Main Content RSS FeedYazılar

Kendimi savcıya şikâyet ettim! »

“… Muhterem heyet bir düşünün bakalım 2 kilo ağırlığında bir tavuk. Tezgâhı yok, torbası yok, öğretmeni yok, okula gitmesi yok, tırrrak yumurtayı arkadan bırakıyor.”   Tuğgeneral Sabahattin Bey gülmeye başladı. Adam nasıl gülüyor biliyor musun? Neredeyse mahkemeyi bozacak. Gizli gizli gülmeye çalışıyor. Diğerleri de tebessüm ediyorlar. Savcı kalktı ayağa “muhterem heyet bu adamı konuşturmayın bu şuurlu bir Nurcudur, Nurculuğun propagandasını yapıyor. Lütfen konuşturmayın” dedi.   Adam konuşmasaydı belki de paşa mahkemeyi bozacaktı. Adam başladı dır dır ötmeye. Paşa hala gülmesini gizlemeye çalışıyor. Tabi Savcı öyle çıkışınca Hakim Bey “Necmettin bey sadede gel” dedi. Dedim “efendim sadetteyim.” …” TAMAMI

1 [?]

Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh »

Nefes alma kültürü ve Bilgisayar programcılığı

Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?

  • - Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.
  • - Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.
  • - Beni mahçup ediyorsunuz ama…

Seçme imkânı bulunmayan durumlarda İnsan özgür olamaz. Bir nefes alma kültürü geliştiremediysek bundandır. Kültür Mânâ’nın başladığı yerdedir. Madde’ye Anlam, İnsan’a Özgürlük yüklenen noktada. Özgürlük sayesinde hayvanların determinist dünyasını ve hayvanlığı BİLEREK, İSTEYEREK terk eder Yazının devamı

1 [?]

“Hayat yaşamaktır” diyenlere… »

Biz ona iki yol gösterdik. O sarp yokuşa göğüs geremedi. (Beled 10-11)

Hayır, 16 Mart 1988′i hatırlamıyorum.
 
Ama haberin duyulduğu günün ertesini çok iyi hatırlıyorum. Okulun yemekhanesine gidiyordum. Yemekhaneye girerken kantinin içinden geçerdik. Bir buçuk sene boyunca bir türlü kapıp oturmayı başaramadığım yirmi otuz iskemle ve girişte sol tarafa yerleştirilmiş bir Atatürk büstünün manasızca dikelendiği, yerlere atılmış çöp dağlarının arasında sigara çiğnemekle meşgul insanlarla tıklım tıkış dolu bir mekandı kantin dediğimiz yer. Kaynamaktan leş gibi olmuş çaylarımızı ufak, mağara kovuğu misali bir delikten bize uzatan suratsız çaycıdan alır, şansımız varsa büstün kenarlığına ilişecek bir yer bulurduk oturmak için.
 
Sonra değişti o sene her şey.
 
Kantinimiz sosis kokularının sigara dumanına eşlik ettiği korkunç gürültülü, ışıltılı bir kafeye dönüşüverdi birkaç hafta içerisinde. Ben değiştim, kantin değişti, nalet suratlı kantinci değişti. Masalar, sandalyeler, tezgah değişti. Kantinin uğultusu değişti. Uğultunun insanları bile değişti.
 
Bir gece önce Halepçe ile ilgili haberleri dinlemiş sabah erken çıkmıştım evden. Öğle arasında kantinin bir köşesinde oturan aylardır beni aforoz etmiş eski şamata arkadaşlarım o sıralar çok meşhur olan Opus’un bir şarkısında tempo tutmuş masalara vurarak avaz avaz bağırıyor eğleniyorlardı.
 
Live is Life.
Nan naa nanana
 
Yaba dap dap dap life!
Nan naaa nanana
 
Hayat yaşamaktır. Kalbim Yazının devamı

1 [?]

Faşizm, Kemalizm, Atatürkçülük »

“…Zamanımızın bir Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin, Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söylüyor. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür…TAMAMI

1 [?]

Ermeniler geri dönerse halimiz nice olur? »

Kritize.Net ve 3H Ekibi‘nden ilginç bir röportaj:

“…Amerikan Dış  İlişkiler Komitesinde kabul edilen “Ermeni Soykırımı Tasarısı” hakkında ne düşünüyorsunuz, bu tasarının kabul edilmesi ABD-Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler?

Bu konuda söylenebilecek en doğru söz “Dinsizin hakkından imansız gelir.” Türkiye’nin soykırım konusundaki tavrı inanılmaz bir ahlaksızlık ve aptallıktan ibarettir. Dünyaya bu bakış açısını kabul ettirmek imkânsız olduğu gibi Türkiye’yi sözüne güvenilmez, alçak ve ahlaksız konuma düşüren bir tavırdır….”

Röportaj buradan okunabilir: Kritize.Net

1 [?]

