Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Hoşgörü Üstüne bir Mektup / John Locke »

john-locke-hosgoru-uzerine-mektupRuhların iyiliği, yetkisi sadece dış kuvvete bağlı olduğu için siyasî yönetime ait olamaz; hâlbuki hakikî ve kurtarıcı din, onsuz Tanrı için hiçbir şeyin makbul olmadığı aklın içsel olarak ikna edilmesine bağlıdır. Ve idrakin doğası öyledir ki, dış baskıyla hiçbir inanışa mecbur edilemez. Mülk müsadereleri, hapsolunmalar, işkenceler, bu yapıdaki hiçbir şey, insanların olaylara bakışını şekillendiren iç yargılarını değiştirecek türden bir etkiye sahip olamaz.

Siyasî yönetimin kanıtlar kullanmak suretiyle sapkınları hakikat yoluna çekip onların selametini sağlayabileceği ciddî olarak iddia edilebilir; ama bu, onun diğer insanlarla ortak tarafıdır. Öğretmekle, bilgi vermekle ve hatalı olanı sağduyuyla telâfi etmekle, o, muhakkak ki, her iyi insana yakışan şeyi yapar. Hâkimlik görevi, onu insanlıktan ve Hristiyanlıktan vazgeçmek zorunda bırakmaz; fakat, ikna etmek bir şeydir, emretmek ise başka bir şey; biri tartışmalarla kabul ettirilir, diğeri cezalarla. Bu sivil gücün sadece bir şeyi yapma hakkı vardır; diğerleri için, iyi niyet yeterli bir otoritedir. Diğerlerini hataları Read the rest

Kral Yu / Hermann Hesse »

herman-hesse-kral-yuAntik Çin’de kadınlara kapılıp helâk olan hükümdar pek yoktur. Kral Yu von Dschou ile sevgili eşi Bau Si seyrek rastlanan bu nadir misallerden biridir ve pek ilginç bir örnektir.

Dschou’nun ülkesi Batı’da barbar Moğolların topraklarına kadar uzanıyor, ülkenin başkenti Fong da zaman zaman o barbar kavimlerin baskın ve yağmalamalarına uğrayan nazik bir bölgenin ortasında bulunuyordu. Dolayısıyla, sınır güvenliğinin elden geldiğince güçlendirilmesinin, özellikle başkentin daha iyi korunmasının düşünülmesi gerekmekteydi.

Fena bir devlet adamı sayılmayan ve işinin ehli danışmanlarının öğütlerine kulak vermesini bilen Kral Yu hakkında tarih kitaplarının bildirdiğine göre, ülkesinin sınırlarının içerdiği sakıncaları akıllıca bir önleme başvurarak gidermesini başarmış, gelgelelim hayranlık duyulacak bu akıllıca önlem albenili eşinin kaprisleriyle gümleyip gitmişti. Read the rest

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale Carnegie »

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı Dale Carnegie-3

İsimleri Hatırınızda Tutunuz

Sıradan bir adam bile kendi ismine dünyadaki bütün isimlerden fazla önem verir. Bir insanı uzun zaman zaman sonra hatırlayıp, ismi ile hitap etmek, büyük bir iltifat kabul edilir. Fakat ismi yanlış hatırlasanız veya yanlış telaffuz ederseniz, bu, zararlı olabilir. Adam yeterince önemsenmediğini düşünüp, gücenebilir. Eserlerini kendilerine ithaf ettirmek için yazarlara para teklif eden zenginleri de biliyoruz. Siyasal adamlarının aldıkları ilk ders şudur: ‘Bir seçmenin ismini hatırlamak devlet idaresine hazır olmanın ilk şartıdır. Başkalarının isimlerini hatırınızda tutunuz. Çünkü bir insan için dünyanın en tatlı ve önemli sesi, kendi ismidir.

