Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Zihinler işgal altındayken, topraklarını kurtaramazsın… »

Zbigniew Brzezinski, 1977-1981 yılları arasında Jimmy Carter’in ulusal güvenlik danışmanlığını yapmış bir adam. Önceki bölümlerde dikkat çektiğimiz Spykman ve Mackinder gibi Brzezinski de etkili ve yetkili bir isim. Yani ortaya koyduğu fikirlerin etkisi akademik çevre ile sınırlı kalmamış; tersine İslâmistan’da süngü, mermi ve bomba olarak tecessüm etmiş. Soğuk savaştan sonra Avrasya üzerindeki Amerikan tahakkümünü sürdürmenin “gerekliliğini” ve yöntemini anlattığı “Büyük Satranç Tahtası” (1997) Türkçeye de tercüme edildi.

Ne anlatıyor Brzezinski kitabında? Evvelâ Avrasya’ya egemen olan gücün ilk defa Avrasya dışından geldiğini işaret ediyor. Gerçekten de, Moğol atlıları, Roma veya Osmanlı hâkimiyetini izleyen Britanya sömürgeciliği için bunu söyleyemezdik. İster Orta Asya’nın kalbinden gelsin, isterse sırtını Akdeniz ticaretine dayasın, Avrasya’yı yöneten süper güçler de Avrasyalıydı. Oysa ABD tahakkümü ilk defa bu kuralı bozdu. Yine Brzezinski’nin isabetle tespit ettiği bir gerçek, ABD’nin bir süper güç değil hiper güç olması. Yani Read the rest

Din Nedir? / Lev Nikolayeviç Tolstoy »

  • Kendisini değil de başkalarını kontrol etmeyi isteyen bir kişi görürseniz bilin ki o özgür değildir; o insanlara hükmetme tutkusunun kölesi olmuştur.
  • “Bir çiçekle yaz gelmez” deniyor; fakat bir çiçekle yaz gelmez diye yazı hisseden ve geleceğini bilen başka bir çiçek açmasın mı? Her ot tanesi aynı şekilde beklese, yaz asla gelmez. Aynı şey ilâhî düzenin kurulması için de geçerlidir. Birinci mi, yoksa bininci çiçek mi olduğumuzu düşünmemeliyiz.
  • İnsan, birisinin çok tuhaf, akıl dışı meseleleri (dini olsun, siyasi olsun, bilimsel olsun) savunduğunu görünce şaşırıp kalıyor. Biraz daha dikkat edince, onun aslında kendi konumunu savunduğunu anlıyorsunuz.
  • Firavunlar piramitleriyle gururlanırlardı, fakat o piramitleri yaparken milyonlarca kölenin öldüğünü biliyoruz.
  • Günahlar işleniyor, örtülüyor üzerleri ve daha yayılsın diye yalanın tütsüsünde dinlendiriliyor.
  • İyi kişilerin yüceliği, başka insanların ağzında değil, kendi vicdanlarındadır.

Read the rest

Elveda Proletarya / André Gorz »

Kollektif mülkiyetin olanaksızlığı

Marksist kuramda, «genel soyut emek»in, küçük sanatkârın kişisel emeğinin yerini alması, komünizmin tarihsel olarak gerekli olmasının anahtarıdır. Aletlerinin ve ürünlerinin sahibi olduğu ölçüde, küçük sanatkâr kişisel kimliğini koruyor, üretimine özel damgasını vuruyor ve işini, özerkliğinin dolaysız uygulaması olarak yaşıyordu. Gerçekten de küçük sanatkâr, yabancılaşmasının deneyimini, yalnızca ürünlerinin pazarda satılmak amacıyla yapılan birer mal olması durumunda yaşıyordu; üretiminin değişim (mübadele) değerine egemen değildi, bu değer geniş ölçüde, kendi denetimine girmeyen ticari akımlara, daha sonraları da, yalnızca endüstriyel üretimin ulaşabildiği teknik yeniliklere bağlıydı. Ama, küçük sanatkar, ürünlerin sahibi ve satıcısı olarak, yabancılaşmış olsa da, maddeyi, bazı sınırlar çerçevesinde, kendine özgü yöntemlere ve ritme göre dönüştüren ve işleyen yaratıcı ve üretici olarak işinde egemendi. Read the rest

