Schubert »
By Tahsin K. on Mar 9, 2013 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
Önceki YazılarBy Şivan Taşkıran on Mar 8, 2013 in Boşluk, Kitap Alıntısı, Ölüm, Yokluk, Zaman Nedir? | 0 Comments
“
…Birden sandalıma bir şey “tak” diye vurdu. Yerimden sıçradım. Soğuk terler döktüm başımdan ayaklarıma kadar. Herhalde bir tahta parçası olmalıydı ama bana yetmişti. Bedenimi garip bir korku kaplamıştı. Çıpayı çekmek istedim, gelmedi. Bitkin bir şekilde yerime çöktüm.
Suyun yüzeyini beyaz, kalın bir sis kaplamıştı. Öyle ki ayağa kalktığımda ne ayaklarımı ne de kayığımı görüyordum. […] Aklıma korkunç şeyler gelmeye başladı. Kayığa birileri çıkabilirdi meselâ. Sislerle örtülü bu nehrin sularında hatta etrafımda yüzen bir sürü garip yaratık olmalıydı. Gerilmiştim. Kalbim beni boğacak gibi atıyordu. […] Suya atlayıp yüzerek uzaklaşmayı düşündüm. Ama aynı anda bu fikir beni korkudan titretti. Kendimi bu siyah suyun içinde kamışlarla, yosunlarla boğuşurken gördüm.[…] Aklımı toplamaya çalışıyordum. Kararlı ve cesur bir “ben” vardı içimde. Neden korkuyordum ki? İçimde biri isteyen öteki direnen bu iki varlığı ilk defa bu kadar net hissediyordum..”.
… Bu konuda okumak için…
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.
By Uğur Şahin on Mar 8, 2013 in Yobaz Laikler | 2 Comments
By Tavit Kilimciyan on Mar 6, 2013 in Ekonomi, orta asya, Ortadoğu, petrol | 1 Comment
“… Bakü-Tiflis-Ceyhan, Irak petrolü ile yıllık yaklaşık 400 milyon varil petrol Türkiye’ye geliyor. Samsun-Ceyhan Boru hattı ile 70 milyon tonluk ticaret hedefleniyor. Bunun dışında Kuzey Irak petrolleri de gelmeye başladı. Böylece bu gelişmeleri, Türkiye’nin yeni enerji habı olma ve bunu fiyatlayacak bir borsa oluşturulması hedefi ile birleştirirsek, Ceyhan yakında karşımıza Brent ve NYMEX fiyatından sonra yeni bir fiyat ve arz belirleyen merkez olarak çıkacaktır.
Bu da hiç şüphesiz yeni bir Ortadoğu ve yeni bir Türkiye, hatta yeni bir AB demektir. Bunun yaklaşık 4-5 sene içerisinde gerçekleşmesini öngörebiliriz. İlave edilmesi gereken bir diğer önemli hususun da Asya ve Ortadoğu’daki enerji gelişmeleridir, Irak enerji kaynaklarının (hem Musul-Kerkük hem de Basra) değerlendirilmesi ve Uluslararası Enerji Ajansı’ndan Fatih Birol’un dediği gibi, Irak’ın önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan’a yaklaşan bir enerji zenginliğini yakalaması için Türkiye’ye ihtiyacı var …”
(Dr. Cemil Ertem / Hazar Strateji Enstitüsü, bloomberght.com)
By Berivan K. on Mar 6, 2013 in Duyuru, internette hayat | 1 Comment
By my on Mar 6, 2013 in Hayat, Ölüm, Sanat, Sinema | 2 Comments
Haneke’nin son filmi Amour’dan yeni çıktım. 300 kişilik bir salonda 11 seyirci idik. Film bittiğinde kimse yerinden kıpırdayamadı, sessizlik içinde bir müddet daha oturduk. Seyircilerin kalplerinden “artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” diye geçirdiklerini yüzlerinden okuyabiliyordum.
Tıpkı Beyaz Kurdele filmindeki gibi her saniyesini özenle, dantel gibi işlemiş, insanı sarsan bir sinema dili kullanmıştı Haneke. Meselâ maHReMiyetine ortak olduğunuz insanlar ile onları anlamayan, hislerinden maHRuM olanlar… Aile yakınlarının hissî uzaklığı, insanların aralarındaki camdan duvarlar adeta elle tutulur hale gelmişti.
Haneke’nin son filmi Amour yaşamak (yani ölmek) üzerine muhteşem bir tefekkür…
… Biraz okumak için…
Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.
Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan bir oyuncu gibi. Bir talihsizlik, adeta istenmeyen bir “büyük ikramiye” sanki ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın anlamını gördüğümüz ölüm ışığı. Buradan indirebilirsiniz.
By admin on Mar 4, 2013 in Site İstatistikleri | 1 Comment