Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Cami tasarlayan ilk kadın Zeynef Fadıllıoğlu »

fidillioglu-1

Bir müddettir lafı ortalıktaydı; Şakir ailesinin yaptırdığı, gelenekselle moderni buluşturma yöntemiyle bu çağın camisi olmaya namzet Şakirin Camii’nin içini Zeynep Fadıllıoğlu tasarlıyordu. Cami büyük bir törenle 8 Mayıs’ta ibadete açılmazdan evvel Fadıllıoğlu’yla buluştuk, dünya üzerinde cami tasarlayan ilk kadın olmanın ağırlığını, endişesini, gururunu, heyecanını konuştuk. Read the rest

Türkiye ve AB Nabucco’da Anlaşmaya Vararak Rus Direnişini Kırdı »

Sunuş: Türkiye ile Avrupa Birliği Rusya’yı baypas ederek Hazar Denizi doğalgazını Avrupa’ya taşıma konusunda anlaştı. Nabucco Projesi ile doğalgaz trafiğinde inisiyatif Rusya yerine Türkiye’ye geçecek ve uluslararası arenada Türkiye önemli bir hamle ve pozisyon üstünlüğüne sahip olacaktır. Hükümetlerden şirketlere, bürokratlardan lobi gruplarına pek çok unsurun dahil olduğu Nabucco denklemi uluslararası siyaseti ve enerji gündemini daha uzun süre meşgul edecektir.

A.C.Ö.  

Türkiye ve AB Nabucco’da Anlaşmaya Vararak Rus Direnişini Kırdı  

Önde gelen AB yetkililerine göre, AB ve Türkiye, bir yıldan fazla süren tartışmalardan sonra, Hazar Denizi havzasının potansiyel enerji zenginliğini ortaya çıkaracak çok önemli bir doğalgaz boru hattı anlaşmasında Read the rest

ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? – BÖLÜM I »

 

  • – Ne? Türkçe mi konuşuluyor Türkiye’de?
  • – Sen ne sanıyordun?
  • – İspanyolca tabi ki! Diğer Arap ülkeleri gibi!

 1991 yazında New York’ta üniversite öğrencileriyle bir kahveye oturmuş gevezelik ediyorduk. Önümüzden geçen otomobillerin hemen hepsinin radyo antenlerinde Amerikan bayrakları asılıydı. Kaldırımlarda Saddam Hüseyin desenli tuvalet kâğıtları satılıyordu.

 Türkiye’de İspanyolca konuşulduğunu Read the rest

Bu ülkeyi bölen ‘Kürtler’ olmayacak »

 Yıldız RAMAZANOĞLU‘nun röportajı

Rojbin Tuğan Hakkâri’de çalışan bir avukat. İnsan Hakları temsilcisi, mayın taramayla ilgili çalışmaları var, bölge üzerine yazan fikir üreten bir entelektüel. Yazar ve aktivist Yıldız Ramazanoğlu Diyarbakır’da bir araya geldiği Tuğan ile bölgeye dair geniş bir söyleşi yaptı. İşte Tuğan’ın gündem oluşturacak sözleri:

“KÜRT SORUNUNUN PKK İLE DOĞMADIĞINI HALK BİLİYOR” Read the rest

İslam Metafiziği, Tasavvuf ve İbn-i Arabî Bölüm 3: Ve Herşeyin Anlamı »

