Main Content RSS FeedYazılar

Michelangelo’nun gözüyle güvenlik kamerası arasındaki fark »

resim-sanati-perspektif Michelangelo’nun gözüyle güvenlik kamerası arasındaki farkMünih’teyiz, Alte Pinakothek müzesinde Albrecht Dürer’in ölmeden 2 sene önce yaptığı 4 azizlere bakan iki gerçek insana bakıyoruz. Bir tuhaflık sizin de gözünüze çarpmıyor mu? Gerçek insanlardan bize yakın duran hem daha uzun hem de kafası daha büyük görünüyor. “Normal” diyeceksiniz haklı olarak. Fakat tablolarda durum tam tersi: Önde duran azizlerin başları arkadakilerden daha büyük. Yani Dürer’in canla başla savunduğu hatta uğruna kitap yazdığı merkezî perspektif kuralları ihlâl edilmiş. Kim tarafından? Yine Dürer tarafından!

Perspektif işte böyle tuhaf bir şey. Perspektif kuramcıları ve fanatik savunucuları bile onun temel ilkelerine riayet etmiyor. İstisna mı dersiniz? Peki Paolo Veronese’in ünlü tablosu Cana’da Düğün (Nozze di Cana, 1563) yahut Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği (Ultima Cena, 1498) sizce perspektif kurallarına uygun mu? 6-7 farklı kaçış noktası ihtiva eden bu eserler elbette çok güzeller ve gerçek gibi görünüyorlar çünkü … perspektif kurallarına uymazlar!

Vatikan’da bulunan Sistina Şapeli’ndeki Mahşer sahnesinde uzaktaki ve tavandaki figürlerin merkezî perspektife aykırı olarak yakındakilere kıyasla çok daha büyük çizilmiş olması da dikkatinizi çekmiştir muhakkak. Tavan ve duvarın fizikî mesafesine göre gözün beklentilerinden daha yakın görünen bu figürler adeta zeminden koparak havada uçarcasına canlanıyor. Ayrıca bu ters
perspektif Alfred Hitchcock’un icad ettiği ters zoom tekniğinde olduğu gibi metafizik bir görme, hatta korkuyla karışık bir hûşû hissi tetikliyor. (Bkz. Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?) Eğer Michelangelo bu Mahşer sahnesini perspektif yobazlarının emrettiği gibi çizseydi 20 X 30 metrelik devasa boyutuna rağmen Mahşer sahnesi basit bir kır düğünü gibi gözükecek; ressamın bütün çabaları boşa gidecekti.

resim-sanati-perspektif-6 Michelangelo’nun gözüyle güvenlik kamerası arasındaki farkRönesans’tan beri fikirlerini gözden geçirmemiş resim öğretmenleri tersini söyleyedursun, perspektif “doğal görmenin kuralı” filan değil. Bunu savunan sanat uzmancıklarına şu soruyu soralım: Perspektif nasıl bir doğallıktır ki herkes değil sadece ders olarak öğrenenler tatbik edebiliyor? Üstelik dikkatlerini sürekli yoğunlaştırmak, ölçüp biçmek zorundalar. Acı gerçek şu ki perspektif insan gözünü ehlileştiren, belli kalıplara sokan bir ilkeler bütünü. Dahası bu ilkeler uygulanarak çizilen tasvirlerin hiç biri gerçek hayattaki görme tecrübesine tekabül etmiyor, etmeyecek. Zaten gerçek ressamların, hatta Dürer gibi fanatik perspektif kuramcılarının bile güzel bir şey çizmek istediklerinde perspektifi terk etmesi gerçeklik, güzellik ve perspektif arasında ciddî bir çatışma olduğunu göstermiyor mu?

Göz olmadan resim yapılabilir mi?

