RSS Feed for This Post

Modernist Kadının Çığlığı

Geçen hafta, Pazar  Sabah’ta okudum; Almanya’nın ünlü TV programcısı Charlotte Roche’nin Wetlands adlı (Türkçe’ye Islak Bölgeler olarak çevrilen) kitabı sadece Almanya’da 1 milyon satmış. Kitap önce Fransa’da ardından da İngiltere’de hem çok satanlar sıralamasına yerleşmiş hem de eleştirmenleri birbirine düşürmüş. En son yayımlandığı ABD’de de çokca konuşuluyormuş.

Haberdeki tanıtıma göre kitabın konusu
güzellik fetişizmine ve hijyene başkaldırı niteliği taşıyor.  Şu kısacık tanıtımdan içerisinde nasıl iğrençliklerin olduğunu görmek mümkün.  Yine haberde şöyle deniyor: Islak Bölgeler bazıları tarafından ‘iğrenç’ olarak tanımlansa da bazı eleştirmenler kitabın feminist çevreler tarafından bir başkaldırı olduğu yönünde hemfikir.”

Batı’nın ve onun çocuğu modernizmin kaderi bu: Önce bir sorun yaratmak sonra da o sorunu çözmek için tam karşı uçta çığlık çığlığa tepkiler vermek. Batı’nın ürettiği hemen her düşüncede bunu görmek mümkün.

Cinsel devrimle başlayan değişim,  kadının her alanda boy göstermesi neticesini verdi, bu katılımın olumlu  yanları vardı elbette ama nihayetinde kadını bir meta haline getiren süreç de aynı süreçti. Reklam tabelalarından porno endüstrisine,  otomobil fuarlarındaki standlardan hava durumu spikerlerine kadar kadın bir eşya muamelesi görerek,  iştahlı gözlerin beğenisine sunuldu. Bu ‘endüstriyel meta’lık, doğal olarak güzellik fetişizmini de beraberinde getirdi.

Bugün kadınların %90’ı, lanse edilen ‘güzel kadın’ özelliklerine uymuyor. Ama buna rağmen kozmetik sektöründen, modaya, reklam sektöründen magazine, yazılı ve görsel medyadan, bizzat kadınların kendi aralarındaki kabullerine kadar dört koldan bu ‘güzellik fetişizmi’  üzerlerine saldırıyor.

Kadın ‘özgürleşirken’ nasıl oldu da bu hale gelebildi?

Çünkü kadın bu alanlara girdiğinde kendi özgün alanını yaratarak girmemişti; eskiden beri şikayetçi olduğu ataerkilliğin bir başka formu olarak, insanın ortaya çıkışından beri devam eden bir dünyaya, ‘erkeklerin dünyasına’  sert bir adım  atmıştı sadece.

Kuralları belirleyenler yine erkeklerdi, çünkü bu kuraları şekillendiren  ‘erkeklerin doğası’ idi. Bu dünyaya adım atmak yarışı da beraberinde getirdi, bu yarışta kulağa son derece hoş gelen bir  “eşitlik” davası güdülüyordu güya ama kadın ve erkek ne fizyolojik ne de ruhsal açıdan  eşit olmadığı için kadının yenilgisi daha en baştan mukadderdi.

Ve kadın yenildi. Üstelik bu yenilginin tek cephesi yok, kadın bu savaşı kaybederek  hem  erkeklere, hem kadınsı varoluşunun o müthiş letafet ve nezaketini  terkederek kendi  doğasına hem de bu fetişizminin kurbanları olarak, azınlıktaki ‘güzel’ hemcinslerine yenildi.

Şimdi güya buna başkaldırıyor, çeşitli iğrençlikler yaparak feryat ediyor. Geçmiş olsun.

‘Islak Bölgeler’ Türkiye’de 3 ay önce yayınlanmış ama hiç ilgi görmemiş. Kitabın Türkiye’de çok satmamasını ‘muhafazakarlığın artması’ gibi bir gerekçe ile değerlendirmiş yayıncı. Tabii ki yanlış ve anlamsız bir tez. Biz, (ve genel olarak Doğu) henüz o derece çılgın bir modernleşme süreci  yaşamadığımız için bu tip aksi kutuptaki tepkiler çok fazla dikkat çekmiyor, alıcı bulmuyor, mesele bu;  ‘muhafazakârlık artışı’ falan değil.

… Bu makale ilginizi çekitiyse…

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

Trackback URL

  1. 47 Yorum

  2. Yazan:snowqueen Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Cinsel devrimle beraber işlerin bu noktaya gelmesinin sebebi kapitalizm.
    Reklam panolarından, kozmetikten, porno sektöründen “güzellik fetişisizminden” bahsediyoruz. Bunlar kapitalizmin marifeti.
    Cinsel devrimin amacı, kadını “cinsel bir meta”yapmak değildi. Erkeği de!

    Eşitlik, dengenin kurulmasıdır. Kadın ve erkeğin hatta daha da aşkın suretinde yeryüzünde eril ve dişil güçlerin uyumu, ne kapitalizmle ne de cinsel devrimin getirdiği mutsuzluğa çare olabilecekmiş gibi duran eski sistem muhafazakarlaşma talebi ile sağlanabilir artık.
    “kadınsı varoluş”la anlanan muhafazakarlaşma taleblerini karşılıyor sadece. Bu noktada Semavi dinlerin klasik metinlerinin de iflas ettiğini düşünüyorum.

  3. Yazan:Tarik Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Bedenin iğrençlikler yoluyla deseksüelizasyonu 1960’lardan beri feminist performansın üzerinde tepindiği bir tema. Kitabın espirisi bundan ibaretse pek de yeni bir konu değil, hatta oldukça arkaik. Post feminizm diye bir tartışma da var uzun süredir çünkü. Açıkçası 1980’lerden beri, kadın özgürlüğünün belirli bir aşamasından sonra artık “eşitlik” söylemi artık pek kimseyi tatmin etmiyor. Günümüz feministleri artık “eşitlik”ten değil, erkeklerden “farklarından” ve otomilerinden bahediyorlar daha çok. Bu da biraz ailenin çözülmesi tartışmalarıyla alakalı. Ehh bu da topluma 3 çocuk yapılmasının salık verildiği, kız çocuklarının evlilik adıyla hala alınıp satıldığı bir toplumun “meseleleri” değil.

    Batıda, modern öncesi “lady of the manor” fantazilerine özlem duyan bir feministte pek duyulmuş şey değildir. Gerçi birileri, illa ki amerikada!, Hristiyan feminizmi diye birşeyler uydurmuş olabilir büyük konuşmamak lazım. Internette her tür tuhaf “misyon” var, ama modern yaşam da pek karşılıkları yok.

  4. Yazan:eg Tarih: May 2, 2009 | Reply

    “Batı’nın ve onun çocuğu modernizmin kaderi bu: Önce bir sorun yaratmak sonra da o sorunu çözmek için tam karşı uçta çığlık çığlığa tepkiler vermek. Batı’nın ürettiği hemen her düşüncede bunu görmek mümkün.”

    bence çok önemli bir tespit. eline aklına sağlık suat hocam..

  5. Yazan:Jan Tarih: May 2, 2009 | Reply

    ilk önce sondan başlayalım sanırım semavi dinlerin sizin tabirinizle klasik metinlerini iyi okumamışsınız yada size iyi aktarılmamış ..
    şimdi gelelim asıl meseleye evet çok haklılar biz erkekler ataerkil toplum yapımızla tarihin başlangıcından beri bizden biyolojik olarak güçsüz herşeyi sindirmişiz nedeni ni sanırım kimse bilmiyor nasıl başladı neden başladı belkide bizi yetiştirnlerden dolayı ama sonuç acımasız reklamdan pornoya satış kadrolarından bankalra kadar heryerde insan olarak değil kadın personel olarak bakıldı kulanıldı ve devam ediyor örnek bu gün iki satış danışmanını yan yana koyun biri erkek diğeri kadın ve aynı telefon numarasını verin ve karşıdaki müşteriden randevu talep ettirin kadın ilk 15 saniyede alacak zaten buyuk yüzdeyle ama erkek belkide alamayacak ne kadar enteresan demekki kadınlar için kaybedilmiş fazla bişi yok erkeklerin bu kadar kadın merakalrını sanırım avantaja dönüştürebilriler ama bu sorunu çözmez ve çözmeyecek belki zamanla dunya savaşalrı yada felaketler gibi insanları zorlayan yaşamda kalmasını engeleyen felekatlerle denhge sağlanabilir:) buda hayel şu an demekki geriye kalan yine onların elinde çocuklaırnı iyi yetiştirecekler :))
    saygılarımla
    Jan

  6. Yazan:Tarik Tarih: May 2, 2009 | Reply

    örnek bu gün iki satış danışmanını yan yana koyun biri erkek diğeri kadın ve aynı telefon numarasını verin ve karşıdaki müşteriden randevu talep ettirin kadın ilk 15 saniyede alacak zaten buyuk yüzdeyle ama erkek belkide alamayacak

    Verdiğiniz örnek aslında firmanın müşteri profiliyle alakalı. Örneğin, evlere ucuz temizlik malzemesi, elektirikli süpürge gibi araç gereç pazarlayan firmaların çalışanlarının büyük çoğunluğu da erkektir. Lisans öğrencisiyken bu tip ürünler pazarlayan bir firmanın randevu için çalışan call centerına başvurmuştum. Tok sesli, düzgün diksiyonlu erkek eleman arıyorlardı.

    Kısacası, para kimdeyse ona hitap edecek profilde eleman çalıştırılıyor. Para hala daha çok erkekte olduğu için (hele türkiyede) birçok sektörde de kadın cazibesi kullanılıyor. Mesele özünde, toplumdaki iktidar-para dağılımıyla alakalı.

    Metroseksüellik meselesi nerden çıktı? Makyaj, kişisel bakım, yaşlanma korkusu, bugün sadece kadınlara özgü kaygılar değil. Nitekim, erkeğin “seçtiği” zamanlar da geride kaldı. Bu cazibe toplumunda erkek de kadın gibi “meta” ilişkilerine giriyor artık…

    Çok da iyi oluyor. Kadınlık durumunun yukarıda bahsedilen problemlerinin kaynağı da buydu çünkü.

  7. Yazan:MY Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Türkiye’nin karanlik aydinlarinin bildik nakaratidir bu, “halk annamas” derler “biz beceremedik” demeyi ögrenemedikleri için.

    Suat Kardesim bu kadar kisa bir yazida bu kadar isabetli saptamalari koymussun, tam 12’den vurmussun, ne diyeyim daha baska?

    Dünya her asirda yeniden yaratiliyor adeta, teknolojinin üretime ve ekonomiye, dolayli olarak siyasi rejimlere ve toplum yasamina etkisine bakmak yeterli bunu görmek için. Endüstri devrimi sonrasinda olusmus bir felsefi durus ile iki asir sonrasi ne kadar aydinlanabilir?

    Merkezi otoritenin ekonomideki yansimasi Fabrikalar, siyasi yansimasi totaliter rejimlerdi, savas alanlarinda “etten duvar” dev ordulardi, müzikteki yansimasi dev orkestralardi…

    Bugün “dagitik” (distributed) üretim ve yasam biçimleri ile sekilleniyor dünya, Jazz gibi dogaçlama müzik klasik müzige alternatif oluyor, internette bloglar gazete ve TV’lerin egemenliginden kurtarmaya yelteniyor zihinleri… 3cü dalga geldi de geçiyor. bireyler dine “aidiyet” çerçevesinde baktiklari gibi kisisel arayislari içinde de yaklasabiliyorlar.

    Yobaz feministlerin sorunu bu. 1800’lerin dokuma tezgâhlari basinda çalismis kadinlar için TEK TiP fikir üretiyorlar hâlâ. aradan “sadece” iki dünya savasi ve bir soguk savas geçti, bilgisayar icad olundu ve 1980-1982 arasinda 5 bin kez ucuzladi birim fiati.

    Bu arada aya gidildi, Mars’a bir robot gönderildi. ama bu yobaz feministler biyik birakarak bir seyleri degistirebileceklerini vehmediyorlar.

    Aslinda “Muhafazakâr Türk milleti kitap okumaz” zirvasina gelince, hiç de muhafazakâr olmayan Duygu Asena’nin “KADININ ADI YOK” adli kitabi yanilmiyorsam 50 baski yapmisti, Aziz Nesin kitaplari da çok satar meselâ. Dünya klasikleri, kimse bahsetmez ama çok okunur.

    O yari aydinlar “kitap okumayan Cahil Muhafazakâr” derken dindarlari hedef aliyorlar ama bugün ilerlemenin ve degisimin önündeki en büyük engellerin fanatik kemalizm oldugunu da görmek istemiyorlar. Silahlanip darbeler yapacak kadar fanatik ve gözü dönmüs bu iRTiCA aslinda yobazligin, gericiligin ta kendisi degil mi?

  8. Yazan:Abdullah Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Sorun ahlaka ve namus anlayışına bakıştır.Bu da iyi bir ahlaki eğitimle mümkündür.Ahlaktan areste bir eğitim hedef olarak mutlu olda nasıl olursan ol anlayışını zerk eder.

