Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

DUYURU: 342 Çocuk İçin 21 Kasım Eylemi »

Çocuklar için barış ve adalet

Tarih: 21 Kasım 2009, Cumartesi

Toplanma: 11.00, Tünel Meydanı

Basın Açıklaması: 12.30 Taksim Meydanı

Güneydoğu’da artik inkar edilemeyen bir savaş var. Savaş artik inkar edilemese de hala görünmeyen birçok yönü var. Bu yönlerden birinde yüzlerce göz bize bakıyor: Vicdanlarımıza bakan, seslenen, devletin kolluk kuvvetlerince öldürülmüş tam 342 çocuğun gözleri. Savaşın, son yirmi yılda aramızdan aldığı çocukların… Kimi hayvan otlatırken hedef olan, kimi annesinin kucağında… daha birkaç aylık olan, 3 yaşında, 5 yasında, Ceylan Önkol gibi 12 yaşında olan… ayni aileden, ayni gün gidiveren 3 yaşından 15 yaşına 5 kardeş…

21 Kasım 2009 Cumartesi günü saat 11.00’de Beyoğlu Tünel Meydanı’nda bir araya geleceğiz.

Sanatçılarımızın yakacağı ağıtlar eşliğinde, aramızdan 342 kişi her biri bir çocuğun adini taşıyan beyaz önlükler giyecek, kalanımız barış ve adalet gerçekleşene kadar taşıyacağımız kırmızı bileklikler takacak. Her onluk, her kırmızı bileklik vicdanlara bakan birer göz olacak…

“Katilimiz nerede” diye bakan gözlerle Taksim Meydanı’na kadar sessiz, sözsüz, pankartsız yürüyeceğiz.

Taksim’de saat 12.30’da bir basın açıklaması okuyacağız.

Seni de bekliyoruz. Bir göz de sen ol!

Siz Görmedikçe Biz Ölüyoruz,Siz Görmeseniz de Yaşıyoruz »

Yaşamları ‘ başörtülü ‘ oldukları gerekçesiyle ihmal edilerek ve kasten ölümlerine sebebiyet verilen Merve ve Medine‘den sonra geçtiğimiz aylarda ÇAPA TIP FAKÜLTESİNDE ailesinin söylediklerine göre ‘ başörtüsü ‘ ayrımcılığı nedeniyle hastahane personelinin ilgilenmediği Aynur Tezcan uzun süre bitkisel hayata kaldıktan sonra dün hayatını kaybetti.Ailesine sabır,Aynur Tezcan’a Allah’tan rahmet diliyorum.
 
Başörtüsü ayrımcılığını bilip,görüp elini kolunu kıpırdatmayan,bilip,görüp görmezden gelen,bu ayrımcılığa sebebiyet veren,bu ayrımcılığın sürmesine neden olan Read the rest

Demokratik açılımın yargı engeline takılmaması için »

Alper EcerToplum ve Politika Enstitüsü

Türkiye uzun zamandır anayasa değişikliklerini konuşuyor, 12 Eylül Anayasası’nın topluma çizdiği kırmızı  çizgileri silmek için gün geçmiyor ki yeni bir anayasa ile ilgili bir panel düzenlenmesin ya da bir kampanya açılmasın.

Fakat bugüne kadarki tecrübelerimiz bize ciddi bir yargı reformu olmaksızın anayasa değişikliklerinin de anlamsız olacağını anlattı; çünkü aksi halde değil uygulanmak, reformların şeklen yapılması bile mümkün olamıyor. Oysa Türkiye’nin yakın gelecekte hem başörtüsü  gibi laiklik konulu gerilimler hem de güncel Kürt-Alevi açılımı  gibi Read the rest

Zamanın bir yerinde öğrenciydim »

Neslihan Akbulut

“…şaka bir yana benim hayatım da okuldan nasıl kaçarım değil, okula nasıl girerim formüllerini aramakla geçti…”

Zamanın bir yerlerinde öğrenciydim… Çok net hatırlamıyorum ‘yalnızca öğrenci’ olduğum zamanları ve sadece bir not düşmek için geçen zamana hafızamı çok gerilere götürmem gerekiyor. Neden bilmiyorum ama genellikle “ve yasak başladı” diye bitiyor güzel hikayelerimiz. Bir başlangıç ancak bu kadar çok bitişleri barındırabilirdi herhalde bünyesinde.

Anlamsız olaylar zinciri okuldan başları örtülü öğretmenlerimizi uğurlamak ile başladığında ‘yalnızca öğrenci’ olmanın da son günlerini yaşıyorduk. Ve şimdi görüyorum ki bu uzun yıllar bir şeyi çok iyi öğretti; yalnızca öğrenci, yalnızca memur, yalnızca anne, yalnızca kadın olamayacağımız hayatlar yaşıyorduk. Ve yasak bizlere öğrencilik yıllarında ulaştığında birden bire soluklaşan heyecanlarımızla uyandık pek çoğumuz yasaklı sabahlara. Yasakçılara göre konuşmamıza gerek bile yoktu, bütün art niyetlerimizi taşıyordu başımızdaki örtümüz, suç kanıtlarımızla ele geçmiştik işte.

