Son Büyülü Günler / Cihan Aktaş »
By Tahsin K. on Şub 11, 2013 in edebiyat, Kitap Alıntısı, Yazmak | 2 Comments
Önceki YazılarBy Tahsin K. on Şub 11, 2013 in edebiyat, Kitap Alıntısı, Yazmak | 2 Comments
By Jonathan Kucukarabaci on Şub 11, 2013 in Ekonomi, Kriz Çıkarma Özgürlüğü, liberalizmin kusurlari | 2 Comments
“… Amerikan hükümeti mortgage kredilerinin derecelendirilmesini sorguluyor. Mortgage kredilerindeki batıklar 2007-2008’de patlak veren finansal krizin tetikleyicilerinden biri olarak görülüyor. Soruşturma kapsamında öncelikle mercek altına alınan kuruluşlar Standard and Poor’s ve Mc Graw Hill. S&P’ye çıkarılmak istenen tazminat faturası 5 milyar Dolar tutarında.
Derecelendirme kuruluşları muhtemel bazı riskleri yok saymak ve kredileri gerçek konumlarının üzerinde değerlendirerek zarara sebebiyet vermekle suçlanıyor. Fakat denetlemelerin neden yalnızca bazı kuruluşlar üzerinde yoğunlaştığı sorusunun cevabı ise açık olarak verilmiyor. Standard and Poor’s‘tan yapılan açıklamada ise suçlamaların gerçek ve hukuksal dayanaklarının bulunmadığı iddia edildi. Dava konusu olacaklarının açıklanmasına göre kredi derecelendirme kuruluşlarının borsalardaki hisseleri de değer kaybına uğradı …” (EuroNews)
… Bu konuda e-kitap okumak için…
Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi? Buradan indirebilirsiniz.
Liberalizm Demokrasiyi Susturunca
Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.
By Özlem Yağız on Şub 10, 2013 in Afrika, Uygar(?) Batı, vicdan | 6 Comments
Sierra Leone, ya da resmî adıyla Sierra Leone Cumhuriyeti, Batı Afrika’da yer alan bir ülke. Kuzeydoğusunda Gine, güneydoğusunda Liberya, güneybatısında Atlas Okyanusu bulunur. Sierra Leone 71,740 km²lik bir alanı kaplar ve nüfusu 6,296,803’dür.
Nijer Havzasında gelişen büyük Batı Afrika devletlerinin 1200’lü yıllarda birbirleri ile başlayan savaşları, bölgede huzuru bozunca, bazı kabileler, daha sakin bölgelere göç etmeye başlar. Bu arada Mandingo ırkından bazı Sudanlı gruplar, Sierra Leone topraklarına yerleşir. Takip eden asırlarda 15.yüzyılda önce Temmeler, ardından Sussular 16.yüzyılın sonlarında ise Manolar gelirler. Bölgeye yerleşen farklı kabileler arasındaki çatışmalar yıllar boyu devam eder.
1462 yılında Portekizli Pedro de Sintra ve bir grup denizci, bugünkü başkent Freetown’un bulunduğu yarımadaya ayak basar. Yarımadadaki dağın ufka düşen görüntüsü Read the rest
By Tahsin K. on Şub 10, 2013 in Komünizm, Sosyalizm, Türk Solu | 3 Comments
“… Türkiye’de Marksizm’den yola çıkan siyasî hareketlerin proletarya ile ciddi bir bağ kurmadığını söylemiştim. Gerekli anlar ve durumlarda sınıfa, ideolojisine vb. saygılar sunulur, alınacak kararların Türk ve dünya proletaryası için hayırlı ve uğurlu olması temenni edilir, sonra asıl işe geçilirdi.
Bunları, doğrusu, Türkiye’nin sosyalistlerini suçlamak için söylemiyorum —öncelikle. Toplumsal yapının belirleyici koşulları sözkonusuydu. Türkiye’nin kendi ideolojik koşullanmaları sözkonusuydu. Değindiğim o yıllarda böyle bir şey kimsenin zihnini pek kurcalamıyordu, ama, bugün durup dünyaya göz attığımızda, işçi sınıfının yeni bir dünyayı kurması için gerekli zihnî ya da bedenî enerjiye rastlamıyoruz. Bu bakımdan, bizdeki sosyalist akımların hattâ geleceği doğru okuduğu şakasını dahi yapabiliriz.
