Main Content RSS FeedYazılar

Gerçekler hakikaten var mıdır? »

Gerçekler hakikaten var mıdır?

  • Gerçeklerden, Hakikat’ten ve bizim bunları ayırdetme imkânlarımızdan konuşalım. İnsanlar var zannettikleri şeylerle gerçekleri her zaman birbirine karıştırmışlardır. Nedir bu karışıklığın kaynağı? Dış “gerçeklerin” içimizdeki algı ile birebir örtüştüğünü kim garanti edebilir?
  • Göz’ü istediğiniz kadar küçük parçalara ayırın; “objektif gerçeklere” asla rastlayamazsınız. Yani vehim, illüzyon, halüsinasyon, cinnet ve toplu cinnet hallerimizin temyiz mahkemesi gözün içinde değil. Ya akıl?
  • Göz gibi beyni de ince dilimlere bölebiliriz ama sübjektif gerçeklerle tartışılmaz, mutlak, objektif, baş harfi büyük “G” ile yazılacak bir Gerçek’i yine bulamayız.
  • Peki gördüğümüz her şey yalan mı? Septik/ şüpheci filozofların girdabına düşMEmek için “Derin Göz” kitabini tavsiye edelim evvelâ… Dikkat Kitap: Derin Göz
  • “Akıl” dediğimiz zaman bir çok insan zekâ veya ona yakın bir şey anlar. Yani problem çözme kapasitemiz, varlıkları kavramsallaştırma, olaylara anlam verme: “Bayrak” bez parçası değildir; “Anne” doğurmuş bir dişiden daha fazla bir şeydir; “vatan” alınıp satılacak bir araziden farklıdır.
  • İşte bu kavramsallaştırmaya zemin oluşturan manevî değerler, gelenek ve daha bir ok etken, kendi gerçeklerimizi bina etmemize sebep olur. Vücutlarımız kütle hacim gibi aynı gerçeklere mahkûm olsa da bunlara mânâ vermekte diğer insanlardan ayrılıyoruz.
  • Bu şartlarda “Objektif Bilgi” diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Bkz.  Objective Information / معلومات موضوعية

Yazının devamı

Hitler’in enerji politikası ve bugünün Türkiyesi için çıkartılacak dersler »

  • Hitler’in enerji politikası ve bugünün Türkiyesi için çıkartılacak derslerHitler savaştan önce savaş sırasında petrolü nereden aldı? Rusya’ya neden saldırdı?
  • Gelişmiş bir sanayi devleti olan Almanya, yeterli petrol kaynağı için barış zamanında bile dış kaynaklara bağımlıydı. Almanya’nın 1938 yılında 44 milyon varilden fazla petrol tüketimi vardı. Bu miktar, İngiltere’nin (76 milyon), Rusya’nın (183 milyon) ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kullanılan bir milyar varilden çok daha azdı.
  • Bu yetersizlik, muhtemel bir savaş zamanında Almanya’nın sıvı yakıt ihtiyacı yüzünden kara, deniz ve havada başarılı askeri operasyonlar yapamayacağını gösteriyordu.
  • Almanya için 1939’da başlayan savaşın en büyük sıkıntısı, deniz aşırı petrol ithalatının hareketli savaş yeteneğini tehlikeye atacak şekilde sona ermesiydi.
  • Almanya’ya petrol üç farklı tedarikçi türünden gelmiştir: yurtdışından ham petrol ve rafine petrol ürünleri ithalatı, yerli petrol sahaları üretimi ve kömürden petrol ürünlerinin sentezi.
  • 1938 yılında, toplam 44 milyon varil tüketim için, denizaşırı ülkelerden gelen ithalat, 28 milyon varil yani toplam arzın yaklaşık % 60’ını oluşturdu. Avrupa kaynaklarından 3,8 milyon varil ithal edildi (Romanya’dan 2,8 milyon varil) Yerli petrol üretimi 3.8 milyon varil oldu.
  • 9 milyon varil yakıt ise sentetik olarak üretildi. 1939’da, ablukanın başlangıcından önce 33 milyon varil olan ithalat, Almanya’nın enerjide dış kaynaklara aşırı bağımlığını göstermeye yetiyordu.
  • Savaş başladığında Almanya’nın yakıt stokları 15 milyon varildi. Hitler, Norveç, Hollanda, Belçika ve Fransa’yı işgal ederek 5 milyon varil ele geçirdi. Sovyetler Birliği’nden ithalat 1940’da 4 milyon varil ve 1941’in ilk yarısında 1,6 milyon varil oldu.

Yazının devamı

Ruhr Kızılordusu ve Alman işçi isyanı »

  • Ruhr Kızılordusu ve Alman işçi isyanıKapitalist endüstri patronları açısından savaş felaket değil tersine fırsattı. Sattıkları çelik ve kömürün fiyatı yükseliyor, hükümetler ve krallar endüstri önünde diz çöküyordu. İşçileri sömürmek de savaşta daha kolaydı.
  • 1900’lerin başından 2ci dünya savaşının başına kadar endüstrinin temel enerji kaynağı kömürdü. Fakat madenlerde çalışma şartları çok ağır olduğu için işçiler isyan ediyorlar, devletler ise makineli tüfekle işçileri madene geri dönmeye “ikna” ediyordu. Polonya, İtalya, Britanya, Almanya…
  • İşçiler isyan etmekte haklıydı çünkü hemen her ülkede günde 5 veya 10 işçi, grizu patlaması ve maden çökmesinden ölüyordu. İşte bu şartlarda Almanya’da garip bir şey oldu. Nedir?
  • 80.000 işçi silahlandı ve Ruhr Kızılordusu’nu kurdu (Alm. Rote Ruhrarmee). Elbette isyanın başlaması değil şaşırtıcı olan. Almanya’nın en zengin bölgesi Ruhr’da 14 Mart 1920’de anti-komünist Freikorps’u ve hükümete bağlı Reichswehr askerlerini mağlup ederek bölgenin hakimiyetini ele geçirdiler.
  • Bu olay Almanya’nın, muhtemelen Avrupa’nın tarihindeki en büyük silahlı işçi ayaklanmasıydı.. Ruhr bölgesi burjuvası ve kapitalistleri, komünist bir bir darbenin gerçekleşmesinden korkuyordu.

Yazının devamı

Türkiye neden uçak motoru yapamıyor? »

Türkiye neden uçak motoru yapamıyor?

  • Yerli uçak, yerli helikopter konuşulduğu zaman sık sık ortaya atılan soru bu: Motoru yerli mi? Eğer ithal ise uçaklarımızın ithal motorlara bağımlı olacağı, motoru satan firmanın izni olmadan ihracat yapmanın imkânsızlığı vs konuşuluyor.
  • Dünyada 200 civarında ülke var; birkaç istisna dışında her ülkenin ordusu var. Ama her ülkenin savunma sanayii yok. Uçak üretebilen ülkelerin de çoğu motorlarını 5-6 büyük firmadan ithal ediyor. Neden? Çünkü uçak motoru yapmak basit bir şey değil.
  • Türkiye bugünkü imkânlarla bir motor yapabilse bile bunun rekabet gücü az. Zira hız, ivme, sert hava şartlarına dayanma, menzil, yakıt tüketimi gibi birçok önemli mesele var. Bunlar ihmal edilirse Türk ordusu teknik olarak düşmanlarının gerisinde kalır. Tabi ithalat bağımlısı olmak da sıkıntı.
  • Türkiye’nin uçak motoru, nükleer santral veya haberleşme uydusunda tam bağımsız olması şimdilik zor. Zira bu sahalar temel bilimlerde ileri olmayı gerektiriyor. Sadece tasarım değil, tasarımın gerektirdiği alaşımları, çok düşük hata toleranslı montaj hatları vb gerekli.

Yazının devamı

Amerika nükleer silahlarına sahip çıkamıyor »

Amerika nükleer silahlarına sahip çıkamıyor

  • Bazen nükleer yakıtlı denizaltılarını, bazen de plütonyum ihtiva eden nükleer bombalarını kaybediyor; denize düşürüyor. Bunlar hem tabiatı kirleten hem de teröristlerin eline geçebilecek tehlikeli kalıntılar.
  • 10 Nisan 1963’te, nükleer denizaltı USS Thresher, Massachusetts’in 350 km doğusundaki derin dalış testlerinde battı ve şimdiye kadarki en yüksek ölümlü denizaltı felaketinde 129 mürettebat ve tersane personeli öldü.
  • USS Scorpion isimli denizaltı hem nükleer bir reaktör hem de iki nükleer torpido taşıyordu. 22 Mayıs 1968’de Kuzey Atlantik’te devriye gezerken kayboldu. Denizaltı daha sonra Azor adalarının 740 km güneybatısında, 3000 metre derinde bulundu. Batma nedeni hâlâ bilinmiyor.

Yazının devamı

İran-Irak savaşı ve İsrail-İran dostluğu »

  • İran-Irak savaşı ve İsrail-İran dostluğu8 yıl, 1.5 milyon ölü. O dönemde gizli kalan ama bugünlerde ortaya çıkan belgeler gösteriyor ki ABD, İsrail ve Suudi Arabistan, İran-Irak savaşının uzaması için bayağı bir uğraşmışlar. Neden?
  • Saddam 30 Aralık 2006’da asılırken “intikam alındı!” diye bağıran Şiiler vardı; kim hatırlıyor? Sonra “Yaşasın Muhammed Bakr el-Sadr” diye ekliyorlardı. Neden yaptılar bunu? Kimdi Bakr el-Sadr?
  • 1978’e geri dönelim. Humeyni’nin ultra-laik Fransa desteği ile yaptığı İslâm(?) devrimi Saddam’ı korkuttu. Irak’lı Şiilerin Tahran etkisine girmesi siyasî bir riskti ama aynı zamanda Irak petrollerinin de önemli bir kısmı Şii bölgesindeydi. Yani İngilizler 1920’lerde Irak’ı böyle dizayn etmişti. Nedir?
  • İran-Irak savaşı ve İsrail-İran dostluğuİngiliz dizaynı Irak’ın özelliği yönetim Sünni, ama Sünni çoğunluk denizden ve petrol kuyularından uzak. Petrol nerede? Kuzeyde Kürtlerin ve güneyde Şiilerin ayaklarının altında. Yani iç savaş, darbe ve bölünmeye müsait bir etnik-mezhep ve ekonomik kaynak “paylaşımı”.
  • Evet, 1978-1979’da Şiilerin bölgede güç kazanması Saddam’ı korkuttu. Muhtemelen abartılı istihbarat raporları ile manipüle edilen iç güvenlik mekanizmaları devletin bağışıklık sistemini devreye soktu. Şiilere yönelik tutuklamalar, işkenceler… Şii lider Bakr el-Sadr başbakana suikast ile suçlandı. Sonra?
  • Sonra ailesiyle birlikte korkunç şekilde öldürüldü ve yakılan cesedi, kız kardeşinin cesediyle birlikte Şiilerin kutsal kabul ettiği Necef şehri sokaklarında bir traktörün arkasında sürüklenerek teşhir edildi.
  • Bu iç savaş ortamında 20 kadar Baas lideri öldürüldü; 40.000 Şii sınır dışı edilerek İran’a gönderildi. İran, Irak’ı sınır köylerine saldırmakla suçlarken karşılıklı havan ateşi sıradan bir olay halini aldı. 17 Eylül 1980’de Saddam Şattülarap’ı İran’a açan anlaşmayı iptal etti.

Yazının devamı

İsrail’in İran’a yaptığı silah yardımı, Kürtler ve Şiiler »

İsrail’in İran’a yaptığı silah yardımı, Kürtler ve Şiiler

Kaynaklar:

  1. Twin pillars to Desert Storm : Howard Teicher, 1993
  2. Henry Kissenger, Defining US role in the Arab Spring, 2012
  3. CIA, The Pike Report, 1977
  4. Jim Hoagland, Kurds ready to resume fight as pact with Iraq crumbles, 1973
  5. Said Abourish, Saddam Hussein, 2000
  6. Henry Kissenger, Years of Upheaval, 2011

 

  • İngiliz tabiriyle “Ortadoğu” denen İslâm topraklarına söyle bir bakın. “Ulusal sınır” diye çizilen çizgilerin uluslara göre çizilmediğini hemen fark edeceksiniz. Türkiye’de yaşayan Kürtler, Arap ve Pers topraklarında Türkmen ve Azerîler göreceksiniz.  Peki dinî farklar mı dikkate alınmış?
  • Hayır. İran’daki Sünni nüfuz az değil. Irak’ta Şiiler, Suriye, Lübnan ve Mısır’da Hristiyan azınlıklar… Uzatmayalım, bu sınırlar çatışmayı önleyecek şekilde değil petrolü kontrol edecek şekilde çizilmiş. Nasıl? Petrol varsa deniz yok; deniz varsa petrol yok. Meselâ?
  • İsrail’in İran’a yaptığı silah yardımı, Kürtler ve Şiilerİran ve Irak’ın denize erişimi Basra körfezi yani birkaç savaş gemisiyle kontrol edilebilir. Türkiye, Mısır ve Suriye? Deniz bol ama petrol yok veya az. Suudi Arabistan? Petrol bol ama denize erişim Kızıldeniz ve Basra yani daracık boğazlar ile kontrol altında.
  • İsrail ve Lübnan? Daracık sahil şeridine hapsedilmiş, petrolsüz, hiçbir tarihî meşruiyete dayanmayan bağımsız(!) devletler. Adeta Anglo-Sakson petro-dolar makinesinin sahil koruma botları. Bu şemada sıkıntı çıkarabilecek ülkelerden en önemlisi İran. Zira diğer ülkelerdeki Şiileri birleştirebilir.
  • Petrol-Deniz ikilemi gibi önemli bir mesele daha var; bunu da Irak özelinde anlatalım: Irak’ın iktidarı Sünni ama petrol olan yerlerde (kuzey) Kürtler ve (güney) Şiiler çoğunlukta. Bu azınlıklar da petro-dolar sistemini bozmaya yeltenenlere karşı etkili birer silah olarak her zaman kullanılıyor.
  • Daha önce Afganistan’ın Ruslar tarafından işgalini, bu savaşın başlatılmasında CIA’nin oynadığı rolü ve petro-dolar sistemiyle olan ilişkisini anlatmıştık.
  • Afgan-Rus savaşıyla aynı tarihte başlatılan çok önemli bir savaş daha var: İran – Irak savaşı. Bu savaşın gayri resmî tarihine bir bakalım önce: Petrol zengini iki ülke neden savaşsın? Kartel kurup zengin Avrupa’yı haraca kesmek varken meselâ?

Yazının devamı

Dikkat Kitap: Derin Marx güncellendi. Sürüm 2.0 yayında. »

Dikkat Kitap: Derin Marx güncellendi. Sürüm 2.0 yayında.Marx’ı okumak lâzım. meselâ 1844 Elyazmaları‘nı, Feuerbach Üzerine Tezler‘i, Alman İdeolojisi‘ni, Felsefenin Sefaleti‘ni, Komünist Manifesto‘yu ve Kapital’i okumak, üzerinde düşünmek lâzım. Sadece Sol’u ve solculuğu anlamak için değil, dünyanın şu anda içinde bulunduğu düşünce krizini anlamak için de Marx’ı okumak lâzım.

Kimdi Karl Marx? İşçilerin perişan hallerine acıyan onları Kapitalizmin altında ezilmekten kurtarmak isteyen bir idealist? Maddeden gayrı hiç bir şeyin var olmadığını iddia eden bir materyalist? Modern insan topluluklarının çarklarını, zembereklerini söküp takan bir makinist? Tarihin sebep-sonuç zincirlerine mahkûm olduğunu iddia eden bir determinist? Ters gitmekte olan dünyayı baş aşağı çevirip düzeltmek isteyen bir devrimci?

Biraz incelerseniz Batılı düşünürler arasında Marx’ın « kariyerinin» oldukça sıra dışı bir yol izlediğini görürsünüz. Dünya siyasetini, özellikle de 19cu ve 20ci asrı bu derecede etkilemiş bir başka düşünür var mı? Zannetmiyorum. Kitapları üzerine o kadar çok yorum yapılmış, o kadar şerh yazılmış ki bu “tefsir külliyatı” ancak kutsal kitapların miraslarıyla karşılaştırılabilir.

Şunu da unutmamalı tabi: Marx’ın ölümünden çok kısa bir süre sonra Marxist ideolojiden etkilenmiş rejimler kuruldu. 20ci asırda insanlığın yaklaşık üçte biri bu ideolojinin etkisindeydi. Sovyet Rusya, Çin, Küba, Doğu Avrupa, Arnavutluk, Kuzey Kore ve Afrika’da bir çok ülke. 1989′da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Marx komünist ülkelerin uyguladıkları zulümler için bir günah keçisi haline geldi. Rusya’daki çalışma kampları, sayıları on milyonlarla ölçülen idamlar, Kamboçyalı Pol Pot ve Kızıl Kmerlerin yaptıkları soykırımlar, Çin’de Mao’nun merkezî ve planlı “komünist ekonomi” ile sebep olduğu kıtlık neticesinde 40 milyon civarındaki Çinlinin açlıktan ölümü…

Marx’ı okumak lâzım. Çünkü 21ci asrın Avrupa’sı ve Amerika’sı artık düşünemeyen bir coğrafya haline geliyor. Gölgesinden bile korkan, şartlı refleksler veren bir sürü, bir gürûh halini alıyor batılılar. Eğer “Doğu” bir zamanlar Batı’ya kaptırdığı düşünce bayrağına yeniden talip olacaksa bunun yolu Karl Marx’tan geçiyor. Teknoloji ve Para ile imtihan edilen insanlığın halini çok kapsamlı bir biçimde tahlil etmiş olan Marx’tan. Buradan indirebilirsiniz.

Rus-Afgan Savaşı, Petrol ve Rimland »

Rus-Afgan Savaşı, Petrol ve Rimland

  • Afganistan’ın Ruslar tarafından işgalini, Rusların yenilgisini, komünizmin çöküşünü ve bunların Rimland – Petro-dolar sistemiyle ilişkisini anlatalım. ABD işgali tetiklemiş olabilir mi? Afgan direnişi bir cihad mıydı yoksa ABD’nin kurduğu bir ayı tuzağı mı?
  • Zbigniew Brzezinski, 11 Eylül saldırısı, Usama Ben Laden, Texas’lı petrolcüler ve İngiliz jeopolitik uzmanlarını birleştiren bir savaş: 1979 Sovyet-Afgan Savaşı. “Rus” yerine “Sovyet” diyoruz çünkü Rusya komünist bir rejimdi; ülkenin ismi SSCB idi: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği.
  • Sovyet-Afgan Savaşı, Aralık 1979’dan Şubat 1989’a kadar dokuz yıl boyunca sürdü. Mücahidlerin yanı sıra daha küçük Maoist gruplar olarak bilinen direnişçiler, Sovyet Ordusu ve Demokratik Afganistan Cumhuriyeti hükümeti bir gerilla savaşı gerçekleştirdiler.
  • Sovyetler Birliği Afganistan’a resmen saldırmadı. SSCB’nin Afganistan’a müdahalesi, Afganistan’daki Marksist hükümetin daveti ile başladı. Bu bakımdan Kızıl Ordu’nun (eski) Çekoslovakya’ya müdahalesi gibi başladığı söylenebilir. Belki de Ruslar kolay bir zafer bekliyorlardı?
  • Mücahid grupları esas olarak Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından desteklenerek işgal, Soğuk Savaş’ın vekâlet savaşı haline getirildi. 2.000.000 sivil hayatını kaybetti ve milyonlarca Afgan ülkeyi mülteci olarak terk etti; çoğunlukla Pakistan ve İran’a gittiler.
  • Afganistan yenilgisi, Rusların Vietnam’ı oldu: Ruslar, askerî mânâda yenilmiş sayılmasalar da siyasî olarak yenildiler. Zira hem diğer ülkelerin gözünde saldırgan konumuna düştüler hem de Rus halkının desteğini kaybettiler. Savaşın ekonomik yükü de ağır bastı.
  • Bu yenilgide bir kez daha gördük ki “Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır” diyen Clausewitz haklıydı. Savaş, muharebeden ibaret değildir ve sonsuz bir şiddet boşalması da olamaz. Ekonomik, siyasî, sosyolojik veçheler dikkate alınmazsa mağlubiyet kaçınılmazdır. (Bkz. “Derin Savaş” adlı e-kitap)
  • Afgan’a Rusların girmesi, Müslüman ülkelerde çok romantik şekilde değerlendirildi: Cici Müslümanlar kaka-pis komünistlerin saldırısına uğramıştı ve “kitap ehli” Hristiyan Amerika mücahitlere yardım etmekteydi. Bu romantik şemada İsrail, İran ve Suudi Arabistan’ı nereye koyabilirdik?
  • Kâfirin silahıyla mücahid olunmaz. Ama Hollywood filmlerine figüran olunur. Yönetmen abi “kamera stooop!” diye seslenince durulur. Ya da BlackWaters, Beni Tal, SAIC, Secopex, Meteoric Tactical Solutions gibi firmaların masasında meze olunur. Neden?

Yazının devamı

Nobel Ekonomi Ödülü / Nobel Prize in Economics / جائزة نوبل في العلوم الاقتصادية »

Nobel Ekonomi Ödülü / Nobel Prize in Economics / جائزة نوبل في العلوم الاقتصاديةNe değildir?

30 Aralık 1896 tarihinde Stockholm’de açıklanan vasiyetnamesiyle Alfred Nobel tarafından kurulan derneğin verdiği bir ödül değil.

Nedir?

Bir İsveç bankasının saygınlık kazandırmak istediği ekonomistlere Alfred Nobel anısına verdiği ekonomi ödülü. (Bkz. Sveriges riksbanks pris i ekonomisk vetenskap till Alfred Nobels minne)

Nobel (çakma) ekonomi ödülü 1969’da verilmeye başladı yani Alfred Nobel öldükten 73 yıl sonra! Zaten ödülü verenler de Nobel ödül komitesi değil söz konusu bankanın yönetim kurulu!

Nobel Ekonomi Ödülü / Nobel Prize in Economics / جائزة نوبل في العلوم الاقتصادية Sahte Nobel ekonomi ödülü kimlere verilir?

  1. Robert Merton ve Myron Scholes (1997): ekonomi tarihinin en büyük yatırım fonlarından biri olan LTCM’nin yönetim kurulunda idiler ve Asya’daki finansal krizi öngöremedikleri için şirket 1998’de battı!
  2. 2007’de başlayan emlak krizinin finansal krize dönüşüp emeklilik fonlarına kadar sirayet etmesine sebep olan tehlikeli mekanizmaların savunucusu Eugene Fama 2013’te Nobel ekonomi ödülü aldı! Şaka gibi ama … değil!
  3. Fanatik liberal Gary Becker (Nobel 1992) suç işlemeyi ahlaki değil ekonomik bir problem gibi gösterdi. “Suç, kötü bir yatırımdır; bu vakit ve enerji başka türlü kullanılabilir” mealinde konuştu. Yani polis yakalamadıktan sonra her şey mübah!

Zenginler birbirlerini ödüllendiriyor

Alfred Nobel’in vasiyetine göre Nobel ödülü insanlığa büyük hizmet etmiş olanlara verilmeliydi. Nobel ekonomi ödülü alanların çoğu hayatta, %82’si Amerikalı ve hiçbir böyle bir hizmette bulunmadılar. Sahte Nobel ekonomi ödülü alanların geri kalanı da zengin ülke vatandaşı. Bir de Amartya Sen (1998) gibi Avrupa ve Amerika’da kariyer yapan Hintli vesaire var. Sahte Nobel ekonomi ödülünü kazanan palyaçoların bir başka ortak özelliği Amerikan doları ve kuzey Atlantik bölgesini merkeze alan (sözüm ona) küreselleşme yanlısı olmaları. Petro-dolar sistemine ve “finansal kriz” diye yutturulan küresel soygunlara hiçbir itirazları yok.

 Ekonomistlere bilim ödülü vermenin sakıncası nedir?

Siyaset ve toplum hayatı ile içiçe olan ekonomi, ahlâkî tercihlerden etkilenir ve bunları da etkiler. Meselâ bir şehirde zenginler yüzme havuzlarını doldururken, yüksek su faturasını ödeyemeyen çiftçilerin aç kalması yasalara uygun olabilir. Liberal ekonomistlerin teorileri de bu serbestliği savunabilir. Ama insanların aç ve susuz bırakılması, kanun üstünde, ahlâkî bir sorundur. (Bkz. Derin Lügat maddesi: İktisad / Economy / οικονομία / اقتصاد ) Yazının devamı