Blogistan’da insan »
By Mehmet Yılmaz on Oca 31, 2008 in En çok okunan yazılar, İnsan, Sitede Yaşam | 11 Comments
İsmini hatırlamıyorum. Galiba “Rouland” olacak. Hiç konuşmazdı. Ama suskunluğu başkalarınınkine benzemezdi. Bazıları saklanmak için susarlar. Yüzlerini yere çevirir, bakışlardan kaçarlar. Oysa Rouland’ın konuşan bir sessizliği vardı : “Sizi gözlüyorum. Susuyorsam bu sadece kendimi ele vermemek içindir.”
Sahada hızlı koşan bir oyuncu idi. Okul takımının ona ihtiyacı vardı. Ben de onu biraz da bunun için hoş tutmaya çalışıyordum. Konuşmalarımızda hem soruları sormak hem de cevapları bulmak bana düşüyordu.
Bir gün uzun bir sessizliğin ardından “Annem seni çaya davet etti” deyiverdi. Pigalle yakınında Victor-Massé sokağında daracık iki göz bir dairede buldum kendimi. Rouland kanepenin üzerinde sessizce bizi gözlüyor ben ise altın yaldızlı tabaklarda sunulan çukulata ve şekerlemeleri yiyordum.
Genelevlerden başka hemen hiç bir işyerinin bulunmadığı bu mahallede yarı çıplak karşımda duran kadının mesleğini anlamamış gibi yapmak için büyük çaba sarfettim. Read the rest






(*)
İslâm öncesi Türk edebiyatında özel bir yeri var
Aslında bu sorunun, temel hak ve özgürlükleri sağlamakla meşruiyetini sağlayan Anayasal bir devlette sorulması çok abes kaçıyor. Fakat elit vesayetin, rejim muhafızlığı yaptığı Türkiye’de, hukukun lastik gibi çekiştirilmesi “Anayasal Devlet”ten çok yalnızca “Anayasalı Bir Devlet”ten bahsetmek mümkün… Aslında bu açıdan sorunun yönelişi de gerçekte”neden yasak olsun ki!” olmalıydı.
19 yy. boyunca Avrupa’da yükselmekte olan değerlerin başında demokrasi, katılım, birey endeksli yönetim ve liberal devlet modeli gelmekteydi. Kilisenin baskısı ve derebeylerin zorbalıklarından bunalan Avrupalı, yapılacak olan reformlarla siyasal, ekonomik ve dinsel yönden birçok özgürlüğe de sahip oluyordu. Bu dönemde Avrupa’da yaşanan değişikler, Osmanlı’yı da etkilemişti. Nitekim padişahın keyfi uygulamaları ve otoritesini sınırlandırmak için yapılan ıslahatlar ve merkeziyetçiliği yıkmak için Prens Sabahattin gibi aydınların öne sürdüğü görüşler bu meyanda yeni alternatif arayışlarının belirtisiydi.
Geçtiğimiz günlerde “Türk solu” üzerine GENAR’ın bir araştırması hakkında değerlendirme yapmam istendi. Her ne kadar daha çok CHP’yi merkeze alan bir araştırma olsa da, Türkiye’de genel olarak solun halleri üzerine oldukça önemli veriler sunuyordu bu araştırma.
Türkiye’nin yeni dönemde atlatacağı sıkıntılar -inşallah- doğum sancısı olarak isimlendirmek siyaseti umutla okumak adına rahatlatıcı bir teskere gibi geliyor insana. Gelecek hakkında hüsnü niyetle yaptığımız yorumlar biraz da geçmişte yaşadığımız olaylardan Türkiye’nin alnının akıyla çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Ülke gündemini sıcak tutan ve sırf ortalığı karıştırmak için tezgâhlanmış planların aktörlerinin elinde patlamış olması, hatta bazen komik haller alması ve en önemlisi de halkın bu planlara ve aktörlere artık kanmaması; 21. yüzyıla ümit dolu bir “take-off”la başlaması için önemli işaretler… 
