Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Eroin pazarlığını yüzbaşı yaptı »

“…Ergenekon’un geliri bankalardan (usulsüz krediler), büyük işadamlarından (şantajla), mafya gruplarından, uyuşturucudan sağlanırdı. Kısmetim-1 gemisindeki eroinin sahibi, uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş ve Ergenekon örgütüydü. Bir senaryo hazırlandı. Gemi Akdeniz’in ortasında boş batırılacak ve eroin yurtdışına satılacaktı. O günlerde Daş polisin elindeydi. Üst düzey iki kamu görevlisi gemideki mala ortak olmak istiyordu. Pazarlıklara dahil edildiler. Ergenekon adına pazarlığı JİTEM’ci yüzbaşı yürütüyordu. Geminin delilleri yok etmek için kaçakçılar tarafından nasıl batırıldığı, İstanbul’dan götürülen gazeteciler tarafından kare kare görüntülendi. İki kamu görevlisinin ortak olduğu eroinin yerine ulaştırıldığını biliyorum. Ergenekon o yıllarda tamamen yeraltına inerek uyuşturucuya bulaştı. Doğu’dan gelen eroinin Türkiye üzerinden geçişini organize ediyordu….” Read the rest

Haneke’nin Beyaz Kurdele’si »

2009 yılı  Cannes Film Festivali’nde, en iyi filme verilen Altın Palmiye ödülünü alan Michael Haneke’nin “White Ribbon- Beyaz Kurdele” filmi birçok açıdan Haneke’nin en önemli filmlerinden birisi olarak dikkat çekiyor.

Daha önceki çoğu filminde Haneke, Batı burjuvazisi ile bir hesaplaşma içine giriyordu. Beyaz Kurdele, bu hesaplaşmayı bir başka yönden devam ettirmekle birlikte, modern toplum yapısının, kırsalından kent içinde olanına kadar gizlediği bazı unsurları da tartışmaya açıyor.

Birinci Dünya Savaşı başlamadan az önce, bir Kuzey Almanya köyünde geçen film, bu köyde gelişen bazı garip olayları çıkış noktası yapar. Köyün doktorunun bindiği atın ayağı “görünmez bir tele” takılır ve doktor yaralanır. Bir işçinin karısı nasıl olduğu anlaşılmayan bir kazada ölür. Köyün yarısından fazlasını elinde tutan Baronun küçük çocuğuna işkence yapılır. Baron’un lahana tarlası tarumar edilir. Köyün ebesinin (ve doktorun metresi) “garip” çocuğunun gözleri oyulur. Bunlar ve bunlar gibi bazı başka garip olayların failleri ise hiçbir şekilde bulunamaz.

Haneke, bu olayları, filmi bir gizem çözücü polisiye koşturmaca haline getirmek amacıyla değil, kötülüğün mahiyeti üzerine derin bir tartışma açmak amacıyla Read the rest

Ayrımcılık Yasağı Eğitim Semineri:Kavramlar, Hukuksal Temeller, İzleme ve Belgeleme »

İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi sizi “Belgeleme ve Raporlama Yoluyla Türkiye’de Ayrımcılıkla Mücadele Projesi” kapsamında birincisi 21-23 Ocak 2010 tarihlerinde avukatlara yönelik, ikincisi 28-30 Ocak 2010 tarihlerinde STK, sendika ve sivil girişim temsilcilerine yönelik İstanbul’da düzenlenecek “Ayrımcılık Yasağı Eğitim Semineri: Kavramlar, Hukuksal Temeller, İzleme ve Belgeleme” başlıklı eğitim seminerlerine davet ediyor.  

Projenin amacı
 
Projenin genel amacı , Türkiye’de süregelen ayrımcı uygulamaların Read the rest

Birinci Dünya Savaşında Bediüzzaman Said Nursî »

Prof. Şerif Mardin,  “Bediüzzaman Said Nursi” biyografisinde, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nursi’nin görüşlerinde temel nitelikli bazı değişimler olduğunu, vicdan muhasebesi yaşadığını, siyasi yapılanmalarla iş yapmak yerine toplumun dini inancına hitap ettiğini belirtir. 20 yy.’ın İslam alimlerinin en başında gelenlerinden  Bediüzzaman Said Nursi’nin  Birinci Dünya Savaşı yıllarını Tarihçi Ramazan Balcı kaleme aldı.  Savaşın başlangıcında III.Ordu vaizi olarak görev yapan Nursi, talebeleriyle birlikte  Doğu Cephesinde Rus DEVAMI

DUYURU: Yeni gelen yorumcu ve yazar adaylarına… »

Her gün bir kaç yeni okurumuz iletişim kutusundan bize yazılarını gönderiyor. Bunun yanında okuyucu ve yorumcu sayımız da önemli ölçüde arttı. Geçen seneye göre yaklaşık %30 daha fazla ziyaretçimiz ve yorumcumuz var. Bu bizi çok Read the rest

Dikkat Kitap: Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları »

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu.
Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Cahiliyye devrindeki kız doğma  suçu(!) ortadan kalkmış değil.