Mart ayında en çok okunan kitaplar »

Geçen ay e-kütüphanemizden 24.529 kitap okundu. Sanat tarihi, edebiyat, tarih ve felsefe kitapları, yoğun gündeme rağmen ilk sırayı aldı. PDF formatında 77 e-kitabın ücretsiz sunulduğu sayfada toplam okumanın %55’ini oluşturan ilk 20 kitabın sıralaması şöyle:

  1. Bir pozitivizm eleştirisi
  2. Derin Lügat 6.0
  3. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  4. Derin İnsan
  5. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  6. Fikir Kırıntıları-3
  7. Kitap Tanıtan Kitap 2
  8. Kitap Tanıtan Kitap 3
  9. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  10. Kitap Tanıtan Kitap 6
  11. Fikir Kırıntıları – 1
  12. Kitap Tanıtan Kitap 1
  13. Fikir Kırıntıları – 2
  14. Fethullah Gülen’i iyi bilirdik
  15. Derin Medeniyet
  16. Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi
  17. Zaman Nedir?
  18. Rönesans’ın Kara Kitabı
  19. Edward Hopper’ı okumak
  20. Kitap Tanıtan Kitap 5

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirinKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Lityum savaşları başladı! »

  • Lityum, cep telefonundan bilgisayara ve elektrikli arabalara kadar her yerde kullanımı hızla artan bir metal.
  • Lityum için darbe ve savaş siparişi başladı. Çünkü dünyanın hafif metali: 0,5 g/cm3. (Uçak gövdesinde kullanılan alüminyum bile 2.7 g/cm3) ve pil yapımı için çok kullanışlı vasıfları haiz.
  • Tesla firması (Elon Musk, NASDAQ: TSLA) güneş enerjisiyle doldurulan ve sürekli elektrik sağlayan sistem için 40.000 sipariş almış.
  • Lityum fiyatı 1998’den beri %250 arttı. Dünyanın en büyük rezervleri Bolivya, Şili ve Arjantin’de. Şili’dekiler Pinochet’nin damadına ait!
  • Elektrikli araba satışları arttıkça lityum talebinde yeni patlamalar olacak gibi. HES ve RES artışı da ülkeleri lityum bağımlısı yapacak. (Bkz. Rüzgâr ve güneş enerjisi sürdürülebilir/yenilenebilir değil çünkü… »)
  • Lityum, yanıcı olduğu kadar yakıcı. Lityum savaşları başladı bile. Neden?

Read the rest

Krallar ölür, dağlar bâkî kalır »

Soğuk savaş neden soğumadı?

İkinci dünya savaşı daha bitmeden başlamıştı soğuk savaş. Müttefik olmalarına rağmen Ruslar ve Amerikalılar, Berlin’i tek başlarına ele geçirmeye çalıştılar. Ruslar, savaşın ortasında, Polonya’da Almanlara karşı savaşan direniş birliklerine yardım götüren İngiliz ve Amerikan uçaklarına ateş açtı. Çekoslovakya ve Balkanlar da bu gerginliğe sahne oldu. İngilizler, müttefikleri(?) olan sürgündeki Polonya hükümetinin başbakanı Władysław Sikorski’yi Cebelitarık’ta bir “uçak kazası” süslemesiyle öldürdü. Yunanistan’ı Nazi işgalinden kurtaran sosyalistlerin Rus yanlısı bir hükümet kurmasını engellemek isteyen Churchill, Yunan iç savaşını başlattı (1946). Almanların öldürdüğünden daha fazla Yunanlı, İngilizlerin eliyle öldü. Bütün bu ihanetler silsilesi, gelecek yıllardaki soğuk savaşın sıcaklığı hakkında bir işaretti aslında. Beyaz adamın toprakları zarar görmediği için adına “soğuk savaş” denildi ama 1950 Kore savaşında 2 milyon sivil, bir o kadar da asker öldü. 1955-1970 arasında Vietnam, Laos, Kamboçya savaşlarında 2 milyona yakın asker, 2,5 milyon sivil öldü. Aslında liste çok uzun. Soğuk(!) savaş döneminde sadece Asya değil, Afrika ve Güney Amerika’yı da kana bulayan yüzlerce savaş, darbe ve ayaklanma var: 1979 Afgan savaşı (2,5 milyon ölü), Rusya’nın zam isteyen işçilerin isyanını bastırmak için Çekoslovakya (1968) ve Macaristan’ı (1956) işgali, Türkiye’deki askerî darbeler, İran, Nikaragua, Kore, Somali, Mozambik, Angola…