İslam metafiziğinde varlık görüşlerine genel bir bakış attığımız yazıların ikincisini şu sözlerle bitirmiştik: “Vahdetu’l-vucûd anlayışına sahip olan mutasavvıflar için, mesela dış dünyadaki gerçeklik alanında, “Masa varlıktır” önermesi cevher-araz ilişkisi şeklinde anlaşılacak olursa anlamsız hale gelir. Çünkü dış dünyada masa olarak adlandırılan ve kendi başına var olan bir cevher yoktur. Ayrıca “varlık” diye adlandırılan ve böyle bir cevherde olması gereken bir araz da yoktur. Yani “varlık” diye nitelenen bir masa fenomeni tümüyle bir gölge-resim gibi bir şey -tamamıyla illüzyon değil fakat illüzyonun mahiyetine yakın bir şey- haline gelmektedir. Böyle bir bakışa göre hem masa, hem de onun “araz”ı olan “varlık” rüyada görülen şeylere benzemektedir. Yani gerçek özne “varlık”tır ve “masa” ise özneyi belli bir şey olma yönünde belirleyen bir “araz”dan ibarettir. Aslında masa olma, çiçek olma gibi sözde “öz” ya da mahiyetlerin hepsi “varlık” adı verilen tek ve yegâne gerçekliği sınırlandırıp farklı görünümlere sokarak sayısız şeyler haline getiren “araz”lardan başka bir şey değildir. Bu, aslında Batı düşüncesinde, Heidegger’in “varlık”tan “varoluş”a devrimci bir kırılma yarattığını iddia ettiği düşüncenin bin yıl önce Müslüman mutasavvıflar tarafından dile getirilişi demektir.” Read the rest

Ergenekon’dan Cumhuriyet’e tiraj katkısı »

İkinci iddianamenin eklerinde Cumhuriyet gazetesi ile ilgili ilginç bilgiler yer alıyor.  (STAR)
  
Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, gazetenin haber ve tiraj değerlendirmelerini Şener Eruygur, Levent Ersöz, ve Atilla Uğur’la birlikte yapıyormuş. Mümtaz Soysal’ın ifadesiyle tirajı ‘silah’ olarak nitelendiren Balbay, “Şimdi bu gazeteyi 100.000 sattırırsak gündemi bir başka türlü etkileriz.” Diyor. Balbay’la defalarca görüştüğü anlaşılan Eruygur, Jandarmaya ait birimlerde Cumhuriyet’in satılması için birlik komutanlarına emir verileceğini Read the rest

ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? »

Demokratik kurumlar, fikir özgürlüğü, ekonomik özgürlükler ve bireysel haklar konusunda oldukça ileri bir ülke ABD. Fakat diğer yandan düzmece bahanelerle ülkeleri işgal eden bir Amerikan Ordusu, darbeler, suikastlar, NATO ülkelerinde işkenceler yapan bir CIA var denklemin içinde.

 Kızılderililerin soykırımından ve Afrika’dan zorla getirilen zenci kölelerden bu yana çok şey değişti ama devlet eliyle, “halkın iyiliği için” uygulanan saldırganlık hep sabit kaldı. ABD’nin dış dünya ile ilişkisinin en belirgin ve en sabit ögesi olan bu saldırganlık dünyalıların birlikte başlatabilecekleri bir meşru müdafa ya da intikam savaşıyla durdurulabilecek gibi görünmüyor.

 Zira ABD’yi insanlığa yaptıklarından ötürü cezalandırmak, ondan intikam almak ya da bundan sonra yapacağı saldırgan davranışlardan caydırmak için ABD’ye eşdeğer bir askerî gücü onun karşısına koymak gerek. Böyle bir durum gerçekleştiğinde insanlık kalıcı bir barışa erişebilecek mi? Yoksa sadece Soğuk Savaş dönemindeki gibi kırılgan bir ateşkes ile mi yetineceğiz? Binlerce nükleer başlıklı füze rampalarında fırlatılmaya hazır beklerken bu tımarhaneye “barış içinde bir dünya” tabelasını mı çakacağız?

 Kaldı ki Soğuk Savaş dönemi o kadar da “soğuk” değildi. Aracı devletler yoluyla ABD ve Komünist Rusya savaşmaya devam ettiler.

 İnsan zekâsının en güzel işlevlerinden biri analizdir. En basit anlamıyla bir bütünü oluşturan parçaları ve onların etkileşimini anlama çabası…

 ABD deyince neyi kastediyoruz? Bir devlet? Bir coğrafya? Bir ordu? Bir halk?