  9. Yazan:Mahir Karaçam Tarih: May 2, 2009 | Reply

    İşin en acı yanı da, muhafazakar kesimin de bu oltaya takılmış gidiyor olmasıdır.
    Geçen gece Reha MUHTAR’IN CNNTÜRK’teki programında, Nihal Bengisu Karaca ve Özlem Albayrak hanımlar, aleni bir şekilde makyajı savundular ve yüzlerindeki bir ton makyajın kendilerini iyi hissettirdiğini ifade ettiler.
    O an gözümde öyle küçülüp alçaldılar ki, her zaman takdir ettiğim o nadide beyinlerine acıdım.

  10. Yazan:snowqueen Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Yanlıs kavramları tartışıyoruz, yazdığım gibi, özellikle reklam imajlarında kadını meta olarak kullananmak, cinsel devrimin değil kapitalizmin sonucudur. Cinsel devrim böyle bir metalaştırmayı hedeflemedi, çıkış noktası bedenin metalaşması değil. aksine özgürleşmesiydi.
    “Sex and the City” dizisi kadınlarından bahsediyorsanız, orada olan Prada çantası gibi ilişkilerini de tüketime dönüştürmüş kentli kadın imajıdır.

    Yoksa cinsel devrimin yanlış olduğunu savunmak saçma olabilir, zira yerine konulan tabulaştırmadan başka birşey getirmiyorsa. Bence burda biraz erkeklerin korkuları da işin içine giriyor.

    Modernist kadının çuvallamasının sebebi, kendi doğasından uzaklaşmasıdır, burada “evin içinde, erkeğin dizi dibinde eski güzel günlerdeki gibi” bir doğadan bahsetmiyorum, kadının sezgisel ve manevi doğasından uzaklaşmasından bahsediyorum. Bu erkekler için de geçerli, yanlış bireyselleşme bu sonucu getirdi, herşeyin tüketilebilir olması. Anja Meulenbelt “Utanç Bitti”adlı kitabında, kendi bedenini olduğu gibi kabul etmeye çalışan kadınlardan bahseder, plastik reklam imajlarından değil.

    Doğu’da kurtarılmış bölge falan değil, modernleşmenin pek uğramamış olması kadının doğuda mutlu olduğunu göstermiyor ki
    inkara pek gerek yok sanırım, kadının doğuda durumu daha vahim.
    Hagi doğu, hangi batı gene tartışılır tabi. İskandinavya ülkelerinde daha bir denge var sanki.

    Bu darboğazdan çıkış için de, adı konulmak istenmese de “muhafazakarlık” değerleri ve ahlak fetişizmi ısıtılıp tekrar önümüze getiriliyor.
    Reklam panolarına, güzellik yarışmalarına “ahlaka mugayyirlik”kıstasıyla karşı çıkılacaksa pek anlamı yok. Anneannelerimizin “ayıplı” dünyasını ütopik “güzel günlere” dönüştürmek gibi. Bit pazarına nur yağdırmalayalım.

  11. Yazan:snowqueen Tarih: May 2, 2009 | Reply

    @Mahir Karaçam

    Biraz fazla katı olmuş sanırım yazdığınız. Makyaj yapmak ve değişik aksesurlar takmak kadının yaratıcılığının da dışa vurması olabilir.
    Nihal Bengisu Karaca’nın makyaj yaparak plastikleştiğini ve metalaştığını sanmıyorum.

  12. Yazan:durhat Tarih: May 2, 2009 | Reply

    Modernitenin insan ruhu üzerinde olumsuz etkiler yarattığı doğru kabul edilebilir,ki bana göre bu durum kadınlar kadar erkekler için de geçerli.Fakat yorumlarda buna vurgu yapılırken konu yaşam biçimi ve tercihlere indirgenmiş görünüyor.
    Bir kere bireyin kendine yabancılaşması salt kılık kıyafat,belirli yönelim ve tercihler vb.yaşam tarzlarıyla ilgili bir durum değil.Neden bu denli şekilci yaklaşılıyor anlamış değilim.Kadın dilediği gibi giyinebilir,makyaj da yapar,süslenir de.Kendisini böyle gerçekleştiriyor diye kadın plastikleşmiş mi oluyor.Ha,şayet kapitalist düzenin dayattığı toplumsal ilişkiler kadını bir nesneye dönüştürüyor ve kadın da buna izin veriyorsa bu sorgulanabilir.
    Kısacası yazıdaki anafikre katılıyorum.Yazar gayet anlaşılr bir dille reklam,tanıtım vs.gibi alanlarda kadının bir arzu nesnesine dönüştürüldüğüne dikkat çekmiş.Ancak yazının altına bırakılan yorumlar konunun dışına çıkarak ana fikrin dağılmasına neden olmuş.Bir çok konuda fikir ayrılığına düştüğüm snowqueen’i bu değerlendirmenin dışında tutuyorum.Bana göre son derece sağlıklı tesbitleri var sn.snowqueen’in.

  13. Yazan:MY Tarih: May 3, 2009 | Reply

    SnowQueen’e katiliyorum, kadinlar (?belki de) dogalari geregi begenilmek istiyorlar. Belki de ilk önce kendileri tarafindan!

    kendi kizlarimda gözlemledigim sey bu, daha 2 yasinda bile olmadan toka takmak, sevdikleri renkleri giymek vs istiyorlardi, kapitalizm ya da Islam’dan haberleri yoktu 🙂 Gerçi Islam’i biraz ögrettim ama Kapitalizmden hâlâ haberleri yok 😀

    Benim erkek gözüyle anlayabildigim sey su: Bu “güzel / çekici” olma bir yere kadar kadinlarin cinsel kimliklerini doyasiya yasamalariyla ilgili. Erkeklerin birbirleriyle güç-kuvvet yaristirma meraki gibi???

    Kadinlarin duygularinin reklamcilar tarafindan sömürülmesi kadinligin kötü bir sey oldugunu göstermez bence. Sömürünün kötü bir sey oldugunu gösterir.

    Tipki inancin sömürülmesinin inanci kötü yapmayacagi gibi…

  14. Yazan:snowqueen Tarih: May 3, 2009 | Reply

    Arada ince bir ayrım var galiba. Özellikle Nihal Bengisu Karaca örneğinde.
    Makyaj yapmak, eski Mısır’dan belki daha da öncesinden beri varolan bir durum. Bunu yadsıyamayız, ne yalan söyleyim yadsımak da istemem zaten. Ama bu işin “freak show”a dönüştüğü de gerçek.
    Nerede plastikleşme ve metalaşma olduğu seziliyor aslında.
    Özellikle estetik ameliyatlarla. Kendi bedeninden ve görüntünden sırf “başkaları öyle istiyor”diye memnun olmamak başka, çantanda göz kalemi, allık pudra taşımak başka. Bu bir tercih elbette, bütün kadınlar bu şablona girmek zorunda da değil. “kızlar pembe erkekler mavi giyer, kızlar bebeklerle oynar erkekler arabalarla” gibi genellemelerden kaçınmak lazım.

  15. Yazan:gürkan Tarih: May 3, 2009 | Reply

    avrupada türkiyenin bu şekilde yorumlanmasınanormal buluyorum çünkü onlara göre biz geri kalmış ancak onların standartlarına girmek isteyen bir devletiz kafalarındaki önyargılardan dolayı ülkemizi bir ortadoğu ülkesine benzetiyorlar.bence bu şekilde düşünmemizi haklı ve kültürümüze uygun buluyorum türk milleti olarak yapımızda olan birşeydir bu, yeri geldiğinde kadınada saygıyı gösterdik yeri geldi onlarada.herşeyden önce kadına onlardan önce verdik seçme seçilme hakkını…

  16. Yazan:cemile bayraktar Tarih: May 3, 2009 | Reply

    Merhabalar,
    geniş ve önemli bir konunun kapitalizm,modernizm ve Bengisu başlığında değerlendirilmesi fiyasko olmuş.Nedir yani Bengisu biraz daha renksiz ve solgun görünse;kapitalizm hiç var olmamış,daha verimli çalışması açısından hormon verilip bıyık-sakal sahibi olmuş kadınlar etrafı sarmış olsa;modernizm diye bir şey hiç var olmamış olsa bunlar olmayacakmıydı?
    Elbet olacaktı.
    Erkek ve kadın var oldukça bunlar olacaktı.
    Erkeğin talep edici,kadının talep karşılayıcı tam tersini de düşünebiliriz,kadının talep edici erkeğin talep karşılayıcı olduğunu ön kabul hatta mutlak olarak alırsak kadının cinsel olarak istismar edilip bir de üstüne tüketimde hem tükettirici hem tüketici olduğu bir sistemin mimarları yine kadınlar ve erkeklerdir.Suçu başkalarına atmada o kadar ustayız ki.Kadın istismarı varsa sebebi;modernizm,kapitalizm hadi bir de ben ekleyeyim dinin formatıyla oynayark sosyalizm v.s.dir,yaklaşımı hiç inandırıcı değil.Kadını maddeleştirmenin nedeni bunlar değil,kadın ve erkeklerdir kısacası insan ırkı buna mukabil bu tarz sistemlerin gelişimini (modernizm,kapitalizm,sosyalizm,)sağlayan yine kadınlar ve erkeklerdir(insan).
    Herkes oturduğu köşeden iğreti gördüğü her şeye tükürebilir dönüp tükürdüğünü yalamadıkça bunda bir sorun yok ama eğer tükürdüğünüz şeye boğazınıza kadar batmışsanız son tükürük sizi boğmaktan başka bir işe yaramaz.
    Bugün kadınlar cinsel istismar,tüketimde baş faktör ve madde olmuşsa ki maalesef olmuştur buna gıklarını çıkartmıyor bilakis körüklüyorlarsa pekte masum sayılmazlar değil mi?
    Erkekler,çalışma hayatında ve kazançta daha çoğunlukta olduklarını kabul edersek bu çirkeften mevcut karı cebe indiriyorsa ve talebi sağlıyorsa,pekte masum sayılmazlar değil mi?
    Özgürlük,özgürlük,özgürlük…Siz istediniz,eve tıkılmış,kapatılmış,örtülmüş,pasivize edilmiş o zavallı kadınların(!)gerek duyup duymadığını dahi sormadan,özgürlük(sahte,uydurmaca bir özgürlük)gibi bir tanımı kafaları sokup düğmelerine siz bastınız.Evet siz,teşhir ettikçe beğenildiğini,daha değerli olduğunu gözüne sokarsanız,zaten fıtratında beğenilmek olan kadın bunu daha da açığa çıkartır.Dücane Cündioğlu ”güzel kelimesinin aslı gözeldir” diyor yani göze hitab eden ve ekliyor ”gözel kadın için kullanılan bir sıfattır.”Gözel olmasını ve bu gözelliğin teşhirden geçtiğini tenbih ede ede işte bu sonuca vardınız.Öyle ise şimdi sızlanmak niye?
    Kitabın Tr’de niye tutmadığına gelince akl-ı evvel yayıncıya hiç katılmıyorum.Bence Tr jakoben bir modernleşme ile modernleştiği için.Açıkcası kadını ‘açarak’ modernleştiğine inandıran bir sistemden beslendiği için bu ülke de ‘örtmenin’ ve bu örtünme felsefesinin bir özgürlük olduğuna kimseyi inandıramazsınız dahası talep görmezsiniz.Daha ileriye gidiyorum,bu ülkedeki mini etekli başörtülülerin sebeplerinden biri de örtünen kadının çağdışı,gerici,yobaz olduğunu kendisine dikte eden tutsak zihniyetin yıllarca ikinci sınıf insan muamelesini reva gördüğü başörtülülere yaptığı olumsuz etkidir.Bunun sonucu birinci sınıfa yükselmek isteyen ve bu zokayı yutan başörtülülerin etkiye tepki görsel olarak vermesidir.
    Bana gelince alabildiğine özgürüm.Sosyal hayata adım attığım anda beni kelepçeleyen teşhirim ve dekoltem olmadığı için,kadınlığımla değil insanlığımla muamele gördüğüm için,beynimle muamele gördüğüm için ve özgürlüğünü tanımını çok iyi bildiğim için alabildiğine özgürüm.
    İnsanın ‘yaşasın biz kazandık’diyesi geliyor ama demeyeceğim.
    P.S.
    Konu tarafımdan ele alınmıştır.Hiç bir şekilde ‘örtüsüz’ bayanlara ayrımcılık söz konusu değildir.Kim nasıl mutluysa öyle yaşama hakkına sahiptir.Örtülü ve örtüsüz kadınlar kesinlike kardeştir.Hedef kitlem örtüsüz kadınlar değil,istisnaların* dışında kalan erkekler ve dekoltenin varlığının bir ölçü olduğunu savunan ve maddeleştirilmelerine ses çıkartmayan kadınlardır.Ve ben de feminist değilimdir.
    *Kadını madde olarak görmeyenler.

  17. Yazan:çuvaldız Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Merhaba SnowQueen,

    Cinsel devrimin amacı, kadını “cinsel bir meta”yapmak değildi…. Cinsel devrim böyle bir metalaştırmayı hedeflemedi, çıkış noktası bedenin metalaşması değil, aksine özgürleşmesiydi.

    Çok samimi olarak sizden “cinsel devrim” kuramından ne anlamış olduğunuzu yazmanızı rica ediyorum.

    Cinsel devrimin hedefi;bedenin özgürleşmesiydi.