Albrecht Dürer sadece resimleriyle değil perspektif üzerine geliştirdiği kuram ve yöntemlerle de ün kazanmış bir ressam. (Bkz. Cetvel ve pergelle ölçme yöntemi el kitabı, Underweysung der Messung, mit dem Zirckel und Richtscheyt,‎ 1525) üstad sadece kuram geliştirmekle kalmamış; “çizim makinesi” denebilecek bir takım aletler de geliştirmiş. Yazının devamı

Kanserliler Koğuşu / Alexandr Soljenitsin »

alexandr-soljenitsin-kanserliler-kogusu Kanserliler Koğuşu / Alexandr SoljenitsinEğer dakikanı kullanmayı bilmiyorsan saatlerini, günlerini ve sonunda hayatını kaybedersin. (Alexandr Soljenitsin, Kanserliler Koğuşu)

Hastanenin kanserlilere ayrılan kısmı 13’üncü koğuştu. Pavel Nikolayeviç Rusanof batıl inançları olan bir insan değildi ama kayıt fişine «13’ncü koğuş» yazdıkları zaman içinde bir şeylerin çöktüğünü hissetti. Koğuşa 13 değil de «protez» ya da «barsak hastalıkları koğuşu» gibi bir şey demek inceliğinde bulunmalıydılar.

Bütün bölgede ona yararlı olabilecek başka bir hastane yoktu. «Bende kanser bulunmadı, değil mi Doktor? Bende kanser yok değil mi?» diye Pavel Nikolayeviç zararsız beyaz deriyi iterek, günden güne büyüyen boynunun sağ yanındaki şişliği hafif hafif ovuşturarak umutla soruyordu.

«Hayır, hayır, elbette değilsiniz» diye doktor Dontsova iri, biçimsiz yazısıyla sağlık raporunu yazmaya devam ederken onu belki de onuncu kez inandırmaya çalıştı. Doktor Dontsova yazı yazarken oval, kabarık camlı gözlükler takar, yazısını bitirince de gözlükleri çıkarırdı. Artık genç sayılmazdı; Pavel Nikolayeviç Rusanof’u muayene etliği birkaç gün önceki gibi çok yorgun ve solgun bir hali vardı. Dispanserden randevu yalnızca kontrol için alınmış olmasına rağmen, kanser koğuşuna yollanan bir hasta geceleri uyuyamazdı. Üstelik Dontsova, Pavel Nikolayeviç’in derhal hastahaneye yatmasını emretmişti. Yazının devamı

ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisi »

kemalizm ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisi

 

… Darbeler, Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

Kemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmekKemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmek ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisiKendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarındanYABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleriİÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Kemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmekKemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmek ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisiEvet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.  

Kemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmekKemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmek ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisiAlaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

Kemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmekKemalizm ve darbe: Halka rağmen halkı yönetmek ʞɹnʇɐʇɐ lɐɯǝʞ ɐɟɐʇsnɯ : Çocuklara “Kahraman” diye öğretilen İngiliz sömürge valisi

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

İslâm Sanatı Aforizmaları »

  • İslâm Sanatı AforizmalarıBatının vahşetini konuşup duruyoruz ama darbenin büyüğünü topla, tüfekle yemedik. Bir diriliş başlarsa bu da top-tüfekle, kanla olmayacak.
  • Bizim en ağır mağlubiyetimiz fikir ve sanat sahasında oldu. Hâlâ da öyledir.
  • Bizi durduran gâvurun atom bombası değil Eurovizyon şarkı yarışmasıdır.
  • … Ve bugün hâlâ “İslâmcıyım” diyen nice yarı-aydın sanatı eğlence zanneder. Osmanlı’ya, Tasavvuf’a dil uzatırken oradan vurur züğürt aklınca.
  • Senin gençlerin Star Wars’tan öğrendikleri İncil’in onda biri kadar ayet okumuyor. Ne haber?
  • Beden, nefs ve rûh üzerine tefekkür etmeyen gençler Matrix, Pi’nin yaşamı ve Avatar’dan metafizik ve fenomenoloji öğrendi.
  • Kimseyi suçlama şimdi. Sen Mesnevî’yi, Kimya-yı Saadet’i, Fütuhat-ı Mekiyye’yi okutmazsan kalpteki o boşlu bir dolduran çıkar. (Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat)
  • Mevlânâ, Gazâlî ve Muhyiddin ibni Arabî Hazretlerine dil uzatan pislikleri Diyanet’te barındıran sensin.
  • İslâm’ı aklına uydurmaya çalışan, Efendimiz’in (SAV) mucizelerine, kadere, kabir azabına itiraz eden hoca müsveddelerini baş tacı ediyorsun. (Âl-i İmrân Suresini Okusaydı İslâmcı Olmayacaktı!)
  • Gençler İslâm’daki Tecelliyat’ı anlamıyor, ama Hollywood’dan İncil’deki Teofani’yi öğreniyorlar diye ağlama. O pis suları tutan barajı havaya uçuran sensin.