DUYURU: Nefret Suçlarına Karşı İstanbul’da toplantı »

http://www.nefretme.org/

21 Mart - Dünya Irkçılıkla Mücadele Günü vesilesiyle 20 Mart cumartesi günü düzenleyeceğimiz aşağıdaki etkinliğimize davetlisiniz.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi ve Sosyal Değişim Derneği

Program:

» Panel: Nefret suçu nedir? Niçin önemlidir?

Konuşmacılar:

  • Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu - Medyada nefret söylemi
  • Arş. Gör. Ulaş Karan - Nefret suçlarının hukuki boyutu

» Platform üzerine sunuş: Nefret suçlarına karşı nasıl bir platform?

Devamını okuyun ».

1 [?]

Bir pazartesiden uzun, 1000 yıldan kısa hikâyeler »

Emrah Tekin

Tasfiye Dergisi 23. Sayı  (28 Şubat ve Edebiyat dosyası) 
 

Hoşça kalın 

Çocuk yaşta anlamaları mümkün değildi. Anlatsa mıydı? Ne diyecekti? Yutkunmak istedi, boğazı düğüm… Dilindeki de çözülmemiş… Nasıl tutuyordu kendini, bu kadar güçlü müydü? Bilemiyordu… Ne zaman döneceğini sorduklarında daha fazla dayanamayacaktı… Önlüğüne yapışmış çocukların hepsini birden kucaklamaya çalıştı. Kapının hızlıca açıldığını fark edince hemen toparlanıverdi. Bozulan eşarbını hızlı bir el hareketiyle düzeltti. Müdürün “Hâlâ burada mısın?” bakışlarına bir kez daha yakalanmak Yazının devamı

1 [?]

YAKINDA: Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh »

 

 

Önceki bölümler

Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)

Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2)

1 [?]

Dikkat Kitap: Para yenir mi? »

İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar “vahşi doğadan” bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… Buradan indirebilirsiniz.

1 [?]

Herşeye üzülmek ama hiç bir şeyle tam olarak ilgilen(e)memek* »

(*) Amin Maalouf

1 [?]

Tantavi’nin Çuvaldızı Hepimize! »

Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır’daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi’nin şeyhi Tantavi’nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra “biz de bu ‘değerli’ âlime Allah’tan rahmet diliyoruz!” sözleriyle bitiriyordu haberi.

Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en değer verdiğim gazetelerden birisi Yazının devamı

1 [?]

Dikkat Kitap: Liberalizmin Ak Kitabı »

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Ankara’dan uzaktan kumanda ile yönetilmeye o kadar alıştık ki günlük hayatımızın kanunla değil de piyasa ile belirlenmesi neredeyse bilim-kurgu.

Türkiye’yi kâh bir fabrika kâh bir kışla zannediyoruz. Faprika müdürü ya da gomandan ne emir verirse uygulayacağız. Varlığımızı armağan ettik ya!

Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Daha da oynayacaklar. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik.

Peki liberalizm her derde deva mı? Hiç eleştirilecek yanı yok mu? Türkiye’nin gerçekleriyle uyumlu mu? Kendi içindeki tutarsızlıkları hatta insan doğasıyla çatışması hakkında neler söylenebilir?

Liberalizm ne yazık ki insan nefsini, bencillik ve kibir gibi insan doğasının en korkunç yönlerini ilâhlaştırıp bir ideoloji haline getirebilir. Yepyeni ve modern bir totalitarizm üretebilir. Ama gelin işin bu yanını yakında yayına gireceğimiz bir başka kitaba, Liberalizmin Kara Kitabı‘na bırakalım. Başlangıç olarak 127 sayfa boyunca liberallerin haklı oldukları kısımları teslim etmeye çalışalım.

Tabi bu arada islâmcı veya solcu arkadaşlar “istemezük” dışındaki argümanlarını ve alternatif önerilerini bizimle paylaşabilirler. Buradan indirin.

1 [?]

Bilim ve Teknoloji Neden Avrupa’da Gelişti? »

İnsanoğlunun başına gelen hadiseler, insani irade (cüz’i irade) ve ilahi irade olarak iki faktör altında zuhur bulur. Bir başka değişle kaderin ortak payı altında geçekleşir bütün olaylar. Bu, milletler ve devletler tarihi için de böyledir. Olayların akışı içinde, bu iki faktör birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İlk faktör (cüz’i irade) insanoğlunun elindedir ve özgürce seçme hakkına sahip olduğu için de sorumludur. Bu sebeple hadiseleri önce “Sebepler”, sonra “Kader” zaviyesinden bakmak durumundayız.

Zira; bizler çalışmakla mükellefiz ve neticeyi Allah yaratır diye düşünüyorum…. 

Bu yazı dizisinde Bilim ve teknolojinin batıda ileri gitmesini önce beşeri sebepler altında sonrada “Kader Fetvası” altında ele almayı düşünüyorum….     

Bilim ve Tekniğin Batıda Gelişmesinin Beşeri Sebepleri : 

İtikadi ve Zihni Değişim: 

Tarihte irfan ve mana menşe’li hareketler, fışkırdıkları ortama zıt tutumlar şeklinde ortaya çıkmışlardır. Örneğin Çin’de lüksün eğlencenin ve doymazlığın hüküm sürdüğü yerde Taoizm, insanları dünyadan ve siyasetten yüz çevirmeye çağırmıştır. Bir başka örnek; Firavun’un zulmü altında inleyen ve iliklerine kadar köleleştirilen İsrail halkı, Musa aleyhisselamın Yazının devamı

1 [?]

