Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

DUYURU: 19 OCAK’TA HRANT İÇİN ADALET İÇİN »

Hrant Dink katledileli üç yıl oldu ve onu öldürtenler hâlâ elini kolunu sallayarak dolaşıyor.

Ayak işlerini gördürdükleri üç-beş adamı mahkemenin önüne attılar. Görevlilerinin doğru dürüst soruşturulmasını önlemek için devlet valisiyle, komutanıyla, siyasetçisiyle, yargıcı ve savcısıyla seferber oldu. Attıkları manşetlerle cinayete zemin hazırlayanlar, pişman olacakları yerde pişkin pişkin görevlerini sürdürdü. Cinayete yol açan veya göz yumanlar, katilleri yetiştiren, onlara resmî görevler verenler, katili bayrağın önüne koyup kahramanlık görüntüleri çeken ve dağıtanlar… Hepsi korundu, kollandı ve hepsi hâlâ devlet görevlisi.

Hrant için adaleti çok gören devlet onlara yeni rütbeler, terfiler bile verebilir.

Bütün bunlara bakarak soralım: Read the rest

Bugün Yine Yobaz Laik bir Pazartesi »

                                 

Korku matkabı zekâ duvarını deler mi? »

Sunuş: “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Korku matkabı tıpkı  Güzellik Matkabı gibi “içerinden” okunması gereken bir yazı. Yani anlamak veya ikna olmak değil söz konusu olan.

Uyarı: Ana konu olmasa da yer yer şizofreniden, depresyon ve intihardan bahsedilecek. 18 yaşından küçük okurların yanında her ne şekilde olursa olsun duygusal sıkıntı içindeki ziyaretçilerimizin bu yazıdan uzak durmasında fayda var.

Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?

Steven Spielberg‘in yönettiği Jaws filmi Türkiye’de 1981 senesinde gösterime girdiğinde büyük olay olmuştu. Özellikle bir sahnede izleyiciler sinemada olduklarını tamamen unutmuş korkuyla yerlerinden sıçramışlardı. Filmi izleyenlerin hâlâ hatırladıkları tek bir sahne varsa işte o andır, köpek balığının ilk kez göründüğü o müthiş an. Ama o bir kaç saniyeyi tekrar tekrar geri alıp seyrettiğinizde tuhaf bir şey keşfedersiniz:  Seyircileri yerinden hoplatan şey köpek balığının büyüklüğü ya da dişleri değildir… İyi ama nedir?

Yönetmen Steven Spielberg bu sahnede büyük korku ustası Alfred Hitchcock‘un icad ettiği bir kamera tekniğini kullanıyordu:  Contra-zoom(1a) denen bu yöntemle kamera ileriye doğru zoom yaparken geriye doğru hareket ettiriliyordu. Bu sayede ekranın ortasındaki cisimler büyürken kameranın açısı beklenenin aksine genişliyordu.

Peki bu teknik seyirci için neden bu kadar korkutucu? Çünkü insan gözü Read the rest

Sadık Yalsızuçanlar: “Yazmak yaşamak, yaşamak yazmaktır.” »

Söyleşi: Arzu Ayan

Tasavvuf sohbetleri, kürt sorununa dair düşünceler, romanlar, gözaltı öyküleri, söyleşiler, denemeler, düş bahçesine çocuklara masallar, hikayeler oldukça farklı alanlarda çok sayıda esere sahip bir yazar olarak size en yakın gelen türü sorarak başlasak ?Daha çok öykü yazarken kendimi iyi hissediyorum. Roman yazarken de biraz öyleyim. Ama yazdıklarıma roman denir mi bilmiyorum. Onları da öykü yazar gibi yazıyorum.

 

Dorian ‘ a yaşamın büyük bir düş kırıklığı olduğunu söyleten  O . Wilde doğru mu söylüyor? Yaşam bir düş kırıklığı mı?

Yaşamın daha çok bir rüya olduğunu düşünüyorum. Bir rüyanın içindeyiz. Rüya içinde bir rüya hatta. Kainatın bir rüya olduğu söylenir. Biz o rüyanın içinde rüya görüyoruz.

Ne dersiniz, yaşamak mı; yazmak mı?