Yazının devamı

İnsanın Değeri Üzerine Söylev / Pico Della Mirandola »

Pico-della-Mirandola-large-insanin-degeri İnsanın Değeri Üzerine Söylev / Pico Della Mirandola‘Baba Tanrı, en güçlü mimar, saklı bilgeliğinin buyruğuyla, gördüğümüz bu dünyanın Tanrının acundaki(kainat) konağı olduğunu, onun en sevgili tapınağı olduğunu söylemiş bulunuyor. O, gök-üstü bölgesini anlaklarla(zeka, kavrayış) donatmış, göksel küreleri ölümsüz tinlerin(ruh) yaşamıyla düzenlemiş, aşağı dünyanın mayalanan gübre yığınına da hayvansal yaşamın bütün biçimlerinin bolluğunu, bereketini koymuş bulunuyor. Ne var ki, Tanrı usta, bu iş bittiğinde böyle büyük bir başarının anlamını kavrayabilecek, onun güzelliğini sevecek, genişliği karşısında şaşkına dönecek bir yaratığın olmasını diledi.’

‘Sonunda, yüce Yapıcı, hiçbir şeyi tümüyle veremeyeceği bu yaratığa, bütün öteki yaratıklara bağışlananlardan pay verilmesini kararlaştırdı. Bu yüzden Tanrı insanı, bu belirlenmemiş imgeyi aldı onu dünyanın ortasına yerleştirerek şunları söyledi:

… Seni dünyanın tam ortasına koyduk, baktığın yerden dünyadaki her şeyi daha kolay görebilesin diye. Seni ne yersel, ne göksel, ne ölümlü ne ölümsüz olarak yarattık; özgür, olağandışı bir yontucu gibi kendini, kendi seçiminle biçimleyebilesin diye. Aşağıya, yaşamın kaba biçimlerine inmek de tanrısal yaşam sürenlerin düzenine çıkmak da senin elinde.’

‘Onlara öykünerek(kastı bazı felsefeciler ve inanç mensupları Ö.A.B.), Muhammed(S.A.V.)’in de sık sık Tanrının, koyduğu yasadan ayrılanların hayvanlaşacağını söylediği bilinir. Haklıydı da; çünkü ağacı ağaç yapan kabuğu değil duygusuz, sorumsuz doğasıdır.’

‘Ne ki her şeyi usun kurallarına göre yargılayıp ayırt eden bir filozof görürseniz onu ululamanız gerek. O, yersel değil göksel bir varlıktır.’ Yazının devamı

Felsefe-i Ferd / Baha Tevfik »