Dinlemeyi Biliniz

Dinleyen birisini bulduğunuzda dinletmeyi sevmeyenimiz yoktur. Heyecanlı dikkat ve ilgiden zevk almayacak insan yoktur. En sert, en saldırgan, tenkitçiler bile sabırlı ve sevimli bir dinleyici karşısında yumuşarlar. Böyle dinleyiciler zehirini akıtan tenkitçinin dilinin tutulacağını bilirler ve sabırla zehirini akıtmasını beklerler. Detner Yünlüler Şirketi’nin 15$’lık borcu için mektup yağmuruna tuttuğu bir müşteri, şirketin kurucusu Julian F. Detner’in odasına öfke ile dalmıştı: ‘Muhasebeniz hesabımı yanlış tutmuş. Size borcum falan yok 15$ ödemeyeceğim gibi, bir daha on paralık alışveriş de apmayacağım’ diye gürleyen müşteriyi Detner dikkatle dinlemişti:

-Hiç sözünü kesmedim. İçini boşalttı. Rahatladığını görünce şöyle konuştum: ‘Şikago’ya kadar gelip bu gerçekleri bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Siz dikkatli bir müşterisiniz. Hatayı binlerce hesapla uğraşan memurlarımızın yaptığına eminim. Bir daha bizden alışveriş de yapmayacağımıza göre, ben size diğer iyi firmaları tanıtayım’. Çok etkilenmişti. Şikago’ya geldikçe beraber yemek yerdik. Bu defaki yemek davetimin sonunda yüklü bir sipariş vererek ayrıldı. Birkaç gün sonra da hesapları tekrar incelediğini, 15$’lık bir borcunun olduğunu bildiren mektubu geldi. Bu adam oğluna Detner adını vermiş ve ölünceye kadar dostumuz olarak kalmıştır.

Önemli insanlarla çok sevilen röportajlar yapan Isaac Marcosson der ki: ‘Birçok insan dikkatle dinlemeyi bilmediğinden, iyi bir izlenim bırakmaz. Bunlar hep daha sonra söyleyeceklerini düşündükleri için, kulak açmazlar. Benim röportaj yaptığım büyük adamların hepsi de, konuşmaktan çok, iyi bir dinleyici olmayı tercih ettiklerini söylemişlerdir’. Karşınızdakini dinlemeyi biliniz. Başkalarına kendilerinden bahsetme imkânı veriniz.

… Yeni kitaplar keşfetmek için …

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale CarnegieKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi veSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Mezarların Çığlığı / Halil Cibran »

Mezarların Çığlığı  Halil Cibran 2Onun toprağın derinliklerinden güneşle birlikte geldiğini kim görmüş? Hangi insan Tanrı’nın kalbini görmüş ve onun isteğini ya da amacını bulmuştur? Hangi yüzyılda melekler insanların arasında yürümüş ve onlara vaaz verirken şöyle demiştir, “Güçsüzün hayattan zevk almasını yasaklayın, suçluları kılıcın keskin tarafıyla öldürün ve günahkârların üzerine demir ayaklarınızla basın.”

Aklım bu şekilde acı çekerken yakınlarda çimlerin üzerinde hışırdayan ayak sesleri duydum. Kulak verince ağaçların arkasından gelen genç bir kadın gördüm; oradaki üç leşe yaklaşmadan önce her yöne dikkatlice baktı. Göz attığında gencin kesik başını gördü. Korkuyla ağladı, eğildi ve titreyen kollarıyla onu sarmaladı; sonra gözyaşlarını dökerek ve gencin kanla kaplı kıvırcık saçlarına yumuşak parmaklarıyla dokunarak, paramparça kalbinin kalıntılarından gelen bir sesle ağlayarak ilerledi. Manzaraya daha fazla dayanamadı. Cesedi bir çukura taşıdı, başını omuzlarının arasına yerleştirdi, üzerini toprakla örttü ve mezarının üzerine genç adamın başını kesen kılıcı dikti.

