Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Sur l’Eau (Suyun Üstünde) / Guy de Maupassant »

…Birden sandalıma bir şey “tak” diye vurdu. Yerimden sıçradım. Soğuk terler döktüm başımdan ayaklarıma kadar. Herhalde bir tahta parçası olmalıydı ama bana yetmişti. Bedenimi garip bir korku kaplamıştı. Çıpayı çekmek istedim, gelmedi. Bitkin bir şekilde yerime çöktüm.

Suyun yüzeyini beyaz, kalın bir sis kaplamıştı. Öyle ki ayağa kalktığımda ne ayaklarımı ne de kayığımı görüyordum. […] Aklıma korkunç şeyler gelmeye başladı. Kayığa birileri çıkabilirdi meselâ. Sislerle örtülü bu nehrin sularında hatta etrafımda yüzen bir sürü garip yaratık olmalıydı. Gerilmiştim. Kalbim beni boğacak gibi atıyordu. […] Suya atlayıp yüzerek uzaklaşmayı düşündüm. Ama aynı anda bu fikir beni korkudan titretti. Kendimi bu siyah suyun içinde kamışlarla, yosunlarla boğuşurken gördüm.[…] Aklımı toplamaya çalışıyordum. Kararlı ve cesur bir “ben” vardı içimde. Neden korkuyordum ki? İçimde biri isteyen öteki direnen bu iki varlığı ilk defa bu kadar net hissediyordum..”. 

… Bu konuda okumak için…

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz. 

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

8 mart: Lütfen şu kadına haddini bildiriniz »

155

Schubert »

Ceyhan fiyat ve arz belirleme merkezi olacak! »

“… Bakü-Tiflis-Ceyhan, Irak petrolü ile yıllık yaklaşık 400 milyon varil petrol Türkiye’ye geliyor. Samsun-Ceyhan Boru hattı ile 70 milyon tonluk ticaret hedefleniyor. Bunun dışında Kuzey Irak petrolleri de gelmeye başladı. Böylece bu gelişmeleri, Türkiye’nin yeni enerji habı olma ve bunu fiyatlayacak bir borsa oluşturulması hedefi ile birleştirirsek, Ceyhan yakında karşımıza Brent ve NYMEX fiyatından sonra yeni bir fiyat ve arz belirleyen merkez olarak çıkacaktır.

Bu da hiç şüphesiz yeni bir Ortadoğu ve yeni bir Türkiye, hatta yeni bir AB demektir. Bunun yaklaşık 4-5 sene içerisinde gerçekleşmesini öngörebiliriz. İlave edilmesi gereken bir diğer önemli hususun da Asya ve Ortadoğu’daki enerji gelişmeleridir, Irak enerji kaynaklarının (hem Musul-Kerkük hem de Basra) değerlendirilmesi ve Uluslararası Enerji Ajansı’ndan Fatih Birol’un dediği gibi, Irak’ın önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan’a yaklaşan bir enerji zenginliğini yakalaması için Türkiye’ye ihtiyacı var …”

(Dr. Cemil Ertem / Hazar Strateji Enstitüsü, bloomberght.com)

Tasavvuf Musikisi »

Gözden Kaçmasın; Yeni bir site »

Haneke’nin son filmi “Amour” (Aşk) »

Haneke-ask-Amour

Haneke’nin son filmi Amour’dan yeni çıktım. 300 kişilik bir salonda 11 seyirci idik. Film bittiğinde kimse yerinden kıpırdayamadı, sessizlik içinde bir müddet daha oturduk. Seyircilerin kalplerinden “artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” diye geçirdiklerini yüzlerinden okuyabiliyordum.

Tıpkı Beyaz Kurdele filmindeki gibi her saniyesini özenle, dantel gibi işlemiş, insanı sarsan bir sinema dili kullanmıştı Haneke. Meselâ maHReMiyetine ortak olduğunuz insanlar ile onları anlamayan, hislerinden maHRuM olanlar… Aile yakınlarının hissî uzaklığı, insanların aralarındaki camdan duvarlar adeta elle tutulur hale gelmişti.

Haneke’nin son filmi Amour  yaşamak (yani ölmek) üzerine muhteşem bir tefekkür…
 

 
… Biraz okumak için…

 

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan bir oyuncu gibi. Bir talihsizlik, adeta istenmeyen bir “büyük ikramiye” sanki ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın anlamını gördüğümüz ölüm ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

Yorumsuz :) »

Şubat ayında en çok okunan kitaplar »

 

  1. Banka Ordudan Tehlikelidir!(Yeni)
  2. Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
  3. Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası
  4. Türkiye bölünür mü?
  5. Kendi ülkesini işgal eden ordu
  6. İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
  7. Derin MAЯҖ
  8. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  9. Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru (Yeni)
  10. Amerika Tedavi Edilebilir mi?
  11. Liberalizm Demokrasiyi Susturunca
  12. Ölümden Bahseden Kitap
  13. Kitap Tanıtan Kitap 1
  14. Zaman Nedir?
  15. Derin Göz
  16. İnsan’sız Sinema Olur mu?
  17. Sosyalizm İslam’a uyar mı?  (Yeni)
  18. Derin İnsan 
  19. Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
  20. Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu? (Yeni)

Obama’dan bütçe kesintilerine mecburi onay »

 

“Amerika Birleşik Devletleri’nde zorunlu kemer sıkma önlemleri devreye girdi. Vergilerin düşürülmesini talep eden Cumhuriyetçiler ile hükümetin sosyal harcamalarını kısmak istemeyen Demokratların anlaşamaması üzerine Başkan Barack Obama daha önce otomatik tedbir olarak belirlenen 85 milyar dolarlık bütçe kesintisini onayladı. Obama uygulamadan geri dönüş imkanı olduğunu ifade ederek Kongredeki iki kanadı yeniden uzlaşmaya davet etti: 

“Bu kesintileri yapmak çok da akılcı değil. Ekonomimize zarar verecek ve işsizliğe yol açacak. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar anlaşmayı başarabilirse kongre istediği anda bunları iptal edebilir. Kesintilerin çok açık etkileri olacak ve orta sınıftan çok sayıda aile bu acıyı kesin bir şekilde hissedecek.

Bütçedeki harcamalarda yapılacak kesintilerle Savunma Bakanlığı (Pentagon) bütçesi yüzde 8 oranında daralacak. Sağlık ve eğitim gibi diğer federal hizmetlerin bütçesi de en az yüzde 5 oranında etkilenecek. Bu durum planlanan hizmetlerin çok büyük oranda ülke çapında aksamasına yol açabilecek.(EuroNews) 

 

… Bu konuda okumak için…

Banka Ordudan Tehlikelidir

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.