    Bedenin özgürleşebilmesinin bir ön koşulu var mıydı?

    yanlış bireyselleşme bu sonucu getirdi, herşeyin tüketilebilir olması.

    Yanlış bireyselleşme ne demek?Doğru bireyselleşme tarifiniz var mı ya da bireyselleşmenin “doğru” kabul edilen bir “dozu” var mıdır? Sizce Poliamori (Polyamory), cinsel devrimin hedefi olan “bedenin özgürleşmesinden” çok mu uzağa düşer?Zira bu ilişki türüne hakim olan anlayış;duygusallık ve cinsellik(elbette özgürleşmiş bedenler) tüketilebilir değil aksine üretilebilir/çoğaltılabilir,tüketilmek istenen ise kıskançlık,sadakat,güvence arayışı,itaat…gibi olumsuzlanan duygular.Kadının çok eşlilik konusunda erkeğe bu kadar eşit olabildiği bir ilişki türü olan bu polyamory için yanlış bireyselleşme denilebilir mi?

    Modernist kadının çuvallamasının sebebi, kendi doğasından uzaklaşmasıdır, burada “evin içinde, erkeğin dizi dibinde eski güzel günlerdeki gibi” bir doğadan bahsetmiyorum, kadının sezgisel ve manevi doğasından uzaklaşmasından bahsediyorum.

    Kadının sezgisel ve manevi doğası derken vurgulamak istediğiniz nedir?Bunlar kadını erkekle eşit kılan ayrıcalıklar mıdır? Yoksa kadını erkekten farklı kılan bu sezgisel ve manevi doğa mıdır kadını erkeğe “eşit” kıldırmayan köstek?Cinsel devrimin hedefi olan, bedenin özgürleştirilmesinde sezgisel ve manevi doğanın altı mı çizilir üzeri mi?Hangi durum “yanlış bireyselleşme” olarak kabullenilmeli?

    Cinsel devrimle beraber işlerin bu noktaya gelmesinin sebebi kapitalizm.
    Reklam panolarından, kozmetikten, porno sektöründen “güzellik fetişisizminden” bahsediyoruz. Bunlar kapitalizmin marifeti.

    Tamam,bu sektörlerin hepsi kapitalizmin marifeti diyelim,pekii“cinsel devrim” neyin/kimin marifeti o halde? Hangi darboğazdan çıkmak için “bedenini özgürleştirmeden kadının özgürleşemeyeceği,erkekle eşit olamayacağı” iddiası ortaya atılıp bir de üzerine “cinsel devrim” etiketi yapıştırıldı?

    Cinsel devrimi, halen daha hedefi bedeni özgürleştirmekti diyerek muhafaza etmeye çalışmak hangi fetişizmi soğutmama gayretidir söyler misiniz lütfen?

    Reklam panolarına, güzellik yarışmalarına “ahlaka mugayyirlik”kıstasıyla karşı çıkılacaksa pek anlamı yok.

    Peki “kapitalizmin” sömürü sektörlerinin kılcal damarları oldukları için karşı çıkıldığında ahlaka mugayirlik söz konusu sayılmadığından daha mı anlamlı olacak?İşin içinde dine değen birşeyler olmasın da ben herşeye razıyım psikolojisinden mi kaynaklanıyor bu anlamsız bulma çabası?

    Kadın ve erkeğin hatta daha da aşkın suretinde yeryüzünde eril ve dişil güçlerin uyumu, ne kapitalizmle ne de cinsel devrimin getirdiği mutsuzluğa çare olabilecekmiş gibi duran eski sistem muhafazakarlaşma talebi(!) ile sağlanabilir artık.

    Ok yaydan çıktı artık bir kez dibe vurmadan yüzeye çıkılmaz mı diyorsunuz ?Size göre kadın erkek eşitliği için kapitalizmin iflas etmesini beklememiz gerekiyor anlaşılan.Hoş bir başka tartışmada bir bey de çözümü “dinlerin iflas etmesi”nde bulmuştu ama siz halehazırda bu iflasın gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorsunuz.

    Bu noktada Semavi dinlerin klasik metinlerinin de iflas ettiğini düşünüyorum.

    cinsel devrimin getirdiği mutsuzluğa(=eşitlik,dengenin kurulamaması) çare olabilecekmiş gibi duran nedir sizce?Kadının sezgisel ve manevi doğasına yakınlaşması mı? Nasıl?

    Anneannelerimizin “ayıplı” dünyasını ütopik “güzel günlere” dönüştürmek gibi. Bit pazarına nur yağdırmayalım.

    Tamam,yağdırmayalım ama siz de kendinizi bundan muaf tutmayın lütfen :-)Ataerkil toplum düzeni denildiğinde “erkeğin üstün” olduğu fikri dolaylı şekilde bile olsa onaylanmış ve hakimiyet erkeklere teslim edilmiş oluyor.Sizin iflas etmiş olduğunu düşündüğünüz klasik metinlerin etkisinden dolayı aksi olmasına rağmen erkeğin kadından daha çok saygı gördüğüne inanmaktan/iddia etmekten vazgeçmeniz gerekiyor.Maalesef,kadını sadece eş ve anne olduğu için daha az saygın kabul edenler sizin gibi düşünen hemcinsleri.Erkek gibi para kazanmayan,kariyer yapmayan,bireyselleşmemiş,bedenini özgürleştirememiş ikinci sınıf itaatkar kadınlar!

    Bu kadınların mevcut olduğu toplumlarda kadınların hakimiyeti ele geçirebilmeleri için öncelikli olarak yapılması gereken onları cinsel devrime ve onun hedefine inandırmaktır öyle değil mi?Böyle bir cinsel devrimin ve onun bedeni özgürleştirme adı altında sunulan gerçekleşmesi mümkün olmayan uydurma hedefinin mutsuzluk getireceği itina ile saklanmalıdır hatta gerekirse tehlikeli sahnelerde kapitalizm dublör olarak kullanılmalıdır,evladır!Bu mudur?

  18. Yazan:MY Tarih: May 4, 2009 | Reply

    “Kadin bir materyal degildir” demekle olmuyor, “Kadin nedir?” sorusuna bir yanit vermek gerek, kadini ürünlestiren kapitalizm suçlu görünse de bunu mümkün kilan sey sermayenin serbestligi olabilir mi?

    “Her sey zaman ve mekân ile sinirlidir, ölçemedigimiz seyler yoktur, bilimin disinda bir bilgi kaynagi olamaz” seklinde bir amentü ile karsimiza dikilen materyalist iman geliyor benim aklima.

    Kadin yaslandikça son kullanma tarihi geçen bir ürüne dönüstüyse bunun gerçek sorumlusu insani et ve kemikten ibaret sanan materyalizm olmali. Yaniliyor muyum?

    Hayatta en hakiki mürsit hakikaten pozitif bilim ve fen midir? Hâlâ buna iman edenlerin dünyasinda yasamak ne zor 🙁

  19. Yazan:mer'A-KIL Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Kadının güzellik konusunda hemcinslerine yenilmesini anlayabilirim ama bir kadının erkeğe yenilmesinin anlamını hala doğru düzgün kavrayamıyorum;kadın erkekle aynı kulvarda yarışmazken(fizyolojik ve ruhsal farklılık=eşit olmamak) birbirlerini tamamlayan iki farklı cinsken eşitlik gerektiren “mukadder bir yenilgi” tanımı nasıl kullanılabilir?

    Erkeğin tamamlayıcısı kadın derken şimdi bu “erkeklerin dünyası mars” nerden çıktı? Bu iğrençlikler kimin dünyasına ait?Kadın bu iğrençlikleri potansiyeli olan kendi dünyasından mı taşıdı yoksa sert bir adım attığı erkeklerin dünyasında mevcut olanları mı kullandı?Erkeklerin tekelinde görülen silahları kullandı da bu onda sakil mi durdu?

    Erkeğe yakışan ama kadına yakışmayan “iğrençlik” !

    “Güya yenilgiye başkaldırı” olarak gördüğünüz yapılan iğrençlikler erkek dünyasına tutulan bir aynaya yansıyanlar ise evet o zaman kesinlikle haklısınız,kadın, “erkeği” taklit ederek “feryat ediyor” demektir.

    Kadına varoluşunun o müthiş letafet ve nezaketini terk ettiren sebepleri düşündüm ve merak ettim kendi doğasını katleden kadın taammüden cinayetten suçlu mudur yoksa nefsi müdafaa dan masum mu?

    Önce bir sorun yaratmak sonra da o sorunu çözmek için tam karşı uçta çığlık çığlığa tepkiler vermek.

    Doymayan iştahlı gözlere sahip olmak (ya da erkeklerin dünyasına ait bir detay ;sahip olduğunu iddia etmek!) elbette bir sorundur.

    Kuralları belirleyenler yine erkeklerdi, çünkü bu kuraları şekillendiren ‘erkeklerin doğası’ idi.

    Kendi doğalarını bu kadar taltif eden zihniyete sahip olanlar maalesef endüstrinin tüketicisi gibi görünüyor olmalarına rağmen kendilerinin de aslında endüstriyel bir metaya dönüştüklerinin ve “erkek dünyalarında” yalnızlaşmakta olduklarının farkında değiller.Eşcinselliğin erkeklerin dünyasında kadınlarınkinden daha yüksek bir ivmeye sahip olmasının nedenleri üzerinde de düşünmek gerek!Bu da bir nevi çığlık sayılmaz mı?

    Aklıma takılan ve cevabını merak ettiğim son soru ise adı geçen kitap bir erkeğin imzasını taşıyor olsaydı “kadınların dünyasını bilen erkek olarak” iştahlı gözlere sahip erkeklerin dünyasında şu anda yapmış olduğundan daha fazla bir prim yapar mıydı?Çığlık çığlığa tepki verenler kimler olurdu?

  20. Yazan:çuvaldız Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Mehmet bey,
    ”Kadına değil çocuğa ihtiyacım var” diyen bir zihniyet de kadını et ve kemikten ibaret sanmış olmuyor mu?

  21. Yazan:samet Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Önce bir sorun yaratmak sonra da o sorunu çözmek için tam karşı uçta çığlık çığlığa tepkiler vermek. Batı’nın ürettiği hemen her düşüncede bunu görmek mümkün

    Bence de Suat Bey’in yazısındaki en çarpıcı cümle bu… Batının kapitalizmi icat etmesi ve ondan doğan komünizmle tam uçta çığlık çığlığa tepki vermesi aklıma geldi…

  22. Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 4, 2009 | Reply

    MTV’de bir program vardı, hala vardır. Bir kere ibretle izledim. Erkek arkadaşının sevdiği seksi aktrise benzemek için kadın bıçak altına yatıyor. Burnunu, gıdığını, göğüslerini, kalçasını, göbeğini kestiriyor, gerdiriyor, yağlarını çektiriyor. Günlerce ameliyat yaralarının etkisiyle acıyla inliyor, yüzü, gözü canavar gibi şişiyor, uyku uyuyamıyor, dışarı çıkamıyor. Bu arada erkek arkadaşını başka bir kıza asılırken yakalıyor ve film kopuyor.
    Görsellik dünya tarihinde herhalde hiç bu kadar revaçta olmamıştı. Süskind’in Koku romanını okuyorum bir zamandır. Kokuların sırrını çözen ama kendi kokusu olmayan Grenouille’in kendisine tapılması için hazırladığı parfümü sürmesi ve kokusuzluğun ızdırabıyla insanların vücudunu yamyamca yemelerine izin vermesi anlatılır romanda. Okumayanlar mutlaka okusun.
    Bu görsellik tutkusu mutsuz insanlar üretiyor. İnsanlık giderek ruhtan, özden uzaklaşıyor. Suretlerin, canlı heykellerin, ayaklı portrelerin yaşadığı bir dünya haline geldi. Ve evet sokakta güzel kadın sayısı arttı. Her Allah’ın günü tek muhabbetleri kiloları ve rejimleri olan “gözel” insanlar. Herhalde hiç bu kadar zavallı olmamışlardı.

  23. Yazan:samet Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Reklam tabelalarından porno endüstrisine, otomobil fuarlarındaki standlardan hava durumu spikerlerine kadar kadın bir eşya muamelesi görerek, iştahlı gözlerin beğenisine sunuldu. Bu ‘endüstriyel meta’lık, doğal olarak güzellik fetişizmini de beraberinde getirdi.

    Böyle bir dünyada görselliğini ve cazibesini yaşlılıktan veya başka nedenlerden dolayı yitirmiş bir kadının yada erkeğin uğradığı felaketi artık ne telafi edebilir? O, parası varsa estetik cerrahlardan bir süreliğine faydalanabilir ama bir süre sonra bu da bir işe yaramadığından her geçen gün içinde acıları katlanır durur…

  24. Yazan:Mahir Karaçam Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Bengisu çok çekici bir rol modeli oluyor kapalı kızlar için. Verdiği poza bakar mısınız? Yeni Ahmet Hakan olma yolunda adım adım ilerliyor.
    Ben onun bir süre sonra botoks da yaptıracağına kesin gözüyle bakıyorum, çünkü görsellik şu an bulunduğu camiada tutunabilmesi için olmazsa olmazların başında gelmekte.

    Saçını örtüp, dudağını niye boyar bir kadın bunu anlamak için belki de kadın olmak gerek, çünkü ben anlayamıyorum.