Yazmak yaşamak, yaşamak yazmaktır. Read the rest

“Şeytan’ın” Avukatı »

Bir zamandır hiçbir şey yazmak için içimde istek duymuyordum. Zaten genellikle tepesi atmadığı zamanlar zor yazan bir insanım. Yanlış anlaşılmasın memlekette insanın tepesini arttıran konular bittiğinden değil maalesef ne memlekette ne dünyada tepemi arttıran konular hiç bitmiyor. Tamamıyla ruh halimle ilgili… Bu kadar çok yazmaya, ortalığı bu kadar çok yazılarımla kirletmeye gerek var mı tarzında garip bir patolojik hal yaşadığım.
 
Ama işte gene kendimi alamadım. Dün akşam Sevan Nişanyan’ın artık yazılarının Taraf’ta teklifsizce sansüre uğratılmasından bahisle, Sansür yazısından sonra gitgide iğreti bir şekilde orada varlığının devam etmesi, Taraf gazetesinin dindarlarla arasını bozmak istemediği için Read the rest

Avatar’ın Gizledikleri »

Pahalı  yapımların tüccar yönetmeni James Cameron’un son filmi “Avatar” birkaç açıdan ülkemizde coşkuyla karşılandı. Batıdan başka kültür dünyası  tanımayan, doğuyu da batının anlattığı  kadarıyla bilen bildik yazar ve sinema eleştirmenleri tarafından, film, ABD’yi “hardcore” eleştirme cesaretini gösterdiği iddiasıyla yere göğe konulamadı. Dindar diye bilinen kimi yazarlar tarafındansa, “Fil Sûresi” örnek gösterilerek, gözünü kan ve para bürümüş batılı beyaz adama, tanrının tokadını vurduran bir film olarak kutsandı Avatar. Hatta film, kimi gazetelerde sinemanın dinle, tasavvufla ilişkisinde bir milat olarak değer gördü.

Peki, filmle ilgili hakikat böyle midir? Avatar bize Batı  hakkında Read the rest

Son 30 günde en çok okunanlar »

  1. CHP kafası, MHP kafası, DTP kafası
  2. Yasak Demirden Gömlek Gibidir Bir Gün Paslanır, Dökülür
  3. Dikkat Kitap: Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
  4. Din mi Elden Gidiyor, Gelenek mi?
  5. Nefes Filmiyle Kürt Sorununa Bakmak
  6. Karamsar Müslüman olur mu?
  7. İşimiz Aşk!
  8. Kapatın Türkiye’nin önünü!
  9. DUYURU: Yeni gelen yorumcu ve yazar adaylarına…
  10. Filistin.. Unutma, Unutturma… 

Demokratik Açılıma Yurttaş Katkısı »

Türkiye kalıcı bir demokrasiye ve refaha ulaşmaya çabalıyor. Bu yolda önünde zorlu engeller var. Bunların en önemlisi, toplumumuzun büyük çoğunluğunun da kabul ettiği gibi Kürt sorunudur. Özü siyasal ve kültürel olan, uzun bir geçmişe dayanan bu sorun, bölgedeki yoksulluk ve işsizlikle perçinlenmiş, yirmi beş yıldır süren çatışmaların etkisiyle de iyice derinleşmiştir.
Bu sorunu çözme çabalarının demokrasi ve evrensel insan hakları zemininde sürdürülemediğini; aksine, büyük acılara, kayıplara, baskıya, şiddete ve teröre yol açan bir süreç izlendiğini üzülerek ifade etmek durumundayız.

 
Türkiye’nin Kürt sorunu; uzun yıllardır içine çekildiği kargaşa ve şiddet ortamında binlerce insanımızın cezaevlerinde yatmasına, ürkütücü sayıda faili meçhuller ve kayıplar yaşanmasına, yine binlerce insanımızın evinden-ocağından kopmasına, koparılmasına neden olmakla kalmadı. 1984 yılında başlayıp, yirmi beş yıldır süregelen çatışma, 50 bine yakın insanımızın ölümüne, bir kısmının da sakat kalmasına yol açtı. Ateşi, doğusuyla batısıyla ülkemizin her yanına düşen tam bir insanlık dramı yaşandı. Biz yurttaşlar, bu süreçte ülkemizin topyekûn kalkınmasına yetecek miktarda değer ve varlık kaybına uğradığını biliyoruz.  

