Main Content RSS FeedYazılar

Estetizasyon / Ayartma / aestheticisation »

Estetizasyon / Ayartma / aestheticisation

Ne değildir?

Güzelleştirme değil.

Nedir?

Anlatılan veya tasvir edilen şeyi yavaşlatarak, netleştirerek veya abartarak cazip hale getirme.

Nasıl?

Sanatçı ve sanat teknisyeni diye bir ayrım yapmak gerek öncelikle. Yani sanat yapan ile bazı boyama/oyma yahut söz sanatı tekniklerini uygulayabilen kişi bir değil. (Bkz. Sanat / Eğlence / Entertainment / الفنون). Neden?

Gerçek hayat hızla etrafımızda olup bitiyor ve ayrıntılar üzerinde durup yoğunlaşmaya vaktimiz yok. Yaşadığınız şehrin karmaşasını düşünün meselâ. Ama uydudan çekilmiş bir fotoğraf ya da bir gece manzarası gözünüzü ister istemez çekiyor. Zira şehrinizi gerçekten GÖRME imkânı veriyor size bu fotoğraf. Bir trafik kazası düşünün. İçindeyseniz ne olduğunu bile anlamadan oradan oraya savruluyorsunuz. Ama başkasının yaptığı bir kaza (ya da gazetedeki fotoğrafı) gözünüzü çekiyor. Görsel zekânız buna aç. Bu kazadan zevk almak değil, kazayı anlamaktan zevk almak söz konusu. Bizzat yaşadığınız bir kazada her şey yarım saniyede olup biterken gazetedeki fotoğrafın ayrıntılarında gözlerinizi dakikalarca gezdirebilirsiniz.

Yine bu sebeple romanlarda en ince ayrıntılarına kadar anlatılan bir kır gezintisi Yazının devamı

Dikkat Kitap: Kemalist Eğitimin Zararları »

Dikkat Kitap: Kemalist Eğitimin Zararları“Günaydın çocuklar, nasılsınız?” diyen öğretmene “sağol!” diye bağırmayı öğrenen çocuklarımızın geçmişe ve bugüne mantıklı bir şekilde bakması beklenebilir mi? Mekke, Medine, Kudüs, Balkan Yarımadası ve dünya petrolünün % 60’ını kaybettiğimiz Lozan’ı doğuran olayları bayram diye kutlamamız, müsebbiblerin heykellerini dikmemiz bu yüzden.

Çünkü Kemalist eğitim sistemi Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli insanları yetiştirmek için değil Doğu Akdeniz’de İngiliz menfaatlerini korumak için inşaa edildi. “Modern” Türkiye’nin çocukları Batı’ya hayran, kendi tarihini anlamaktan aciz hatta Osmanlıya ve İslâm’a karşı nefret içinde yetişmeliydi. Aksi takdirde geçmişi sorgulayıp 1ci dünya savaşı sonrasında kurulan ve sonradan petro-dolar sistemine dönüşecek olan petro-sterlin “düzenini” bozabilirlerdi. Churchill’in dediği gibi Cumhuriyet Türkiyesi cılız kalması gereken bir ağaçtı; solarsa sulamak, büyürse budamak gerekiyordu.

Britanya dünya hakimiyetinin sürmesi için Musul, Kerkük, İran ve Bakü petrollerinin dünya piyasalarına akmasını engellemek gerekliydi. Çünkü bol ve ucuz petrol, sterlinin değerini düşürmekle kalmaz, Almanya gibi rakipleri sömürge savaşında lider yapabilirdi. Üstelik Türkiye önderliğinde doğabilecek İslâm birliği projeleri Mısır’ı da çekim alanına dahil edeceğinden Londra’yı Hindistan’a bağlayan Süveyş yolu da tehlikeye düşüyordu.

İşte “3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası bu sebeple üretildi. Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.

Kısacası, Britanya için gerçek tehdit güçlü bir ordu veya zengin devletler değil Türklerin uyanıp kim olduklarını hatırlamalarıydı. Şu halde dünya petrollerinin %60’ına çökmüş, Afika ve Asya’yı sömüren İngilizler için yapılacak tek bir şey vardı: Kullanışlı aptallar yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak ve bunu Türklere “millî eğitim” diye yutturmak.