  25. Yazan:eg Tarih: May 4, 2009 | Reply

    açıkçası “yazı yazan” insanların neden görüntüleriyle medyada bulunduklarını oldum olası anlayamamışımdır(elif şafak’ın son romanının promosyonunun da benzer bir görüntüyle yapılması gibi). belirli bir süre sonra görüntü kaygısı fikirlerinizi ve davranışlarınızı belirlemeye başlar gibi geliyor bana. terrence malick çok ünlü bir yönetmen ve sinema düşünürüdür. onun yüzünü bir-iki vesikalık fotoğraf dışında medyada doğru düzgün gören olmamıştır mesela. ben de açıkçası böyle bir tavrı benimsiyorum. oldum olası gazete yazılarının ya da kitaplarının kapağında o yazıyı ya da kitabı yazan kişinin “cafcaflı” resmini görünce o yazıya veya kitaba bakışım büyük oranda olumsuzlanır. bir insan fikirlerinin ardında kendisini herşeyiyle kaybedebilmelidir diye düşünüyorum. ancak bu çağda yazar,çizer vesaire de bir düşünür, entelektüel olmaktan ziyade birer medya figürü olarak önemseniyorlar. medyada ne kadar çok “görünürse” popülaritesinin o derece yüksek olduğunu düşününen bu tür bir bakış açısı eninde sonunda kendi fkirlerini de bu tür bir medya ahlak(sızlığ)ı içinde yitiriyor bence.

  26. Yazan:snowqueen Tarih: May 4, 2009 | Reply

    @Selam Çuvaldız,

    Çocukken hatırlarım Türk filmlerindeki hippiler çok hoşuma giderdi, babama kim bunlar, ne yapar ederler diye sormuştum o da hiç özenilecek insanlar olmadıklarını çünkü “evlenmeden” öyle onunla bununla düşen kalkan bohemler olduğunu söylemişti:)
    O jenarasyonun tipik Türk erkekleri için, “cinsel devrim” kavramı, ancak erkeklerin Türk filmlerindeki gibi “iyi kızlarla” yaşamlarını birleştirmeden önce “bakalım ne oluyormuş burada” diye dolandıkları ahlaksız bir alan olmalı sadece.
    Kavramsal olarak ne algıladığımı sormuşsunuz, yukarıda ismini yazmıştım ama Anja Meulenbet’in “Utanç Bitti”adlı kitabı döneme iyi bir örnektir. Kadınlar kendilerini keşfetme yoluna çıkarlar, idolleri reklam panolarındaki kusursuz bedenler değil Çatalhöyük tanrıçasının deforme olmuş bedeni gibi doğal olandır. Doğayla barışık bir kadınlıktır özgür olan. Bedeni olduğu gibi kabul etmek yani ve elbette ataerkilliğin getirdiği belirli “ahlak”kalıplarını ve tabularını yıkmak.
    Hangi tabular olduğunu sanırım hepimiz biliyoruz.

    Yanlış bireyselleşme diye birşey var bence. Bireyselleşmeyi bir erginleme olarak da kabul edebiliriz. Günümüzde “birey olma” sadece bencillik, sorumluk almaktan kaçma ve herşeyin tüketilebilir olmasına denk düşüyorsa bu bir erginleme olamaz. Cinsel devrimin teması “make love, not war”dı. Bugün “sevgisizlik”noktasından geriye bakmak doğru değil. John Lennon “imagine”i söylerken, porno yıldızı vari insanların gözümüze olanca yapaylığıyla sokulduğu TV Showlarından ve reklam panolarından bahsetmiyordu.

    Bedenin metalşamsına gelirsek, bugün birçok insan için korkunç bir ahlaksızlık gibi gözüken dönemin fenomen olmuş çıplaklar kampı örneğinde, orada bulunan insanların algısı sadece giysisiz olmalarıydı, buna “ahlaksızlık” atfeden, bizim algımız.
    MTV’den bahsetmişken, Björk’ün Cocoon diye bir klibi vardır mesala. klipte çıplaktır. Ama orada Britney Spears gibi yapay, kendini en iyi şekilde sunmaya çalışan birini değil, sadece komplekslerinden arınmış insan bedenini görürsünüz. Ahlaksızlık bunun neresindedir?

    @Mer’a Kıl’ın yazdığını okuyunca, muhtemelen katılmayacaktır ama aslında cinsel devrimin “nefs-i müdafa”olduğunu düşündüm.
    Çünkü erkek egemen zihin, kadını her zaman “seyirlik”hale getirmiştir.
    Kapitalizmle birlikte kitle kültüründe almış yürümüştür mevzu ama aynı seyirlik olma durumu billboardlarla sokağa inmeden önce,
    daha kapalı kapılar ardında vardı ve bu arzu nesnelerine “sanat yapıtı”denliyordu. Varlıklı ailelerinin yatak odasındaki duvarları süslüyordu.
    Çok “ahlaklı”olanlar için de kadın seyirliktir bakmayın. Kadının, edilgenlikten çıkıp etken olması olsa olsa nefs-i müdafa olur.

  27. Yazan:çuvaldız Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Sn.Mahir Karaçam,
    Bengisu özelinde bir şeyler yazmışsınız ama bir noktayı atlamışsınız;prezentabl olmak!
    Aşağıda iki gazete ilanı örneği ile bir “prezantabl olmak” üzerine yazılmış bir
    makaleden kısa bir alıntı var.

    …yapacak seyahat edebilir ehliyetli prezentable bayanlar aranıyor…
    *
    Pestisit alanında deneyimli, İyi derecede İngilizce bilen, Askerliğini yapmış, Sürücü belgesi olan , Seyahat engeli olmayan Bay Kimya Mühendisi alınacaktır.

    iddia edildiği gibi prezentabl olma koşulu kısaca “düzgün, kabul edilebilir fiziki görünüme sahip olmak” anlamına geliyorsa bu neden işin gereği olarak erkeklerden değil de sadece bayanlardan talep edilir?

    Yok eğer iş ilanlarının olmazsa olmazı olan bu kelime bir cinsiyete atfen “göze hoş gelen etkileyici bir görünüme sahip olmak” anlamına geliyorsa, kadınlar, sadece reklam panolarında,fuar stantlarında vs.de metalaştırılmış olmuyorlar demektir!Kadın bir emekçi olmak/kalmak istiyorsa önce ve sonrasında “güzel” olmak zorunda mıdır?Güzel olmak ve bunu talep etmek kadının tek başına arzuladığı bir sıfat değil.

    Müşterilerimizden bir vaka aktarmak gerekirse; birebir müşteri ilişkilerini yürüten bir bayanın, makyaj yapmamasından dolayı sağlıksız bir ifadeye sahip olduğu gözlemlenmiş ve yöneticisi tarafindan kendisine yüzüne renk gelmesi ve bakımlı gözükmesi için hafif makyaj yapması tavsiye edilmiştir.

    Bahsettiğiniz tv programını izlemiştim eğer dikkatinizden kaçmadıysa oradaki konuşmacı hanımlar özellikle “güven” duygusuna atıfta bulundular.Onlar gibi pek çok kadın için makyaj sadece güzel olabilmenin bir gereği değil aynı zamanda kendilerini güvenlikli hissetmedikleri ortama kuşanarak gittikleri bir çeşit koruyucu maske;komando askerlerinin yüzlerine sürdükleri kamuflaj boyası gibi.Başörtüsü nedeniyle sanki farklı bir cins gibi görülen,zaman zaman haksız ithamlarla yıpratılan kadın yapmış olduğu makyaj ile aslında muhtemel başka saldırıların da önünü kesmeye çalışıyor.Örtünmeleri nedeniyle bir kısım cinsdaşları tarafından neredeyse aşağılamaya vardırılacak derecede eleştirilen başörtülü kadın,yapmış olduğu makyaj ile kendi hemcinslerine kadın olduğu hatırlatmasında bulunuyor.

    Bu nedenle Bengisu özelinde başörtülü kadınların neden başlarını örtüp dudaklarını boyuyor olduklarını anlamaya çalışırken sert bir tavırla eleştiri getirerek haksızlık etmeyin derim.

  28. Yazan:çuvaldız Tarih: May 4, 2009 | Reply

    Merhaba SnowQueen,
    Babanın ve o jenerasyonun hippiler hakkında ne düşünmüş olduğunu senden duyarak öğrenmek güzel ama ben senin ne düşündüğünü bilmek istemiştim.Baban da bu sohbete iştirak edebilseydi çok güzel olurdu aslında 🙂

    Cinsel devrimin hedefi kadının bedenini özgürleştirmekti derken söylemek istediğin kadının dayatılan bedensel forma itiraz etmesi değildi herhalde?Bereket(!) tanrıçasının sahip olduğu bedensel form da zamanının reklam panolarındaki ideal kadın formu olarak kabul edilebilir.Kadının,bereket tanrıçasının deforme olmuş gibi görünen formuna ulaşmayı/geri dönmeyi istemesi,doğayla barışması yani onun için “utanç bitti” anlamına mı gelir?

    Bedeni olduğu gibi kabullenmek onun doğasının bir parçası olan doğurganlık ve buna bağlı olarak gelişen senin de işaret ettiğin sezgisel ve manevi doğası değil midir?Bunların bilincinde olan bir kadın doğayla barışık yani “özgür”değil midir?

    Ne anlatmak istediğinden emin olmak istediğim için tekrar sormak zorundayım;bedeni olduğu gibi kabullenmek demek anne olabilmeyi,monogamiye yatkın bir eş eğilimi içinde olmayı da içermiyor mu? Kadının da bu doğal özellikleri nedeniyle var olmasına katkıda bulunduğu ahlak kalıp ve tabularını onun rızası olmadan dayatma yoluyla yıkmak kadını özgürleştirmek derken gerçekte “yok saymak” demek değil midir?Kadının eşitliği bu ahlaki tabuları/kalıpları tek taraflı,erkeğe adapte edilmiş şekilde yıkılarak mı elde edilebilir?Ancak benzerler eşittir! öyle mi?
    Cinsel devrimin hedefi bedenin özgürleşmesi, tema;”make love,not war”!
    Kadın erkek cinsi ile girdiği benzeşme savaşıyla bedenini özgürleştirmiş mi oluyor? Ben buna “direnme,kendi isteğinle teslim ol, beni yorma” devrimi diyorum.

    Yanlış bireyselleşme diye birşey var bence. Bireyselleşmeyi bir erginleme olarak da kabul edebiliriz. Günümüzde “birey olma” sadece bencillik, sorumluk almaktan kaçma ve herşeyin tüketilebilir olmasına denk düşüyorsa bu bir erginleme olamaz.

    Haklısın elbette olamaz.Kadının bu cinsel devrim sonrası “özgürleşmek” adına elde etmiş kazanımların ne olduğuna bakıldığında kolaylıkla “kendi doğasına yabancılaşmak” denilebilir.
    Ahlak,cinsellik,özgürlük vb. cinsel devrim sonrası yeni tanımlarına kavuşturulmuşlarken “sevgi” tanımı neden aynı kalmış olsun?Yıkılan tabulardan sonra sevgi nitelik değiştirmiş ahlak ile ilişkisini bencillik,sorumluluk,fedakarlık,itaat,sadakat noktasında keşmişse eğer? Polyamory yada eşcinsellik yada başkaları değişen sevgi tanımının birer ispatı niteliği taşımıyor mu?

    Cinsel devrim kapitalizmin marifeti mi? Ahlak kalıp ve tabularını yıkmak(!) bedenin özgürleşmesine değil aksine “yanlış bireyselleşme=erginlenememe”ye sebep olmuş gibi görünmüyor mu?

    Tekrar edeyim;doğası ile barışık kadınların(ki çoğunlukla 2.sınıf asalaklar olarak tanımlanırlar!) mevcut olduğu toplumlarda kadınların hakimiyeti ele geçirebilmeleri için öncelikli olarak yapılması gereken onları cinsel devrime ve onun hedefine inandırmaktır öyle değil mi?Bunun için ilk yapılması gereken de mevcut “ahlak kalıp ve tabuları(!)” yıkmak gerekir derseniz,kadını kolundan sürükleye sürükleye sokağın ortasına getirip bırakmış olursunuz.Ondan sonra da olup bitenleri “yanlış bireyselleşme” olarak tanımlayamazsınız.
    Kadın özgürlüğününü/bireyseleşmesini çıplaklar kampı gibi bir olayla özdeşleştirirerek yorumlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım olmaz kanaatındayım!Haa ama siz “don’t war,make love” temasından dolayı doğrudan çıplaklığı düşünüyorsanız onu bilemem.Yanlış bireyselleşip bencilleşen, sorumluk almaktan kaçınan kadın, çıplaklığı ve bedenini meta olarak kullandığı için sadece “yanlış” yapmış olmakla eleştirilir ama iş kadının örtünmesine gelindiğinde kendilerini çıplak/dekolteli/açık bulan kadınlar sanki birileri onlara ahlaksız demiş gibi fevaran etmeye başlarlar.Bu nasıl endüstriyel bir ahlak anlayışıdır?