O oradan ayrılırken ben ona doğru yürüdüm, beni görünce titredi, gözleri yaşlarla ağırlaşmıştı. İç çekerek dedi ki, “İstersen beni Emir’e söyle. Benim için ölmek ve hayatımı utancın sımsıkı tutuşundan kurtaran birinin peşinden gitmek onun cesedini yırtıcı hayvanlara yem olarak bırakmaktan daha iyidir.” Ben yanıtladım, “Benden korkma, zavallı kız, ben bu genç adamın senden önce yasını tuttum. Ama söyle bana o seni nasıl hayatın utancından kurtardı?” Boğuk ve baygın bir sesle dedi ki, Read the rest

Hoşgörü üstüne Bir Mektup / John Locke »

john-locke-hosgoru-uzerine-mektup-1Din konularında başkalarından farklı olanlara hoşgörü, İsa’nın İncil’i ve insanoğlunun salim aklı için kabul edilebilir bir şeydir; bunun ışık berraklığındaki lüzumunu ve faydalarını kavrayamayacak kadar kör olmak, insanlar için korkunç bir şeydir. Burada, bazılarının gurur ve hırsını, bazılarının tutku ve acımasız gayretlerini suçlamayacağım. Bunlar, insan davranışlarında kendilerinden belki de nadiren kurtulduğumuz kusurlarıdır; ancak yine de, hiç kimse, aldatıcı bir renkle gizlenmeksizin bu tür çirkin suçlamalara katlanmaz ve bu sebeple, kendi çarpık ihtirasları tarafından sürüklenmesine rağmen, övgüyü hak ettiği iddiasında bulunmaz. Ama, bununla birlikte, bazıları, kamu refahını ve kanunları kollamayı bahane ederek, ruhlarını zalim ve Hristiyanca olmayan gaddarlıkla boyamayabilir ve diğerleri de, din bahanesiyle, şehvetlerinin ve uçkur düşkünlüklerinin cezasız kalmasına çalışmayabilirler -sözün kısası, hiç kimse, kendisini ve başkalarını, hükümdara sadakat ve itaat yahut Tanrı’nın ibadetinde şefkat ve samimiyet mükellefiyeti altına sokamaz. Siyasî yönetimin işlerini, din işlerinden kesinlikle ayırt etmeyi ve ikisi arasına âdil sınırlar Read the rest

Dinsiz felsefe olur mu? »

  • dinsiz-felsefeKelâm ve tefekkürün iman odaklı, felsefenin ise laik/ seküler bir düşünme çabası olduğunu zannedenler yanılıyor.
  • Felsefenin din düşmanı/ dine alternatif zannedilmesi 19cu asırdan kalma bir yanılgı. Gerçek böyle değil.
  • Kaldı ki her felsefî çaba peşinen bir Tanrı’nın (/tanrıların) yokluğuna iman edecekse bu öncül de bir iman, bir akaid olurdu.
  • Felsefî çalışmaların kutsal metinlerden tecrid edilerek yapılması yanlıştır. Aksi takdirde Batı felsefesinin %80’ini çöpe atmak gerekir. Neden?
  • Batılı filozofların çoğu ya sırtlarını vahiyy ile gelen bilgilere dayamışlar yahut da bu metinlere şerh ve/veya reddiye yazmışlardır. Meselâ?
  • Meselâ: Kierkegaard (Endişe, ya.. ya…), Spinoza (Tractatus Theologico-Politicus) , Locke (A Letter Concerning Toleration)
  • Hatta Kierkegaard’dan etkilenen Heidegger’in Sein und Zeit ile Tanrı’sız bir kutsal kitap denemesi yaptığı söylenebilir: (Bkz. Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?)
  • Bir başka örnek ise ateist Sartre’ın L’Etre et le Néant’da Tanrı kaynaklı adalete alternatif insan kaynaklı hümanist bir adalet aramasıdır: Dikkat Kitap: Yokluk var mıdır? / Kaliteli Ateizm
  • Neticede Batılı filozofların çoğu doğrudan, bir kısmı da tersinden endeksli olmak üzere vahiyy odaklıdır.
  • Immanuel Kant Yargı Gücünün Eleştirisi’nde güzel ahlâk ve güzel sanat münasebetini sorgularken yine yaratılışı ve fıtratı bir öncül olarak kabul eder. (Bkz. Dikkat Kitap: Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?)
  • Kendilerini ateist/ agnostik olarak tanımlasalar da Batılı filozofların jüdeo-kretiyen bir fikir zemininde yaşadıkları aşikâr.
  • Bu bağlamda Foucault gibi 20ci asır Batı filozofları da İncil’in arka bahçesinde oynamayı sürdürmüşler. Meselâ:
  • Dinsiz felsefe yapılabileceğini sananlar elbette Eski Yunan’daki manevî mihenk noktalarını da görmezden geliyorlar.
  • Felsefenin seküler/ laik bir disiplin olduğunu söylemek için Eflatun, Sokrates ve Plotinus’u da çöpe atmak gerekiyor.