Biz kadınları rolleri içinde görüyoruz: Annemiz, karımız, kız kardeşimiz… Oysa insanlığın nice kavgası “NESNE” kadınlar üzerinden yapılıyor.  Asırlar önce Orta Asya’daki kabile savaşlarında muzaffer kağan zaferini ilân etmek için yenilen liderin karısını iki kabilenin gözü önünde göğsüne bastırırmış…

Ne kadar yol aldı insanlık o yıllardan beri?
21ci yüzyılın Türkiye’sinde muhafazakâr ile yobaz laik kadın üzerinden kavga ediyor. Kadınların başörtüsü “yüzünden” darbe ile tehdit edilebiliyor bir ülke ve o ülkenin halkı. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”…
Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar?
96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz.
Buradan indirebilirsiniz.

İnançlarıma Düşman Bir Ordunun Neferi Olmam! »

Kaynak: Platform Haber

Askerlik yapmayı İslami inançları dolayısıyla reddettiğini söyleyen Enver Aydemir, Türkiye’de dini nedenlerle vicdani reddini ilan eden ilk kişi oldu. Aydemir, iki sene önce vicdani retçi olduğunu açıklamıştı. O tarihte zorla götürüldüğü Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugayı’nda askeri üniforma giymeyi reddeden Aydemir, çıkarıldığı askeri mahkemede serbest bırakılmıştı. “Cebren askeri üniforma giydirilmiş olduğunu ve asker olmayı kabul etmediği için sivil mahkemede yargılanmak istediğini” söyleyen Aydemir önceki yeniden gün tutuklandı.

Enver, 24 Aralık 2009′da Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan ‘Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’na davetli panelist olarak giderken, saat 11.00 sıralarında, Kabataş Vapur İskelesi’nde polis tarafından GBT incelemesi sonucunda gözaltına alındı. Read the rest

ENVER AYDEMİR’LE DAYANIŞMA MİTİNGİ »

ZORUNLU ASKERLİĞE HAYIR! ve ENVER AYDEMİR’E ÖZGÜRLÜK!

DEMEK VE BİRAZ GÜRÜLTÜ YAPMAK İÇİN 3 OCAK PAZAR SAAT 13:00′DE KIZILAY GİMA ÖNÜNDE BULUŞUYORUZ..

MAZLUM-DER ANKARA

Monna Rosa Kuşağı »

Yıldız Ramazanoğlu

Zamanın akışı hiçbir şeye yoğunlaşmaya fırsat vermiyor. Sosyolojik yaklaşım anlama kolaylığı olsun diye insanları küme halinde sunarken, birçok incelikli ayrıntı gözden kaçmakta.
Mesele dergisindeki (Nisan 2009) Mehmet Eroğlu Romanı Okumak başlıklı yazısında Osman Akınhay, İslami kesimin sömürü düzeninin devamından yana durduğunu söylüyordu. “Bir yoksul dini olarak takdim edilen ve dayanağını kul hakkından aldığından dem vurulan İslamiyet’in -herhalde mensuplarını kastediyor- sınıfsal bölünme söz konusu olduğunda birdenbire, bütün adil düzen iddialarını bir kenara bırakarak Read the rest

Filistin Günleri’nde Roni Margulies’in Yaptığı Konuşmaya Bir Cevap »

Mazlumder Ankara Şubesi’nin düzenlediği Filistin Günleri; film gösterimleri, kermesi ve paneliyle tüm dünyanın görmemeyi tercih ettiği bir acıyı tekrar vicdanlarımıza dokundurması açısından önemli bir etkinlikti. Benim de bir bölümüne konuşmacı olarak davet edildiğim bu etkinlikte Israel Shamir, Cynthia McKinnney ve Roni Margulies’in de katıldığı bir panel düzenlendi. Bu yazı bu panelde özellikle Roni Margulies’in söylediklerine, benim yaptığım konuşmadan hareketle ileriye dönük bir tartışma niteliği taşıyor.

Israel Shamir, İsrail devletinin zulüm politikalarına karşı vicdani ve siyasi muhalefet gösteren bir Yahudi aydın ve Siyonizm-karşıtı bir aktivist olması açısından Read the rest