Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti – Bölüm IV »

Hamas’ı eleştirmek yaassah!

 Balıkesir bölgesinden çok daha küçük bir toprak parçasında Filistinlilerin silahlı direnişi devam ediyor. İsrail soykırımları iç politikaya malzeme ederken Hamas’tan, Hizbullah’tan “sabredin, zafer yakındır” açıklamaları geliyor.

 Acaba bir vizyon ve strateji sorunu mu var karşımızda? İsrail Müslüman bir devlet olsaydı durum farklı mı olurdu?

 Daha önce TSK’dan İlker Bey Kardeşim’e de söylemiştik, eleştiremediğimiz kişi ve kurumlar yozlaşır, yobazlaşır. Ama biz eleştiriyi saldırı zanneden bir ülkenin çocuklarıyız. Read the rest

Dini Siyasete Alet Etmekten Kapatılan Komünist Partimiz »

Hasan Rua Demiroğlu

Laik olmak beraberinde ciddi bir paranoya “yeteneğine” sahip olmayı gerektiriyor. Çünkü Türkiye’de bunu kuranların laikliği çağdaş siyasetin rasyonel bir ilkesi olmaktan ziyade; belirli bir siyasal otoritenin başka bir siyasi otoriteyi kısıtlama operasyonu olarak gördüğü ve kullandığı ortada. Devletimizin ve milletimizin bekası için şart olan bu hamlenin işlevselliğinin gelecek nesillere aktarılması için hastalık düzeyinde paranoyaya sahip olmak son derece gerekli.

Read the rest

İsrail’e nasıl muhtaç olunmaz? »

Başbakan’ın Şimon Peres’e olan çıkışını ilk duyduğumda hafta içi her gün olduğu gibi Kanal T Anahaber bülteninde canlı yayındaydım. Bizim gazetenin yazarlarından Hıdır Geviş de bize konuktu… O an Peres’in tavrından da moderatörün adaletsizliğinden de haberim yoktu… Peres ile papaz olan Tayyip Erdoğan görüntüsü beynimde hemen Türkiye’nin iç politikasına ilişkin derin bir endişe yarattı…

İsrail, bu ülkenin sadece dış politikasıyla bağlantılı bir olgu değil maalesef. İsrail, ülkemizin bitmeyen iç savaşının her zaman tarafı olmuş bir devlet… Read the rest

Bediuzzaman’la Ortadoğu Problemlerine Bakış »

“Bakın ben de sizin gibi tango yapıyorum, sizinle aynı alfabeyi kullanıyorum, ne olur artık vurmayın” diye inliyor “batılılaşmış” Müslüman ülke aydını. İslâm’ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını “düşmana benzemek” yolunda arıyor.

 İnsanlık, özellikle de Batı dünyası son üç asırda bilim ve teknolojide büyük ilerleme kaydetti. Ancak vicdanen ve ahlâken yerinde sayan Avrupa, ABD ve onun peşinden sürüklenen insanlık bugün kendi icadı olan teknik ilerlemelerin altında ezilmiş, rezil ve sefil bir şekilde sürünmekte.

 Mağara devrindeki ilkel insanlarla neredeyse tek farkımız birbirimizi daha hızlı öldürebilmemiz ve bu öldürme sahnelerini TV kanalıyla dünyanın her yerine yayabilmemiz. Savaşa, etnik temizliklere türlü kılıflar uydurduk. Milliyetçi-Militarist ulus-devletin kutsalları olan ordu, silah, kutsal(!) topraklar, bayraklar, üstün(!) ırklar uğruna milyonlarca insanın yaşama hakkı ellerinden alındı. Bugün de Birleşmiş Milletler, NATO gibi kuruluşlar uluslararası şiddeti “barış harekâtı” ya da “teröre karşı savaş”  gibi isimlerle meşru gösteriyor.

 Bu rezillikten İslâm aleminin payına düşen sorunları, meselâ Güney Doğu Meselesi ile Filistin’i, Ergenekoncu korku tacirleri ile Siyonizm’i birbirinden ayrı düşünmek mümkün mü?

 Kanaatimizce son üç asırda Müslüman aydınların yaptıkları en büyük hata belki de kök sebep sayılabilecek tek hata Batı’nın hakimiyetine cevaben batıya benzeme refleksi olmuştur. 1789 Fransız devrimine, Alman ordu-devletine, endüstrileşmiş milliyetçi-militarist Avrupa devletlerine hayran olan bir çok Müslüman aydın görürüz bu dönemde. Türk ve Arap milliyetçiliği, moderleşme amaçlı tepeden inme jakoben devrimler, bugün halen bir çok Müslüman ülkede darbe üzerine darbe yapan eşkıya generaller ugulamada da bu “düşmanı taklid etme” refleksinin birer uzantısıdır.

