Main Content RSS FeedYazılar

Futbol seyircisi aptal mıdır? »

“…Eskiden futbol maçlarını seyrederdik. Şimdi futbol toplantılarını seyrediyoruz. Artık futbolun asıl seyirlik kısmı bu toplantıları oldu çünkü. Sezonun yarısını geçtik ben daha tek bir maç bile seyretmedim. Çevremdeki birçok insan da öyle. [...] Ben çok sıkı bir Galatasaraylıyım, maç seyretmiyorum. Çok sağlam Fenerli dostlarım var, onlar da seyretmiyorlar…” TAMAMI 

… Bu konuda okumak için…

Share on Facebook

1 [?]

Sanat ve Medeniyet Üzerine… »

“… Baudelaire salon sanatçılarına, burjuva koleksiyoncularına ve galeri despotlarına inat, “Kötülük Çiçekleri”ni yazdı. Kitabının ismi muhafazakârlarda bir tiksinti tepkisi uyanmasına sebep oluyor. (Öte taraftan kendi döneminin estetlerinin yasaklatma yoluna gittiği kitap, günümüz estetlerince sırf şairin adının inkâr edilemez büyüsü nedeniyle yere göğe konulmuyor. ) Oysa Baudelaire’in poetikası derinde (aydınlanmacılığın tek boyutluluğuna karşı sembolist çıkarımlarıyla) İbni Arabi’ciydi ve bunu da yerleşik Müslümanlardan çok önce İsveçli Müslüman bir ressam, İvan Aguéli gördü. “Ben Baudelaire’in züppesiyim; sonsuz bir basitlikle birleştirilmiş en üstün incelik” ve “İslam İsmail’in çocuğu. Delacroix ve Baudelaire belirgin İsmail’cilerdi”, dedi Aguéli. …” TAMAMI

Sanat üzerine e-kitap okumak için…

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…” 

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

 

Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Share on Facebook

1 [?]

Fransız ürünlerini boykot etmeliyiz »

“…şu ara gündemde olan “Fransız ürünlerini boykot” çağrılarına sıcak bakıyorum. Ancak “ürün” denince aklıma gelenler Renault ve Citroën marka arabalar veya Danone yoğurtlar değil. Bunlar ufak kalemler. Hem sonra bunları boykot etmek bize de zarar verebilir. Benim gözüm, açıkçası, daha büyük kalemlerde. Boykot etmekle hiçbir şey kaybetmeyeceğimiz, aksine çok şey kazanacağımız “efsanevi Fransız ürünleri“ne. Buyurun, size bir kaçını sayayım:…” TAMAMI

(imaj: “Böyle bir bilanço ile ancak kafa çekilir”)

Share on Facebook

1 [?]

PKK’yı derin devlet koruyor »

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Share on Facebook

1 [?]

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(5) »

 Cümle güzelliklerin sahibi, esmâ’ı güzel, sıfatı güzel, ef’âli güzel, tecellîsi güzel, kendisi güzel ve güzellikleri seven Celîl ve Cemîl Allah Teâlâ’ya en güzel hamd ü senâlar arzolunsun.

Cemâl ve Celâl tecellîlerinin mazhar-ı tâmmı olan ekmel-i mahlûkat, mir’ât-ı Hakk Fahr-i âlem Efendimiz’e en güzel salât ü selâmlar arzolunsun. Ve dahî âline, ashabına bu güzelliklerden ikram ve ihsan buyurulsun. “Rabbi yessir velâ tu’assir rabbi temmim bi’l hayr” sırrına bu güzel duala, hamdler, salât ü selâmlar vesile kılınsın. Âmin.

 Bugün Cuma. Haftanın sonu. Okuldasın ya da iş yerinde. Koşturma halindesin. Sınavlar, borçlar, alacaklar,… İstersen  dünya hayatına bir ara ver. Arkana yaslan, kendine 15 dakika ayır. Seni üzen, umutsuzluğa iten olaylar ile arana bir mesafe koy. Geriye bir adım atıp bak dünyaya.

Silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için çocuk öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.

Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (8: Enron) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

1 [?]

Bencillik, Sunset Bulvarı (Billy Wilder) »

Share on Facebook

1 [?]

Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) »

Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce “her gün doğan güneş farklı bir güneştir” diyordu Efesli bilge Heraklitos (Hράκλειτος). Bir sembolizm ya da felsefî bir derinlik aramadan, en düz, en yalın haliyle işitelim bu sözü. Heraklitos’tan bu yana 2500 x 365 farklı güneş doğmuş olabilir mi?

 İçinizden tekrar edin bir kaç kez, “her gün doğan güneş farklı bir güneştir”… İnandırıcı geliyor mu size? Yoksa itiraz mı ediyorsunuz? Tersini ispatlama imkânınız var mı? Her gün doğan güneşin hüviyetinin değişmediğini, hep o AYNI güneş olduğunu kim iddia edebilir? İsterseniz bir kaç gün üst üste çekilmiş güneş fotoğraflarına bakın. Yüzeyde meydana gelen lekelerin, patlamaların yeri ve büyüklüğü değişiyor sürekli. Neredeyse her saniye farklı bir güneş görüyoruz. Heraklitos’un bir başka sözü geliyor akla: “Aynı nehirlere girenlerin üzerinden farklı sular akar”. Var mı bir itirazınız? Şu halde AYNI olmaktan ne anlıyoruz? Değişime, yıkılmaya, ölüme direnen, kesafet ve metanet sahibi, ölmeden ayakta duran bir güneş mi anlıyorsunuz? Bırakın asırları, tek bir gün içinde bile bizi aydınlatan güneşin (?güneşlerin) AYNI kaldığını söylemek imkânsız.

 Ya siz? Her gün AYNI insan mısınız? Bazen sakin, bazen heyecanlı, bazen hüzünlüsünüz. Bir gün borçlu, bir gün zenginsiniz. Kâh mağdur kâh suçlusunuz. Saniyede 2000 hücre ölüyor vücudunuzda. Her gün batımı en az 50 milyar hücrenin ölümünü noktalıyor. Saçlarınız uzuyor, tırnaklarınızı kesiyorsunuz. Belki zayıfladınız? Eski pantolonları giyebiliyor musunuz? Çocukluk fotoğraflarınızı açın bakın, ne kadar da büyümüşsünüz. Ama “ben çocukken” diye söze başlamak size garip gelmiyor. Bir zamanlar… evet çocuktunuz. 10 kiloluk bir beden-diniz ya da o bedenin içindeydiniz. Demek ki saç, kaş, göz, boy-kilo vb arazların ötesinde, değişmeyen bir hüviyetiniz olduğunu peşinen kabul ediyorsunuz. Erkek, Türk, 80 kilo, muhasebeci, İstanbullu ve koyu Fenerbahçe taraftarı değilseniz… kimsiniz siz? Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

Plaza Ölüleri (Pablo Neruda) »

Düştükleri yere ağıt etmeye gelmiyorum, 

Size koşuyorum yaşayanlara; 

Hepinize koşuyorum 

Ve göğsümü yumrukluyorum: 

Sizlerden önce ölenler de oldu hatırında mı? 

Onların aynı adları ve soyadları vardı. 

San Gregorya’da, Lon Qimay’da yağmur altunda, 

Ran Qüil’de rüzgarda tökezlenmiş, 

İkik’de kumlar arasında 

Ve çölde, denizde, yağmurda ve dumanda,  Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

Peygamber ocağı değil tımarhane(33) »

“…Lala ile Başbuğ’un yolunun 2003 yılında, ‘lüks merakı’ yüzünden kesiştiği öne sürülüyor. Lala’nın bir oto galerisi, reklam ve mankenlik ajansı vardı. Lüks düşkünü olduğu öğrenilen Murat Başbuğ, pahalı otomobiller ve renkli gece hayatı ile ‘ele geçirildi’. Lala’nın, mahkemeye Başbuğ’un özel hayatı ile ilgili bazı CD’ler sunduğu da iddialar arasında. Askerî kaynaklar, terör örgütünün bu şantaj sayesinde sadece örgüt kamplarını korumaya almadığını, aynı zamanda birtakım ihalelere girildiği ve bazı atamaların dahi yapıldığı bilgisini veriyor…” TAMAMI

Share on Facebook

1 [?]

