Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Çok Yönlü Türkiye »

62250_b.jpgSoğuk Savaş sona erdikten sonra ABD dünya politikasında zirveye ulaşmış, eski güç SSCB ise güç dengesini koruyamamış ve dağılmıştır. Savaşın bitmesinden sonra ise SSCB’nin dağılmasıyla meydana gelen güç boşluğu Rusya-Çin-Hindistan gibi devletlerle doldurulmaya çalışılsa da, bu devletler ABD’ye karşı alternatif oluşturma yolunda pek başarılı olamamışlardır. Çünkü devletlerarasındaki diplomatik soğukluk ve çıkar ilişkileri buna engel olmuştur.

Orta Asya’daki bu devletler bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi, Read the rest

Zaman Gazetesi ırkçı mı oluyor? »

zaman_hunting.jpgSamimiyetle söylemem gerekirse Türk gazeteleri içinde en beğendiklerimden biri Zaman. Ama “dinî hassasiyeti” değil  takdir edilecek olan. Özetlersem:

  • 1) Olumlu haber vermekten korkmamaları,
  • 2) Bazı kaliteli yazarların demokrasiye verdikleri destek,
  • 3) Etyen Mahçupyan gibi gayrimüslimlere sayfalarını açarak ezber bozmaları,

takdiri hak ediyor.Genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı da meslektaşlarını eleştirmekten korkmaz, sık sık sağduyu çağrısında bulunur. Farklı kültür ve inançlara saygı göstermelerini ister. Gelin görün ki terzi söküğünü dikemiyor her zaman. Read the rest

Ulus-devlet Bölüm II: Ulus-devlet ne kadar ulusal? »

medaille.jpgUlus-devlet sorununu ele aldığımız “Ulus mu devlete aittir yoksa devlet mi ulusa?” başlıklı geçen yazımızda bazı sorular sormuştuk: 

  1. Ulus-devlet kontrolden çıkar mı?

  2. Ulus-devlet işgal ordusu gibi davranır mı?

  3. Ulus-devlet alfabe değiştirir mi?

  4. Ulus-devlet tarih yazar mı?

Ve şu sonuca varmıştık: Her ulus-devlete bir ulus lâzım ama tersi doğru değil!   

Bizim ulusalcıların gözbebeği ulus-devlet acaba ne kadar ulusal? Başka bir deyişle ulus-devlet Türkiye’nin ihtiyaçlarından ve umutlarından doğmuş MADE IN TURKEY bir yapı mıdır? Yoksa başkasının elbisesini mi giymeye çalışıyoruz 80 küsur yıldır?  

 Atatürk’ün ilkokula başladığı yıllarda iki önemli olay oldu. Birincisi Read the rest

Zayıflamak istiyorsan daha çok yemelisin »

buyuk_anit_bayrak.jpg« Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salâh » sözünü ilk defa İstanbul-Tuzla’dan trenle geçerken bir talim alanında görmüştüm. Büyük beyaz bir duvara iri kırmızı harflerle yazılmıştı. “Barış istiyorsan savaşa hazır ol!” bilgeliği(!) aslında Roma imparatorluğundan kalma :” Si vis pacem para bellum”.   

İçinde yetiştiğimiz militarist eğitim bizi başka türlü düşünmekten alıkoyduğu için bu söz kulağımıza çok hoş geliyordu o gençlik yıllarında.    

Millî eğitim adı altında yapılan beyin yıkama öyle etkili ki “Zayıflamak istiyorsan daha çok yemelisin” veya “zengin olmak istiyorsan daha az para kazanmalısın” gibi bir mantık(!) insanlara gayet güzel yutturulabiliyor. Soğuk savaş sırasında üretilen binlerce nükleer başlık hala imha edilmeyi bekliyor. Yaşasın barış!   

Geçen gün büyüklerimiz gene mutluluk gözyaşlarını tutamadılar. Zira 13 öğretmen lisesi örgencisi (geleceğin öğretmenleri) kanlarıyla bir Türk bayrağı yapmışlar. “işte biz böyle büyük bir milletiz” dendi bu bayrak karşısında.    

Umarım bu gençler resim öğretmeni olurlar. Düşünsenize ilkokula giden kızınız/oğlunuz haldır haldır jilet veya ustura arıyor evde. Nedenini soruyorsunuz. “Resim öğretmeni istedi, yarın kanımızla bayrak yapmayı öğretecek bize”. Bir kez daha düşmanlarımıza bizi nasıl kışkırtacaklarını, nasıl manipüle edebileceklerini göstermiş olduk.   

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Osmanlı Arması »

osmanli_armasi_p.jpg Sunuş: 2008’in yeni konuk yazarlarından Meliha Şen. Şen’in Osmanlı tarihi ve İstanbul ile ilgili çalışmalarını FLICKR sayfalarından izleyebilirsiniz.  