Read the rest

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John Locke »

Kent / Hermann Hesse »

herman-hesse-kent-2Bir gün önce döşenen demiryolu hattı üzerinde insanla, kömürle, araç ve gereçle, yiyecekle dolup taşan ikinci trenin gelmesi üzerine: “İşler iyi gidiyor!” diye sesini yükseltti mühendis. Bozkır sarı güneş ışığında içten içe yanıp tutuşuyor, ufukta ormanlık ulu dağlar mavi bir sis ortasında yükseliyordu. Vahşi köpekler ve şaşırmış bozkır bizonları bu ıssız yerde nasıl harıl harıl çalışıldığını, ortalığı nasıl bir curcunanın kapladığını, yeşil topraklarda kömür, kül, kâğıt ve tenekeden lekelerin nasıl oluştuğunu izliyorlardı. İlk trende tiz bir ses çıkararak ülkenin içinden geçip gitti, ilk tüfek gümleyerek dağlara doğru uzandı ses, ilk örs hızlı çekiç darbeleri altında çın çın öttü. Derken tenekeden bir baraka doğup çıktı ortaya, ertesi gün de tahtadan bir kulübe. Ve bunları diğer konutlar izledi, her gün yeni evler yapıldı, çok geçmeden de taştan binalar gelip katıldı öncekilere. Vahşi köpekler ve bizonlar kendilerini uzağında tuttular kentin; çevre ehlileştirilip verimli duruma sokuldu, daha birinci baharda tarlalar yeşil ekinlerle rüzgârda dalgalanmaya başladı; çiftlikler, ahırlar ve sundurmalar boy verip yükseldi tarlalar içlerinden, ıssız ve yabani topraklar Read the rest

İnsancıklar / Dostoyevski »

insanciklar-dostoyevskiHatta bir sürü güzel rüya bile gördüm. Hepsi de sizinle ilgiliydi Varenka. Sizi insanın zevki, doğanın süsü kuşlara benzettim. Sonra birden dert ve tasa içinde yaşayan biz insanların, havadaki kuşların kaygısız ve masum mutluluklarını kıskanmamız gerektiğini hissettim. Daha buna benzer karşılaştırmalar yaptım. Elimde aynı şeylerden söz eden bir kitabım var Varenka, her şey ayrıntısıyla anlatılmış orada. Size bunları çeşit çeşit hayallerim olduğunu anlatmak için yazıyorum. Üstelik şimdi bahar, insanın aklına hep hoş ve tatlı şeyler geliyor. Her şey gül gibi pembe oluyor. İşte bu yüzden size bunları yazdım. Daha doğrusu bunları bir kitaptan aldım. Yazar duygularını dizelere döküp diyor ki: “Neden kuş değilim sanki, yırtıcı bir kuş?” İşte böyle devam edip gider. Daha bir sürü düşünceler var içinde ama boş verelim onları. Şimdi söyleyin bakalım, bu sabah nereye gidiyordunuz öyle Varvara Alekseyevna? Siz bir bahar kuşu gibi odanızdan telaşla çıkıp avluyu neşeyle geçerken ben işe gitmemiştim daha. Sizi öyle görmek beni nasıl da mutlu etti! Ah Varenka ah, siz sakın ola ki hüzünlenmeyin, gözyaşları hiçbir şeyi hafifletmez. Bunu biliyorum hayatım, bunu yaşayarak öğrendim. Şimdi rahatsınız, sağlığınız da düzeldi. Fedora nasıl? Ne iyi bir kadıncağız o! Lütfen onunla nasıl geçindiğinizi, her şeyden memnun olup olmadığınızı yazın bana olur mu? Fedora’nın bazen biraz huysuzluk yaptığı oluyordur ama siz ona aldırmayın Varenka. Tanrı onu korusun! Çok iyi bir insan o. Read the rest