Semih Kaplanoğlu, Bal filmi üzerine »

Share on Facebook

1 [?]

JİTEM mi PKK’dan çıktı yoksa PKK mı JİTEM’den? »

“… 12 Eylül 1980 öncesi dönemde Nizip-Gaziantep ve Şanlıurfa yörelerinde örgütsel faaliyet yürütüyordum. O dönem devlet, ortalığı bize ve ülkücü gençlere bırakmıştı. Aleni silah taşıyorduk. Evlerde ve kahvehanelerde, derneklerde toplantılar yapıyorduk. Gündüz gözüyle polis karakoluna 50 metre uzakta hasımlarımızı vuruyorduk. Sonra da salına salına yürüyüp oradan uzaklaşıyorduk. 12 Eylül sabahında ortalığı süt liman eden devlet ve güvenlik kuvvetleri bir gün öncesinde neredeydiler? PKK lideri APO ve diğer Merkez Komitesi üyeleri Ankara’dan Hakkari’ye kadar cirit atıyorlardı. Abdullah Öcalan Ankara’da Anıtkabirin 10-150 yakınında ikamet ettiriliyordu. Gaziantep’te ise şehrin en merkezi yerinde ve Emniyet müdürlüğüne 500 metre mesafede ikamet ediyordu. Şanlıurfa’da keza aynısı…” TAMAMI

Share on Facebook

1 [?]

Liberal aydınların derdi ne? »

Bildiğiniz gibi, belki de bilmediğiniz gibi, bu memlekette “liberal aydınlar” denilen bir grup var…
[...] Bunların bir kısmı “eski solcu” tabir edilen kesimdendir. Zaten bu eski solcu denilen canlı türünün şimdilerde bir kısmı düpedüz faşist olmuş, bir kısmı liberal yazılmıştır. Toplumda kendi kendilerine hiç de sahip olmadıkları bir ağırlık, bir ehemmiyet atfederler ve de vehmederler. Bu vehim üzerine de esip savurmaya koyulurlar. [...] herşeyi hemen isterler ve de kendi uygun gördükleri şekilde… Kürt meselesi mi? Çözümü basittir: Bırak gitsinler, bağımsız olsunlar, konu kapansın(!) Anayasa mı? Yazıver bitsin. Kaç yıldır neyin mücadelesinin ne çabalarla, ne güçlüklerle, nelerle boğuşarak, hangi belalar atlatılarak verildiğini idrak edemiyorlar. Çünkü hangi ülkede yaşadıklarını ne yazık ki bilemiyorlar.
TAMAMI
 

 

… Bu konuda okumak için…

 

Liberalizmin Ak Kitabı” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta!

Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar “ideolojisiz bir ideoloji” bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  “Ben de liberalim” diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.

Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı bireysel özgürlükler ve piyasa her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır? Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.

Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

1 [?]

19 Mayıs Militarizmi »

 

