Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Benim üniversitemde başörtüsü yasağı yok »

Özkan Erdem’in röportajı  

RisaleHaberMeslek liselerine uygulanan katsayı engeli, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, başörtü meselesi gibi birçok durum uzun yıllardan beridir Türkiye’deki eğitim yuvalarında mevcut. Bir kısmı çok uzun bir süre uygulandıktan sonra kaldırıldıysa da, halk henüz refaha kavuşabilmiş ve istediği tarzda eğitim ve öğretimine devam edebiliyor değil.
11 yıldır Meslek Liseleri önünde duran katsayı engelinin kaldırılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Bu engelin kaldırılması çok gecikmedi mi?

Ben bu soruya Medya’da daha önce cevap verdim. Orada da görmüş olabilirsiniz. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)’un verdiği ‘katsayı engelinin kaldırılması’ kararını son derece olumlu karşılıyorum. Destekliyorum. Çok hayırlı bir karar olarak görüyorum. Tabii ki çok gecikmiş bir karar. Bunun da muhtemelen siyasi nedenleri vardır; oraya da yorum getirmek istemiyorum.

Üniversite dediğimiz eğitim yuvası nedir, nasıl olmalıdır? Üniversitelerde özgürlükler nasıl temin edilebilir? Türkiye’deki üniversitelerimizin, dünyadaki ilk 500 üniversite arasına girebilmesi için Ülke olarak neler yapmalıyız? Üniversitelerdeki kılık-kıyafet uygulaması nasıl olmalıdır? Bu ve daha başka soruları, Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay’a sorduk. Omay, Üniversitelerdeki başörtü yasağının kaldırılması için “Türban Bildirisi”nin altına imza atan akademisyenlerden biri… Read the rest

Atatürkçüler Dersim için yas tuttu »

Kendini saklayanların cumhuriyeti »

Geçen yazımda kendini “laik, çağdaş, Atatürkçü” gibi sıfatlarla anıp Alevilere karşı küçümseyici tavırlar içinde olanlardan bahsetmiştim. Bu yazıda bu konuyu detaylı olarak yazacağımı söylemiştim…

Bugünün konjonktüründe Alevi yurttaşlarımız sistemin müttefiki olarak algılanıyor… O sebeple zamanında Alevilere her türlü zulmü yapmış Read the rest

Kürd açılımı ve gard almak »

Mehmet Yavuz (Siirt Gündemi)

Her ne kadar yapılanlar, atılan adımlar insanda bir ümit uyandırsa, Türkiye’nin de normal, demokratik devletlerarasında bir yere yükselebileceğine dair bir umut ışığı gösterse de, bu tanımlama aslında yapılan hataların gün yüzüne çıkmasıdır.

Başka bir şey değil.

“Kürt açılımı” denen şey, yetmiş milyonla birlikte asırlardır bu topraklar üzerinde yaşamış olan bir milletin tanınması, onları “Türk”lerle aynı seviyeye çıkarılma çabasıdır. (Cümleye bak!)

Burada, rejimin kokuşmuş ve köhnemiş kadavrasını görüyoruz. Çünkü ne acıdır ki Kürdlere “açılım” yapıyoruz. Bunu yapmak zorunda kalıyoruz. Bizimle asırlardır aynı toprakları kardeşçe paylaşmış bir halka “açılım” yapıyoruz.

Teorik olarak, bu açılım, “Edirne açılımı” demek kadar saçmadır. Read the rest

Alevileri suçlamak kolay »

Hilâl Kaplan (Taraf)

CHP’li Onur Öymen’in faşist zihniyetin sıradanlığını ifşa ettiği Dersim Katliamı’nı öven açıklamasından sonra Aleviler haklı olarak tepki gösterdiler. Alevilerin CHP (ben CHP diyeyim, siz Kemalizm anlayın) ile zımni ittifakını sürdürmelerine şaşıran, karşı çıkan, hatta Alevi CHP’liler için “onursuzdur” diyenler bile oldu. Bu noktada Alevilerin CHP ile olan bağını “karşılıksız aşk” ya da “Stockholm sendromu” olarak adlandırmak Read the rest

Son 90 günde en çok okunanlar »

Dersim’in son kurbanı »

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt açılımının tartışıldığı 10 kasımdaki Meclis oturumunda CHP adına yaptığı konuşma Dersim katliamını savunan Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’i istifaya çağırdı.

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, hafta sonu annesinin cenaze törenine katılmak için gittiği Tunceli’de, CHP İl ve Merkez İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında Öymen’in sözlerini eleştirdi.

İnsanlık dramı yaşandı
1938’de Dersim’de yaşananları ‘insanlık dramı’ olarak niteleyen Kılıçdaroğlu, “Sayın Öymen’in yaptığı konuşmada, Dersim isyanına vurgu yapması, PKK terör örgütü ile Dersim isyanı arasındaki bağlantıyı Read the rest

Siyâsî Gürültüler »

Erhan Kanışlı

Bazı insanların sesleri gürültü gibidir. Ne dediği anlaşılmaz. Anlatmakla, ispat etmeyi karıştırırlar çoğu zaman. Olan sizin kulağınıza olur. Tuhaf, kesif bir uğultu duyarsınız. Hele birkaç kez tekrarlandı mı, enikonu rahatsız olmaya başlarsınız. Son günlerde durum tıpkı anlatmaya çalıştığım şekilde cereyân ediyor. Bazı insanlar ısrarlı bir şekilde gürültü çıkartmaktan memnun haldeler. Sizi bilmem ama benim kulaklarım varlıklarından şikayet edercesine bu kuru gürültülerden muzdarip. Onu telkin ve teskin etmek de yine bana düşüyor. Nasıl mı? Gürültü çıkaranları tespit ve gürültünün içindeki anlamları (yahut anlamsızlıkları) ifşâ ederek.  

