Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Modanın İsraf Aşkı »

israfa-dikkat-cekmek-icin-binaya-10-bin-elbise-astilar-CHA-703750-2-t

Maddenin ardındaki manayı görmek hiçbir çağda bu kadar zor olmamıştır insan için. Elleri, ayakları kirlenmeyen birinin namazdan önce abdest alma zorunluluğu sadece temizlik ile açıklanamaz. Aynı şekilde Müslüman hanımlar yüzyıllardır iki tutam saç için başlarını örtmek zorunda değil. Hatta birçok kadın zayıf veya seyrek saçlarını gizleyince daha da güzelleşebilir. Kurban kesmek kavurma yemek, fakirlere et dağıtmak için yapılan bir ibadet olmadığı gibi, oruç tutmak da akşama kadar boş kalan mideyi doyurma eylemi olamaz. Dinin koyduğu her nehiy bir bütünün parçası sadece. Puzzle’ın tüm parçaları yerini bulduğunda gerçek resmi görebiliriz.

Her şeyin sadece görünen kısmıyla ilgilenen tüketim toplumu Read the rest

Çünkü Göz Değildir Gören (2) »


 
… Bu konuda e-kitap okumak için…
 
Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

İnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! Güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

 

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne… Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner, Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna, Cornelis Escher, William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

kurban bayramınız mübarek olsun »

Kemalizmin Zararları (23): İnsanları Hayvanlaştırır! »

“… İlk baskısı 1971 yılında yapılan ‘Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri’, Çankaya’da 12 yıl sofracılık yapmış olan Cemal Granda’nın anılarıdır. (Şaşırtıcı tarafı, kitabın 2. baskısını Hürriyet Yayınları’nın yapmış olması.) Granda ‘Kafa ölçüsü’ başlığı altında şunları anlatır:

“Şapka devriminden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zaman Milli Eğitim bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Brakisefal.

Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e ‘Çelebi’ninkini (yazarı kastediyor) ölç.’ dedi. Öbürlerinden önce başım ölçüldü, 81 çıktı. Sevinmeye başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk ‘Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın.’ dedi. Neredeyse ağlayacaktım…” (Aktaran: Mustafa Armağan “Meğer, Andımız’ın mucidi ezanı da Türkçeleştirmiş!” / Zaman, 6.10.2013)

…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…
Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Dikkat Kitap: Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır »

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla “bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların  aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir.

Elinizdeki bu kitap İslâm sanatının fikrî zeminini anlamak için başlayan bir arayışın seyir defteri. Hem İslâmî kaynaklardan hem de “ötekilerden” istifa etmeye özen gösterdik: Christine Buci-Glucksmann, Oleg Grabbar, Sidi İbrahim – Titus Burckhardt, Leonardo Da Vinci’nin karneleri, Van Gogh’un mektupları, Andrei Tarkovksy’nin felsefî denemeleri, Maurits Cornelis Escher’in hatıraları, Pablo Picasso’nun röportajları, hatta Giuseppe Tornatore ve ille de Kandinsky, ille de Kandinsky! Yolumuza çıkan Budist, Taoist ve Hristiyan ressamların da “İslâmî emirlere uygun” resim yaptıklarını gördük. Tersten perspektif, harfleştirici soyutlama, figüratif resimden uzaklaşma gibi nice estetik tercih bize bunların İslâmî olduğu kadar insan fıtratına uygunluğunu da teyid etti. Güzel sanat ile güzel ahlâk arasındaki bağlantıyı anlama çabamız bizi Rönesans’a kadar götürdü. Bu arayış esnasında hem sanatın hem de soyut sanatın ne olduğu, ne olması gerektiği konusunda yeniden düşünme imkânı bulduk.

284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” için. Buradan indirebilirsiniz.