Sunuş : Putsal devletin, lider kültünün, kısaca faşizmin karikatürü haline geldi Kuzey Kore. Geçenlerde ölen liderleri Kim Jong-İl’in cenaze töreninde (yeterince) ağlamayanlara devlet ceza kesiyordu. Faşizm böyledir; insanların hisleri hatta yüz ifadeleri bile kamusal alandır. Kuzey Kore örneği elbette tek değil. (Türkiye faşist olur mu?) Nazi işgali altındaki Polonya’da askerleri (yeterince) büyük bir coşkuyla selamlamadığı için tutuklanan kadınlar olmuştu. (Üstteki resim). Faşizmin güya alternatifi olan sosyalist rejimler de özünde faşistti. (Bkz. Derin MAЯҖ kitabı) Stalin’den Brejnev’e bütün cenaze törenlerinde gerektiği gibi ağlamayanlar KGB tarafından fişleniyordu. (Bana inanmayanlar Soljenitsin’i okusunlar) Cennet(!) Vatan Türkiye’yi cehenneme çeviren Atatürkçü faşizm de böyleydi. Evinde, dükkânında Kur’an bulundurduğu için hapse atılanların, şapka kanununa muhalefetten asılanların ülkesi oldu Türkiye. Kürt olmak, tesettürlü olmak, Hristiyan olmak, Ermeni olmak… Atatürkçüler kimi isterlerse onu “devlet düşmanı” ilân edip canına okudular, Dersim’de Alevîleri katlettiler.

Faşizmin bıçakları bir kere dönmeye görsün, nerede duracağını bilemezsiniz. Kızınız başörtülü diye üniversiteden atılır, oğlunuzun ismi “Muhammed” diye askerî okula alınmaz, evinizin duvarındaki “Arapça yazı” yüzünden kariyeriniz engellenir… Sonra bir de gayrı Müslimlere baskı yapıyorsunuz diye azar işitirsiniz! Sizin verginizle ayakta duran devlet size zulmeder.

Faşist İtalya’nın ünlü lideri Benito Mussolini’nin mottosunu hatırlayın: “Devlet her şeydir, Devlet’in dışında hiç bir şey yoktur”. Atatürkçü faşizm de HERŞEY olmaya talip idi. Bu  HERŞEY, HEP, HERYERDE olma saplantısıyla Türkiye’nin gençleri yıllardır birer robot gibi tek tip giydirilip stadyumlarda toplanıyor, çirkin ve amaçsız spor gösterilerine alet ediliyor. (Bkz. Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat)Tek tip giyinmek, tek tip düşünmek (=düşüncesizlik), otomatik makineler gibi hareket etmek, aklı ve vicdanı susturup aptal bir emre uymak, “Emir Kulu” olmak… Türk gencine biçilen deli gömleğinin adıdır Kemalizm. Sivil Düşünce’den dostumuz Ufuk Coşkun 19 mayıs özelinde Türk faşizminin iç yüzünü anlatan çok güzel bir makale yazmış. Mutlaka okuyun derim.(MY)

 

 

 

Ufuk Coşkun Sivil Düşünce

Her yıl 19 Mayıs geldiğinde kâbusum olurdu. İmam Hatip Lisesinde okuduğumuzdan mıdır bilmem( zira bize potansiyel düşman gözüyle bakılırdı) kutlama törenlerinde bizim okulun öğrencilerine sürekli “İşgal Güçleri” rolünü oynamak düşerdi. Her birimize siyah tayt ve siyah tişört giydirirler elimize de oyuncak silah tutuştururlardı. Aylarca çalıştıktan sonra nihayet tören günü bir kısmımız stada temsilen çizilmiş Türkiye haritasının kuzeybatı bölümünden diğer kısmımız ise İzmir civarından sürünerek giriş yapardık. Bir müddet süründükten sonra marşlar ve alkışlar eşliğinde birden karşımızda Mustafa Kemal’in askerleri belirirdi. Hepsi gürbüz, uzun boylu gençlerden oluşan bu ordu karşısında çaresiz bir şey yapamazdık. Ve bizi süngüleriyle Ege denizine dökerlerdi. Biz ise işgal güçleri rolünü oynamanın ezikliğine mi yanalım yoksa hasta olduğumuza mı ya da her birimiz süngülenirken halkın ve diğer öğrencilerin Yuh! Çok yaşa! sözlerini mi, arada kalırdık.