Eğitimle ilgili sorunlarımız nasıl düzelir? Yahut birgün düzelir mi? Elinizdeki bu kitapta Ufuk Coşkun Kemalist eğitimin sorunlarına işaret etmekle kalmıyor, bir yandan çözümler önerirken bir yandan da millî eğitimin ideolojik, tarihi ve kültürel arka planını gözler önüne seriyor.

Milat Gazetesi yazarı, bolgepostasi.com Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Coşkun’u televizyondaki tartışma programlarından ve eğitim konulu çalışmalarından tanıyorsunuz. Bizzat eğitim dünyasının sorunlarını içeriden yaşayan Coşkun aynı zamanda “Kürdüm Doğruyum Çalışkanım” ve “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitaplarının da yazarı.

Ufuk Coşkun’un “Kemalist Eğitimin Zararları” adlı kitabını buradan indirebilirsiniz.

Bir Dehanın İzleri – II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel »

Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelUzaktan bakıldığında krallar, sultanlar, kraliçe ve melikler sanki hep güllük gülistanlık bir hayat sürerler gibi görülmektedir. Halbuki onların da acıları, ızdırapları vardır. Ancak yüksek duvarların arkalarında oldukları için hayatlarının bu yönü pek de farkedilmez. Hele hele ülkeyi, Yıldız Sarayı gibi kapalı bir kutudan yöneten Abdülhamid Han ise söz konusu olan, ona ait olan hususi halleri bilmek hemen hiç mümkün olmamaktadır.

“Avrupalı nice devlet adamı Abdülhamid Han’a geçmiş olsun dileklerini iletirken ne yazık ki kendi cephemizde, Müslüman ve bu vatanın evladı bildiğimiz bazı isimler padişaha değil, suikastçılara methiye düzmekte, suikast başarısız olduğu için ah etmekteydiler. Bunlardan birisi de Tevfik Fikret’tir. Şöyle seslenmiştir suikastçıya;

‘Ey Şanlı avcı, dâmını bihude kurmadın,
Attın fakat yazık ki yazıklar ki vurmadın.’

Sultan I. Ahmed’le birlikte Osmanlı’da tahta geçme sistemi değişmiş; “ekber ve erşed” kuralı getirilmişti. Yani saltanat babadan oğula geçmiyor, sülalenin en yaşlı erkeği padişah ilan ediliyordu. Sultan II. Mahmud’un oğullarından Sultan Abdülmecid, Bezmialem Valide Sultan’dan; Sultan Abdülaziz ise Pertevniyal Valide Sultan’dan dünyaya gelmişti. Yani II. Mahmud vefat ettiğinde, büyük oğlu Sultan Abdülmecid tahta geçecekti. Sultan Abdülmecid Han’ın ise 8 oğlu bulunmaktaydı. Bunlardan en büyüğü Şehzade Murat, ikincisi Abdülhamid Efendi idi.

… Kayıp mânâların, mayınlı ve zehirli kelimelerin izini sürmek için …

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Temmuz ayında en çok okunan kitaplar »

Temmuz ayında en çok okunan kitaplar

Geride bıraktığımız temmuz ayında e-kütüphanede 33.092 kitap okundu. Jeopolitik, strateji, savaş ve sanat tarihi ile ilgili kitaplar okurlarımızın yaz tatilini nasıl değerlendirmek istediği konusunda bize net bir fikir verdi. Saman alevi gibi yanıp sönen yapay gündemlere kapılmadan kendi gündemini oluşturan bu takipçilerimizi tebrik ediyoruz. Toplam okumanın %66’sını teşkil eden ilk 15 kitap şöyle:

  1. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  2. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  3. Derin Lügat 7.0
  4. Derin Savaş
  5. Petrol kandan ağırdır
  6. Derin İnsan
  7. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  8. Zaman Nedir?
  9. Edward Hopper’ı okumak
  10. Rönesans’ın Kara Kitabı
  11. Derin Medeniyet
  12. Liberalizm Demokrasiyi Susturunca
  13. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  14. Kitap Tanıtan Kitap 5
  15. Bir pozitivizm eleştirisi

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirin Nisan ayında en çok okunan kitaplar Haziran ayında en çok okunan kitaplar Temmuz ayında en çok okunan kitaplarKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Sizinle paylaşacağım hiçbir şey yok: Nikâhına beni çağırabilirsin ama nikâhıma karışamazsın »

Sizinle paylaşacağım hiçbir şey yok: Nikâhına beni çağırabilirsin ama nikâhıma karışamazsın

Reel sorunların dikkate alınmadığı buna mukabil suni gündemlerin sıkça konuşulduğu bir gündemden bunalmış biri olarak yazabilecek imkânımın olmasına şükrederek uzun zaman sonra Derin Düşünce’de beni okuyacak olanlara selam ederek yazıma başlayayım.

Bu ülkede binlerce kadının, çalışma ve eğitim hakları bir gecede ellerinden alındığında, bu baskı ve şiddet ortamını destekleyenler ayrıca yapılan zulmü meşru gösterenler bugün çıkmış “kıyafetime karışma” diye eylem yapıyor, hayır kıyafetlerine karışan olsa elimde bir pankartla en ön safta destek vereceğim ancak öyle bir durum da yok… Suni bir gündemin ortasına çekiliyoruz, bu suni gündem yabancı basında olay oluyor, ortada reel bir vukuat da yokken… Bu suni gündemler bizleri malayân ile meşgul ederken, fehmine güvendiğimiz isimler başörtülü kadınları incitecek ifadelere imza atıyorlar, yoruluyoruz…

Bu ülkede bir gecede alınan kararlar ile binlerce başörtülü kadının çalışma ve eğitim hakkı elinden alınırken ve o kadınlar bariz şiddete maruz kalırken ki başörtülü sorunu çözüldüğünde bile kendilerine “başörtülü kotası” kadar yer verilirken ideolojik olarak farklı kesimlerin uzlaştığı tek bir nokta vardı: “Başörtülü kadınların ne yapıp yapamayacağına ben karar veririm.” Laik, seküler, erkek, egemen olmayı başörtülü Müslüman kadınlar üzerinde tahakküm kurma yetkisi olarak görenlerin uzlaştığı tek nokta bizdik ve o noktanın altında da ezilebileceğimiz kadar ezildik ancak artık ezilmek istemiyoruz.

Kendisine hürmet ettiğim, sevdiğim Hayrettin Karaman Hocam biz başörtülü kadınları inciten bir yazı yazmış, ben hocama bir kardeşi olarak aynı perdeden cevap veremem ancak kırgınlığımı da kendim ve birçok başörtülü kadın adına üslubunca ifade etmek zorundayım. Hayrettin Hoca, görmüş geçirmiş biri, bildiği gördüğü bizden fazladır, sigara denen zehrin zararlarını anlatmış, anlatsın da ama başörtülü kadınları bu denli rencide edecek seviyede bir yazıyı ilmen kendisine yakıştıramadım. Açıkçası merak ediyorum; “Sizinle paylaşacağım çok şeyim var” ne demek…

Hadi diyelim hoca yaşça büyük olmasının verdiği tavırla kız kardeşlerini edebe davet etti, peki edep sadece kadınların davet edileceği bir şey mi? Bizler Müslümanlar olarak birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmekle yükümlüyüz, burada muhatap hakkı ve sabrı kullanamayanlardır, bu tavsiyenin de cinsiyeti yoktur; kadın, erkek, çocuk… kim varsa edebe davet edilir, sadece kadınlara has davet olmaz, olsa da bu üslup ile olmaz.

Yazının devamı

Don Quijote / Miguel De Cervantes »

  • Don Quijote / Miguel De CervantesBu dünyanın bütün mutlulukları bir gölge, bir rüya kadar geçici, kır çiçekleri kadar kısa ömürlüymüş.
  • İffetli kadın tıpkı berrak, pırıl pırıl bir ayna gibidir; bir nefesin dokunuşuyla bile donuklaşıp kararabilir. İffetli kadın, değerli bir yadigâr muamelesi görmelidir: sevilmeli, ellenmemelidir. İffetli kadın çiçeklerle, güllerle dolu, sahibinin kimsenin çiğnemesine, ellemesine izin vermediği güzel bir bahçeymişçesine korunmalı, takdir edilmelidir. Kokusunun ve güzelliğinin uzaktan, demir parmaklıklar arkasından takdir edilmesi yeterlidir.
  • Eğer aşkım ,beni esiri olduğum o vefasız güzele bütün varlığıyla bağlamamış olsaydı,özgürlüğümü bu güzel kızın gözlerine feda ederdim.
  • Bu yeryüzünde hiçbirşey yok ki Tanrı onu önceden bilmemiş ve istememiş olsun.
  • Neşe ve keder inanın gözbebeğindedir. Nasıl bakarsan öyle görürsün.
  • Korkunun etkilerinden biri, duyuları bulandırmak ve nesneleri olduğundan farklı göstermektir.
  • Hepimiz ölüme mahkûmuz; bugün varız, yarın yokuz; koyun ne kadar çabuk giderse, kuzu da o kadar çabuk gider ve bu dünyada hiç kimse, Tanrı’nın vermek isteyeceğinden daha uzun bir ömür vaat edemez kendine. Çünkü ölüm sağırdır; kapımızı çaldığında hep acelesi vardır ve yalvararak, zor kullanarak, kılıçla, duayla oyalamak mümkün değildir.

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirin Nisan ayında en çok okunan kitaplar Haziran ayında en çok okunan kitaplar Don Quijote / Miguel De CervantesKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Big Data çağında İslâmî devlet olur mu? »

Big Data çağında İslâmî devlet olur mu?

“… Padişahın haftada iki gün divan-ı mezâlime oturup, mazlumun hakkını zalimden alarak ona vermesi, konuyu aracısız bir şekilde tebaadan bizzat kendisinin dinleyip ona hükmetmesi gerektir. Nispeten önemli olanlar yazılı olarak kendisine arz edilmeli ve hükümdar bu meselelerin her birinin neticelerini de kâtiplere yazdırması lazımdır. Cihan hükümdarının haftada iki gün haksızlığa ve gadre uğrayanları huzuruna çağırıp onları bizzat kendisinin dinlediği haberi memlekette yayılınca zalimler dehşete kapılır, ayaklarını denk alırlar ve cezaya çarptırılma korkusundan ötürü hiç kimsenin haksızlık ve yolsuzluk yapmaya gözü kesmez …” (Nizamü’l-Mülk, Siyasetname)

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı, başrolde Tom Cruise’un oynadığı Minority Report (Azınlık Raporu, 2002), potansiyel katilleri, cinayet henüz işlenmeden yakalayabilen bir devleti konu alıyordu. Bir bilim kurgu filmiydi bu. Özel psişik hassasiyeti haiz genç insanların hislerini veri olarak kullanabilen güçlü bir bilgisayar, her şeyi önceden polise bildiriyordu: Suç mahali, müstakbel suçlunun siması, kullanacağı alet, öldüreceği kişi…

Gelecekten haber veren(!) bir aletin gerçekten yapılabilmesinden daha önemlisi, insanların, böyle bir şeyin mümkün olduğuna inanması. Zira insan akılcı bir yaratık değildir; aklıyla değil hisleriyle hareket eder. Bu sebeple, algıları yönetmek, gerçekleri yönetmekten daha önemlidir. Yani yalan da bir gerçektir. Bu bağlamda, Minority Report filmindeki determinist, otomatik adaletin(!) gerçek hayata geçmesi, her hukuk devleti için gerçek bir tehdit ve bunun ABD’de yayıldığını, Avrupa’ya sirayet ettiğini, Türkiye’nin de risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Neden?

Birkaç senedir, Amerika Birleşik Devletleri’nde binlerce tutuklu ve mahkûmun hayatını bilgisayarlar yönetiyor. Ziyaretçilerle geçirecekleri süreden tutun da, çarptırılacakları cezaya kadar her karar, big data teknolojisinin imkânlarını kullanan yazılımlar tarafından veriliyor! Kaliforniya, Utah, Pensilvanya, Florida, Connecticut… Toplam 12 eyalet bilgisayar programlarının tarafsızlığına, objektifliğine(!) ikna olmuş durumda. Yazının devamı

Bir Dehanın İzleri – II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel »

Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelRusya’dan gelen Ermeni bir grup Belçika’dan gelen suikast ekibiyle İstanbul’da buluşur. Aralarındaki Charles Edward Jorris bomba konusunda son derece uzmandır. Beyoğlu’nda kiraladıkları Moravic Apartmanı’nda, gerçekleştirmeyi planladıkları suikast üzerine tam bir ay çalışırlar. Beykoz ve Polonezköy’de bomba denemeleri yaparlar. Padişahın Cuma selamlığının hangi dakikasında camiye girdiğini, ne kadar içeride kaldığını, ne zaman çıktığını tek tek hesaplarlar. Bomba bugünkü Bulgaristan topraklarından getirtilecektir. Ayrıca bombanın içine yerleştirileceği, özel bölmeleri olan bir atlı arabaya ihtiyaç vardır. Bu arabayı özel siparişle Viyana’da yaptırırlar. Sürücü mahallinde içine 120 kg’lık bomba alabilecek gizli bir hazne yapılır. Bu araba sökülüp parçalar halinde İstanbul’a sokulacak, gizli bir ambarda yeniden kurulacaktır. Bütün plan hazırdır. Padişah Cuma bitiminde camiden çıkmakta ve ‘1 dakika 42 saniye’ sonra arabasının yanına varmaktadır. İşte bu anda patlatılacak bir bomba ile hayatta kalmasına ihtimal bırakılmayacaktır. Böylece Ermeni emelleri önünde dimdik duran engel ortadan kaldırılacaktır.

Tarihler 21 Temmuz 1905’i göstermektedir. Abdülhamid Han faytonu ile Cuma namazına gelmiş, Yıldız’daki Hamidiye Camii’ne girmiştir. Onun girişinin hemen akabinde bomba düzenekli araba getirilir. Padişahın arabasına yakın bir yere bırakılır. Suikast komitesindeki herkes gayrimüslimlere ayrılmış localarda yerlerini almıştır. Heyecanla emellerine ulaşacakları o meşum anı beklemektedirler. Ancak beklenmedik bir şey olur. Her Cuma son derece dakik davranan Sultan bugün hiç yapmadığı şekilde camiden çıkarken çevresindekilerle ilgilenir. Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile de ayak üstü bir görüşme gerçekleştirir. Abdülhamid Han caminin dış kapısında görülmüştür. Tam birkaç adım atmıştır ki o büyük patlama cereyan eder.

 

… Kayıp mânâların, mayınlı ve zehirli kelimelerin izini sürmek için …

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

İnsanı Tanıma Sanatı / Alfred Adler »

  • İnsanı Tanıma Sanatı / Alfred AdlerÜzüntü, kişinin güçsüzlük duygusunu ortadan kaldırarak kendine daha iyi bir durum sağlama arzusunun tohumlarını içerir.
  • “Yetersizlik duygusu” yetersizliğin kendisinden daha önemlidir.
  • Hatalarından kurtulmak için bizzat pek bir çaba harcamadıklarını hep görmezlikten gelecek, üstelik büyük bir inatla hatalarında ayak direyecekler, beri yandan hatalarının suçunu canları istedikçe gördükleri kötü eğitimin üzerine yıkacaklardır.
  • insanı değiştirmek pek kolay gerçekleşen bir süreç değildir, bunun için belirli bir ihtiyat ve sabrın varlığı, özellikle her türlü kişisel büyüklenmeden el çekilmesi zorunludur; çünkü karşımızdaki kişi bizim büyüklenmelerimize konu olmakla yükümlü değildir.
  • Bir hayli müzisyen vardı ki, işitme duyularında bir yetersizlikten şikâyetçiydi ve günün birinde kulakları duymaz olmuştu hepsinin; örneğin Beethoven, Smetana ve Clara Schumann bunlar arasındaydı. Bruckner’in dış kulağında ise bir deformasyon seçilmekteydi. Adı geçen kişilerde söz konusu organların işlevsel üstünlüklerini sağlayan, adı geçen yetersizlikler değil miydi?

Yazının devamı

Gündüz Sefası / Sarah Jio »

  • Gündüz Sefası / Sarah JioKüçük bir kızken, büyüyünce her şeyin mükemmel olacağını sanırdım.
  • Yağmurun sabit sesi beni avutmuştu.
  • Yıllarımı mutluluğun peşinden koşarak geçirdim. Ama mutluluk büyümene yardım etmez. Bunu sadece mutsuzluk yapar.
  • Kendi kavrama gücünüze değil, tüm kalbinizle Tanrı`ya inanın ve güvenin. Yaptığınız her şeyde O`nu görün ve bırakın O size yol göstersin.
  • Hayatımı küçük bir çocukken okuduğum bir söz doğrultusunda geçirip öleceğim. Şunun gibi bir şeydi: ”Bundan yirmi yıl sonra, yaptığınız şeylerden çok yapamadıklarınız için hayal kırıklığı yaşayacaksınız. O yüzden düğümlerinizi çözüp halatlarınızdan kurtulun ve sığındığınız güvenli limandan uzaklara yelken açın. Yelkenlerinizle rüzgarı yakalayın. Araştırın. Düşleyin. Keşfedin… ”Bu…çok güzel”, dedim nefesim kesilmiş bir halde, ”Uzaklara yelken açmak istedim.”

Yazının devamı