 Peki bugünkü duruma Müslümanca yanıt ne olabilir? Batı’ya hayran olmak ile Batı’dan nefret etmek dışında bir yol yok mudur hem onun saldırganlığından kurtulmak hem de Batılı insanları kendilerinden korumak için?

 Değerli yazarımız Mehmet Bahadır işte bu soruya yanıt ararken dikkate değer bir yol tutuyor. Bediüzzaman Said Nursî’nin demokrasi, devletçilik, ekonomik kalkınma, sertbest piyasa, eğitim, ırkçılık, ulus-devlet konularındaki fikirlerini derleyip sunduğu bu detaylı makale tekrar tekrar okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir çalışma. Başka bir çok kaynakla birlikte M.Ali Kaya’nın “Doğu ve Ortadoğu Problemlerine Bediüzzaman’dan Çözüm Önerileri” adlı eserinden de yararlanan yazara bu özenli çalışmasından ötürü teşekkür ediyoruz. Konularına göre tasnif edilmiş olan 6 bölüm halinde hazırlanmış bu yazıyı bölmeden, bir seferde yayına girmeyi uygun bulduk. İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım sebebiyle şu günlerde hararetli biçimde tartıştığımız Filistin sorununa da çare olabilecek fikrî zemine katkıda bulunan çalışmayı beğenilerinize sunuyoruz.

 Editör

Bediuzzaman’la Ortadoğu Problemlerine Bakış (M. Bahadır)

BÖLÜM I – GİRiŞ

Said Nursi (1878-1960) Türkiyede ve dünyada tüm fikir akımlarının en etkin biçimde kendini gösterdiği, ideolojilerin kendi sistemilerini kurması için en sert biçimde çarpıştığı, insanların katmanlara ayrılarak çatıştığı ve çarpıştığı fırtınalı bir ortamda yaşamıstır.

Bediüzzamanın hayat dönemi tam bir geçiş dönemidir. Türkiye’de; Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine, imparatorluktan ulus-devlete, monarşiden, monokrasiye ve  anayasal sisteme, istibdattan hürriyete, kapalı-otoriter devlet anlayışından demokratik parlamenter rejime, kapalı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine, gelenekten modernliğe geçiş çabaları yaşanmıştır. Read the rest

Çağdaş uygarlık seviyesinin üzeri – Bölüm 5 »

Kadın çalışma hayatına nasıl katılır? 

4. bölümde anlattığım gibi işçinin suyunu çıkarıp şerbet yaparsak kadın da çalışmaya başlayacak.  

Modern üretimin ilk dönemlerinde az para çok emek gerektiren sektörler tercih edilir. Çünkü burjuvanın parası azdır. Bu sektörlerin başında tekstil gelir. İşçi maliyeti ne kadar düşük olursa burjuvanın rekabet gücü o kadar artar. İç ve dış pazarlarda satışlar artar. Bu daha çok para daha çok yatırım daha çok istihdam demektir. 

İşçiyi ezmekle bitmiyor. Read the rest

Uzak Ülke ve Fatma Karabıyık Barbarosoğlu »

  Sunuş : Bir süre önce Kemalistlerin son tesellisinden bahsetmiştik “Kemalistin Yeni Afyonu : AliyeFobi ” adlı yazımızda. Değerli yazarımız Nurhayat (Kızılkan) sayesinde Fatma Aliye Hanım hakkında detaylı bir çalışma yapmış olan Uzak Ülke kitabının yazarı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ile tanıştık. Sitemizi çok sevdi, özellikle de “Her Türk Yazar Doğar” sloganını.

Gelecek günlerde yazılarından örnekler yayınlayacağımız Fatma Hanım’ın Radikal Cumartesi ekinde yayınlanan röportajını beğenilerinize sunuyoruz. Röportajın sonunda yazmış olduğu kitapların küçük kapak resimlerini bulacaksınız. Bunlara tıklayarak daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

MY

 

 

Fatma Aliye, Türk kültür tarihinde niçin önemli bir yer tutuyor?

