Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Matematiksel Hüsran ve “İnne” »

asr-suresi

“Asr Sûresi’nde zikredilen “Şüphesiz insan hüsrandadır” ayeti, “Asr’a yemin olsun ki” yeminin cevabıdır” der, İmam Kurtubi (rh.a). Yani… Yani “hüsranın” nedeni “asr” kelimesinin keyfiyetinde saklı. “Asr” kelimesinin “zaman” anlamına geldiği hususunda İbn-i Abbas (ra)’ın açıklamaları mevcut. Zaman sürekli artan bir olguyken hüsranda devamlı çoğalan zarar olduğuna göre hüsran ile asr kelimeleri arasında “ters orantıdan” bahsetmek mümkün. Pekâlâ, şunu demek de imkân dâhilinde: İnsan kendisine verilen zamanı sürekli tüketmekte olduğundan “kendisi açısından” zamanda sürekli geriye gidiyor: 100, 99, 98,97, 96… gibi.

“Hüsran” yok olan demek değil, sürekli ziyan, kesintisiz eksiye gidişin halidir. Asr Sûresi’nde “insan” kelimesi “pozitif” bir manayı üzerinde taşırken “hüsranın” aynı ayet içerisinde beyanı ilginç. Meseleye bu açıdan bakınca “asrın” insan olma pozitifini negatife çeviren bir unsur olduğunu Read the rest

Fakirler için Hunger Games sezonu başladı! »

etanol-bio-aclik-gida

  • Mısır, buğday, pirinç fiyatlarında yapay oynamalar var. Mevsimlik iniş çıkışla, arz-taleple açıklanamayacak acayiplikler: 2012’dan bu yana Mısır fiyatı düşüyor 850$’dan 355$’a geriledi.
  • Gerçek mısırla kağıt / ekran üstündeki mısır arasındaki fark 50-70 kat. Herkes “verin mısırımı” dese 50 dünya lazım!
  • Mısır gibi bazı tahılların ABD tarafından aşırı ucuza satılması alternatif tahıl üreticilerini boğarken ithalatçıları ABD’ye bağımlı yapacak.
  • Hızlı bir fiyat yükselişi ise Çin, Hindistan ve Afrika’nın %50’si için açlık demek.
  • Aile bütçesinin %70’ini gıdaya harcayan milyonlar var. Diğer yandan gıdasının %100’e yakın kısmını ithal eden bir çok ülke…
  • Milyonlarca insanı aç bırakacak bir gıda operasyonu başlamış görünüyor. Brezilya ayağı bu: Brazil Soybean Producer Files for Bankruptcy as Debt Talks Fail

etanol-bio-aclik-gida-2

(Tam boy görmek için tıklayınız)

  • Maalesef borsacıların başlatacağı açlık tehdidi altında 400 milyon civarında insan var ve çoğu Müslüman.
  • Petrole hakim olan devletleri köle yapar; gıdaya hakim olan insanları. Monsanto’nun BlackWater’i satın alması rastlantı değil.
  • 2014 senesinde alarm ziline basmıştık. Felâket adım adım geliyor: Gülen’den sonraki darbe ne olacak?
  • Mısır fiyatında 4-5 sene sürecek bir ucuzluk ikame yoluyla diğer tahıllara sirayet eder. Ekmeğe mısır unu katılır, pirincin yerini almaya başlar…
  • Mısır hayvan yeminde de uzun süredir kullanılıyor. ABD tek başına dünyayı besleyecek kadar mısır üretebilir. Yani et de ABD mısırına gebe olur.
  • ABD’de otomobil yakıtı olarak bio etanol kullanılıyor ve bu genellikle mısırdan üretiliyor. Gıda amaçlı tarım arazilerinin azalmasına yol açan bir durum.