    Sonuç olarak insel devrimin hedefi kadın bedeni üzerinden ahlaki kuralları yerle bir etmektiyse eğer bunun kadına bir faydası olmadığı çok açık.Siz her ne kadar semavi dinlerin klasik metinlerinin iflas ettiğini söyleseniz de bugün gelinen noktadan kurtulmak için dönüp dolaşılıp başvurulan yine semavi dinlerin etkisi ile gelişmiş olan ahlak anlayışıdır.Bu ahlak anlayışını yıkıp etkilerini bertaraf etmek için de bir takım söylemler ileri sürülmüş olması yerine konmaya çalışılan ahlak anlayışının bireyden başlayan toplumsal bir erozyona sebep olduğu sizin de hemfikir olduğunuz gibi çok açık.

  29. Yazan:snowqueen Tarih: May 5, 2009 | Reply

    Bedeni olduğu gibi kabullenmek onun doğasının bir parçası olan doğurganlık ve buna bağlı olarak gelişen senin de işaret ettiğin sezgisel ve manevi doğası değil midir?Bunların bilincinde olan bir kadın doğayla barışık yani “özgür”değil midir?

    Elbette öyle, Meulenbelt’in kenidisi de annedir zaten. Değişen, toplumun özellikle “semavi dinlerin” kutsallaşmış ve cinselliğinden arınmış, “madonna” ya da”cennetin ayaklarının altına serildiği” anne imgesidir.
    Şimdi tahmin ediyorum ki bunu kabul etmek istemeyeceksin.
    Toplumun genelihde bununla barışık pek bir kadın göremiyorum.

    “direnme, kendi isteğinle teslim ol”devrimi, erkeklerin -aslında bahsettiğim jenerasyon erkeklerinin-bakış açısı. Bu bakış açısının cinsel olandan algısı, kadını “fethedilecek” bir alan(obje), kendini ise “fatih”olarak(nesne) konumlandırmak. Dolayısıyla kim kime teslim oluyor? Bu yol “erkeği yormayan kolay kız”ı taşlamaya çıkıyor sanırım.

    “kadını sürükleye sürükleye sokağa bırakmak”derken, sokakların “erkeklerin alanı”oludğunu kim onayladı ki, sokak, kadının olmaması gereken bir alan değil, tersine çıkması gereken bir alan. Esas teslimiyetçilik bu, cinsel devrim değil.
    Gene Türk filmlerindeki(taktım farkındayım ama hepimiz bunlarla büyüdük, aman biri sana açık kola, gazoz ikram ederse içeyim deme falan:-), bir gece evden uzaklaşıp Taksim’de boş boş dolaşmanın sonunun, zührevi hastalıklar merkezinde vesika almakla bititği, didaktik Türkan Soray filmlerine gidiyor aklım.

    Dönüp dolaşıp gelinmesi gereken yol konusunda sana katılmıyorum takdir edersin. Yani en azından bir revizyona ihtiyaç var. O yüzden klasik hali dedim. O kadar da katı olamayacağım. ama mevcut ahlak anlayışı, bence çok sahte. Gene saçma sapan birşey hatırlıyorum, dini bir takvimde çok eskiden şöyle bir yazı ilişmişti gözüme, “ingiltere’deki gelinlerin sadece yüzde %1(öyle birseydi)’i bakiredir”.
    Güya batının ne “ahlaksız” olduğunu örneklemeye çalışıyorlardı.
    Kendi yaşadıkları toplumun ahlaksızlıkları ise(ensest, tecavüz, cinsel istismar vb.) görünmezdir, üzeri örtülüdür elbette. Gene şükretmek lazım, ya “Türkiye’de kadınların yüzde kaçı frijittir?” diye yazsaydı mazallah?

    Ha birde sanırısınız ki bu ahlaklı cenah mutludur. Evde mutsuz kadınlarıyla, sonsuz bir açlık içinde kıvranır aslında çoğu. Saldırganlıkları da bundandır.

  30. Yazan:çuvaldız Tarih: May 5, 2009 | Reply

    Merhaba SnowQueen,
    Yukarıdaki yorumlardan birinde şöyle yazmıştım:
    Ataerkil toplum düzeni denildiğinde “erkeğin üstün” olduğu fikri dolaylı bir şekilde olsa da yine de onaylanmış ve hakimiyet erkeklere teslim edilmiş oluyor.Suat bey’in de “yenik başlamaktan” kastettiği tam olmasa da bu anlama gelecek şekilde de yorumlanabilir.

    Ataerkil toplum düzeni anlayışından yola çıkılarak ,sorunlara kadın ve erkek olmak üzere cinsiyete yaslanılarak bakıldığında birine taraf diğerine karşı olmak zorunda kalıyorsunuz.Ve sorun=cinsiyet,çözüm=fıtrat/doğa ile savaş oluyor.Bu savaşın kazananı asla olamaz ama yara alıp yıprananı mutsuz olanı “yanlış bireyselleşeni” çok olur.

    Bu anlayıştan sıyrılır da sorunları birey özelinde kabul eder ve cinsiyeti de katkı yapacak ikincil derecede destek veren unsur gibi değerlendirebilirsek eğer çözüm=savaş yaklaşımından ve zayiatlarından kurtulabiliriz.Sorunları olan ve yardım edilecek “tek “ cinsiyet kadın yaklaşımı bile eşitlikçi değil. Kadın sorunları öyle yada böyle erkeklerin de sorunu diğer yandan erkeklerin sorunları nedeniyle kadınlar da sorun yaşıyor.(ensest,tecavüz,firjite vb. gibi bu sorunların öznesi tek başına ele alınarak çözülemez) Bu şekilde düşün(ebil)mek için dediğiniz gibi bireyselleşebilmiş yani erginlenmenin gerçekleşmiş olması gerekir.

    Bireyselleşmeyi bir erginleme olarak da kabul edebiliriz. Günümüzde “birey olma” sadece bencillik, sorumluk almaktan kaçma ve herşeyin tüketilebilir olmasına denk düşüyorsa bu bir erginleme olamaz.

    Hemcinsi dışında da düşünürken yaklaşımı bencilce olmayan ve her iki cins için de sorumluluk almaktan kaçınmayan bir yaklaşım geliştirebilmek için karşısındakini genellemeye hapsederek aşağılayan,hor gören,düşman ilan eden, kavramlara endeksli düşünme pratiğinden( “yanlış bireyselleşmeye” yataklık eden fikri alt yapı) yakayı kurtarmak gerekir.

    Elbette öyle, Meulenbelt’in kenidisi de annedir zaten. Değişen, toplumun özellikle “semavi dinlerin” kutsallaşmış ve cinselliğinden arınmış, “madonna” ya da”cennetin ayaklarının altına serildiği” anne imgesidir.
    Şimdi tahmin ediyorum ki bunu kabul etmek istemeyeceksin.
    Toplumun genelihde bununla barışık pek bir kadın göremiyorum.

    Üzgünüm ama bu sen “göremiyorsun o nedenle de yok” olan bir şey değil!Benim kabul ettiğim “değişim için kimsenin zorlanamayacağı”.İstenilen istikamette ve istenildiği şekilde bir değişim gerçekleştirmek(buna anne imgesi de dahil)için “2.sınıf kadınlar” ilan edilmesi gerekir düşüncesine ve bunun elzem bir değişim gereği gibi sunulup,savunuluyor olmasına elbette katılmıyorum!

    Hatırlarsan bir başka başlıkta ateist ahlak yada dinsiz de ahlaklı olunabilir mi konusu tartışmıştık.Bugün var olan ahlak anlayışının temelinde semavi dinlerin öğretisi olduğu düşüncesine karşı çıkmıştın.Aynı noktadan yola çıkarsak bugün toplumda anne olan kadının ayrıcalıklı statüsü o senin eskimiş dediğin dini metinlerin eseridir.Anne imgesi hususunda değişen bir şey yok ;eskiden çoğunluk “annelik kutsaldır” derken bugün birileri de “annelik kutsal değil, saygındır” diyor sadece! Veli Ali,“Ali Veli”Din cennet vaadinden vazgeçmiyor ama saygındır diyen kadın ve erkeklerin bir kısmı diğer taraftan da “ama” ile başlayan bir başka itiraz cümlesi kuruyor;çocuk,kadının özgürleşebilmesine engeldir!diyor .Kadının anne olarak da çalışabilmesinin desteklenmesi gerektiği hususunda yapılan itirazları da kadın erkek eşitliğine ket vuran bir “ayrımcı” bir müdahale olarak kabul edip geçersiz kılmaya çalışıyor.İktidarda bulunan partinin bu yönde yaptığı düzenlemelerin kadının anneliğinin “din” etkisi ile kutsanması gibi” algılanarak karşı çıkılmasını hatırla lütfen.Bu itirazların yükseldiği tarafa da bakarsan “anne imgesi ile barışık olmayan kadınları” görebilmen mümkün olacaktır.

    “direnme, kendi isteğinle teslim ol”devrimi, erkeklerin -aslında bahsettiğim jenerasyon erkeklerinin-bakış açısı. Bu bakış açısının cinsel olandan algısı, kadını “fethedilecek” bir alan(obje), kendini ise “fatih”olarak(nesne) konumlandırmak. Dolayısıyla kim kime teslim oluyor? Bu yol “erkeği yormayan kolay kız”ı taşlamaya çıkıyor sanırım.

    Bedenini meta olmaya teslim etmiş kadınlardan bahsetmiyor muyuz?Hani şu bedenlerini özgürleştirmiş olanlar!Sömüren ataekil teşhisi koyan zihniyete göre erkek ise(kapitalizm?!) bu durumda sömürülen kadın bedeni olmuyor mu?Bedenini özgür kıldığı düşüncesi ile “sana ne beden benim,onunla istediğimi yaparım” diyen kadın özgür mü oluyor bu durumda?Lütfen bunu “kolay kız”(! Cinsel devrim etkisi ile değişen sevgi,ahlak,sex değişen anlayışının elele hakim anlayışla karşı karşıya geldiğinde birbirlerini törpülerken verdiği zayiat) basitliğinde yorumlamayın!Düşüncenin teslim olmasını neden hemen bedenin teslim olarak yorumladınız ki? Freudyen bir yaklaşımla her şeyi cinsiyet üzerine temellendirmeyin artık!

    “kadını sürükleye sürükleye sokağa bırakmak”derken, sokakların “erkeklerin alanı”oludğunu kim onayladı ki, sokak, kadının olmaması gereken bir alan değil, tersine çıkması gereken bir alan. Esas teslimiyetçilik bu, cinsel devrim değil.

    (:-) SnowQueen lütfen sokakları bile cinsiyetçi düşünmekten vazgeç lütfen!Maazallah bir sokağın adı kadın ismi olsa ve bir erkek de orada bulunsa adamı tacizci ilan edecekmişsin gibi geliyor artık bana :-))Onaylayan ve hatta tanımlayan sensin,ataerkil,erkek dünyası vb…bunlar onay cümleleri zaten!Benim sokak ortasında bırakılmak olarak gördüğüm kadının kadınlığından soyundurulmasıydı(teşbih)!Önce kadının cinsiyetini öldürüp/baskılayıp sonra da hadi var ol ama erkek gibi denemez itirazım buna!kadının cinsiyeti ile barışık olması “erkeğe teslim olmak” demek değildir!ve bu kabul edildiğinde cinsel devrim kavramı anlamsızlaşır!!! Kendi varlığını bu kavram üzerinden tanımlayan biri için bu kendini yok etmek/imha etmek anlamına geleceğinden bu düşünceye asla teslim(!) olmayacak ve pek çok gerekçe sıralayarak kendinden önce bu kavramı yaşatmaya çalışacaktır!!Biraz daha fazla dikkat ederseniz göreceksiniz ki uzlaşmacı değil de yenilgi düşüncesinin yer aldığı bu savaşçı yaklaşımı sergileyenlerin dilinden yıkmak,devrim kelimeleri hiç düşmez.(fetih,fatih kelimelerine dokunmadım bile)

    Gene Türk filmlerindeki(taktım farkındayım ama hepimiz bunlarla büyüdük, aman biri sana açık kola, gazoz ikram ederse içeyim deme falan:-), bir gece evden uzaklaşıp Taksim’de boş boş dolaşmanın sonunun, zührevi hastalıklar merkezinde vesika almakla bititği, didaktik Türkan Soray filmlerine gidiyor aklım.

    Düşüncelerini kontrol edebilirsin 🙂 Bu filmler (hikaye seçimleri,anlatım dili,çekenler vs.) ve anlattıkları da ayrı bir konu ama merak ettim bunları içen kızları gördüğünde onlar için aklından geçen düşününce ne oluyor?

    (bu arada gazoz demişken bu sıra mail zincirinde dolaşan bir yazı var imza bir prof.a ait.Uzun bir metin ama konu için kısaca şöyle denebilir;tanımadıklarından bir şey içmeyin uyandığınızda böbreklerinizin yerinde yerler esiyor olabilir!)

    Dönüp dolaşıp gelinmesi gereken yol konusunda sana katılmıyorum takdir edersin. Yani en azından bir revizyona ihtiyaç var. O yüzden klasik hali dedim. O kadar da katı olamayacağım. ama mevcut ahlak anlayışı, bence çok sahte. Gene saçma sapan birşey hatırlıyorum, dini bir takvimde çok eskiden şöyle bir yazı ilişmişti gözüme, “ingiltere’deki gelinlerin sadece yüzde %1(öyle birseydi)’i bakiredir”.