Son 30 günde en çok okunanlar »

  1. Kimdir bu Kemalistler?
  2. Derin Düşünce Kapatılırsa…
  3. DUYURU: 70 Milyon Adım Koalisyonu, 28 Şubat 2010 Pazar - 15.00
  4. Kemalist gençlik neden bu kadar ihtiyarladı?
  5. Ben Sadece Allah Rızası İçin Film Yapıyorum
  6. Dinler arası diyalog : İslâm ve Atatürkçülük
  7. Asker Milletleri Kimler Yönetir?
  8. Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)
  9. Darbe takvimi
  10. Akademik Seçkincilik ve Demokratik Ahlak

1 [?]

“Yalanlarla Kandırıldık; Kürt Kardeşlerimizi Hedef Aldık!” »

Kaynak: Haber 5

“5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım ne de kaçağım. Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum.” Yazının devamı

1 [?]

Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2) »

Ön hazırlık: Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına bakarak zihninizi boşaltın. Sizi meşgul eden sorunları iki saatliğine askıya alın. Ocakta yemeğiniz, mama bekleyen çocuğunuz olmasın. Aşağıdaki videodaki dalga seslerini fon müziği olarak dinleyebilirsiniz. Olmazsa Bach ya da Vivaldi iyi gidecektir.

 

Okyanusun bir sesi var mıdır?

 Atlas Okyanusu kıyısındaki La Rochelle şehri yakınlarındayım. Uzaklarda şimşekler çakıyor. Yağmur yağacak gibi. Türkiye’de iken deniz kıyısında hiç duymadığım bir ses, okyanusun* “uğultusu” kulaklarımda. Hava kapalı, buz gibi bir şubat rüzgârı esiyor. Sahile yaklaşıyorum. Yanılmışlar meğer. Kulaklarımın uğultu zannettiği aslında dalga ve rüzgâr sesinin karışımı imiş. Bir de limandaki teknelerin metal direklerine vuran iplerin sesini ayırd edebiliyorum şimdi. İskeleden uzaklaşıp iki yanı kayalarla çevrili bir kumsala yaklaşıyorum. Kulaklarım yine yanılmış. “Dalga sesi” etiketiyle zihnimde inşa ettikleri şey de gerçekte yokmuş. Körfez girişinde bir metre yüksekliğe kadar kabaran ve rüzgârla karşılaşınca “şhuuu!” yapan en büyük dalgalardan tutun da kıyıda çakıl taşlarına çarptıkça  “şıp şıp” sesi çıkartan minnacık dalgacıklara kadar bir sürü FARKLI sesin aritmetik ortalaması(?) imiş meğer “dalga sesi”. Yani sadece kafamın içinde olan, soyut bir kavram, bir vehim, bir illüzyon?

Atlas Okyanusu’nun gerçek sesini duymak için hangi mesafede durmalıyım? 500 metre? 5 metre? Suyun üstü? İçi? Hangi derinlikte meselâ?

Okyanusun gerçek sesi, hakikî, otantik sesi nasıldır? Hayatı denizde geçen balıkçıların oy birliği ile “hah işte bu ses” diyebilecekleri “objektif” bir Okyanus sesi yok mudur?

Okyanusların ve denizlerin bizimle böyle “dalga geçmesi” Yazının devamı

1 [?]

İki kampanyanın imzaları Başbakan’ın elinde! »

 Neslihan başbakanın önüne atlayıp hem Ceylan hem de başörtüsü yasakları ile ilgili imzalarımızı başbakana vermiş.  (Kampanyalar ve resimler aşağıda) Yazının devamı

1 [?]

Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2) »

Bu yazının yeri değiştirildi. Buradan okuyabilirsiniz.

1 [?]

Bu pazartesi Maymunlar Cehennemi’ne Yolculuk »

1 [?]

Bahçecilik Çağı Pınar Selek’e Yapılanlar »

Birkaç  gün önce Yargıtay, Pınar Selek’le ilgili yerel mahkemenin verdiği beraat kararını ikinci defa bozdu. Hatırlanacağı üzere Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998′de meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamanın ardından dava açılmış, Mısır Çarşısı’na bomba koyduğu iddiası ile Pınar Selek için ömür boyu hapis cezası istenmişti. 2.5 yıl cezaevinde yatan Selek, delil yetersizliğinden beraat etmişti. İlk beraat sonrası Yargıtay 9.Dairesi 2009 yılı Mart ayında beraat kararını bozmuştu. Sonra açılan davada ikinci kez beraat eden Pınar Selek’in beraat kararı ikinci kez Yargıtay 9. Dairesi tarafından bozuldu. Başsavcılığın itirazı üzerine dosyayı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Pınar Selek’in - tekrar - ömür boyu Yazının devamı

1 [?]