Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kitap tanıtan kitap 5 »

kitap tanitan kitap 5İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

Vedro con mio diletto / Vivaldi »


 

Haz duyacağım
Ruhumun ruhunu görmekten.
Kalbimin kalbi,
Mutluluk dolu,
Eğer ayrı düşersem maşukumdan,
Izdırapla inlerim
Her an
* * *

Vedro con mio diletto
l’alma dell’alma mia
il cor del mio core
pien di contento
E se cal caro oggetto
lungi convien che sia
sospirero penando
ogni momento

 

Bütün gazeteciler özgürlüğü hak eder mi? »

hurriyet_gazetesi

Mumcu cinayetinde Hürriyet…

Hablemitoğlu, Kışlalı ve Mumcu cinayetlerinin “irtica işi” değil de “devlet işi” olabileceğine dair güçlü işaretlerin ortaya çıktığı üç kritik anda, kamuoyunun dikkatinin yeniden “olağan şüpheli”ye, “irtica”ya dönmesi için Hürriyet’te sergilenen gayreti ele aldığım üç bölümlük dizinin son bölümüne gelmiş bulunmaktayız. Hürriyet, Hablemitoğlu cinayetinin beşinci, Kışlalı cinayetinin de dördüncü gününde devreye girmiş (daha doğrusu birilerinin bir koşu getirip gazetenin kucağına bıraktığı haberleri manşetine çekmiş), ortaya dökülen kuşkuları “yok, yok, irtica” diyerek savuşturmaya çalışmıştı. (Okumayanlar, bu yazılar için 18 ve 21 aralık tarihli Taraf’a bakabilirler.)

Hürriyet, Uğur Mumcu cinayetinde ise öncekilerin tersine cinayetten hemen sonra değil, üzerinden yedi yıl geçtikten sonra, 2000 yılının baharında girecekti devreye… Çünkü bu cinayetin “devlet malı” olabileceğine dair kuşkular, daha önce incelediğimiz iki cinayette olduğu gibi cinayetten hemen sonra değil, yedi yıl sonra, Umut Operasyonu günlerinde ortaya çıkmıştı. (Mumcu cinayetinin sonrasını, askerlerin de katıldığı birkaç yüz binlik cenaze törenini hatırlayın; o günlerde basının tamamı Mumcu’yu “irticacılar”ın öldürdüğü hususunda hemfikirdi, ortada hiçbir kuşku yoktu.)

 Umut Operasyonu başlıyor…

2000 yılında, 28 Şubat’ın “bin yıl” süreceğine inanılmaya devam ediyordu. Fakat bunun için, sayıları milyonlarla ifade edilen laik asabiye sahiplerindeki “irtica korkusu”nu sürekli diri tutacak yeni “malzeme”lere ihtiyaç vardı. Bugünden geriye bakıldığında bu malzemelerden biri olduğu hususunda hiçbir kuşku kalmamış bulunan Umut Operasyonu, kamuoyuna duyurulduğu andan itibaren yeni bir “laik kabarma”ya vesile oldu.

Polis, Mumcu’nun “katillerinin” (“katil zanlısı” değil!) yakalandığını ve bunların “îrticai bir örgüt”ün mensupları olduğunu o kadar kesin bir dille açıklamıştı ki, o koşullarda sakin kalmak ve olan bitene gazeteci kuşkusuyla yaklaşmak çok zor bir hâle gelmişti. Polisin her dediğinin gazetecilerin kalelerine gol olarak girdiği günlerdi. O kadar ki, gazeteler ilk gün (7 Mayıs 2000) haberi, hepsi de manşetten olmak üzere polis gibi “katiller” diyerek ve “kesin” hükmünde vermişlerdi:

“Katiller yakalandı” (Zaman) / “Katil yakalandı” (Sabah) / “Ecevit: Katil elimizde” (Sabah) / “Katiller bulundu” (Yeni Binyıl) / “Bombayı koyan İranlı” (Hürriyet) / “Mumcu Suikasti çözüldü” (Ortadoğu) / İran’dan para aldılar” (Milliyet) / “İşte o bombacılar” (Star) …” (Alper Görmüş / Taraf)

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

“Ben” kimdir? »

 

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

 

İyi-kötü ayrımı doğuştan mıdır yoksa kültürel mi? »

 

… Bu konuda okumak için…

 

Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adaletyoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilikenayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