felsefei-ferd-baha-tevfik Felsefe-i Ferd / Baha TevfikEtkin bir hükümet; uzun uzadıya soru, açıklama, ulusal denetim gibi ulusun meşru haklarını tanımak istemeyen hükümettir. Etkin bir hükümet; eleştirilere katlanmayan, halkın düşüncelerinden korkarak onun sakin ve suskun kalmasını sağlamaya çalışan hükümettir. Böylece etkinliğini uyrukları üzerinde gerçekleştirmeye çalışan bir hükümetten yarar değil, zarar beklemelidir; yaşam değil uyuşukluk, ölüm beklemelidir; düşüş, hastalık, hatta çöküş beklemelidir. Böyle bir etkinliğin yalnız memurlar arasında cereyan edeceğini zannedenler de var. Bizde memurların az çok aydın bir tabaka oluşturduğu düşünülürse onlar üzerinde gerçekleştirilecek bir istibdadın kapsamının derecesi hakkında bir fikir elde edilmek mümkün olur. Hâlbuki bu etkinliğin sınırları memurları daima aşar. Ve çok aşar. Üstünün buyruk ve isteğine boyun eğmek istemeyen memur nasıl yaşama ve geçinme zorunluluğunu düşünerek bu fikrinden vazgeçerse hükümetle ve memurlarla işi olan her birey de başarıya ulaşmak ve rahatlamak için daima onlara yoldaşlık eder ve bizde her iş memurlardadır. Sözün gelişi bir ilçeye gidelim. Oranın kaymakamı mutasarrıfa, mutasarrıf valiye, vali İçişleri Bakanlığı’na bağlı ve onun boyunduruğu altındadır. Bu her gitmek istediğimiz ilçemizde de böyledir. Her işi hükümetle olan eşraf çoğunlukla ve hatta tamamen kaymakamla iyi geçinmek düşüncesiyle bu isteğe boyun eğerler, eşrafın çiftliklerinde, tarlalarında, bağlarında çalışan ekinciler ve ırgatlar da aynı isteğe bağlı olmak zorunda kalırlar. Yazının devamı

Ocak ayında en çok okunan kitaplar »

ocak-ayinda-en-cok-okunan-kitaplar Ocak ayında en çok okunan kitaplar2016’nın ilk ayında e-kütüphanemize gelen ziyaretçiler 29.758 kitap okudular. 4 siyaset/gündem kitabına karşılık 11 sanat, psikoloji, felsefe ve edebiyat kitabının tercih edilmesi bizi sevindirdi. Okurlarımızın gündemi takip ettiklerini ama esiri olmadıklarını görmekten mutlu olduk. İlk 15’e giren kitapların listesi şöyle (Koyu harfli olanlar listeye bu ay girenler):

  1. Kürtlerin Tarihi Üzerine (1402)
  2. Fethullah Gülen’i iyi bilirdik (1225)
  3. Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu? (1122)
  4. Kitap Tanıtan Kitap 5 (1095)
  5. Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi
  6. Kitap Tanıtan Kitap 3
  7. Gözle dinlenen müzik: Tezyin
  8. Edward Hopper’ı okumak
  9. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  10. Zaman Nedir? (Derin Zaman)
  11. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  12. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
  13. Çapulcular” ne istiyor?
  14. İslâm’da Mimar ve Şehir
  15. Derin İnsan

Hollywood-Pentagon Aforizmaları »

hollywood-pentagon Hollywood-Pentagon Aforizmaları

  • Türkiye bir bağımsızlık savaşı veriyor. Asker ve polisin silahlı mücadelesi kadar önemli olan bir cephe de bilgi cephesidir.
  • Beyin yıkama ve psikolojik harp tekniklerine karşı koyabilmenin tek yolu bilgilenmek. Ancak bu yolla korkutma ve kışkırtmalara direnebiliriz.
  • Cahil kalanlar « yandaş » olarak da tehlike arz ediyor. Üzerimize gelen gücün çok uluslu olduğunu, finans ve enerji ayaklarının önemini herkes anlamalı.
  • Bu tarz bir saldırıya maruz kalan ilk ülke değiliz. Güney Amerika’da bir çok darbe bu yolla yapıldı.
  • ABD içindeki bazı güçler; CIA’nın bir bölümü, bazı büyük şirketler ve ordu subayları işin içinde. Finans ve medya patronları işin içinde.
  • Komplo teorisi gibi mi geldi? 4 ABD başkanı öldürmüş bir çeteden bahsediyorum: Abraham Lincoln James A. Garfield, William McKinley ve John F. Kennedy!
  • Buna ek olarak 20’den fazla suikast denemesi ve bir o kadar da suikast olduğundan şüphelenilen ölüm. Her seferinde deliller kaybolmuş!
  • Ne zaman bir ABD başkanı bankaları, orduyu, silah ticaretini kontrol etmek istese öldürülmüş yahut bizim çapulcu tarzı ayaklanma çıkmış.
  • ABD dünyanın en saldırgan ve çok insan öldüren devleti. Buna rağmen herkes ABD’de çalışmak, okumak istiyor. Neden?

