Tom Sawyer / Mark Twain »
By Şivan Taşkıran on Şub 1, 2016 in edebiyat, Kitap Alıntısı, roman | 0 Comments
Yaz, bütün sıcaklığı ve güzelliğiyle yöreyi sarmıştı. Cumartesi sabahı pırıl pırıldı gökyüzü. İnsanın yaşamına mutluluk katıyor, kalplerden gelen ezgiler dudaklardan coşkuyla dökülüyordu. Çiçeklerden havaya tatlı kokular yayılıyordu. Herkes mutluydu, sevinçliydi bir kişi dışında. O mutsuz olan çocuk da Tom Sawyer’di. Tom bir elinde kireç dolu kova, bir elinde fırça, tahta perdenin önüne geldi. Tahta perdeye bezgin bezgin baktı: En az otuz metre uzunlukta, üç metre yükseklikte kocaman bir şeydi. Yasam Tom için zordu, çok zor… İçinden böyle düşünüyordu.
Söylenerek fırçayı kirece daldırdı. Üst bölüme, söyle bir sürdü. İkinci sürüşten sonra is, gözünde daha da büyüdü. Bir kütüğün üzerine gelip oturdu. O anda, elinde su kovasıyla Jim’i gördü. Şimdiye dek pompa ile kuyudan su çekip taşımak Tom’un gözünde büyük bir isti. Simdiyse Tom, bu ise dünden razıydı. Üstelik neden, su getirmek de olsa, isin içinde kasabaya gitmek vardı. Hem, tulumba basında kız erkek tüm çocuklarla beraberken zaman daha kolay geçerdi. Tom söze başladı: Read the rest








“… Kendi özünden haberdar olabilen, içindeki cevheri kalben hisseden insan ancak bu hissedişiyle gerçek kimliğin; aramaya ve bulmaya başlar. Yücelerin Yücesi Yaratanımız ve mabûdumuz olan Allah Teala bize kendi ruhundan ruh üflediği ve içimize îman cevherini koyduğu gibi ayrıca bu cevherin varlığını hissetmemizi de sağlamıştır. Kendi iç âleminde bu cevher, varlığını kalpten gelen şevk ve hissiyatla gösterir.


Yıldızlı bir gecede şehrin gürültüsünden uzak bir köşeye çekilin, telefonunuzu kapatın, dikin gözlerinizi yukarı. ‘Gök kubbe’ gerçekten kubbe şeklinde mi? Yoksa yıldızlar size çok uzak oldukları için yarıçapı göz menzili kadar olan bir kubbe mi görüyorsunuz? Eğer kâinât dünyanın üzerine kapatılmış bir kubbe değilse gördüğünüz kubbe sizin dışınızda değil içinizde demektir. Ve siz gözlerinizle değil aklınızla görüyorsunuz o kubbeyi yani ‘içeride’ inşâ ediyorsunuz demektir. Tam da bu yüzden yani ferdî ve içtimaî hüviyetler dış âlemden mücerred olarak inşâ edildiği için hiç beklenmedik bir anda yıkılabilir: İlk defa kendimi Gregor Samsa gibi hissettiğimde Paris’teydim daha doğrusu Paris yakınlarındaki Versailles Sarayı’nda. Târihî belgelerin sergilendiği salonda 1539 tarihinde (eski Fransızca ile) yazılmış bir kral fermanı 