 Bu ülkeyi “şeytan” ya da “melek” ilan ederek aşırı uçlarda düşünen insanların aksine o ülkenin halkı ile devleti arasındaki ilişkiyi anlamak gerekiyor ABD’yi tedavi etmek için. Bu tedavi hem dünyalıları hem de Amerikan halkını Amerikan devletinin elinden kurtarmakla mümkün olacak.

 Yarın yayına başlayacağımız yazı dizisi bu tedavi sürecinin ilk basamağı olacak: Hastalığın teşhisi.

Lâ, Nazan Bekiroğlu »

Lâ, Nazan Bekiroğlu’nun son eseri. Öyle hemen okunuverecek bir anlatı değil karşınızdaki. Romandan çok mesneviye yakın, nesirden çok nazıma, düzyazıdan çok şiire… bu yüzden her bir kelimeyi yudum yudum içmeniz gerekiyor. Adım adım ilerleyebiliyor ama koşamıyorsunuz.
Adem’in hikâyesini okurken, Adem’de kendinizi okuyorsunuz. Adem her “Rabbim” dediğinde, siz de “Rabbim” diyorsunuz. Kelimeler Adem’in kelimeleri değil, sizin kelimeleriniz. Bir nev’i dejalu yaşıyorsunuz, kelimeleri daha önceden okumuş olduğunuz hissine kapılıyorsunuz.
İsyana muktedir olanın, hatasının ardından baş eğişinin kıymetini anlıyorsunuz. Kıymetli olan, başkaldıracak güce muktedirken, itaat’i tercih etmek… bu tercihi seviyorsunuz.
Hatanın büyük ya da küçük olmasının değil, “hata” olmasının, hata işleyebilecek yaratılışta ve hatayı anlayabilecek kavrayışta olmanın “adım” olduğunu anlıyorsunuz. Her şey adım. Adem’in adımlarında insanlığın adımlarını fark ediyorsunuz. Adım adım ilk adımları takip ediyorsunuz:
İlk ses, ilk kelime, ilk cümle, ilk yalnızlık duygusu, ilk erkek, ilk kadın, Read the rest

Domuz gribi özgürlüğe bulaşır mı? »

Domuz gribi ile başlayan panik havası bir başka hastalığı, insanoğlunun kendisi kadar eski bir saplantıyı saklamış gibi görünüyor: Özgürlükten kaçış*.

Kaseti yavaş yavaş geri saralım ve birbirinden bağımsız gibi görünen bazı olayları anımsayalım:

OLAY 0: Bu yılın nisan ayında Domuz Gribi Salgını başladı Meksika’da. Dünya Sağlık örgütü (WHO) Küresel bir tehdit, bir pandemi olarak nitelediği hastalık hakkında Read the rest

Marksistlerin ve liberallerin çoğu için hâlâ “yeni bilgiler” »

Mardin’de yaşanan vahşet kimi yazarların da içindeki vahşiliği açığa çıkarmalarına vesile oldu… Kürtlerin ilkel bir halk olması dolayısıyla, ilkel gelenekleri gereği böyle bir vahşetin Kürtler açısından doğal olduğunu açık açık söyleyenler oldu… Bu fikir aslında Türkiye’de epey yaygındır… Sadece “eğitimli” Türkler arasında değil, “eğitimli” Kürtler arasında da azımsanmayacak derecede yaygın bir fikir bu…

Öte yandan “İlkel, yontulmamış ve maganda bir halk olarak Kürtler” söyleminin sadece Kemalistlere ait olduğunu düşünenler de yanılıyor… Modernist bakış açısını bir şekilde içselleştirmiş hemen herkes de halkları “ilerilik” seviyesine göre sıralama gibi bir zihinsel alışkanlık vardır… Read the rest