Read the rest

Bürokrasi ve piyasa insanları akılsız ve vicdansız dişli çarklara dönüştürürler »

  • burokrasiKatı yöntemlerden daha tehlikeli olan şey o yöntemi doğuran koşulları, meşru kılan delilleri bilmeden yöntemi ezbere uygulayan yobazlardır.
  • Yöntemi anlamadan körü körüne uygulayan bürokratik canlı bunu görev için değil mes’uliyetten kaçmak için yapar:

“… Endüstrileşme ve sermayenin, kuvvetin bir yerde toplanmasıyla bürokratikleşme gerçekleşti. Bürokrat için insanî ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan bürokrat için bir “vakıa” olur, bir dosya, bir resmî evrak numarası. Vatandaş bir koridorda bekler, gişeden gişeye koşup durumunu açıklar, çabuk bir çare arar. Bürokrat ise ona kendisinin karar veremeyeceğini, siması o an orada görünmeyen şefinin, üslerinin bakacağını bildirir. Gişenin arkasındaki sima silinir. O sadece kudretin maskesidir, belirsiz, değişken. …” (Genç kuşağın sorunları / Ernst Fischer)

  • Bürokratik canlı bir dişli çarktır. Broker buğday fiyatıyla oynayıp insanları aç bırakırken Bürokratik canlı soykırım organize eder.
  • Gerek bürokrasi gerekse piyasada zalim ve mazlum arasında mesafe uzundur ve suç küçük, anlamsız parçalara bölünmüştür. (Bkz. Sistem bozuk değildir, bozuk artık sistemdir!)
  • İsrail’de idam edilen “Yahudi kasabı” Eichmann suçunun ne olduğunu anlamamıştı çünkü bürokrasi yüzünden suç vardı ama suçlu yoktu:

“Baskı rejimlerine artık bir yenisi eklendi, belki en müthiş olanı: Bürokrasi. Son derecede karmaşık bir bürolar arası sistemin gücü. Ne biri, ne en iyisi, ne küçük bir azınlık ne bir çoğunluk… Kimse sorumlu tutulamaz. Bu sisteme “Hiç kimsenin tiranlığı” denilebilir.” (Şiddet Üzerine, Hannah Arendt)

  • İnsansız hava araçları da teknolojik bir bürokrasiye dönüştü. Uydular, üretici firma, kullanan asker… Herkes azcık(!) suçlu.
  • Eric Fromm’un tabiriyle “özgürlükten kaçış” aslında mes’uliyetten kaçıştır. Bürokrasi bu kaçışın kurumsallaşmış halidir.
  • Dünyadaki kötülüğün kaynağı kötüler değil aklını kullanmayanlar. Sorgulamadan emre itaat edip kötülere alet olan bürokratik canlılar. (Bkz. Kötülük’ün zıddı İyilik değildir…)
  • Sorunları sıraladığımız vakit çoğu insan “peki çözüm ne?” diyor. Yani “başbakan/devlet ne yapmalı?” Vatandaş bizzat çözümün parçası olduğunun farkında değil. (Bkz. Kendini İnsanlaştırmak »)
  • Bürokrasi ve piyasanın ortak yanı insanları yetkililere ve yönetim çarklarına dönüştürmesi ve bu yolla onları insanlıktan çıkarmasıdır.
  • Sisteme kulluk her totaliter rejimin esasıdır. (Bkz. Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi)
  • Bürokrasi de piyasa gibi bencil insanların yol açtığı bir organizasyon tipi. “Emir kulu” memur ALLAH’ın kulu değildir(!) artık.

Read the rest

Kent / Hermann Hesse »

herman-hesse-kentBöylece kentin ismi ve ünü bir kez daha dünyada yankılanmaya başlamıştı. Dışarıda uluslar istediği kadar savaşlarla sarsılsın, büyük büyük işlerle uğraşsınlar, kentte suskun bir inziva içinde barış korunuyor, geçmişe gömülmüş zamanlardaki görkemin el altından ışıldaması sağlanıyordu; Üzerlerine sarkmış çiçekli dallar altında sessiz yollar, gürültüsüz meydanlarda düşlere gömülmüş heybetli yapıların hava ve rüzgârdan solmuş cepheleri, oynaşan suların fıskiyelerden üzerlerine döküldüğü hafif bir müzik içindeki havuzların yuvarlak çanakları.