Liberal totalitarizm olur mu? »

  • liberal-totalitarizmABD’ye başka ülkelerde yaptığı zulüm için kızıyoruz ama “içeride” durum çok kötü. Günde 20 ABD askeri intihar ediyor.
  • 1000 kişiye düşen mahkûm, polis şiddeti, uyuşturucu, anti-depresan… Hepsinde ABD UZAKTAN dünya birincisi.
  • Bir günde silahla öldürülen çocuk sayısı 10’un üzerinde. Polisin vurduğu insan sayısını FBI saklıyor. (Bkz. ABD’de Terör Korkusu Aforizmaları »)
  • Bir Amerikalı için ABD’de yaşamak Irak veya Afganistan’da yaşamaktan daha tehlikeli. Bu yüzden bizim eleştirilerimizi anlamıyorlar. So what?
  • “American Dream” filmlerde gördüğümüz mangal yapan, çim kesen babalar, köpekle oynayan çocuklar, neşeli anneler gerçekte yok.(Bkz. American Way of Life / tarik-al hayat el emrikiya / طريقة الحياة الأمريكية)
  • Amerikalılar cahil ve korku içinde yaşayan insanlar; aşırı şişmanlar, evlerine taksitle nükleer sığınak yaptıracak kadar da saflar.
  • Eh nasıl oluyor da aya gidiyorlar? ABD’yi yöneten bir elit var. Elit okullardan mezun bir azınlık %20’si okuma bilmeyen bir halk üzerine hakim.
  • Elitlerle halk arasındaki uçurum öyle büyük ki konuştukları lisan koyunların düşünmesini engelleyecek şekilde dönüştürülüyor.(Bkz. Amerikanca / American Language / اللغة الأمريكية)
  • Finans, silah, medya, ilaç ve gıda devlerinden oluşan Oligarşi önce ABD’yi ele geçirdi. İlk köleleşen ABD halkı oldu.
  • İngiliz kapitalizminin önce İngilizleri köleleştirmesi, ardından dünyaya yayılması gibi ABD kapitalistleri de bu yolu izledi.
  • Ancak endüstriyel kapitalizm finansal bir süper-burjuva doğurdu ve “paranın efendileri” endüstri kapitalistleri için de bir tehdit oldu.
  • Spekülatif kârların cazibesiyle aynı borsada yarışan endüstri patronları elbette kaybetmeye mahkûmdu. Endüstri tehdit altında.
  • Thomas Jefferson’dan Roosevelt’e kadar her başkana yaka silktiren, Kennedy’yi vuran oligarşi 1980’de ve 2008’de iki kez kabuk değiştirdi.
  • 1980 önemli bir yıl. Glass–Steagall act’ın iptali gibi birçok “deregulation” yapıldı yani bankalar kanun üstü özneler haline getirildi. (Bkz. Dikkat Kitap: Banka Ordudan Tehlikelidir)

Read the rest