CHP Kürtlerle barışabilir mi? »

chp_kurtlerle_barisabilir_mi“… Büyük bir talihsizlik, bu talihsizlik Güler olmasa başka biri ırkçı çıkışa neden olacaktı. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi barış, demokratikleşme ve Türkiye’nin özgürleşme sürecine dair bir kimlik ortaya koyamadı. Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bence bu konuda gelgit içinde olmamalı. Başta Genel Başkan, kararlı olmalı. Bu barış sürecine nasıl dahil olacaklar. Nasıl gerekten Türkiye’nin bir hukuk devleti olacak, Nasıl uluslararası platformlarda insan hakları ve özgürlükler konusunda yargılanmayacak ve demokratik bir toplum projesindeki katkıları ne olacak bunu bilmeliler. Aksi takdirde Cumhuriyet Halk Partisi’nin süreç dışında kalması ve bu şekilde fanatik ırkçı tutumları İşi ve süreci daha da zorlaştırır diye düşünüyorum …” (Akın Birdal; A Haber’de yayınlanan “Canan Barlas ile Gündem” programında Tuba Kalçık’ın “İmralı Görüşmeleri” ile ilgili sorularını yanıtlarken)

 

… Bu konuda e-kitap…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Dost / Gönül Makamı »

Öğretmenlik: Kutsanmış Mesleğin Şımarık Beklentileri »

milli_egitim_ogretmenler

Ahmet Hamdi Çakmak

Twitter:@ahamdicakmak

Bir atanamamış öğretmen feryadıdır gidiyor. Hemen hemen her gün sabah haberlerinde , eğlence programlarında , sosyal medyada eğitim fakültesi mezunu olup henüz atanamamış öğretmenlerin serzenişleriyle karşılaşıyoruz. İlginçtir ki ben bu güne dek iş bulamamış mühendislerin ya da kimyagerlerin toplanıp gerçekleştirdiği bir eyleme yada serzenişe denk gelmedim.

6 yıllık tıp fakültesi mezunlarının TUS için çalıştığı gece yarılarında talk-show programlarına bol sitemli atanamayan öğretmen mesajları gönderen eğitim fakültesi mezunlarının iş garantisi beklentileri neyin şımarıklığıdır?

Eğitim fakülteleri tıp fakültesinden yahut mühendislik fakültesinden daha mı meşakatlidir?Çevremdeki eğitim fakültesi mezunlarının ne kadar rahat bir üniversite hayatı yaşadıklarına şahit olduğumdan mezun olur olmaz iş bulma beklentilerini yalnız “rejim”  tarafından kutsanmış ve şımartılmış olmalarına bağlayabiliyorum.

İlk okuldan itibaren öğretmenlik mesleğinin kutsal ve öğretmenlerin lutüfkar , ferdakar , yüce insanlar olduğu telkiniyle büyümüş toplum Read the rest

¡Viva la Revolución, Viva Kemal! »

Eyyy Aleviler, Kürtler, solcular! Ben sizden oy istemiyorum. Sadece ölmenizi istiyorum. Sizin cesetleriniz üzerinden mağdur edebiyatı yapacağız ve hükümeti düşüreceğiz. Sizin muhtaç olduğunuz kin bizde, bizim muhtaç olduğumuz kan da sizde mevcuttur.
.
 

chp-kemalizm

 

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.

Gençleri kendi ülkesinden kovma özgürlüğü »

kovmak“… İspanya’da finansal krizin sosyo ekonomik hayata etkisi gün geçtikçe artıyor. Uzayan krizle birlikte ülkenin geleceği anlamına gelen gençler arasında umutsuzluğun yayıldığı görülüyor. Ocak ayı verileri bir önceki ayla kıyaslandığında İspanya’da 25 yaş altında işsizliğin bir ayda yüzde 2.7 arttığını ortaya koyarken gençler çareyi yurtdışında arıyor. İlk akla gelen kaçış yeri ise ekonomik durumuyla tüm Avrupa Birliği’nden farklı bir yerde duran Almanya. Almanca kurslarına olan rağbette belirgin bir artış görülürken bir önceki yıla kıyasla Goethe Institute kayıtlarına bunun yansıması yüzde 75. Kursa yeni başlayan bir öğrenci İspanya şartlarında kalmasının, eğitim yıllarının harcanması anlamına geleceğini ifade ediyor:

“Burada hiçbir şey yok. Evet kalabilirim ancak kendimi yetiştirdiğimden çok farklı bir alanda çalışabilirim. Ben 5 yıl eğitim aldım, ailem bana o kadar yatırım yaptı. Hepsi boşuna mıydı?”

Ülkede iş bulma kurumuna kayıtlı olan işsiz sayısı 4 milyon 980 bini bulmuş durumda. Resmi kurumlara kayıtlı olmayan kişiler de eklendiğinde bu rakam 6 milyona ulaşıyor. Bu da toplam işgücünün yüzde 24’ü anlamına geliyor …” (EuroNews)

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.