Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Öteki Kızın Türküsü »

Size özgürlük,  bize anayasa mahkemesinin yolları,
Size iş,aş,eğitim bize pop sosyolog zırvaları,
Size ikbal rüzgarları, bize hakim kararı ile hakaret görme hukukturmacaları
Size ihale telaşı,stresi bize derviş sabrı, sukuneti
 
Yormayın kafanızı biz öyle bir köşede yaşar gideriz!
 
 
Oyun bozanlık, ağızların tadını kaçırmak ne haddimize.
Bir otuz yıl bekledik nasıl olsa bir 130 yıl daha bekleriz.
Aklımıza bile gelmez mahallerinize girmek,
Haşa değil ki bastırmak,
Kamusal alanların kutsallığına Read the rest

Regaib Kandili Duası »

Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm, Bismillahi’r-rahmani’r-rahîm 
 Güzeller güzeli rabbimiz!  

Sana sonsuz hamd ü senalar olsun.  
 
Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya sonsuz salât ü selam olsun.  

 İçinde bulunduğumuz şu mübarek Regaib Kandili münasebetiyle bu gecenin senin katındaki kutsiliğini de vesile edinerek dergâh-ı ilahînin önünde ellerimizi açıp yalvarıyoruz: 

 Bizi üniformalı eşkıyaların elinden kurtar. Ülkemizi her an kendi ordusu tarafından işgal edilme korkusuyla yaşamaktan kurtar. Bu eşkıyalara her türlü maddî ve fikrî desteği veren gaflet içindeki insan kardeşlerimizin vicdanını uyandır.

 Anayasa Mahkemesi’ni, askerî yargıyı Read the rest

Ya bu ordu adam olmazsa? »

(Taraf Gazetesi HerTaraf sayfası, 21 Haziran 2009)

 Geçenlerde yolumuz Liechtenstein’a düştü. (Biliyorsunuz öyle bir ülke var.) Fırsattan istifade birkaç kitap da okudum, Liechtenstein Tarihi, Anayasa tartışmaları ve yeni anayasa süreci, prens ailesinin şeceresi, vs. Notlarımı sizinle paylaşayım dedim.

Onbir köy, sağlam banka

 Ülke nüfusu yirmibeşbin, bizim Selçuk kadar. Ama yüzyıllardan beri bağımsız, egemen, tam teşekküllü bir devlet. Şimdiki prensin ceddi bundan 300 yıl önce Türk harplerinde iyi para kazanmış. Ne olur ne olmaz, bir gün lazım olur diye ufak bir prenslik satın almış. Napolyon harpleri sırasında da şık birkaç hamleyle bağımsızlıklarını tescil ettirmişler. Başkent Read the rest

Davacıyım Ey İnsanlık!… »

Hrant Dink

 Aldılar bir sabah biz 13 çocuğu… Gedikpaşa’dan yürüyerek Sirkeci’ye… Oradan vapurla Haydarpaşa’ya… Haydarpaşa’dan trenle Tuzla İstasyonu’na… İstasyondan da bir saat yürüyerek, göl ile denizi kenarlayan geniş ve uçsuz bucaksız düz bir araziye götürdüler. O zamanın Tuzla’sı bugünkü gibi zenginlerin ve bürokratların villalarıyla dolu bir mekân değil… İnce kumlu, bakir bir deniz kenarı ve denizden kopma bir göl parçası… Uçsuz bucaksız arazide bir iki ev, tek tük incir ve zeytin ağaçları ve hendek kenarlarına serpilmiş dikenli böğürtlen çalıları…

Bir de bizim kurduğumuz Kızılay çadırları…

8 ila 12 yaş arası biz 13 çelimsiz için yazları Gedikpaşa Yetimhanesi’nin beton bahçesine mahkum olma sona ermişti…

Ailelerimizi, yakınlarımızı ancak geceleri uzaklarda, parlayıp sönen kent ışıklarını izlerken anımsıyorduk. Yere düşmüş ve üst üste yığılmış yaşlı yıldızlara benzetiyorduk kent ışıklarını. Read the rest

Çift Yarık Deneyi – Dr. Quantum »

Hepimiz Filistinli mi olacağız, yoksa İsrail mi olduk? »

İçim öfke dolu… Yazı adabını falan bir kenara bırakıp, sadece öfkemi boşaltmak istiyor canım bu günlerde…

Taş taş üstünde kalmayan Gazze’de yerde yatan ölü bebek bedenlerini gördükçe, annelerine, babalarına, kafes gibi bir Gazze’de bile olsa tozlu sokaklarda oyunlarına daha doyamadan ölecek çocukları düşündükçe, çaresizliğimi, çaresizliğimizi; Filistin halkıyla dayanışmak, İsrail’in terörünü lanetlemek için katıldığımız imza ve yardım kampanyalarının, sokaklarda ve meydanlarda telin haykırışlarımızın acziyetini gördükçe, koskoca bir yanan ateş ve enerji topuna dönüşmek ve yok olmak; yok olurken de yok etmek istiyorum insanın insana gazabını yaşatan o insan müsveddelerini…

Bir avuç toprak parçası üzerinde, açlık ve yoksulluk içinde kapana kısılmış gibi yaşayan -ne yaşaması!- sadece hayatta kalmak için direnen bir avuç insana, o masum çocuklara nasıl kalkan olunabilir? O insanlara bütün kibir ve güçleriyle vuranlar nasıl engellenir?