Meliha Şen

Topkapı Sarayı Harem girişinde köşeye yerleştirilmiş bir arma. (Resmi büyük formatta görmek için üzerine tıklayın.)
Tuğra II. Abdülhamid Han’a ait. Bu da eserin 1876-1909 yılları arasında yapıldığını göstermektedir.  
Osmanlı Arması 18. asır sonlarında meydana gelmeye başlayıp, karakteristik özelliklerini II. Abdülhamit Han devrinde Read the rest

Şizofreni ve İdealizm »

mind.jpgİdealist değil dualistim aslında, (bu terimlerin ne anlama geldiği hakkında şuradan [‘Materyalist İslam’a Dair] sade ve kısa birşeyler okunabilir) ama idealizmi materyalizmden çok daha fazla ciddiye aldığımı, ona daha çok iltimas geçtiğimi de saklayamam. Bir arkadaşın bürosunda ‘A Beautiful Mind‘ (Türkiye’de ‘Akıl Oyunları’ ismiyle gösterime girmişti) filmini ikinci kez izledim bugün. İzleyenler bilir; paranoid şizofren olan, dahi bir matematikçinin, J. Nash’ın hayatından esinlenerek yapılmış bir filmdir. Eleştiren de çok oldu ama Russell Crowe gerçekten harika oynamıştı, hele konuşurken elini alnına koyması, odaklayamadığı acayip bakışları, güzel bir aşk ve bir sadakatle bezeli öyküsü izlenisi kılıyor filmi.    Read the rest

Ne kadar özgürlükçüyüz? »

anket_logo.jpg2007 yılı ekim ayından itibaren gündemi işgal eden konularda okurlarımızın fikirlerini aldık.

  1. Hangi özgürlüklere kıymet veriyoruz?

  2. Hangi baskıları “kabul edilebilir” buluyoruz?

  3. Kuzey Irak’a girmeli miyiz?

  4. Kemalistler Atatürk’ün izinde mi?

  5. Zorunlu din dersleri kimin için zorunlu olsun?

  6. ….

 işte okurlarımızın verdikleri cevaplar:   Read the rest

İslam ve Liberalizm: İkinci bölüm »

 tr2_laicite.jpgİkinci bölüm (Birinci Bölüm için)

  • İslam’da Birey ve Cemaat
  • Piyasa Ekonomisi ve İslam
  • İslam’da “Hukuk Devleti”
  • Liberalizm, Laiklik, İslam

İslam’da Birey ve Cemaat

Kur’an’ın asli muhatabı birey olarak insanlardır, sorumlu bireylerdir. Gerçekten de Kur’an gerek inanmaya çağıran gerekse ödevler ve sorumluluklar yükleyen ayetlerinde genellikle bireylere (kişilere) hitap eder. Kur’an’daki çoğu hitap ifadeleri “Ey insanlar!”, “Ey mü’minler” şeklindedir ve bunlarla kastedilen herhalde -istisnai durumlar dışında- birey üstü kollektif bütünler olmayıp, tek tek kişilerdir. Bundan dolayı, inananlara hitap eden ifadelerden, tek tek Müslümanları aşan üstün bir topluluk veya bir “bütün”den çok, inananların bir “toplamı” anlamında somut içerikli kavramların anlaşılması doğru olsa gerektir. Nitekim, Kur’an insanların bireysel sorumlulukları üstünde son derece ısrarlıdır; o kadar ki, insanlarla Tanrı arasında hiç bir aracı kabul etmez, insanlar doğrudan doğruya Tanrı’ya karşı sorumludurlar. Arslan’ın da işaret ettiği gibi (1996), Tanrı’ya karşı hesap verme sorumluluğu altında olan, iyi ve kötü “ameller”i nedeniyle muaheze edilecek olan ancak Müslüman kişilerdir(6).

Öte yandan, bütün dinler gibi, İslam’ın da cemaatçi bir yanının bulunduğu Read the rest

İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış »

islam_ve_liberalism.jpgSunuş: 2008’e Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi olan Mustafa Erdoğan’ın bir makalesiyle başlıyoruz.

Müslümanca bir devlet idaresinin nasıl olması gerektiği İslam’ın kendisi kadar eski bir soru. 9cu yy’da Farabî’den, 14üncü yy’da İbn Haldun’dan günümüze kadar uzuyor bu arayış. Bugün İslam coğrafyasında çoğu ülkeye asker kökenli diktatörler hâkim. Bir buçuk milyar Müslümanın dünya ekonomisinden aldığı pay ancak Almanya’nınki kadar. Ne resmen “şeriat ile yönetilen” Suudî Arabistan ve İran ne de kısmen “İslamî” hükümler uygulayan Fas, Sudan, Nijerya gibi ülkelerin rejimleri Müslümanları imrenilecek bir şekilde yaşatabiliyorlar.