Ama bunun böyle olması, ciddi bir sorunun belirtisiydi. Bu da, Türkiye’de sosyalistlerin kitlelerle, sıradan insanlarla ilişki kurmaktaki başarısızlıkları sorunudur. İşçiler her yerde, her toplumda, çeşitli küçük burjuva tabakalardan, özellikle de köylülerden daha kolay ilişki kurulabilecek kişilerdir; sınıf olarak da, tek tek bireyler olarak da. Onlarla diyalog, iletişim kanalları kuramamış bir sol siyasî hareketin, durup, “Ben ne yapıyorum?” diye bir düşünmesi gerekir …”(Murat Belge /taraf)
… Türk solu ve solculuk üzerine e-kitap okumak için…
Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)
Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.
Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.
Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.
Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?
Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Şub 9, 2013 in Hz Mevlânâ, Mesnevî, tasavvuf nedir | 2 Comments
By Tavit Kilimciyan on Şub 9, 2013 in Akıl, Türk Basını | 1 Comment

“… Dünyanın her yerinde ve Türkiye’de her gün cinayetler işleniyor, tecavüz vakaları oluyor. Çok kültürlü, çok milletli dünyada bir suçun yabancıya karşı işlenmesi artık politik ve sosyolojik olarak ille de bir anlam ifade etmek zorunda değildir. Her işlenen cinayetten sonra sosyolojik analize girişmek için elde yüzbinlerce Amerikalı kadının ziyaret ettiği, onbinlercesinin yaşadığı İspanya’da, İtalya’da ve tabii ki Türkiye’de başka destekleyici veriler, rakamlar olması gerekir.
[…] yıllar önce işlenmiş çok acı başka bir tecavüz ve cinayet, Türkiye ve burada yaşayan insanlar hakkında hemen yerli Orient Express filmleri çekmek, “İstanbul’da çölde develere mi biniliyor” diye soran bir Texaslı mesafesine çekilip koskoca bir toplum hakkında oryantalist hükümler kesmenin gerekçesi olamaz. Bu, eleştirel bakışa değil derin bir aşağılık kompleksine işaret eder. “Avrupa Birliği’nde ne işimiz var diyen” bir ulusalcıya 10 saniye sonra “Zaten bu hâlimizle bizi almazlar ki” dedirten bir aşağılık kompleksi bu …” (Yıldıray Oğur / Taraf)
… Bu konuda e-kitap okumak için…
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.
Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası
Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.
By Konuk Yazar on Şub 9, 2013 in Aydınlanma, cemil meriç, Kitap Sohbeti, Modernleşme, resmi ideoloji, Toplum | 3 Comments
Azat Özgür
Denenmemişleri denemek hayali ile her düştüğümde yola, düşündüklerimin aslında yeni bir şey olmadığı daha önceden ortaya konulduğu gerçeği ile yüzleştim her seferinde. Umutsuzluk girdabına karşı ne kadar direnmeye çalışsam da yazılmamış ya da düşünülmemiş hiçbir şeyin kalmadığına inanmaya başlıyordum neredeyse artık. Elbette üzerinde düşünülmemiş konuların var olduğunu ya da daha doğrusu üzerine düşünülmüş ama gereği gibi ortaya konulmamış meselelerin varlığına inanıyorum hala. Geriye kalanlarda ise tekrar ve tekrar aynı şeyleri ortaya koymaktansa hiçbir şey ortaya koymamanın daha akılcı olduğu düşüncesi yeşermeye başlamıştı aklımda. Uzun süre aynı düşünce ile meşgul olurken; okudukça aynı meselelerin nasılda farklı şekillerde ortaya konulduğunu görmeye başladım. Yani “yine, yeniden ama yeni bir şeyler” ortaya koyabilmek… Okudukça birkaç değil onlarca yazar buldum. Her biri aynı meseleler üzerine yazsa bile kendi hayat tecrübeleri, bilgi birikimleri ve düşünceleri ile renklenmiş biçimde bakıyorlardı olaylara… Her yazar birbirinden farklı şeyler ortaya koyuyordu. Hepsi farklıydı ama bazıları … daha farklıydı. Çünkü onlar kendi gözlükleri ile değil daha “içeriden” bakıyorlardı; adeta sizin gözlükleriniz ile. Ve o yüzden çok daha ilgi çekici idiler. Cemil MERİÇ ve eseri ‘’ Bu Ülke’’ bunlardan biri oldu.