Acil! Beyazıt, Aksaray, Laleli’deki Suriyeliler kötü durumdalar »

Arkadaşlar, Suriye’li muhacirlerin durumu hepimizin malumu. Demin bir arkadaşımızdan bu konuyla ilgili bir mesaj aldım. Size aynen aktarıyorum. Daha uygun bir dille yayınlayın demiş ama arkadaşın içten çabasından daha uygun bir dil bulamam zaten. Buyrun okuyun:
……………………………………….
İyi akşamlar. Sizden rica etsem sayfanızda yayınlar mısınız?
Beyazıt, Aksaray, Laleli Suriyelilerle dolu o kadar kötü durumdalar ki dışarıda yatıyorlar, malum havanın durumu. Bebekler ve çocuklar tabiki çoğunlukta. Ufak tefek bir şeyler yapıyorum ama elimden fazla bir şey gelmiyor öğrenciyim. Mont, ayakkabı, battaniye vb. ihtiyacları var gıda da tabi. Yardımcı olmak isteyenler gitse zaten meydandalar ya da ben götürürüm ama bana inanmayabilirler yani bir şekilde yardım edilmesi gerekiyor önümüz kış gözüme uyku girmiyor yayınlarsanız siz daha uygun bir dille lütfen..

Sonsöz: Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır »

Kitabımızın sonuna geldik. İslâm sanatı kadar derin bir konuda, tezyin ve soyut sanat özelinde olsa dahi “son” bir söz söylemek, son noktayı koymak imkânsız. Fakat ressam ve düşünür Wassiliy Kandinsky’nin Satıh Üzerinde Nokta ve Çizgi adlı kitabında dediği gibi her cümlenin sonundaki nokta bir bitiş olduğu kadar bir başlangıçtır zira bir cümleyi bitiren her nokta aynı zamanda yeni bir cümleye açılıştır. Nokta kendisini okuyan gözlere “sus!” dediği kadar “konuş!” da der. Biz de Müslümanların Yitik Malı Soyut Sanat üzerine hazırladığımız yazı dizisine böyle bir nokta koyuyoruz. Müsade olursa bir sonraki kitabımızla İslam sanatını anlama çabamız sürecek.

Cümle güzelliklerin sahibi, esmâ’ı güzel, sıfatı güzel, ef’âli güzel, tecellîsi güzel, kendisi güzel ve güzellikleri seven Celîl ve Cemîl Allah Teâlâ’ya en güzel hamd ü senâlar arzolunsun.

Cemâl ve Celâl tecellîlerinin mazhar-ı tâmmı olan ekmel-i mahlûkat, mir’ât-ı Hakk Fahr-i âlem Efendimiz’e en güzel salât ü selâmlar arzolunsun. Ve dahî âline, ashabına bu güzelliklerden ikram ve ihsan buyurulsun. “Rabbi yessir velâ tu’assir rabbi temmim bi’l hayr” sırrına bu güzel dualar, hamdler, salât ü selâmlar vesile kılınsın. Âmin.

(Hat: Mehmet Özçay)

Nokta yokluktan varlığa geçişin ta kendisidir »

nokta-hat-sanatiHz. Ali kerreme’llâhü veche buyurdu ki:

“Ve’l-cem’u bilâ farkin zendakatun. El-farku bilâ cem’in şirkun. Ve’l-cem’u ma’a’l-farki tevhîdun.”

(Farksız cem’ zındıklık Cem’siz fark, şirk; farkla birlikte cem’ ise tevhittir.)

Yok + Yok + … = Var?