Lise son sınıf olmanın bütün heyecanlarını bir kenara bırakıp “daha nasıl olabilir”i düşünmeye başladığımda bunun hayatımın en çetrefilli sorusu olduğunun farkında değildim elbette. Daha beş yaşımdan beri hayatımın iki renginden biri olan okul ile arama mesafe konmaya çalışılması geçmişe ve geleceğe dair bütün inşalarımı yıkıvermişti sanki. Her şeyin yeni başladığı düşünülen bir yaşta “her şey bitti” diyerek veda ettiğim okuluma Read the rest

Dersim ve Onur Öymen’in Vicdanı »

Meclis’te demokratik açılım tartışılırken CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in söyledikleri gündemimizi meşgul ediyor. Analar bir daha ağlamasın denilerek destek verilen demokratik açılıma karşı çıkan Öymen, anaların ağlamasının devletin âli menfaatleri için çok da önemli olmadığını vurgulayan sözler söylüyordu: “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı, Dersim isyanında analar ağlamadı mı?”
İki gündür kamuoyunu takip ediyorum. Öymen’in söyledikleri çoğu insanı şaşkınlığa uğratmış görünüyor. Alevi dernekleri ve kimi sivil toplum kuruluşları büyük bir öfke ile Hitler bıyıklı Öymen posterlerini Tunceli’nin her tarafına asarak Öymen’in faşizan yaklaşımını teşhir ediyorlar.

Read the rest

Domuz Gribi: Korku Tüccarlığı Reloaded »

Domuz gribinin tüm dünyada salgın haline gelmesi ile birlikte, sokaktaki vatandaşlar olarak hepimizin kafası karışık. Bir taraftan gelen aşının güvenli olup olmadığı tartışmaları, öte taraftan ölen kişilerin sayısının Sağlık Bakanlığı tarafından adeta çetele tutularak insanların gözüne sokulması, domuz gribi ile ilgili tartışmaların çok boyutlu düşünülmesi gerektiğini ima ediyor.
Küresel kapitalizmin her türlü insanî zaafı bir rant aracı haline dönüştürme konusundaki becerisi hepimizin malumudur. Üstelik zaafların büyük kazançlar getirebilmesi için hiçbir ayrıntı atlanmaz. Mekanizma şansa bırakılmak yerine, adeta en başından en sonuna kadar ilgili aktörler tarafından programlanır. Mesela insanların sağlıkla ilgili korkuları mı kışkırtılacak; ilgili konunun uzmanları insanların zaaflarını, korkularını kışkırtmak için seferber edilir. Şunu yapmazsan, bu doktora gitmezsen, falanca ilacı kullanmazsan, filanca aşıyı yaptırmazsan ölüm riskin şu kadardır!

Read the rest

İlker Başbuğ… Alayına isyan! »

 

Cafcaf Dergisi

Kemalistler için Türkiye’den kaçış rehberi »

Türkiye Kemalistler için yaşanmaz bir yer olacak yakında. Her geçen gün Fazıl Say gibi sıyıran, “gidecem abi bu diyardan” diyenler çıkıyor. Artacak sayıları. Neden?

Demokratik açılım düşe kalka ilerliyor. Yavaş ilerliyor. Yapılacak çok şey var. Ama kâbus “geliyorum” demez ki! Ya başörtüsü de serbest olursa? Zaten bu kadarı bile Kemalistleri delirtmeye yetti. CHP’li Onur Öymen resmen “Alevileri öldürdük de fena mı ettik?” demeye getirdi. Evet, Üstad’ın dediği doğruydu, insan bir Alevî’yi, insan bir Kürdü bin Onur Öymen’e değişmem…  Onur Öymen gibi katliam övücü bir adamla(?) aynı ülkenin nüfus cüzdanını taşımaktan utanç duyarım… Geçelim. Ne olacak Onur Öymen ler? Ve onun gibi devletin bekası için(!) cinayet işlemeyi meşru görenler? Ergenekoncular? Gidecekler herhalde bu diyarlardan?

Türkiye eski haline dönemeyeceğine göre bu Kemalistlerin Türkiye’den kaçıp kurtulması lazım ki bu Türkiye için de bir kurtuluş olacak. Ben de eski günlerin hatırına vakit kaybetmesinler,  bir an önce gidebilsinler diye küçük bir rehber hazırladım:

Fransa: Avantajı Türkiye’ye uçakla sadece 3 saat mesafede olması. Yobaz laikliğin mucidi, halka rağmen siyaset yapmanın gelenekleştiği Read the rest

Cihan Aktaş’la Gerçek İran’ı ararken(1) »

Sunuş: Türkiye’deki İran algısı  oldukça çarpıcı bir kutuplaşma sunuyor. Bir yanda üniversite yurtlarında odalarına, dolaplarına Humeyni’nin posterlerini asan, adeta idolleştiren gençler ne ona ne de İran’a dönük en ufak bir eleştiriye tahammül edemiyor. Diğer yandan “öcü İran” imajı ile kendini korkutan Kemalistler “Türkiye İran olmasın” diye yıllardır korku siyaseti yapıyor. Hakikat büyük ihtimalle bu ikisi arasında bir yerlerde. Ama nerede?