    Takdir yada tahkir,gereksiz ve abartılı bir yaklaşım olur. Katılmanı beklemedim.Bu senin düşüncen ve nedenleri de dahil anlayabildiğimi düşünüyorum.Bu bir yaklaşım ve yorum meselesi senin cinsel devrime yaklaşımınla benim yaklaşımım elbette farklı olabilir.Babanın bir filmde yorumlandığı şekli ile hippileri yorumlaması ile senin takvimde yazan bir şey ile dini yorumlaman arasında bir fark yok bence.Bu yaklaşımın sebebinin ne olduğunu da sen biliyorsun zaten!

    Ha birde sanırısınız ki bu ahlaklı cenah mutludur. Evde mutsuz kadınlarıyla, sonsuz bir açlık içinde kıvranır aslında çoğu. Saldırganlıkları da bundandır.

    Buna yukarıda değinmiştim ama yineleyeyim;maalesef herşey tek başına sadece kadın sorunu gibi ele alındığında hiçkimseye faydası olmuyor;kadın sorunuerkek sorunu

    Not:bu arada benim neye itiraz edeceğimi,katılıp katılmayacağımı tahmin etmeyip de doğrudan bana sorarsan sevinirim.

  31. Yazan:Mahir Karaçam Tarih: May 5, 2009 | Reply

    Sn Çuvaldız,

    Onlar gibi pek çok kadın için makyaj sadece güzel olabilmenin bir gereği değil aynı zamanda kendilerini güvenlikli hissetmedikleri ortama kuşanarak gittikleri bir çeşit koruyucu maske;komando askerlerinin yüzlerine sürdükleri kamuflaj boyası gibi.Başörtüsü nedeniyle sanki farklı bir cins gibi görülen,zaman zaman haksız ithamlarla yıpratılan kadın yapmış olduğu makyaj ile aslında muhtemel başka saldırıların da önünü kesmeye çalışıyor.Örtünmeleri nedeniyle bir kısım cinsdaşları tarafından neredeyse aşağılamaya vardırılacak derecede eleştirilen başörtülü kadın,yapmış olduğu makyaj ile kendi hemcinslerine kadın olduğu hatırlatmasında bulunuyor.

    Bu nedenle Bengisu özelinde başörtülü kadınların neden başlarını örtüp dudaklarını boyuyor olduklarını anlamaya çalışırken sert bir tavırla eleştiri getirerek haksızlık etmeyin derim.

    Nihal Bengisu kimlere yaranmak zorunda ki dudağını boyayarak bu kişilere cici görünüyor, hayretlik bir savunma yazmışsınız.

    Kendi hemcinslerine kadın olduğunu hatırlatmak için makyaj yapıyor demişsiniz, Allahaşkına bu cümleyi sesli olarak bir kez kendinize okur musunuz hanımefendi.
    Benim başı açık tanıdıklarımın çoğu makyajsız ve özgüvenli kadın gibi kadınlar, anneler.
    Nihal hanım yazıları dışında neyi pazaralayacak ki prezentabl olmak zorunda, ben buna isyan ediyorum.
    Emine Şenlikoğlu olsunlar demiyorum elbette, ama, yıllardır modernizme karşı durduğumuz ve kalemleriyle gurur duymak istediğimiz dindar hanımlar çıkıp da Reha Muhtar’a makyajı savunmasınlar.
    Direkli bir burnu olan başörtülü bir kadın, gidip burnunumu yaptıracak birilerine hoş ve cici görünecek diye, sizin savınız oraya uzanıyor.
    Ben açıkçası saygı duymuyorum saçını örtüp, dudağını boyayan kadınlara.

  32. Yazan:Tarik Tarih: May 6, 2009 | Reply

    Onlar gibi pek çok kadın için makyaj sadece güzel olabilmenin bir gereği değil aynı zamanda kendilerini güvenlikli hissetmedikleri ortama kuşanarak gittikleri bir çeşit koruyucu maske;komando askerlerinin yüzlerine sürdükleri kamuflaj boyası gibi.Başörtüsü nedeniyle sanki farklı bir cins gibi görülen,zaman zaman haksız ithamlarla yıpratılan kadın yapmış olduğu makyaj ile aslında muhtemel başka saldırıların da önünü kesmeye çalışıyor.Örtünmeleri nedeniyle bir kısım cinsdaşları tarafından neredeyse aşağılamaya vardırılacak derecede eleştirilen başörtülü kadın,yapmış olduğu makyaj ile kendi hemcinslerine kadın olduğu hatırlatmasında bulunuyor.

    Bu nedenle Bengisu özelinde başörtülü kadınların neden başlarını örtüp dudaklarını boyuyor olduklarını anlamaya çalışırken sert bir tavırla eleştiri getirerek haksızlık etmeyin derim.

    Benim bildiğim kadınlara yönelik makyaj, başörtüsü emri tabiri caizse kamusal alanda, namahrem karşısında geçerli. Özel alanda, örneğin eşinin yanında makyaj yapmaları, daha “çekici

  33. Yazan:Tarik Tarih: May 6, 2009 | Reply

    Benim bildiğim kadınlara yönelik makyaj, başörtüsü emri tabiri caizse kamusal alanda, namahrem karşısında geçerli. Özel alanda, örneğin eşinin yanında makyaj yapmaları, kendilerini daha “çekici” kılacak şekilde giyinmeleri yasak falan olmadığı gibi birçok islam alimince de teşvik edilen birşey.

    Yanlış mı biliyorum? Makyajın kendisi kötü birşey mi? Sanki öyleymiş gibi yeriliyor. Değilse mesele evde “beyinin” karşısında değil mesela tv ekranına çıkarken de yapıyor olması mıdır?

    Nihal hanımın kamusal alanda da güzel, ya da belirli ölçüler içinde çekici görünmek istiyor oluşunda tuhaf olan ne?

  34. Yazan:çuvaldız Tarih: May 6, 2009 | Reply

    Sn.Mahir Karaçam ve Tarık bey,

    Kimsenin avukatlığını yapmıyorum.Sadece anlayamadığınız noktada sonuca varırken haksızlık olacağına inandığım tespitlerinizi bulunduğum taraftan gördüğüm kadarıyla ve dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım.

    Siz ve Tarık bey’in bir cümlesi anlam itibarıyla aynılar;

    Nihal Bengisu kimlere yaranmak zorunda ki dudağını boyayarak bu kişilere cici görünüyor, hayretlik bir savunma yazmışsınız.(Mahir karaçam)
    *
    Özel alanda, örneğin eşinin yanında makyaj yapmaları, kendilerini daha “çekici” kılacak şekilde giyinmeleri yasak falan olmadığı gibi birçok islam alimince de teşvik edilen birşey.(Tarık)

    Makyaj=çekici=cici=yaranmak=pazarlamak

    Kadının başörtüsünü çekici bulmak aklınıza gelir mi?En azından bir nebze olsun anlayabilmek için neden makyajı da başörtüsü gibi “örten bir şey” olarak düşünmeyi denemiyorsunuz?

    Sizler makyajı sadece koca karşısında çekici olmak için yapılan bir süs,(Erkek !)patrona yaranmak için yapılan bir tür yalakalık olarak görüyorsunuz aynen iş ilanlarında prezantable yazan/yazdıran işverenlerin düşündüğü gibi.Sizin baktığınız yerden anlaşılan;kadın makyajı çekici olmak için yapar. Kadın güzel (göz almak ister D.Cündioğlu) olmak ister ve kendini çirkin bulduğundan veya daha da güzel olmak için boya denen hileye başvurur.Kendi cinsinizi bu kadar önemsemeyin lütfen.Pek çok kadın (ki belki programı izlediğinize göre Bengisu’nun “kendimi kötü,hasta hissettiğimde evden dışarı çıkmayacak bile olsam makyaj yaparım” dediğini de göre hatırlıyorsunuzdur)evin eşyalarını yada yerlerini değiştirdiği gibi zaman zaman kendi görünümünü de değiştirmek ister.Bu değişim isteğinin tek amacı da ikinci şahıslar değildir.Kız çocuğunun daha 2-4 yaşında süslenmeye başlamasını yada 80 yaşında bir hanımın hala makyaj yapıyor olmasını düşünün.Buna “içgüdüsel bir beğenilme arzusu” dediğinizde erkek cinsinin de bu duygudan nasiplenmiş olduğunu hatırlayın derim.Aksini iddia ettiğiniz taktirde bu yaradılışında kadına verilen bir duygudan erkeğe,ya da erkeğe verilen bir duygudan kadına verilmemiş olduğu anlamına gelir ki…annelik dışında bunu iddia edebileceğiniz ortak olmayan tek bir duygu bile olabileceğini sanmıyorum?!

    Kendi hemcinslerine kadın olduğunu hatırlatmak için makyaj yapıyor demişsiniz, Allahaşkına bu cümleyi sesli olarak bir kez kendinize okur musunuz hanımefendi.
    Benim başı açık tanıdıklarımın çoğu makyajsız ve özgüvenli kadın gibi kadınlar, anneler.(Mahir K.)

    Başörtülü kadınlar için genellikle yapılan ithamlardan biri de sahip oldukları hak ve özgürlükten feragat ettikleri şeklindedir.Ya da pek çok gazeteci başörtüsü kullanan hanımlarla yaptıkları röportajlarda duyduklarına şaşırdıklarını söylerler.Şaşırdıkları konu; karşılarındaki kadının da kendileri gibi “kadın cinsiyetine” sahip olduğudur.(yatarken başlarını örtmedikleri kadın erkek münasebeti vb gibi)Bir kadın diğer kadının kendisi için daha az kadın olduğunu düşünmesini istemez ,çirkinlik yada güzellik anlamında değil.Çocuğu yada kocası olmayan kadın için kafalarda genellikle bu kadınlığın oranı ile ilgili bir soru işareti dolanır! Hatta bazen saçları kısacık kesilmiş,makyajsız ve erkeksi kıyafetlere bürünmüş kadınlar için bile bu yapılır.Şimdi aynı örnekleri erkekler için düşünün ve kendi cinsinize erkek olduğunuzun hatırlatmasını nasıl yaptığınızı aklınızdan geçirin!Küçücük önemsiz bir örnek;futboldan hoşlanmayan bir erkek sadece “gerekli” olduğunu düşündüğü için “futboldan” anlamak/bahsetmek zorunda kalır.Neden gereklidir?
    Losyonunu,saç kesim şeklini,kravat rengini düşünür koruduğu bir algı sorunu vardır aşırı olmayan “gerekli ” ölçüde bir doz söz konusudur!

    Tanıdığınız makyajsız ama özgüvenli kadınlara bu konudaki fikirlerinin ne olduğunu sorun derim.Erkekler neden para,kariyer,araba,saç, vb gibi konularla aşırı ilgilidirler,neden rekabetçidirler vs…
    Günde kaç kez erkek cinsi olduğunuzu düşünürsünüz?Hemen hemen hiç değil mi?Çünkü bunun için ayrı bir hatırlatmaya/hatırlamaya gerek yoktur.Kadının da makyaj yaparak erkeğe kadın olduğu hatırlatma yapmasına “gerek” yoktur! Şimdi kadının hemcinslerine kadın olduğu hatırlatması yapmasının” ne anlama geldiğini biraz olsun anlatabildim mi acaba?Sesli değil idare edin artık siz sesli okursanız bu eksikliğimi telafi etmiş olurum herhalde!

    Emine Şenlikoğlu olsunlar demiyorum elbette,

    Neden?

    ama, yıllardır modernizme karşı durduğumuz ve kalemleriyle gurur duymak istediğimiz dindar hanımlar çıkıp da Reha Muhtar’a makyajı savunmasınlar.
    Karaca ve Özlem Albayrak hanımlar, aleni bir şekilde makyajı savundular ve yüzlerindeki bir ton makyajın kendilerini iyi hissettirdiğini ifade ettiler.O an gözümde öyle küçülüp alçaldılar ki, her zaman takdir ettiğim o nadide beyinlerine acıdım.

    Yazık.Eğer siz sadece makyaj yaptıkları için bu kalemleri harcıyorsanız ne denebilir ki?Birileri de çıkar ne söyledikleri yada söyleyeceklerinin neler olabileceği ile ilgilenmeden başörtülerine bakıp onları bir kalemde acıyarak harcayıverirler.Siz bir ton makyajla “dindar” değiller dersiniz diğerleri de başörtüleri ile hiç prezantabl değiller diyiverir.

    Direkli bir burnu olan başörtülü bir kadın, gidip burnunumu yaptıracak birilerine hoş ve cici görünecek diye, sizin savınız oraya uzanıyor.
    Ben açıkçası saygı duymuyorum saçını örtüp, dudağını boyayan kadınlara.(M.K)

    Bu kadınlar kalemleri ile yapmış oldukları işte kendilerine yer edindiklerinde (artık sektörlerinde kalemleri konuşulmaya başlandığında) makyaj yapmaktan büyük bir ihtimalle vazgeçeceklerdir(başları açık olmaktan vazgeçtikleri gibi).Ve o zamana kadar da makyaj yapmalarının benim onlara duyacağım saygıda bir etkisi olmayacaktır. “modernizmin” şekilci yaklaşımından uzak bir tavırla bir gün burnunu yaptıracak olması ihtimali ile değil de kalemine yansıyanlarla ilgilenmek daha yerinde olmaz mı?Gönül gözü ile bakmak gibi mesela ;dışlayıcı değil de kucaklayıcı,destekleyip yüreklendirici.