Pek çok yüzyıl düşlerde gezinen kent, yeni dünya için sevilip sayılan bir yer oluşturdu; şairler tarafından şiirlere konu edildi ve sevgili çiftlerini ağırladı. Ne var ki, insanları giderek büyüyen bir güçle başka kıtalara göçe zorladı. Ve kentin yerlisi eski ailelerin soyundan gelenlerin kökü kurumaya ya da bakımsızlık yüzünden dökülmeye başladı. Son düşsel parlak dönem de çoktan ömrünü doldurmuştu, kala kala çürüyüp kokuşan bir doku kaldı geride. Komşu küçük kentler çoktan ortadan silinmiş, suskun yıkıntılara dönüşmüştü; bazen dış ülkelerden gelen ressamlar ve turistler buraları gezip dolaşıyor, bazen çingeneler ve bir suç işleyerek soluğu kaçmakta alanlar buralarda barınıyordu. Read the rest

Zamana Yenik Düşen Patronlarımız… »

patron-zaman-yonetimi

  • Türkiye’nin patronlarında ciddî bir organizasyon eksikliği var ve bunun yükü çalışanların omzuna biniyor. Geç saatler ve hafta sonları…
  • Gününü, haftasını, ayını planlamaktan aciz patronlar her işi son ana bırakıyor. Her iş acile dönüyor, geç ve kalitesiz bitiriliyor.
  • Türk patronların zamanı idare etmekten aciz oluşları sadece çalışanlar için değil müşteriler ve taşeronlar için de bir kayıp.
  • Fakat Türkiye’de işçi hakkı yemek çok kolay olduğu için herkes biriken işi ve “suçu” bir alta geçiriyor.
  • Neticede patronların tembelliğini ve aptallığını önce yakınındakiler sonra taşeronun vasıfsız işçileri ödüyor.
  • Türkiye’deki ticarî firmalara baktığınızda Avrupa’nın iki misli çalıştıklarını görürsünüz. Ama verim ve kalite Avrupa’ya eşit veya altında. Neden?

Read the rest

Savaşta Cesaret ve Aptallık »

  • cesaret-xGafil tehlikenin farkında olmadığı için kendini ve mes’ul olduğu insanları ölüme atar. Cesur ise ne uğruna neyi, kimi feda ettiğinin şuuruyla hareket eder.
  • Cesur kişi felâket hallerinde çözüm üretir, şuurlu risk alır. Gafilin kendisi bizzat felâkettir. Barışta ölüm ve yaralanmalara, maddî hasara sebep olur; savaşta ise gafiller en önemli yenilgi sebebidir.
  • Savaşta gösterilen cesaret tehlikenin frenleyici etkisini azaltan bir denge unsuru değil kendine has bir güçtür. (Bkz. Taktik ve Strateji)
  • Türkiye’de cesaret ve gaflet karıştırılıyor. Şüpheli pakete tekme atan, gaz kaçağını çakmakla kontrol eden salaktır, cesur değil.
  • Gafil nefsine çalışır; “korkak” demesinler diye ileri atılır; her an korkup kaçabilir. Cesur insan aklının gösterdiği hedefe giderken risklere katlanır.
  • Cesur insan adalet tesis edilince savaşmayı bırakır. Nefsine çalışan gafil güçlü durumdaysa intikam peşine düşer. Çocukları, kadınları, esirleri de öldürür.
  • Maçta, trafikte, evde kolaylıkla öfkelenen ve her öfkeyi cihad zanneden Türk erkeği agâh olmadığı müddetçe piyon olmaya mahkûmdur. (Bkz. Kâfirin silahıyla mücahid olunur mu?)
  • Eğer Türkler birgün gerçekten her durumda cesaret gösterebilen cesur bir millet olursa hapishane, avukat ve dava sayısının azalmasından anlarız.
  • Eğer cesaret Türklerin genetik/fıtrî bir özelliği olsaydı haksızlık karşısında menfaatlerini feda edebilecek cesareti de gösterirlerdi. (Bkz. Barış / Sulh / Peace / Paix / صلح / سلام)
  • Bizim ülkemizde cesaret kelimesinin anlamı bilinmiyor. “Türkler cesur millettir” şeklindeki önyargı körleştirici bir kibir alametidir. (Bkz. Savaş, Cihad ve Şehadet)
  • Mes’uliyet olmadan cesaret olmaz. Sonunu düşünmeden hayvan gibi ileri atılmak gadaptır. Cesaret aklın emaresidir. (Bkz. Ben büyüyünce insan-ı kâmil olucam!)