Harflerin başı Elif, Elif’in başı ise Nokta. Nokta boyutsuz bir varlık. Hammaddesi maddesel yokluk! Sayın Nokta Hazretleri’nin bir resmini yapmak isterseniz  Fırçanın ya da kalemin şekline göre kare ya da daire biçiminde çizersiniz. Minnacık da olsa çizilen bir satıhtır, Nokta’nın kendisi değildir. Gerçek Nokta ne bir renge sahip labilir ne de bir genişliğe. İster ressam olun isterse matematikçi, fark etmez. Nokta yokluktan varlığa geçişin ta kendisidir. Yaratma niyetiyle yaratma fiilinin buluşma noktası, Zaman ile Mekân’ın kesişimidir. Onun için Sayın Nokta Hazretleri yok-lardan oluşan bir var-dır. Kim bilir? Belki de Nokta Tasavvur edilen ile halk edilen arasındaki tecelliyatı idrak etmemiz için ikram edilen bir keramettir? EL MUSAVVİR ve EL-HALIK’a açılan bir tefekkür kapısı?

Nokta çizgiden eftaldir, çizgi ise satıhtan

İki boyutlu bir tasvir üç boyutlu bir resme kıyasla daha üstündür. Zira ışık-gölge ve merkezî perspektif ile derinlik, uzaklık, yakınlık arz eden üç boyutlu tasvir kesrete, dağılmaya, saçılmaya, ayrılığa açılan bir penceredir. Tasvir edilen varlıklar kendi başlarına var olabilen kudret sahibi özneler gibi sunulur akıllara (=gözlere). Kâinat mallaşır, mülkleşir. Gerçekçi renk, ışık-gölge ve merkezî perspektif kibirlerlenmeye davet eder gözü. Göz kendini Kâinat’ın mâliki zanneder.

Oysa bir TV ekranı, cilalı bir ayna veya Karagöz perdesi gibi iki boyutlu zeminlere akseden gerçek görüntü ile onun sebebi olan hakikat üzerine tefekkür etmek gerekir. TV stüdyosundaki (hakikî) sunucu, aynada süslenen (hakikî) kadın, (hakikî) kuklaları oynatan (hakikî) kuklacı vardır. Gördüğümüzz “gerçek görüntüler” de vardır. Ama ikisinin varlık derecesi Read the rest

İslâm’da resim yasağı yoktur ama… »

455px-Story_of_Mejnun_-_in_wildernessBoyacı ile ressam arasındaki fark katil ile mücahid arasındaki fark gibidir

Tenzih kelimesi (تنزیه) pis şeylerden uzak tutmak anlamındaki “nezzehe” kökünden gelir. Müslüman bir sanatçı tenzih ettiğinde eserleri ALLAH’ın bütün kusurlardan kesinlikle ârî olduğunu gözlere, kulaklara ilân etmelidir. Zira Yaratan (haşa) yarattıkları gibi resmedilemez (=akledilemez). Tenzih Uluhiyet’in, aşkınlığın (fr. transcendance) bir beyânıdır. HAKK’ı arayan aklın gayb (bilinmezlik) karşısındaki doğal temayülü budur. Ama Tevhid’den uzak, beşerî akılla bina edilen bir tenzih sanatçıyı O’na yaklaştırmaz.

Teşbih (تشبيه) ise “şebbehe” kökünden gelir; fikren bir benzerlik / alaka kurmak anlamındadır. Kur’an’da beyan edildiği üzere mutlak hüküm bildiren ayetlerin yanı sıra müteşabih ayetler vardır. Yani benzetmeler, söz sanatları… Müslüman sanatçı Kur’an’daki mekânsal ifadelere bakarak tenzih ve teşbih arasında bir denge sağlar. Zira ima yoluyla da olsa ALLAH’ın “görmesi, işitmesi, eli ayağı olması, önü, arkası, vb” ifadelerin anlaşılması asgârî bir ilmî hassasiyet gerektirir. Teşbih ve tenzih arasındaki bu dengeyi anlamayan Müslüman sanatçı için iki tuzak vardır:  Read the rest

Dido’s Lament (Henry Purcell) »

When I am laid, am laid in earth, may my wrongs create
No trouble, no trouble in, in thy breast.
When I am laid, am laid in earth, may my wrongs create
No trouble, no trouble in, in thy breast.
Remember me, remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, but ah!
Forget my fate.

… e-kitap okumak için…
 

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.