  35. Yazan:Mahir Karaçam Tarih: May 7, 2009 | Reply

    Çuvaldız hanım,
    malesef sizinle yazışmak istemiyorum çünkü siz modernizme teslim olmuş bir kadınsınız.
    Şu an solcu kadınları bile sizden daha çok takdir ediyorum, yazık!

  36. Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 7, 2009 | Reply

    Nihal Bengisu’nun makyajından kime ne? Yahu lütfen artık insanların ne giyip ne yiyip içtikleriyle uğraşmayalım, Allah aşkına.
    Herkesi kampınızın kurallarıyla yönetmeye çalışmayın. Ne otoriter bir ümmettir bu yahu? En azından insanlara yanlış yapma fırsatını verin. Herkesi doğru yola soktunuz kötü rol model olarak bir Nihal Bengisu mu kaldı? İyi o zaman.

  37. Yazan:çuvaldız Tarih: May 7, 2009 | Reply

    Sn.Mahir Karaçam,
    Son olarak kişiselleştirerek yazmış olduklarınızı okuyunca anlatabilmek için artık yazılabilecek bir şeyin olmadığını düşünüp,sözün anlamsızlaştığı her şeyin boş olduğu yere geldik dayandık deyip, bir başka başlığa ve altındaki yorumları okumaya geçmiştim.

    B.Coşkun seçim haritası hakkında O harita aynı zamanda; dans haritasıdır…Kadınlar açısından ise; dayak haritası…şeklinde bir yorum yapmış.Bu yorum bana sizin yorumlarınızı yazarken sahip olduğunuz fikri altyapıyı anımsattı;Sizin için de makyaj boyaları, modernizme teslim olmuş kadınları teşhis edebilme yolu. Anlayabildiğim kadarıyla siz de makyaj=modernizm diyerek kestirip atıyorsunuz.

    Oradakileri okurken sizi buna kadar taşıyan düşünce silsilesinin ne olduğu hakkında düşündüm.Elbette benimle ilgili düşünmüş olduklarınızla ilgi olarak haklılık payınız olabilir neden öyle düşünmüş olduğunuzu da anlamaya çalışıyorum ayrıca.Bunu bir uyarı gibi dikkate alacağımdan emin olabilirsiniz.

    Konumuza dönnersek siz,düşünceler arasına dolayısı ile insanlar arasına birbirlerini anlamalarını olanaksızlaştıracak “modernizm” adı altında bir duvar örüyorsunuz.Gettolarda yaşayamayız bu mümkün değil.O haritadaki şehirlere hakim rengin Coşkun’un yorumladığı gibi tamamının katışıksız aynı şeyleri düşündüğü anlamına gelmediği gibi!

    Bu nedenle bir de buradan bakmayı deneyin ve lütfen beni muhatap alıp yazmadan da olsa üzerinde düşünün;

    Kına,sürme,parfüm,altın takı vs…bunlar modernizmle mi var oldu da bunların günümüzde varyasyonlarını sebeplerini de izah ederek uygulayan insanlar modernizme teslim olmuş oluyorlar?Hz.Muhammed(sav)devrinde bunlar yok muydu?

    *Kaynaklar,Hz.peygamber’in,eline kına yakması için uyardığı kadınlardan bahseder.(ibn-i hanbel,Musned,VI,437;İbn Abdilber,el-istiab,443-444;ibnu’l-Cevzi,Ahkâmu’n-Nisa,164)

    *Hz.Âişe de muhtemelen daha sonra beliren bir şüphe üzerine kadının kına kullanmasında bir sakınca olmadığını ifade eder.(Ebû Dâvud,Sunen,IV,395(Tereccül,4/4164)

    Soru:Kadının örtünmesi el bileklerinden başladığına göre bugünkü aklımızla da süs olarak kabul edebileceğimiz kına yakılmış ellerin başkaları tarafından da görünür olmasını ve buna yasak getirilmiş olmamasını nasıl açıklarsınız?
    El ve yüzün açıkta kaldığı bir örtünme şeklinde göze çekilen sürmenin de açıklanması gerek!

    *Hz.Peygamber(sav) devrinde güzel koku kullanmanın yaygın olduğu,kadınların da saçlarını tararken veya başka zamanlarda güzel koku süründükleri anlaşılmaktadır.(İbn-i Kuteybe,el-Maarif,128-Abdullah bin reva’nın kızkardeşinin elbisesinin güzel koktuğunu bir ravi nakletmektedir.)

    *Hz.Peygamber(sav),kadının erkeğe,erkeğin de kadına benzemeye çalışmasına şiddetle karşı çıkar.(El-Buhâri,sahih,VII,55(Libâs,61-62)

    Şimdi o dönemi düşünün ve bu benzerliğin yukarıda izin verilenler dışında neleri kapsıyor olacağı hakkında fikir yürütmeye çalışın lütfen?Bu arada o dönemde kadının ticaret yaptığını,bugün sadece erkeğe özel gibi görünen bazı mesleklerde varlık gösterdiğini gerektiğinde erkeklerle savaş meydanlarında tıbbı ve geri hizmetlerde ve hatta vuruşmaya dahi iştirak ederek var olduklarını ve ganimetlerden kendilerine de verilmiş olduğunu kısaca sosyal bir statü sahibi olduğunu da bilerek ama!

    Modernist zihniyet düşünceleri üzerinden kadını esir alırken erkek neredeydi ?Siz de dahil olmak üzere nasıl oldular da bu zihniyetten etkilenmedi? Kadınları teslim olanlar ve olmayanlar diye ayıran bir zihniyet hangi -izmin eseri olabilir? Zavallı biz kadınlar esen her yele göre oradan oraya savrulan zayıf karakterli acınası,aciz yaratıklarmıyız size göre?

    *Alıntılar;Hz.Muhammed(sav) Devrinde Kadın/Dr.Rıza Savaş Sf 218-219-220

  38. Yazan:Tarik Tarih: May 7, 2009 | Reply

    Siz ve Tarık bey’in bir cümlesi anlam itibarıyla aynılar;

    Nihal Bengisu kimlere yaranmak zorunda ki dudağını boyayarak bu kişilere cici görünüyor, hayretlik bir savunma yazmışsınız.(Mahir karaçam)
    *
    Özel alanda, örneğin eşinin yanında makyaj yapmaları, kendilerini daha “çekici” kılacak şekilde giyinmeleri yasak falan olmadığı gibi birçok islam alimince de teşvik edilen birşey.(Tarık)

    Sizler makyajı sadece koca karşısında çekici olmak için yapılan bir süs,(Erkek !)patrona yaranmak için yapılan bir tür yalakalık olarak görüyorsunuz aynen iş ilanlarında prezantable yazan/yazdıran işverenlerin düşündüğü gibi.

    Çuvaldız,

    Ben başörtüsü emrinin sık sık duyduğumuz açıklamasını yazdım. “Eşine güzel görünmekte sınır yok ama namahrem karşısında güzelliğini gizle” Ama işte yok öyle bir hayat. İnsanlar, kadın, erkek kamusal alana çıktıkça, daha eşitlikçi ilişkiler (karşılıklı beğenme, beğenilme) içerisine girdikçe beğenilmek arzusu duymalarında yadırganacak birşey yok. Kadın doğası, beğenilmek arzusu benzeri açıklamalar yapılmış. Ben bunun kadınlara özgü bir durum, tarihsiz, bilimsel bir yasa falan olduğunu da düşünmüyorum. Herkes belirli ölçüler içerisinde beğenilmek ihtiyacı duyar. Erkeklere daha az duymaları kızlara daha çok duymaları küçük yaştan itibaren toplumsal kodlarla benimsetilir. Bence burda sorun olan erkeklik asıl, kadınlık değil. Ama siz korucuyu maske, birçeşit komando boyası demişsiniz. Doğrusu ben, kadınların güzel görünmek arzusu duymalarının nesinin kötü olduğunu anlamakta zorlanıyorum. Yukarıdaki islami yorum zaten bununla problemli gibi durmuyor. “Bana güzel görün, kamusal alan da çekici olma” diyen kocaların, (kıskançlık) bu kaygıyı (ahlaksızlık) duyan kadınların durumlarını anlamak çok da zor değil. Ama nedense biz hiç erkeklere yönelik, “Eşinin karşısında her zaman traşlı ol, saçın taralı olsun. Parfüm sür, iki dirhem bir çekirdek bulun ama kamusal alanda çekici olma” şeklinde dini telkinler salık verildiğini duymuyoruz.(Kuranda ne yazdığını değil, yaşanan dini, gündelik hayatta müslümanların ekseriyetinin zihniyetini söylüyorum)

    Velhasıl, dişiliğin de erkeklik gibi son kertede sıfıra indirilmesi bana pek mümkün görünmüyor. Herkes toplumsal hayat içerisinde, belirli ölçüler içerisinde bunu dışavurur. Yok bu “patrona yalakalık” falan da değildir.

    Bir kadının kamusal alanda güzel görünme arzusunu “patronuna hoş görünmek” şeklinde algılamak cinsiyetle ilgili nasıl bir bilinçaltının tezahürüdür anlamakta zorlanırım. Ama daha dün, küçük emrah filmlerine akın eden, bu maşist toplumun çalışan kadınlar ve erkek patronlarıyla ilgili ne tip paranoyalara sahip olabileceğini de kestirmek çok zor değil.

    Bu kadınlar kalemleri ile yapmış oldukları işte kendilerine yer edindiklerinde (artık sektörlerinde kalemleri konuşulmaya başlandığında) makyaj yapmaktan büyük bir ihtimalle vazgeçeceklerdir(başları açık olmaktan vazgeçtikleri gibi).Ve o zamana kadar da makyaj yapmalarının benim onlara duyacağım saygıda bir etkisi olmayacaktır

    Kafanızda bir kalıp var, insanların yaşantılarına buradan hareketle niyetsellik atfediyorsunuz. “Yeredinince vazgeçecekler, şimdilik kamuflaj yapıyorlar” gibi. İyi de sokakta hergün rastlaştığımız kadınlar neyin nesi? Sanki yüzde makyaj sadece yazı çiziyle uğraşan kadınlara özgü bir fenomen.

    Bir insan neden beğenilmek arzusu duyar? İnsan bedeni biryerde, ruhu başka yerde bir canlı değildir. İnsanın kendine özen göstermesi, kendisini daha güzel, çekici kılmak istemesi, yüzüne makyaj yapması, saçını boyaması, taraması, vs. sonuçta topluma karışmak ve o alanda cazibe ilişkilerine dahil olmak zorunluluğundan doğan birşey. Hele günümüzde, androjen kimliklerin gittikçe daha görünür olduğu, kadın-erkek cins kimlikleri arasındaki keskin ayrımların silikleşmeye başladığı bir zamanda asıl dönüşüm erkeklikte.

    Erkeklik şu çok sövülen meta ilişkilerine henüz yeterince dahil olamadı maalesef. Hatta bazıları, “burunlarını da yaptırsalar” fena olmaz. 🙂

  39. Yazan:çuvaldız Tarih: May 7, 2009 | Reply

    Tarık bey,

    Bugün ilkokula başlayan bir çocuğa yarın üniversite mezunu babası/annesi okul genellemesinden yola çıkıp “sen neden bunu bilmiyorsun bak okula da başladın artık demez” değil mi?İlkokul biri var,ikisi var,3ü beşi…asistanı,doçenti,doktoru,prof.u,ord.prof.u var velhasıl var da var.

    Kimin neye ne kadar teslim olduğunu dudağına sürdüğü boyaya bakarak söylemeye kalkışmak haksızlık ve belki de hadsizlik olur sanırım.

    Ama siz korucuyu maske, birçeşit komando boyası demişsiniz.

    Kamuflaj!Duygularını,psikoljisini ardına gizleyebildiği bir çeşit maske!Neden gizlemek ister diye sorarsanız da çoğunlukla kadına karşı cinsiyeti üzerinden geliştirilen anlamsız saldırganlığa bakın derim.Makyaj yapsa da dert,yapmasa da!

    Herkes belirli ölçüler içerisinde beğenilmek ihtiyacı duyar. Erkeklere daha az duymaları kızlara daha çok duymaları küçük yaştan itibaren toplumsal kodlarla benimsetilir. Bence burda sorun olan erkeklik asıl, kadınlık değil.

    “Belirli ölçüleri” herkes kendi kodlanmışlığına göre yorumluyor sorun bunun tek doğru olanmış gibi diğerine dayatılıyor olması.Hiç makyaj,az makyaj,bir ton makyaj vs…açık/örtülü olmak için de aynı şey söz konusu.Sorun tanımı yapılırken cinsiyetçi olmamak gerekir.Herkes soruna kendi payını bulmak için bakmalı,sorunun parçası değilim ama ben çözümün oldukça büyük bir parçasıyım demek pek de mantıklı olmuyor maalesef!

    Kafanızda bir kalıp var, insanların yaşantılarına buradan hareketle niyetsellik atfediyorsunuz. “Yeredinince vazgeçecekler, şimdilik kamuflaj yapıyorlar” gibi. İyi de sokakta hergün rastlaştığımız kadınlar neyin nesi? Sanki yüzde makyaj sadece yazı çiziyle uğraşan kadınlara özgü bir fenomen.