cesaret-1

(Savaş Üzerine, Carl von Clausewitz)

Read the rest

Babalar ve Oğullar / Ivan Sergeyeviç Turgenyev »

  • babalar ve ogullar - Ivan Sergeyeviç Turgenyev“Ölüm eski bir şey ama herkes için yenidir.”
  • Aklına şöyle bir fikir geldi:” Ama o, şimdiden benim varlığımı bile unutmuştur.” O zaman içinde ince bir üzüntü, bir kaderini kabul ediş duydu.
  • Yalnızca aptallar veya çok akıllılar başıboş dolaşırlar.
  •  Zaman, bilindiği gibi bazen kuş gibi uçar, bazen de solucan gibi sürünerek geçer. Ama insan en çok zamanın ağır mı, yoksa çabuk mu geçtiğini fark etmediği vakit kendisini iyi hisseder.
  • İnsanın doğup büyüdüğü evde, çok iyi bildiği bir yatağın üzerinde, sevilen ellerin hazırladığı bir yorganın altında uykuya dalması ne güzel şeydi!
  • Kalbinin ortasında karmaşık düşüncelerini paralayan bir acı duymuştu ve o da bütün gençler gibi, bunu aşka yormuştu.
  • Hıristiyanlığın sana yardımı dokunmuyorsa, sen de filozof ol, kalender bir filozof!
  • Bir defa, insanları tanıyabilmek için onları sınarsınız. İkincisi, başka insanları incelemek için çaba harcanmaz. Bütün insanlar, gerek ruh, gerek fizik açısından, birbirlerine benzerler; hepimizin beyni, dalağı, yüreği, akciğerleri aynı biçimde yapılmıştır. Manevi değerler ise herkeste aynıdır; küçük farkların önemi yoktur. Bir insanı tanımak, diğerini de tanımak anlamına gelir. İnsanlar aynı ormandaki ağaçlar gibidirler; hiçbir botanik bilgini, tek tek akkavağı incelemeye kalkmaz.

Read the rest

Mucizelere şaşırmak gerekir mi? »

  • mucize-hayret-imanİnsanlar nedense küçük mucizelere bakmaktan büyükleri görmüyorlar.
  • İlahiyatçılar saatlerce ebabil kuşlarının attığı “pişmiş” taşlara, Kızıl denizin yarılmasına bilimsel zemin arıyor. Bu arayış büyük cahillik.
  • Kâinat’ı yarattığına iman ettiği, ilmi yaratan, sebepleri yaratan, herşeye gücü yeten ALLAH’ın mucizesinden şüphe edenin ya aklı ya da imanı yoktur. (Bkz. İman / Faith / Foi / Bilgi / Knowledge / الإيمان)
  • Çünkü ALLAH’ın kendi yarattığı sebeplere haşa mahkûm olacağı zanneden bir adama ne ilahiyatçı denir ne de adam denir.
  • Fakat nedensellik ile ilgili bu küçük mucizeler konuşulurken esas büyük mucizeler gözden kaçıyor. Belki de nadir olmadıkları için. (Bkz. Sebep-Sonuç / Nedensellik / İlliyet / Causality / العلاقة السببية)
  • Meselâ gökyüzündeki yıldızlar, gökkuşağı veya ateş böcekleri 1000 yıl arayla görünselerdi görenler görmeyenlere ballandıra ballandıra anlatacaktı.
  • Büyük ihtimalle torunlar dedelere inanmayacak, “amma da atıyorsun” diyecekti. Nadir olmayan şeylerdeki mucizeyi görmüyoruz.
  • Bir bebeğin doğumu, ilk güldüğü, “anne” dediği, ilk yürüdüğü andaki heyecan muhteşem. Ama her gün milyonlarca bebek yapar bunu ve gazetelere manşet olmaz. (ünlülerin çocukları hariç).
  • Bir de olaya tersinden bakalım. Sıradan bir insan ellerini ikiye açınca deniz bölünsün ve arabaların geçeceği bir yol açılsın. Ne yaparız?