1-George Ohhet’in Volante adlı eserini Fransızca’dan Osmanlıca’ye çevirerek “bir hanım” imzasıyla yayınladığında Osmanlı Edebi kamusu bir kadının bu kadar iyi Fransızca bilemeyeceğini Read the rest

Cihad Neden İşe Yaramıyor? »

Yazan: Mark LeVine, çeviren: Ekrem Senai

Gazze’de sıcak bir Eylül günüydü ve Hamas’a bağlı bir gazetenin ofisinde oturuyor, bir Hamas entelektüeliyle sohbet ediyordum.  Beni Kudüs’ten getiren Fransız haber grubu, kamera ekipmanlarını toparlarken fırsatını yakalayıp konuyu Gazze’deki son olanlardan çıkartıp, beni uzun süredir rahatsız eden daha temel bir konuya getirdim: “Konuştuklarımız kayıt dışında kalacak, Filistinlilerin işgale direnmek için sivillere yönelik şiddetine ahlaki veya yasal hakları olup olmamasını bir kenara bırakın. Gerçek şu ki, bu işe yaramıyor” dedim.  
“İsrailli sivillere yönelik intihar bombaları ve diğer saldırılar, ancak işgali konu dışında tutmaya yarıyor ve bu şekilde medya şiddete odaklanırken, İsrail’e daha büyük yerleşimler oluşturmak için imkan tanınıyor…” Cevabı, açık sözlülüğüyle beni şaşırttığı gibi, ifade ettiği anlamıyla iyice kafamı karıştırdı:  
 
“Şiddetin işe yaramadığını biliyoruz, fakat bunu nasıl bitireceğimizi bilmiyoruz,” dedi.  Read the rest

Tek Ulus, Tek Devlet, Tek Savaş »

Milliyetçilik tarihi olmayan bir ideolojidir. Bu ideolojinin filizlendiği yerde kan dökülür.

Yazan: Michael Thumann, Alman DIE ZEIT gazetesi, çeviren: Adil Yapar

İstanbul – bunda hiç şüphe yok – bir Türk şehridir. Gerçekten mi? Bazen üzerinde Rumca yazılar bulunan mermer kaplamalı bir bina girişi, bazen yüksek yeni binalar ve renkli tabelaların arasında kaybolan eski bir kilisedir, bizi bu şehirde şaşırtan. Veya eski İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’nde bulunan eski, tarihi geçmişini gururla taşıyan bir iş hanı olan Suriye Pasajı. Altı katlı şehir malikâneleri arasına sıkışmış bulunan Suriye Pasajı’nda bir zamanlar Şam, Beyrut ve Kudüs’ten gelen Hıristiyan tüccarlar mallarını satarlardı. Bugün ise pasajda yer alan kafelerde Türk kahvesinin kokusu, gazete bayilerinde satılan rengârenk dergi ve mecmualar ve Türk bir kürkçünün lüks mantoları geçenleri cezbetmektedir.

Bunların arasında bulunan Rumca yazılı eski bir levha neredeyse kaybolmaktadır. Üzerinde “Apogevmatini Gazetesi” diye yazar. Read the rest

Sağlık Bakanlığı Kürtçe Konuşuyor »

Sağlık Bakanlığı, pnömokok (zatürre) aşısının ulusal aşı takvimine alınmasıyla ilgili olarak başlattığı kampanya çerçevesinde TRT 6’da (TRT Şeş) yayınlanmak üzere Kürtçe tanıtım filmi hazırladı.  
 
 Sağlık Bakanı Recep Akdağ, aşılamanın toplum sağlığı açısından çok önemli olduğunu belirterek, ‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Orta Anadolu’nun bazı bölgelerinde, Karadeniz’in doğusundaki bazı bölgelerde aşılama oranlarının geçmiş yıllarda düşük olduğunu’ söyledi. Read the rest

Çağdaş uygarlık seviyesinin üzeri – Bölüm 4 »

 İşçiyi ezmeden işsizlik bitmez 

3. bölümde nur topu gibi bir burjuvamız olmuştu. Tabi hemen akla işçi sınıfı geliyor. Onsuz olur mu hiç?  Yeni kapitalist eskiden ağa iken çalışanına köylü diyorduk. Ne değişti de dünün köylüsü bugün işçi oldu?  Birinci bölümde modern üretimin uzmanlaşma gerektirdiğinden bahsetmiştim. Hollandalıdan hatırlayacaksınız. Bir ineğin derdinden anlamak bile bu kadar zorken Read the rest