O devirde bu kavgaların sebebi ideolojik zannediliyordu. En azından Büyük İnsanlık’a anlatılan masal buydu: Demokrat, liberal, kapitalist özgür(!) dünya, yani ABD ve saz arkadaşları, komünizm ile mücadele ediyordu. O zamanki adı “Sovyetler Birliği” olan Rusya ve kısmen Çin’in liderliğinde örgütlenmiş komünist ülkeler, ağır bürokrasileri haiz, merkezî devletlerdi. Üretim, satış ve fiyatlar, bürokratlarca planlanıyordu. Özel mülkiyet ve fabrika, arazi gibi üretim araçlarının mülkiyeti, yasalarla sınırlanmıştı. Medya, devletin tekelindeydi. Fakat diğer tarafta her şey toz pembe değildi. Meselâ ABD, özgürlük adına kendi ülkesindeki özgürlükleri bile ihlâl etti (Bkz. “McCarthyism” denilen, komünist cadı avı dönemi; NewYork’lu komünist Ethel ve Julius Rosenberg’in elektrikli sandalyede idam edilmesi,  Bertolt Brecht, Charlie Chaplin ve Orson Welles gibi aydın ve sanatçıların ABD’yi terk etmek zorunda kalması…)

ABD-Rus-Çin kavgası neden bitmedi?

Geçelim… Berlin duvarının yıkılışından bu yana 30 yıla yakın bir zaman geçti. Komünist sistem yok artık. Komünizmin, 1989’de Berlin duvarının yıkılışıyla bayraklaşan çöküşünden sonra Rusya, piyasa ekonomisine açıldı. Çin, anayasasında komünist kalarak serbest piyasaya geçtiğini beyan etti. Pekin ve Moskova’daki güçlü bürokrasi ortadan kalkmadı ama ABD ve Avrupa firmalarının milyarlarca dolar yatırdığı bu ülkelerin hâlâ “komünist tehdit oluşturduğu söylenemez. Fakat ne acayiptir ki, Soğuk Savaş dönemindeki kuşatma devam ediyor. Doğu Avrupa’nın eski komünist ülkeleri NATO’nun yayılma alanı oldu. Radar ve füze üsleri kuruluyor. Halen 30.000 civarında NATO askeri Baltık’tan Gürcistan’a kadar her yerde tatbikat yapıyor. Gürcistan’da eskiden Sovyet ordusuna ait olan ve Tiflis’e sadece 20 km uzaktaki Vaziani üssü NATO’nun eline geçti. Ukrayna ve Kırım için kanlı savaşlar yapıldı. Suriye’deki savaş da Soğuk savaşın çatışmalarını Read the rest

Olasılıksız / Adam Fawer »

Gelecek, onu görene kadar şekilsizdir. Bir parayı havaya attığında iki olası gelecek vardır, birinde para yazı gelir, diğerinde tura, ama sen görene kadar ikisi de değildir.

Yüzyıllardır oynanmasına rağmen hiçbir seyirci sahneye fırlayıp Romeo’nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır. Sonunda geminin batacağı bilindiği halde Titanic defalarca izlenmiştir. Bitecektir korkusuyla aşktan kaçarsan hayattan hiçbir tat alamazsın. Çünkü Romeo ölmeli, Titanic batmalı, ama aşk her şeye rağmen yaşanmalı.