    Aslında ben bunu yazarken dinle kurulan ilişkiyi de düşünmüştüm.Kadınlar hem dine uygun örtünüp hem de uzun zamandır dışlandıkları ve sadece bir kısım modern(!) kadına tahsis edilen sosyal hayata iştirak edebilmeye çalışıyorlar.Eğer İslam dini içinde kadın olmanın anlamını(yukarıda birkaç örnek vermeye çalışmıştım) tam olarak idrak edebilirsek belki bu tip konuları “sorun” haline dönüştürerek konuşuyor olmayacağız.Şuan ki durum bana biraz fren balatalarının hala lastiğe yapışık olduğu izlenimini veriyor.Bu nedenle yazdıklarım niyetsellik gibi duruyor olabilir.Dindar olarak tanımlanan başörtülü kadınların hala daha üniversitelerde eğitim alabilme özgürlükleri yok!Bu sorunu aşmış eli kalem meslek tutmuş olanlar şimdi de makyajları/kıyafetleri bahane gösterilerek mi “yok” sayılacaklar!

    Hele günümüzde, androjen kimliklerin gittikçe daha görünür olduğu, kadın-erkek cins kimlikleri arasındaki keskin ayrımların silikleşmeye başladığı bir zamanda asıl dönüşüm erkeklikte.

    Bunun ne anlama geldiğini bir erkek olarak siz benden daha iyi gözlemleyebilirsiniz elbette.Yanlızca keskin ayrımlar konusunda oldukça dikkatli olunması gerekiyor. “toplumsal kodların” bu keskin ayrımlara nasıl etki ettiğini/beslediğini unutmadan.

    Erkeklik şu çok sövülen meta ilişkilerine henüz yeterince dahil olamadı maalesef. Hatta bazıları, “burunlarını da yaptırsalar” fena olmaz. 🙂

    Kibir sadece “milliyetçilikte” kolektif olarak zuhur etmiyor cinsiyetçilikte de maalesef tecelli edebiliyor.Estetik operasyondan önce şu kibri en azından makul olabilecek seviyede tutabilmek için gayret etmemiz gerekecek.

  40. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: May 8, 2009 | Reply

    Kibir sadece “milliyetçilikte” kolektif olarak zuhur etmiyor cinsiyetçilikte de maalesef tecelli edebiliyor.Estetik operasyondan önce şu kibri en azından makul olabilecek seviyede tutabilmek için gayret etmemiz gerekecek.
    Sanırım Çuvaldız hanımın yukarıdaki tespiti,cinsiyetçilikte henüz aşılamamış müdahaleci tavrı yeterince açıklıyor.
    Kısa kısa geçeceğim;
    Erkeklerin giyim kuşamı,hobileri,tercihleri vs.si neden kendisi için bir kişilik ve ahlak sorgulamasına dönüşmüyor da kadınlara gelince tüm erkekler birer juri kesiliyor?

    Siz hiç,falanca erkek yazar,işadamı,sanatçı… kol düğmeleri,kravat iğnesi vs.aksesuar kullanıyor,ya da kirli sakal bırakıyor diye kadınların nezninde(ya da erkekler de dahil toplumun herhangi bir kesimince) itibar kaybına uğradıklarına hiç tanık oldunuz mu?Ben olmadım.

    Peki kadını bu anlamda sorgulamanın mantığı nedir?Erkek için gayet normal ve sıradan sayılan tercihler kadın için nasıl oluyor da “beğenilme”,”yaranma”,”pazarlanma”vs.gibi yakışıksız ve çirkin ima ve yorumların konusu olabiliyor?

    Nedir kadın?Sadece bir nesne,eşya mı ki,beynini,ruhunu,varlığını;kadın kadın yapan bütün yanlarını,değerlerini bir kenara bırakarak makyajına,giyimine takmışız?Bu,kibir değil de nedir?Bundan ala cinsiyet ayrımcılığı mı olur?

    Kadın adına her türlü yargı tasarrufuna hangi hakla sahip olabiliyoruz?Yoksa kadının kendisi için doğru ve yanlışları idrak edecek donanımlara sahip olmadığı falan mı düşünülüyor?Değilse sorun nedir?

    Sorularıma yanıt arıyorum;kadın hakları konusunda hem yargıç,hem juri hem tanık sandalyesinde hüküm vermeyi vazife sayan arkadaşlardan.Sahi bu sorumluluk,bu korumacı anlayış aşkı nereden ve hangi hakla geliyor?

  41. Yazan:cemile bayraktar Tarih: May 8, 2009 | Reply

    Sorunun ‘izmler’ değil erkekler olduğuna yukarıda değinmiştim ve yanılmadığımı gördüm.
    Bazıları almış eline olması gerekene dair bir liste sen geç,sen kal ahkamları kesip duruyor.
    Jeep kültürüne tükürmek için bile kadınları lanetleyen kalemşörlerin bolca olduğu bir sistemde kadın sorunu deyince elbet ‘modernist kadının çığılı’ gibi bir başlıkta Bengisu ruju magazin konusuyla kadınlar eleştirilecek buna mukabil başörtülü kadının erkekten çok farklı olarak başında örtüsüyle sokağa adım attığı anda sosyal hayata bir sıfır yenik başlayıp,etiketlenme ile yüzleşmekten bunalmış olarak attığı ‘çığlık’ duyulmayacaktır.

  42. Yazan:Tarik Tarih: May 8, 2009 | Reply

    Bugün ilkokula başlayan bir çocuğa yarın üniversite mezunu babası/annesi okul genellemesinden yola çıkıp “sen neden bunu bilmiyorsun bak okula da başladın artık demez” değil mi?İlkokul biri var,ikisi var,3ü beşi…asistanı,doçenti,doktoru,prof.u,ord.prof.u var velhasıl var da var.

    Kimin neye ne kadar teslim olduğunu dudağına sürdüğü boyaya bakarak söylemeye kalkışmak haksızlık ve belki de hadsizlik olur sanırım.

    Boldlu kısımda yazdıklarınızla hemfikirim. Ama bir önceki cümlenizde NBK’ya tam da söylediğiniz şeyi yapıyor olduğunuzun farkında olmamanızı anlamam mümkün değil. (Örneğimiz NBK olunca ilk-orta okul analojisi de biraz tuhaf. Herhalde hepimizi “okutur” kendisi)

    Sonuç olarak, en nihayet insanlar onlara ne yapmaları, nasıl yaşamaları vaaz edilirse edilsin yine de kendi yaşamlarını, kendi küçük özgünlüklerini dışavurarak yaşıyorlar. Benim insanları seküler ya da dini bir dünyagörüşü için hizaya sokmak gibi bir kaygım yok ve ne başını örten ne de makyaj yapanı, hele hele ikisini birden yaparak bu “idealleri” tartışılır kılan, yukarıdaki gibi her cenahtan insanın ezberini bozan örnekleri yargılamak aklımın ucundan geçer.

  43. Yazan:çuvaldız Tarih: May 8, 2009 | Reply

    Tarık bey,

    Benim insanları seküler ya da dini bir dünyagörüşü için hizaya sokmak gibi bir kaygım yok ve ne başını örten ne de makyaj yapanı, hele hele ikisini birden yaparak bu “idealleri” tartışılır kılan, yukarıdaki gibi her cenahtan insanın ezberini bozan örnekleri yargılamak aklımın ucundan geçer.

    (Tarık yol gösteren yıldız anlamına mı geliyordu galiba? :-))

    Konuyu NKB örneğinden çıkarıp ,yazı konusuna dönersek eğer benim aklımdan ezberleri ve idealleri yargılamak yada sorgulamak artık ne demek isterseniz aklımdan geçiyor.Bunu tartışılır kılınanı tartışmak olarak da değerlendirebilirsiniz.

    Yazı konusu olan kitap kadınlığı ele alış şekli ile “iğrenç” olarak tanımlanmıştı; “Şimdi güya buna başkaldırıyor, çeşitli iğrençlikler yaparak feryat ediyor. Geçmiş olsun.”(TSD)

    Bu bir sorgulama sonucunda varılan bir yargıdır.Ve “iğrençlik” olarak nitelenmiş bu durumu “her cenahtan insanın ezberini bozan örnekleri yargılamak aklımın ucundan geçmez” diyerek olduğu gibi sorgulamadan kabullenmek de benim aklımdan geçmez.Zira bu durum, EG beyin şu başlıktaki yazısında yer alan cümlelerinde tam olarak karşılığını buluyor aslında;

    Bir insanın ellerini arkadan bağlayıp, onu binlerce insanın linç etmesini bir sirk gösterisi gibi “seyrederken”, o, elleri arkadan bağlı olan kişi, ayaklarıyla ve can havliyle vurmaya kalkınca “sen ayaklarınla vuruyorsun, bu dine, vicdana aykırıdır; Allah seni ve seni engelleyemediğimiz için bizi affetsin” demek vicdanlı bir tutum değil, ahlaksız bir tutumdur.

    Durum karşısında tavır almak, seni engellemek/yargılamak anlamına gelir bu da benim aklımdan geçmez ,diyemiyorum maalesef.Bununla ne demek istediğimi daha iyi anlayabilmek için yorumunuzun ilk satırlarını size yazdıranın düşünceyi/duyguyu hatırlayın diyebilirim.

  44. Yazan:aytaş süreran Tarih: May 21, 2009 | Reply

    “açık evlilik” ya da “nikâhsız eşlilik” konularında hazırlamakta olduğum bir araştırmaya bağlı olarak yeni öyküler yazıp paylaşmak isteyeceğim; ilgili özgün görüşlerinize karşı bir süre yazışmak dileğimle birbirimizin duygu ve düşüncelerini besleyeceğimize inanıyorum.
    Yazar ve sürdürürseniz sevinirim.
    21 Mayıs 2009 / Kuyucak-Aydın

  45. Yazan:aytaş süreran Tarih: May 21, 2009 | Reply

    nudizm ile swingerlik ayrı kalabilir mi? erkek için de kadın için de ayrı zamanlarda tek eşlerle edinilen çok eşlilik ve birbirini yitirmeden aynı zamanda edinilen çok eşlilikler arasındaki farklılık ne ölçüde önemsenebilir?

  46. Yazan:aytaş süreran Tarih: May 21, 2009 | Reply

    kadınlararası ya da erkeklerarası eşcinsellik ne ölçüde hoşgörülebilir? Anlaşılabilir mi? Doğal olmayan bir sapma mı? Seçeneksizlikte daha kolay edinilen bir yakınlaşma mı? Ahlâkî olmayan, dostluklarla değil, bedel ödeyerek birbirini kiralama mı? Kadın-erkek arası yakınlaşmalar, salt arkadaşlık ilişkileri içinde kurularak çıkar gütmeksizin yaşanılırsa; çıkar güdülerek kurulan evliliklerden daha mı saygın olur? Cinselliğin doğası, doğalı, toplumsal çevreyle uyumsuz olmaksızın ancak benliğimize saygımızı koruyarak nasıl yaşanabilir? Düşünmeye ve aydınca yanıtlamaya değer sorulardandır sanıyorum.

  47. Yazan:TSD Tarih: May 22, 2009 | Reply

    Arkadaşlar,

    Hepinize yorumlarınız için teşekkür ederim. Tamamını okudum, söyleyecek çok şeyim var ama yenim de yerim de çok dar şu aralar..

  48. Yazan:Ayşe Yaşar Tarih: Ağu 25, 2010 | Reply

    Günümüzde kızları küçük yaştan itibaren birbirleriyle güzellik yarışına sokan medyanın telkinleri ,yönlendirmeleri baskılarına dur demeli artık.Medya ve toplum kadın-erkek ayrımı yapılmadan insanların temizliğinin kişisel bakımının önemini vurgulamak yerine,fütursuzca ve açıktan kadınlara,genç kızlara ,güzelliği tek hedef olarak veriyor..Modern hayatta erkeklere yapılmayan ama kadınlara yönelik olan ve medya ile de sürekli işlenen bu heran güzel görüneceksin,zayıf hatta sıfır beden olmalısın, mankenleri model alıcak mükemmel görüneceksin… baskıları ne zaman bir son bulacak.Kadınlarımız , cehaletten kurtulsun bilinçli,eğitimli tahsilli kültürlü olsunlar diye okutulduğu halde görüyoruz ki iyi eğitimli kızlarmız dahi medyanın telkin ettiği hedeflere körükörüne bağlı. 5yaşından itibaren tek gayesi güzel olmak olan günümüz kadınlarına bakarsak bu vahim durumu görmemek imkansız..Kadınlar keşke daha güzel görünmek için harcadıkları çaba, zaman ve masrafı daha temiz olmaya ayırsalar..Maalesef görüntüleri lanse edildiği güzellikte ve mükemmellikte olamayan kadınlar ise ezik ve psikolojik çöküntü içine girer oldular.Ülkemin kadınları hepimizin de gözlemlediği görmezden gelemeyeceğimiz bu anlamsız yarışın içine sürüklendi..Erkekler içinse ,çirkinde olsa olur kariyeri ,parası veya gücü varsa yeter havası verilmektedir.Bu ayrıma karşıyım. Kadınlarımız genç kızlarımız bu mükemmellik takıntısına neden geldi ,bu telkinlerin peşinden nasıl gitti merak ediyorum..

  1. 1 Trackback(s)

  2. May 15, 2009: Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin