Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bir Kelimenin Peşinde: “İnch Allah” (İnşaallah) »

Yazık, kabiliyetlerinin fazlasıyla farkında olan genç Hıristiyanların Arapça dışında herhangi bir dile veya edebiyata dair hiçbir bilgisi yoktur. Onlar Arapça kitapları büyük ve bir hırsla okuyup inceliyorlar. Kütüphaneleri bu tür kitaplarla dolu. Ve her yerde Arap irfanına ait ifadeleri şarkı gibi söylüyorlar. Ama Hıristiyan kitapları söz konusu olduğunda bu tür eserlerin kendi fikirlerince değersiz olduklarını söyleyip küçük görücü bir edâ ile karşı çıkıyorlar

DEVAMI: Cemaat.Com

Son 12 ayın en çok okunan yazıları »

Araf Dağına Tırmanış »

 Yedinci Daireden Yansımalar – Hamza Yusuf, Zaytuna College

Ama sağlam insan nasıl, cenneti de verseler

Dinlemezse aşağılık cümbüşlerin çağrısını;

Çürük insan, meleklerle sarmaş dolaş da olsa,

Bıkar göklerdeki yatağından

Can atar iğrenç pisliklere 

William Shakespeare  
 
 
 

Read the rest

Yobaz laiklik iyi günler diler »

Bugün 29 Haziran 2009, Pazartesi. Yobaz laiklik iyi günler diler.

 28 şubat sürecinde çoğu öğretmen en az 3500 kadın memurluktan atıldı ya ayrılmak zorunda kaldı. Geri kalanlar başlarını açarak çalışmak durumunda bırakıldı.

 Eğitim sürecinin çeşitli kademelerinde okulu bırakan ya da yurtdışında eğitimine devam eden öğrenci sayısının 10 binleri bulduğunu biliyoruz.

Bir devletin kendi vatandaşlarını « ya ekmeğin ya da inancın » diye bir seçime zorlamasını kabul etmedik, etmiyoruz.

… Bu makale ilginizi çekitiyse…

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Devlet adamı değil, devlet memurusun İlker Paşa… »

İlker Başbuğ dün biz aciz Türkiye halkına gerçekleri açıkladı… Türkiye’de bir askerî darbe olması konusunda hassas olanların TSK’ya karşı örgütlü olarak asimetrik psikolojik harekât yürüttüğünden bahsetti Başbuğ… Bir darbe ortamının yaratılmasını amaçlayan bu tip planlar Genelkurmay bünyesinde asla yer almazmış… Bu rapor birileri tarafından “TSK’yı yıpratmak amaçlı” hazırlanmış… TSK içinde böyle şeyler asla ve asla olmazmış. TSK mensupları demokrasi ve hukukun dışına çıkmazmış…

Bu sözlerin hiçbirine elbette ne İlker Başbuğ ne de oradaki diğer generaller inanıyor… Tüm generaller ellerinden kaç tane bu tarzda rapor geçtiğini kendileri de çok iyi biliyorlar… Kaç tane “muhteşem örgütlenme” vasıtasıyla bu devletin kendi yurttaşlarına karşı psikolojik harekât yürüttüğünü en iyi orada oturan generaller biliyorlar. En başta da Başbuğ biliyor… O generallerin hepsi kaç defa, çeşitli ortamlarda “Şartların olgunlaşmasını biraz daha bekleyelim” dediler astlarına karşı… Kaç defa o “şartların olgunlaştırılması”nın stratejileri ve taktikleri üzerine dersler aldılar ve dersler verdiler harp okullarında ve akademilerde… TSK’nın “yönetime el koymak zorunda kaldığı” günlere nasıl gelindi Read the rest

İran: İslamcı Devrim Laboratuarı »

Yazar: Yusuf Tanrıverdi (SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU)

İran’da seçim sonrası gerginliği devam ediyor. Yapılan tartışmalar iki eksen üzerinde toplanıyor. Gösteriler rejim karşıtı mı? Yoksa bir iç hesaplaşmama mı?

Görüntü gösterilerin rejime karşı bir isyan olmadığı yönünde netlik kazanıyor. Siyasi aktörlerin iktidar kavgasının yanında aslında sorunun temelinde daha derin nedenler yatıyor. Seçimlerde hile yapıldı iddiasıyla olayların başlamasını bardağı taşıran son damla olarak okumak yerinde olacaktır. 

İran halkı İmam Humeyni’nin önderliğinde Şahı devirip bir İslam devrimi gerçekleştirdi. Devrimin devlete dönüşmesi aslında çok sıkıntılı bir aşamadır. Read the rest

Başörtüsü Yasaklarından Bize Kalan »

Yazı yazan bir insanın en büyük şansı insanların ne düşüneceğini düşünmeden özgürce yazabilmekmiş. Sanırım ben son günlerde en azından başörtüsü konusunda yazarken bu şansımı yitirdim. Her şeyden önce bir insanın kendi mağduriyetleri üzerine konuşması yeterince zor zaten. Bir de beni bu konuda iyice söz söyleyemez konuşamaz hale getiren ben dahil bu konuda yazan bir şeyler söyleyen insanların kendilerini anlamaya hiç niyetli olmayan belki de konuşmasını istemeyen insanlar tarafından sıklıkla ajitasyon yapmakla, duygu sömürüsü ile veya arabesk edebiyatıyla suçlanması oldu. Üstüne bir de Allah versin AKP çözsün tavrı… 

Ama bu yasak sürüyor. Bütün saçmalığı ve zalimliği ile capcanlı, küstahça karşımızda. Bir halkın kadınlarının belki yarısından fazlasının hayat tarzını hiçe sayan, toplum hayatından dışlayan, en doğal haklarına set çeken, her şeyden öte onurunu ayaklar altına alan bu gayri ahlaki durum sürdüğü sürece susmak kendi egomuzu öne çıkarmak gibi bir lüksümüz olmamalı. Zor da olsa yazmalı…  Read the rest

Tutuklu çocukların aileleri adına »

26 Haziran 2009

Değerli basın mensupları:
 
Türkiye B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesini kabul etmiş ve 1995’de yürürlüğe koymuş bir ülke olmasına rağmen; çocuklara yönelik ihlaller artarak devam ediyor. Çocuklarımız bir etkinliğe katıldıklarından, zafer işareti yaptıklarından veya polise taş attıklarından dolayı cezaevlerinde yaşları kadar cezalara mahkum ediliyorlar. Hapse atılıp dört duvar arasında çürümeye terk ediliyorlar.  Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007’deki tarihi kararı ile çocuklarımıza çeyrek yüzyıl ceza verilmeye başlandı. Read the rest

Acaba şimdi ne olacak? »

”Konuşmak ile susmak arasında kaldığım kısa zamanlarım vardır benim.Göz açıp kapayıncaya kadar kısa süren bu anların sonunda kararım yine hızla verilir ya konuşur ya da susarım.Bu an o anlardan biri değil saatlerdir yazmak ile yazmamak arasında gidip geliyorum.Şimdi susmak ya da konuşmak arasında geçen kararsızlığım susuz kalmış bir kardelen’ ile vicdanlı bir yürek arasında sıkışıp kalıyor.Hiç sonu gelmeyecek gibi duran bir araf sürecinden,vicdanlı yüreğimi heybeme alıp,yapraklarımı solduranların ‘Ne oldu?Neden susuyorsunuz?’etkileriyle çıkıyorum,yine onların etkileriyle alıyorum kalemi elime.Çok itina ediyorum yazarken susuz bir ‘kardelen’ yüreğinden değil de vicdansızlıktan vicdan öğrenmiş bir yürekle yazabilmeye…”

  Bazen bildiklerini bazen hissettiklerini yazan Read the rest

Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! »

Bazen iletişim kutusundan yazıların uzunluğu ile ilgili şikâyet geliyor:

« Ayy bu son yazınız çok uzun, vallahi sonuna kadar okuyamadım. »

 Bazen de detaylı bilgi isteyen genç bir arkadaşa kitap tavsiye ediyorum, yanıt ilginç:

 

  • – Ben okumayı sevmem, o kadar vaktim yok, tartışmak için gelmiştim sitenize…
  • – Sayın X, Türkiye’yi seviyor musunuz?
  • – Evet, elbette.
  • – Bir savaşa girsek ölmeye hazır mısınız?
  • – Tabi, hem de seve seve şehit olurum.
  • – Türkiye’nin tarihini, sorunlarını anlamak için bir haftanız yok ama ülkenize hediye edecek bir ömrünüz mü var?
  • – …
  • – Darbe planları yapan üniformalı eşkıyaların emrinde, hiç bir şey anlamadan ölerek şehit olmak mümkün mü? Peygamberimiz (S.A.V) bu kan, soy yolundaki ölüme “cahiliye ölümü” demiş. Biliyor muydunuz?

 10 sayfalık uzun bir makalenin okunması yaklaşık 40 dakika sürüyor. Konuya yabancı ise bir okuyucu veya referanslara, Read the rest