Cemil Meriç okuma alışkanlığı olmayan bir toplumda çok okumaktan gözlerini feda etmiş bir kişi. Yaşadığı dönemin toplumsal sancılarını benliğinde hissetmiş ve görüp algıladıklarını, döneminin özelliklerini kendi hayat penceresinden bizlere sunmuş. Toplum mühendisliğini işlerlik kazandığı, üsten dayatmacı ve bir anda toplumu değiştirme yahut dönüştürme eğilimlerinin yüksek olduğu bir dönemin Meriç’in gelişimine etkileri okundukça Read the rest
By Özlem Yağız on Şub 8, 2013 in Afrika, Ekonomi, Uygar(?) Batı, vicdan | 5 Comments
Sunuş: Bir hikâye anlatmak istedim sizlere. “Bir gün baktım ki çok güzel güneşli bir şehirdeyim” diye başlayıp Tarlabaşı’na uzanan, oradan da Batı Afrika kıtasında yeraltı zenginlikleri ile bilmediğimiz diyarlarda bilmediğimiz insanları zengin ederken, kendisi felaketlere sürüklenen bir ülkenin insanlarının hikâyesi..Kitap olamayacak kadar kısa, bir gazete makalesi olamayacak kadar uzun, birkaç ay öncesi kadar yakın, bir kaç yüzyıl öncesi kadar eski bir yolculuk bu. Sabırla okuması dileğiyle… (Ö.Y.)
1. Bölüm
“Şehrin” Üstüne Yürüdüğü İnsanlar (23 Kasım 2012)
Eğer göçmenler üzerine bir çalışma yapmak istiyorsam tüzüğü, çalışma saatleri, ilkeleri belli kurumlardan, bol istatistik içeren raporlardan ziyade onlarla yaşayan oturan kalkan, insanlardan yardım almalıyım düşüncesiyle peşini bırakmadığım arkadaşlarımdan olan Katı Atık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve iflah olmaz bir Tarlabaşı müdavimi olan Ali Mendillioğlu ile Tarlabaşı’nda ikâmet eden Afrikalı göçmenler ile görüşmek üzere İstiklâl Caddesi’nde buluşuyoruz. Ali ,buluşacağımız göçmenler ve onun gibi irtibatta olduğu diğer ihtiyaç sahipleri için Tarlabaşı’nın dar sokaklarından birindeki bir dükkândan biriktirilmiş birkaç büyük poşette Read the rest
By Emre Paksoy on Şub 8, 2013 in Anarşizm, Devlet Terörü, şiddet, Tarih, Terör | 4 Comments
NOT: Bu yazının hazırlanmasında David RAPOPORT’unThe Four Waves of Rebel Terror and September 11 ve The Fourth Wave: September 11 in the History of Terrorism isimli makalelerinden faydalanılmıştır. (EP)
Terörizm literatüründe terörizmi “ne olduğu” konusunda netlik yok. Her ideoloji, her toplum ve her siyasal yapı kendisine göre bir terörizm tanımı yapabilir.
Benzer bir şekilde terörizmin tarihi konusunda genel geçer kabul gören bir anlayış bulunmamakta. Yine herkes tarihsel süreçte kendisine göre “terör” olarak gördüğü olayların terörün tarihi olarak anlatabilir.
Bununla beraber burada, bu gerçekliği de göz önüne alarak, bir bakış açısı oluşturması ve tartışılması amacıyla terörizmin tarihi üzerine birkaç kelam etmeye çalışacağız.
Tarihteki ilk terör hareketleri olarak M.Ö 66-73 yılları arasında yaşayan Sicariler (Zeolotlar)’ın yaptıkları eylemler terör eylemleri olarak değerlendirilir. Radikal bir Yahudi grup olan Sicariler yaşadıkları bölgedeki devlet temsilcilerine yönelik suikast tarzı eylemler düzenliyorlarmış. Bu eylemleri yine “sicari” olarak adlandırılan ve kendi isimlerini de aldıkları kısa boylu bir kılıçla kalabalığın arasında dolaşırken gizlice gerçekleştirip daha sonra ortadan kaybolarak Read the rest