Yazının devamı

Tom Sawyer / Mark Twain »

tom-sawyer-mark-twain Tom Sawyer / Mark TwainYaz, bütün sıcaklığı ve güzelliğiyle yöreyi sarmıştı. Cumartesi sabahı pırıl pırıldı gökyüzü. İnsanın yaşamına mutluluk katıyor, kalplerden gelen ezgiler dudaklardan coşkuyla dökülüyordu. Çiçeklerden havaya tatlı kokular yayılıyordu. Herkes mutluydu, sevinçliydi bir kişi dışında. O mutsuz olan çocuk da Tom Sawyer’di. Tom bir elinde kireç dolu kova, bir elinde fırça, tahta perdenin önüne geldi. Tahta perdeye bezgin bezgin baktı: En az otuz metre uzunlukta, üç metre yükseklikte kocaman bir şeydi. Yasam Tom için zordu, çok zor… İçinden böyle düşünüyordu.

Söylenerek fırçayı kirece daldırdı. Üst bölüme, söyle bir sürdü. İkinci sürüşten sonra is, gözünde daha da büyüdü. Bir kütüğün üzerine gelip oturdu. O anda, elinde su kovasıyla Jim’i gördü. Şimdiye dek pompa ile kuyudan su çekip taşımak Tom’un gözünde büyük bir isti. Simdiyse Tom, bu ise dünden razıydı. Üstelik neden, su getirmek de olsa, isin içinde kasabaya gitmek vardı. Hem, tulumba basında kız erkek tüm çocuklarla beraberken zaman daha kolay geçerdi. Tom söze başladı: Yazının devamı

Protestanlık Hakkında Fikirler / Joseph de Maistre »

protestanlik-uzerine-dusunceler-joseph-le-maitre Protestanlık Hakkında Fikirler / Joseph de MaistreBiz Avrupalıların meşru yollarla bastırmamız gereken en büyük düşman, kendini bütün hakimiyetlere iliştiren ve onları sürekli aşındıran öldürücü çıban, nobranlığın çocuğu, anarşinin atası, fıtrî bağları ifsad eden Protestanlıktır.

Protestanlık nedir? Bireysel mantığın genel mantığa karşı ayaklanmasıdır ve sonunda bir kişinin hayal edebileceği en kötü şeydir. Polignac Kardinali çok takdir gören Bayle’ye, “Protestan olduğunu söylüyorsun. Bu sözcük oldukça belirsiz bir sözcüktür. Anglikan mısın, Luteryan misin, Kalvinist misin?” diye sorduğunda Bayle şöyle dedi: “Tam anlamıyla Protestan’ım, bütün gerçeklere karşı çıkarım.” Böylece bu ünlü şüpheci birçok insanın ortak inançlarının her birinin asıl düşmanı olan Protestanlığın gerçek tanımını bize vermiş oldu. Bu durum onu bütün insanlığın düşmanı yapar, çünkü insan topluluğunun iyiliği tamamen söz konusu inançlara dayanmaktadır.

Hıristiyanlık, Avrupa’nın dinidir. Bu topraklar o dine anavatanının yakıştığından daha çok yakışır; bu topraklarda kök salmıştır; bütün kurumlarımızın içine karışmıştır. Avrupa’nın kuzeyindeki bütün uluslar ve dünyanın bu kısmının, güneyindeki Romalıların yerini alan herkes için Hıristiyanlık, medeniyet kadar eskidir. Yeni ulusları şekillendiren bu dinin eliydi. Her tahtın üzerinde haç işareti vardır; her yasa o sembolle başlamaktadır. Krallar vaftiz edilmişler arasındadır; papazlar, hâkimler arasındadır; din adamları bir düzen içindedir. Yönetim kutsaldır, din sivildir. İki güç birleştirilmiştir; biri diğerinden gücünün bir kısmını alır ve bu iki kardeşi bölen tartışmalara rağmen ayrı yaşayamazlar… Yazının devamı