İsyan Ahlakı / Nurettin Topçu »
By Dursun Kackar on Kas 29, 2012 in Kitap Alıntısı, şiddet, vicdan | 1 Comment
“… ahlakta iradeyi bu kelime (isyan) ile ifade edeceğiz. onu şiddetli bulanlar ve asileri bozguncu sayanlar çoktur. birçokları asi ve şaki kelimelerini aynı manada kullanmaktan hoşlandılar. bunlar hayat rüyalarının bozulmasından korkanlardır. bu “cemiyet hayranları”nın ahlakta son sözleri, beldenin kanunlarına itaat ve veya cemiyet nizamına uymaktır… bunlar düşünmezler ki, eğer bir nizamın muhafazası ahlakın gayesi olsaydı, ilk cemiyetin hayat nizamını bugüne kadar muhafaza etmemiz lazım gelecekti. onların tekamül kelimesi ile ifade etmek istedikleri bütün yaratıcilıklar, mevcut nizamın ötesine geçen iradelerin eseridir; ve bu irade, mevcut nizam içindeki bütün imkanları kullanıp her zaman menfaat ve ihtiraslarının tatminine koşan insanlığa karşı gelerek, yani isyan ederek yeni ve daima daha üstün nizamlar yarata yarata Allah’a doğru ilerlemektedir… yeni yeni cemiyet nizamını yaratanlar, nefslere çevrilen tüketici hareketlere isyan ettiler. nefslerindeki lezzetlerin düşkünleri ise bu asilerin hareketlerinde kendi huzur ve rahatları için en büyük tehlikeyi görerek onlara engel oldular; takip ve itham ettiler. halkı kendi sefaletlerinden kurtarmak isteyen kahramanları, cemaat her devirde ateşe veya darağacına yollamaktan hoşlandı. lakin bu da bu asilerin birinden ötekine geçen sonsuz kuvveti artırmaktan başka birşeye yaramadı. insanlığın en gerçek hürriyet abideleri, kurulmuş darağaçlarıdır…”
… Biraz okumak için…
İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.
Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.






“…Diyorsunuz ki “hayatın yükünü taşımak zor”. Neden sabah mağrur akşam ise itaatkârsınız? Hayatın yükünü taşımak zor ise siz de bu kadar “kolay” olmayın! Hepimiz bu yükle yüklenmiş birer eşeğiz. Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak neyimiz var bizim? Hayatı seviyoruz ama hayata alıştığımızdan değil, aşka alıştığımızdan. Aşkta her zaman biraz çılgınlık vardır ama çılgınlıkta da akıl vardır biraz. Benim için de -ki benim sevdiğim hayattır- benim için bile kelebekler ve sabun köpükleri ile insanlar arasında olup da bunlara benzeyen herkes sanırım mutluluğu ötekilerden daha iyi tanıyor. Bu hafif ve çılgın ruhları gördüğü zaman, bu sevimli ve hareketli olanları, Zerdüşt ağlamak ve dans etmek istiyor. Sadece dans edebilen bir tanrıya inanabilirim. İblisimi gördüğümde onu ciddi, ağır başlı ve şekilci, ritüelci buldum. Onun ağırlığı yüzünden düşüyor her şey. Onu öfkeyle değil gülerek öldürürüz. İleri! Öldürelim ağırlığı! Yürümeyi öğrendim, o andan beri kendimi koşmaya bıraktım. Uçmayı öğrendim, o andan beri kımıldamak için itilmem gerekmiyor. Şimdi hafifledim, şimdi uçuyorum, kendimi aşağıda görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde. Böyle buyurdu Zerdüşt…”
Kitap Tanıtan Kitap 2 