Çekilen tüm acılara, sıkıntılara ve kışkırtmalara rağmen, bugüne kadar toplumsal ve etnik temelli yaygınlaşmış bir çatışma yaşanmamış olması en büyük tesellimizdir. Türkiye toplumu, geçmişinde yaşadığı tüm sorunlara rağmen tüm etnik, dinsel ve dilsel farklılıkları bünyesinde koruyarak birlikteliğini halen sürdürebiliyor. 

Ancak, çözüm konusunda acil ve kalıcı adımlar atılmazsa, uzak olmayan bir gelecekte Kürt sorununun toplumsal bir çatışmaya dönüşme tehlikesini görmezden gelemeyiz.  

TAMAMINI OKUMAK VE DESTEK OLMAK İÇİN: http://www.demokratikacilimayurttaskatkisi.org/

Avatar Çıkmazı »

  Öyle renkli bir dünyaydı ki ; yerli,aynada teninin siyahını,yabancı aksinin beyazını seçemiyordu.Grilerin ve renklerin hükümdarlığında köle ile kul sadece renkleşerek dönüşüyordu.Her şey bitmiş,üçüncü boyuta geçilmişti. 

CB 

  Çarklıların arasına daha gişede ilk hareket ile teslim olunuyor.Soyulmaya başlıyoruz,önce ‘ madden ‘, tutarı belirten gişe görevlisi faturayla birlikte açıklama yapıyor,kısaca ; 

-Film üç boyutlu,normal filmlere göre X lira daha pahalı,X lirada üç boyutlu filmi izlemek için gerekli gözlüğün kirası için. ( daha girişte üç boyut oluyorsunuz zaten ) 

  Hayatlarımız birbiriyle bağlantılı çarkların birbirini oluşturmaktan fazlası değil aslında.Bunu ancak maratona döndürdüğümüz hayatlarımızı anlık dahi olsa dondurarak,olayın dışına yükselebilmeyi ve oradan hayatlarımızı bir an dahi olsa dışardan gözlemleyebilmeyi Read the rest

Körleşme: Elias Canetti »

Canetti, 1981 Nobel edebiyat ödülü almış bir yazar. Balzac’ın Comedie Humaine’den esinlenerek Comedie Humaine an Irren(İnsanlığın Yanılgılar Komedisi) adlı bir roman dizisi yazmayı tasarlamış, 1930-31’de bu tasarının üzerinde yoğunlaşarak Kant Faenght Feuer(Kant’ın Yanışı) adlı tek bir romanda (ismi sonraları Die Blendung olacaktır) Körleşme’yi, tam 26 yaşında yazmıştır. Eser, 1935’te Viyana’da yayımlamıştır. Körleşme, Almanya’da Die Blendung(Kamaşma), İngiltere’de Auto da Fe, Amerika’da The Tower of Babel, Fransa’da La Tour de Babel isimleriyle yayıma sunulmuştur.

Profösör J.Isaacs, 1950’de bir konferansta Körleşme’yi Karamazof Kardeşler ya da Ulysses ile karşılaştırmıştır: “Yüzyılımızın en büyük romanlarından olan Körleşme’nin çekiciliği, ilk okuyuşta ancak Karamazof Kardeşler’le ya da James Joyce’un Ulysses’i ile karşılaştırılabilir. Yapıtın tüm zenginliğinin bilincine varmak ise ancak zamanla üstesinden gelinebilecek bir iştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Kötülüğün betimlenmesi açısından Canetti ile karşılaştırıldıklarında François Mauriac bir acemi, Graham Greene ise henüz anasının karnındaki bir çocuk kadar saf kalırlar. Ancak tanrıbilimsel anlamda kötü’nün canlandırılması değildir burada söz konusu olan; buradaki cehennemin ardında herhangi bir tanrı yoktur… Canetti, ustalığı ancak Dante ya da Kafka ile ölçülebilecek alegorisine konu olarak bir bilginin fildişi kulesini Read the rest