Yazarlarımızdan Özlem Yağız’ın sayesinde tanıdığımız Cihan Aktaş değerli vaktini ayırıp internet üzerinden yaptığımız bu söyleşiye katıldı. Birazdan okuyacağınız gibi Gerçek İran’ı ararken karşımıza çıkmış büyük bir fırsat bu. Zira Cihan Hanım bu ülke hakkında en “yetkili” kalemlerden biri. (Kitaplarının listesine buradan erişebilirsiniz.)

MY: Cihan Hanım, öncelikle Derin Düşünce‘ye ayırdığınız vakit için teşekkür ediyorum.  Ben açıkça sormuş olmasam bile gerekli gördüğünüz eklemeleri yapmaktan ve yeni sorular sormaktan çekinmeyin lütfen. İlk amacımız öğrenmek…

İran hakkındaki tecrübenizden bahseder misiniz? Bilgi birikiminizi nasıl oluşturdunuz? Ne kadar zamandır bu ülkeye gidip geliyorsunuz? Aydınlarını, siyasetçilerini ve tabi halkını ne kadar tanıyorsunuz? 

-Her şeyden önce bu söyleşimiz için duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Derin Düşünce çok özel bir site, düşünceyi ön planda tutan bir site. Bu nedenle de söyleşimizin daha yararlı olacağını düşünüyorum. Site ahalisini ve müdavimlerini de gönülden selamlıyorum.  Bana yönelen her soru çok “derin düşünülmüş”; bu nedenle de geniş bir cevabı hak ediyor. Ne yazık ki bunu mevcut söyleşi çerçevesinde yapmam çok güç. İster istemez boşluklar ortaya çıkacak.

Sorunuza dönersek….

Üniversite öğrencisiyken sınıfımda İranlı arkadaşlar vardı. Onların da etkisiyle İran İslam devrimi’ne ilgi duyuyordum. Tabii bir okur (ve o dönemde amatör bir yazar) olarak düşüncelerimin izlediği seyir de bu ilgiyi besliyordu. Ali Şeriati’den tercümeler okumaya başlamıştım.  Ayetullah Humeyni’nin vakarlı duruşunun beni çok etkilediğini söylemeliyim.  Müslümanların ille de sağcı, silik, sinik, apolitik kişilikler olmayabileceğini, devrimci de olabileceğini gösteriyordu hayatıyla, fikirleriyle.

Her şekilde İran devrimine yönelik ilgimle bir şekilde ilgili bir evlilik yaptım. Eşim, üniversite tahsilini İTÜ’de tamamlamış olan İranlı bir Azeridir. İlk kez 1985’de gittim İran’a.  1998’den itibaren hayatımı yılın bir bölümünü İran’da geçirecek şekilde sürdürüyorum. Süreç içinde Farsça’yı kendime yetecek kadar öğrendim. Dergi ve gazeteleri uzun zaman sıkı bir şekilde takip ettim, özellikle de reformist basını.  Reformistler bana her zaman devrimin çekirdeğini ileri bir noktaya taşıma kavrayışına sahip görünmüşlerdir, tabii teorisyenlerinden söz ediyorum, yoksa, hareket içine çok farklı muhalif kesimleri çekiyor elbet. Reformistlerin İran devriminin başlangıçta dondurulmuş tartışma içeriğini günümüz şartlarına uygun bir dille geliştirmeye çalıştıkları kanısındayım.  Dolayısıyla reform kelimesi burada ertelenmiş devrim ideallerini bir açma çabasının ifadesi olmaktadır. Bu konular üzerine az yazmadım aslında. İran sineması ve İranlı reformistler üzerine kitaplarım var. Bir de Yakın Yabancı ismiyle, İran bağlamındaki denemelerimin yer aldığı bir kitabım yayınlandı geçen sene.

MY:İran’da en çok beğendiğiniz ve “ah keşke Türkiye’de de olsa” dediğiniz şeyler nelerdir? Türkiye bu ülkeden neler öğrenebilir? Read the rest

Özgürlükçü bir Avrupa için »

AB’yi dönüştürmek elbette kolay değil. Ama toplumda bir ilişki ağının dönüştürülemeyeceği iddiası, bir anlamda Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezini Avrupa ekseninde kabullenmek anlamına gelir.

AB’nin sermayeyi, Avrupa emekçileri aleyhine kuvvetlendirmesi karşısında, yani sermayenin egemenliğindeki bir Avrupa’ya karşı, emeğin Avrupası, dayanışmacı ve sosyal bir Avrupa yapılanması Read the rest