiliğin, büyük dinlerden her birinin, hatta laikliğin kontrolden çıkabileceğini, hepsinin yozlaşabileceğini, hepsinin elinin kana bulandığını öğretmiş olacak. Hiç kimse fanatizmin tekeline sahip değil ve tam tersine hiç kimse de insanlığın tekeline sahip olamaz.”

 Yarışma koşulları

  • 1) Cevaplarınızı Derin Düşünce Sitesi’nin Read the rest

Kimlikçi siyaset Türkiye’de federasyonu zorunlu kılar III »

 Türkçülükten sonra Türkiyeki en modern üçüncü kimlik Kürtçülüktür. Böyle olduğu için AK Parti DTP’nin güçlü olduğu illerde çok yüksek oranda oylar alabiliyor. Aslında ikinci ve üçüncü sıralarda bir değişiklik bile yapılabilir. Türkçü ve Kürtçü seçmen ekonomi bazında oy vermeye yatkın olduğu için AK Parti aynı anda ikisinin oyunu da elde etme stratejisi güdüyor. Burada hiçbir çelişki yok. Başarılı olabilir mi? Türkiye ekonomisi modernleştiği, ekonomi iyiye gittiği sürece başarılı olur.

 Türkiye’de dört kimlik üzerinde en az modern seçmen ise açık ara farkla Batıcıdır. Bu kimlik sahipleri oyunu kullanırken en az ekonomiyi düşünür. Ne yaman çelişkidir ki Batıcılık, temelinde batı tipi modernleşmeyi içerir. Oy verme davranışından da anlaşılacağı üzere Batıcı seçmen aslında şeklen moderndir, zihinsel olarak henüz bir İslamcı bir Türkçü hatta bir Kürtçü kadar o düzeyde değildir.

 “Hatta bir Kürtçü” dedim, çünkü Türkiye’nin en az modernleşmiş, modern üretimden en az nasibini almış bölgelerinden birisi Güneydoğu olduğu halde bu bölgede oyunu ekonomiye göre veren Read the rest

Etiler’de mahalle baskısı »

Pazar öğleden sonra CNN TÜRK‘te yayınlanan Reha Muhtar ile Çok Farklı programının ekibi olarak toplanmıştık… Ahmet Tulgar, Eylem Doğan ve ben… Haftaiçi işleyeceğimiz konuları belirliyorduk… Buluştuğumuz yer Etiler Mado idi…

Biz muhtemel konuları ve konukları müzakere ederken, arka masadan yarı homurtulu sesler işitmeye başladım… Yüzlerini görmediğim bir adam ve hanımının sesleri… “Bu o Taraf gazetesindeki yazar diğ mi, TV’lere çıkan?” “Hııı… Hani o Kürtçüleri ve dincileri savunan…” Read the rest