Peki, kim bu insanlar? Daha doğrusu şu sıralar çıkan gürültülerin menşesi hangi argümanlardan besleniyor? 

Malum son ayların popüler gürültüsü, askeri cuntacı belge skandallarından sonra koptu. Sözde sol, aydın ve Kemalist kesim Tsk’nın avukatlığına soyunarak (Tsk kendi avukatlığını da tıpkı kendi hâkimliği gibi pek güzel yapıyor bir taraftan), “ille de roman olsun ister çamurdan olsun” temalı söylem geliştirdiler. Tsk’nın, cumhuriyetin kuruluşunda kendine mal ettiği bir misyon vardı; cumhuriyetin muhafızlığı. Peki, bu kadar yıldır demokratik sisteme böylesi sorumsuz müdahalelerde bulunarak korumaya çalıştığı cumhuriyet, merak ediyorum “bu kadar mı korunmaya muhtaç olarak kuruldu? Bu kadar mı kendisine güvensiz?  Read the rest

Tek telefonla yaparsın Erdoğan! Tek telefon! »

Geçtiğimiz çarşamba Alevi Çalıştaylarının beşincisi düzenlendi. Çok sayıda gazeteci ve yazarın katılımıyla çok verimli ve yararlı bir toplantı oldu… Devlet Bakanı Faruk Çelik de tüm gün toplantıdaydı… Daha evvel de yazdım. Bu çalıştayların organizatör ve moderatörü Necdet Subaşı, Alevi meselesine derinlemesine vakıf olan ve her şeyden önemlisi meseleye tamamen özgürlükçü-demokrat perspektiften bakan bir akademisyen. O sebeple hiç biraraya gelemeyecek Alevi grupları bile Subaşı sayesinde aynı masada oturabiliyor…

Anladığıma göre, hükümet Alevi meselesinde adım atmak için çalıştayların bitişini bekleyecek… Bu arada kimi kendinden menkul “kanaat önderleri” Başbakan’a dahi ulaşarak, süreci baltalama arzularından vazgeçmiyorlar… Hâlâ kimi Sünni-dindar kesimler Alevilere “doğru din”in ne olduğu öğretilirse meselenin hallolacağını düşünüyorlar… Alevileri Sünnileştirme operasyonunun hikmetine hâlâ inanıyorlar… Türk devlet zihniyetiyle bu anlamda uyumlular… Read the rest

Cihan Aktaş’la Gerçek İran’ı ararken(2) »

Sunuş:  Devrim kelimesi devirme eylemini çağrıştırıyor. İran şahı devrilince halk enkazın altında mı kaldı? Yoksa İslâmî (?) bir dev(i)rim ile nurlu ufuklara mı yol alıyor?

Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz. Geçen haftaki sunuşta dediğimiz gibi İran hakkında çok önyargı var. Kimimiz kâbuslar görüyor, Kafka’nın Metamorfoz romanındaki gibi. Sabah bir uyanmışız, Türkiye İran olmuş, herkes Farsça konuşuyor, iki yanına minareler konan Anıtkabir camiye çevrilmiş! Kimimiz Humeyni’ye İslâmcı bir Che muamelesi yapıyor, posterlerini asıyor duvarlara. I LOVE KHOMEYNI, Başka büyük yok!

Ne aşk ne de nefret diyoruz. Önce anlamak…

 (Cihan Aktaş‘ın kitaplarının listesine buradan erişebilirsiniz.)

– Geçen haftadan devam –

MY:İran’ı tanıyanlar sinema, edebiyat ve genel olarak kültür açısından çok övüyorlar. Türkiye ile karşılaştıracak olursak haklın eğitim ve kültüre ilgisi nasıl İran’da?

-Okuma-yazma oranında devrimden sonra büyük bir artış olduğu söyleniyor. Taşralı ve muhafazakar insanlar, aileler, bu ailelerin kadınları, dini bir devrimin ardından okullarda ve toplum içinde kendilerini daha rahat hissettiler. Söz gelimi sinema başta Humeyni olmak üzere ulema tarafından artık kadınların meslek edinebileceği bir alan olarak tanımlandı ki, eskiden dindar ailelerin  sinemaya gitmedikleri, hatta evlerinde televizyon bulundurmadıkları bilinir.

Tabii musiki alanında bir boşluk vardır. Klasik müzikler destek görüyor genellikle. Modern müziklere yönelik aşırı ihtiyatlı tutumun bir sonucu, nasıl tabir edilecegi bilinmeyen ama suya sabuna dokunmayan piyasa müziğinin yaygınlaşmasıdır.

Bu konuda bir değerlendirme yapılırken, müslümanların fıkıh birikimleri üzerinden bakmak gerekir. Devrimin başında sokakta gitarla dolaşamazmış insanlar. Çünkü fıkıhta Read the rest