Read the rest

Araba Sevdası / Recaizade Mahmut Ekrem »

recaizade-mahmut-ekrem-araba-sevdasi-2“… Pederini ve bunlardan cesaret alan başkaları tarafından çocuğun kandırılarak idare edilmesinden vazgeçilmediği için, zavallı çocuk her gün çeşit çeşit, renk renk, özenli özensiz, kaba ince, yerli yersiz yalanları işite işite, kendisi de zekâsının izin verdiği ölçüde, şaka tarzında ufak yalanlar uydurmaya, çevresindekileri aldatmaktan zevk almaya başlamıştı. Bu kötü alışkanlık gitgide ahlakında kökleşerek zekâsıyla orantılı olarak büyüye büyüye diğer eğilimlerin üstüne çıktı. Keşfi Bey, yalanı kimseye zarar vermek düşüncesiyle söylemezdi, fakat söylediği yalanların sonucunun bir kimse için zararlı olup olmayacağını da düşünmezdi. […] Bihruz Bey her nereye gitse, her nerede bulunsa, maksadı çevresini görmek değil, yalnızca kendini göstermekti …”

 

… E-kitap okumak için …

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirinRoman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız Suzan Nur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirinŞiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirinKitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirinSöz yıkar şiir imar eder

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…Buradan indirebilirsiniz.

Körleşme / Elias Canetti »

Körleşme - Elias Canetti-3dssAma tam bu sırada aralarından biri ağzına doğru atıldı ve sımsıkı kapalı dudaklarını tuttu. Kien konuşmasını sürdürmek istediyse de, ağzını açamadı. Bunun üzerine içinden yakarmaya başladı; kitaplarım yanıp gidiyor, yok oluyor. Ağlamak istiyordu, ama gözyaşı dökmesi olanaksızdı; gözleri de acımasızca kapatılmıştı. Göz kapaklarına da insanlar yapışmıştı. Onlardan hiç olmazsa ayaklarının yardımıyla kurtulmayı denedi; sağ bacağım yukarı çekti, ama bütün çabaları boşunaydı, bacağı ona sarılmış alev alev yanan insanların yüküyle, sanki kurşun parçalarıyla ağırlaştırılmışçasına yine aşağı doğru düştü. Yaşamaya bir türlü doymak bilmeyen bu açgözlü yaratıklardan tiksiniyor, nefret ediyordu. Şu anda onları aşağılamayı, tümüne acı vermeyi ve sövüp saymayı nasıl isterdi! Ama yapamıyordu işte, yapamıyordu! Ve burada bulunuşunun nedenini bir an için bile unutmuyordu. Gözlerini zorla kapalı tutuyorlardı; ama gözlerinin önünde dev bir görüntü vardı yine de. Dört bir yana doğru büyüyen, yeri göğü, ta ufka dek uzanan tüm boşluğu dolduran bir kitap görüyordu şimdi. Çevresindeki kor halindeki ateş onu ağır ve sakin bir şekilde kemirmekleydi. Kitap da ses çıkarmaksızın sakin ve büyük bir yüreklilikle dayanmaktaydı bu işkenceli ölüme. Çığlıklar yükseliyordu insanlardan; kitap ise ses çıkartmadan yanıyordu. Ermişlerle, din uğruna acı çekenler bağırmazlardı.

Tam o sırada bir sesin konuştuğu duyuldu; her şeyi biliyordu ve Tanrı’nın sesiydi; Read the rest