Engelliyemiyoruz! Ve öfke ve nefret kaplıyor içimizi…

Yazmak anlamsızlaşıyor; Yazmak ne kelime, konuşmak anlamını kaybediyor… Sadece nefretimizi haykırıyoruz… Ama istedikleri tam da bu… Çünkü “gel gel” yapıyorlar… Ölüme, ölümün diline çağırıyorlar bizi… Ve biz gidiyoruz onların çağırdığı felaket diline…

O şiddet dili bir anafor gibi içine çekiyor bizi, dünyayı dolaşıyor, sokaklarımıza, evlerimize, ta içlerimize siniyor… Kırılganlaşıyoruz, korkuyoruz ve o dilin esiri haline geliyoruz. Read the rest

Dar Kapıdan Geçmek »

Yıllar önce,  Andre Gide’nin kısa romanı “Dar Kapı”yı ilk okuduğum sıralarda bir rüya görmüştüm. Alacakaranlık bir havada yanımdaki kişiye, neresi olduğunu hatırlamadığım bir yere ulaşmak için en kestirme yolu soruyordum. Adam, önümde uzanan çok ama çok geniş bir otobanı gösteriyor ve “bu yolda, araçlardan biriyle, gitmek istediğiniz yere çok kolay ve hızlı ulaşabilirsiniz” diyordu. Yol oldukça geniş, aydınlık ve her tarafından rengârenk ışıklar sarkan gidiş geliş yönleri ayrı olan bir yoldu. Yolun hemen girişinde bazı araçlar bekliyordu. Bu araçlardan birine binebiliriz diyordu adam. Sonra, yolun kenarında karanlıkta kalmış yukarı doğru çıkan bir kayalık ve kayalığın tepesinde daracık ve yüksekliği ancak belime gelebilecek bir kapı dikkatimi çekiyordu. Adama bunun ne olduğunu soruyordum. Adam da bana, bu kapının da aynı hedefe giden bir yola açıldığını, ama bu yolda ancak sürünerek ve tek başına hareket edilebileceğini, zaten kapının üstünde de “aynı anda sadece bir kişi girebilir” yazdığını söylüyordu. Bir tarafta engin bir genişlikte ve ferahlıkta her tarafı ışıklı bir yol, diğer tarafta da sadece sürünerek ve tek başına gidilebilen bir yol. Read the rest

Sıradan Ergenekon »

Açılım! »

Hitler usulü ırkçı faşizmden vazgeçip Mussolini usulü rejim faşizmi yapmaya karar vermişler, ay kardeş bilemezsin ne kadar sevindik! 1930’lara kazık kaktılar diye üzülüyorduk, bak “açılım” yapmışlar, 1920’lere geri gitmişler, çocuklar gibi mutlu olmaz mıyız? Artık asit kuyusuna adam atarken Türk mü, Kürt mü diye bakmayacaklar. (Belki bin yıl sonra iyice medenileşip sünnete bile bakmazlar.) Neye bakacaklar peki? “Cumhuriyetin temel ilkelerine”, “Atatürk ilke ve inkılaplarına” bağlı mı, değil mi? O kadar! Ne kadar objektif, ne kadar “rasyonel”, sanki Weber mübarek!

“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir” ne demektir? Read the rest

KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ! (221. Hafta) »

Ölüm mangaları, Kürt coğrafyasında devletin sınırsız gücüyle çocuk- yaşlı demeden 12 yaşından 80 yaşına kadar insanları gözaltına alarak kaybettiler..
 
Çocuklarının akıbetini soran anneleri, babaları, kardeşleri de gözaltına alarak işkencelerden geçirdiler, kaybetmekle tehdit ettiler.
 
Ailelerin suç duyurularını ya rafa kaldırdılar ya da suratlarına fırlattılar.
 
Korku salarak her şeyi unuttururuz sandılar…
 
Bizler ne kayıpları ne de kaybedenleri unutmayacağız.!
 
221.kez Galatasaray ‘da kayıplarımızın akıbetini soracağız
 
Tüm kamuoyunu ve basını kırmızı karanfillerle hak arama mücadelemize destek olmaya çağırıyoruz.
 
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi,

Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon
  
Tarih : 20 HAZİRAN 2009 ( Cumartesi )
Saat  : 12.00
Yer    : Galatasaray Meydanı
            ( İstiklal Cad. – Taksim)