İslam’ın siyasete hükmetmesi gereken temel kavramlarından biri olan kul hakkı ölçüt alındığında diğerlerine örnek olarak gösterilecek tek bir İslam ülkesi bulmak imkânsız. İster istemez şu sorular akla geliyor:

  • Batı ülkelerinin bugünkü seviyelerine erişmelerinde büyük payı olan liberal demokrasi Müslüman bir ülkede uygulanabilir mi?
  • Demokrasi ve İslam uyumlu mudur?
  • Müslüman bir ülkenin demokratikleşmesi için İslam’ın veya demokrasinin ilkelerinden ödün vermek gerekir mi?

Ülkemizde İslam ve liberal demokrasinin uyumu konusu tartışılırken en büyük sorun kavramların tanımı, kapsamı ve aydınlarca algılanışı arasındaki farklardan kaynaklanıyor. liberalizm de bu kavram karmaşasından fazlasıyla payını almış bir terim. Çoğu kez liberal ekonomi ile karıştırılan, bazen “vahşi kapitalizm” ile özdeşleştirilen liberalizmin İslam ile uyumlu olup olmadığını sormak bile entellektüel bir cesaret istiyor.

Mustafa Erdoğan birazdan okuyacağınız makalesinde sadece cesur sorular sormakla kalmıyor, onlara İslam’ın kaynaklarında ve siyasî tarihinde cevaplar da arıyor. Elbette değerli okuyucularımızın bu yazıyı Derin Düşünce adına yazılmış bir manifesto olarak görmemeleri gerekir. Bir bilim adamının İslâm ve liberal demokrasi üzerine önemli sorgulamalar yaptığı bu çalışma bizim gözümüzde bir son değil bir başlangıç olabilir ancak.

İki bölüm halinde yayınlayacağımız makalenin tamamını indirmek için de ayrıca sitemizden bir bağlantı vereceğiz yayının sonunda. Emeklerinden dolayı Mustafa Erdoğan’a, yayınlamamıza verdiği izinden dolayı da Liberal Düşünce Topluluğu‘na teşekkür ederiz.

Birinci bölüm

  • “Liberal İslam”
  • Liberalizm, İdeoloji, Din
  • İslamî Öğretinin Dinamizm Aracı: İçtihat
  • İslam Bir Siyaset midir?
  • İslam’da Hilafet ve Siyasi Rejim Sorunu
  • “Ümmet” ve Siyasal Topluluk

İkinci bölüm

  • İslam’da Birey ve Cemaat
  • Piyasa Ekonomisi ve İslam
  • İslam’da “Hukuk Devleti”
  • Liberalizm, Laiklik, İslam

İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış – Mustafa Erdoğan

Bir süredir, sınırlı bir çevrede de olsa, mütereddit bir üslupla ‘Liberal İslam” veya “İslami liberalizm” gibi kavramlardan söz ediliyor, bunların anlamlı bir arayışın ifadesi olup olmadıkları en azından bir kısmımızın zihnini meşgul ediyor. Böyle bir arayışın gündemimizde yer etmesi sadece teorik bir ilgi veya sırf bir entellektüel tecessüs meselesi olmasa gerektir. Bu aslında Türkiye’nin gerçek bir ihtiyacından kaynaklanan ciddi bir ilgidir. Çünkü, liberal-demokratik bir sosyo-politik sistem içinde İslam’ın yerinin ne olduğu sorunu, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olarak Türkiye için özellikle önemlidir. Ayrıca, böyle bir sorunun ortaya çıkmasında galiba en belirleyici etken, geleneksel olarak aydınlar arasında, İslam dininin -iddia edilen- niteliği gereği liberal demokratik bir düzenle bağdaşmadığı yolundaki kanaatin yaygın olmasıdır. Read the rest

2008 Yeni yıl duası »

dua_2008_image2.jpgBir kaç yıl önce davet edildiğim bir Noel yemeğinde Mormon olduğunu tahmin ettiğim bir din adamı şöyle dua etmişti:

«Tanrım,
Üstesinden gelebileceğimiz zorlukları yenmek için bize cesaret ver,
Gücümüzü aşan zorluklara karşı bize sabır ve teslimiyet ver,
Ve her ikisini birbirinden ayıracak bilgelik ver bize… Amin »

Derin Düşünce okuyucularının 2008 yılında bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün güzelliklerle tanışmalarını, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün şerlerden uzak kalmalarını temenni ederim.

Bütün dünyadaki ülkelerin GSMH’sı yıllık 45-50 trilyon Read the rest