“Satranç hayat gibidir.” Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek. Satranç hayat gibidir…

Read the rest

Mühürlenmiş Zaman / Andrey Tarkovski »

  • Sanatın amacı, daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır.
  • Sanatçı, kendisine neredeyse bir mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkardır.

  • Sanatın anlamı ve varlık nedeni hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık, kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere neden olur: “bunu hiç beğenmedim! ” “hiç de ilginç değil! “… Bunlar çok iddialı savlar, ama ne yazık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın savlarından farkı yok! Bu kör insan, bir sanatçının edindiği deneyimlerden doğan gerçeği başkalarına açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır.

  • Sanat, bir insanın muktedir olduğu en iyi şeyi, yani inancı, aşkı, güzelliği ya da istediği ve umduğu en iyi şeyi güçlendirir. Yüzme bilmeyen bir insan suya atladığında vücudu -kendisi değil-, kendini kurtaracak içgüdüsel hareketler yapmaya başlar. İşte sanat da suya atılmış bir insan bedeni gibidir, insanlığın manen boğulmasını engelleyecek bir içgüdüdür. Sanatçı, insanlığın manevi içgüdüsünün temsilcisidir.

Read the rest

Türk-ABD ilişkileri neden yağmurlu? »

  • ABD’nin Türkiye ile ortak çıkarları azalıyor ve menfaatlerin çatışma zemini artıyor. Neden?
  • Evvelâ… ABD, 1900’lerin başından beri aynı stratejik doktrini uygular: Okyanuslara hâkim ol, karaya sıkışan Avrasya ülkeleri sana çalışsın.
  • Bu stratejiyi daha önce 2 asır boyunca İngiliz uygulamıştı. Dünya savaşlarından sonra ABD dükkânı ele geçirdi.. veya güç merkezi ABD’ye kaydı.
  • Daha evvel, 1900’lerin başında İspanyol hâkimiyeti çökerken, ABD Küba’dan Filipinler’e ve Panama’ya uzanan alanı ele geçirdi.
  • Eski moda imparatorluklar gibi tarım veya madencilik yapacak geniş topraklar yerine adalar ve boğazları ele geçirmek, ABD’ye yön verdi.
  • Dünya savaşları, Avrasya’yı yakıp yıktı, Britanya hariç hemen her yerde siyaset ve ekonomi çöktü. ABD, Avrasya’yı formatladı.
  • Avrasya sömürü sistemi, endüstrileşmiş bir dünyada kurulmuştu. Oysa şimdi finans, endüstriyi sömürecek noktaya geldi.
  • Peki ABD neden her yere saldırıyor?

Read the rest

1984 / George Orwell »

  • Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz, diktatörlük kurmak için devrim yapar.
  • Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan, gerçek olup çıkıyordu.
  • Sonunda parti size iki kere ikinin 5 ettiğini söyler, siz de buna inanmak zorunda kalırdiniz. İçinde bulunduğu konumun mantığı bunu gerektiriyordu.Ve işin korkunç yanı farklı düşündüğünüz için sizi öldürecek olmaları değil, haklı olabilecekleriydi.
  • Demek, savaş, daha önceki savaşlarla karşılaştırarak değerlendirdiğimizde, bir düzenbazlıktan başka bir şey değildir.
  • Oligarşinin biricik güvenli temelinin kolektivizm olduğu çoktan anlaşılmıştı. Servet ve ayrıcalığı korumanın en kolay yolu, bunlara ortaklaşa sahip olmaktır. Yüzyıl ortalarında meydana gelen özel mülkiyetin ortadan kaldırılması,gerçekte mülkiyetin eskisinden çok daha az kişinin elinde toplanması anlamına geliyordu; şu farkla ki, yeni mülkiyet sahipleri bireylerden oluşan bir kitle değil, bir kesimdi. Hiçbir Parti üyesi, ufak tefek özel eşyalar dışında, kendi başına bir şeyin sahibi değildir. Okyanusya’da her şey kolektif olarak Parti’ye aittir, çünkü her şey Parti’nin denetimi altındadır, üretilen her şeyi Parti uygun gördüğü biçimde değerlendirir.

Read the rest