Bazı gazetelerin “Çok Tartışılacak 19 Mayıs İsteği” şeklinde duyurduğu haber; Müsteşar Emin Zararsız’ın, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer adına İl Milli Eğitim müdürlüklerine gönderdiği” …Başkent dışındaki il ve ilçelerimizde yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesi, bu kapsamda il ve ilçe kutlama komiteleri tarafından gerekli tedbirlerin alınarak çalışmaların anılan yönetmelik hükümleri uyarınca yürütülmesi hususunda gereğini..” şeklindeki  yazısıydı. Bu gayet makul kararın tartışılacak bir tarafının olmadığını düşünenlerdenim. Ayrıca bu yerinde kararından ötürü de MEB Bakanı’nı kutlarım. Bakanlığın bu tür uygulamalarını bir kesim sendikacıların “gericilik” olarak değerlendirmesini de katılmıyorum. Bilakis bunu ileri bir adım olarak görmekteyim. Çünkü dünyanın geldiği bu noktada artık eğitim kurumlarından askeri ritüellerin kaldırılması gerektiğini ve öğrencilerin de bayramlarını daha doğal yollardan Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (7: GE) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

1 [?]

Kilit (Hilmi Yavuz) »

herşeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerde;

 herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde;

 kilitle beni,

 ey eşya bakışlı sevgilim!

 eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde

 ölü bir şairin,

 taflanların arasında öylece duruyor olması

 ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

Rachmaninov’un çok büyük elleri vardı! »

Share on Facebook

1 [?]

İslam’ın vizyonu (Hamza Yusuf) »

 ”…Bu insanlar yaşamlarını bu işten kazanıyorlar ve bu yüzden anlattıklarına inansalar da inanmasalar da para kazanmak için anlatmak durumundalar. Dine inanmadan din anlatan birçok insan var. Bu yaklaşım dini öğrenmek isteyenler açısından bir problem.  [...]   Arnold Toynbee’nin ifadesiyle Papa 80 yıl boyunca müslümanlara cizye ödemiştir. Yani Katolik Kilisesi’nin İslam egemenliği altında olduğu bir zaman yaşanmıştır. İslam, kuzey iklimlerine, Danimarka’ya kadar ulaşmıştır. Vikingler Müslüman olmuşlardır, Vikingler İspanyol ve Portekiz Müslümanlarına karşı savaşmış, bu sırada bazıları Müslüman olmuş, bazıları Danimarka’ya dönmüş, bir kısmı da İspanya’da kalmış ve Norman olarak İngiltere’yi işgal etmişlerdir. İrlanda bağlantısı da çok ilginçtir. İrlandalıların Müslümanlarla bağlantısı çok eskidir. Protestanlığın İrlanda’ya gelmesinden daha eskidir. İrlanda’da Arapça yazıların bulunduğu manastırlar görülmüştür. İrlanda kiliselerinin bir kısmında ‘Bismillahirrahmanirrahim’ levhası bulunmuştur. İrlanda müziği Endülüs Arap müziğinden etkilenmiştir ki bu da Fars müziğinden etkilenmiştir…”

 Hamza Yusuf’un İslam’ın Vizyonu kitabıyla ilgili yaptığı bir değerlendirme konuşmasının tercüme edilmiş deşifresidir.

Bölüm 1

 Murata ve Chittick’ın ‘İslam’ın Vizyonu’ kitabı üzerinden konuşmaya çalışacağım. Bu kitabı daha once müslüman olmayan bir öğretmen grubuna anlatmıştım. Giriş bölümü okuduğum en iyi İngilizce metinlerden biri. İslam geleneğine ait derinlemesine bir tahlil yapıyor. Bu kısmı birkaç defa okudum, neden bu kitabı bu kadar sevdiğimi hatırladım. Sadece müslüman olmayanlar değil, müslümanlar için de oldukça faydalı bir kitap. Batı’da dine iki yönlü bakış olduğundan bahsetmesi takdire şayan konulardan biri. Sözlükte adına ‘dini gelenek’ deniliyor, üniversitede hikaye etme yaklaşımı (narrative approach) ve tanımlama yaklaşımı (descriptive approach) tabirleri kullanılıyor. Tanımlama yaklaşımı en yaygın olanı, Antropolojik yaklaşım, dinin toplumda nasıl tezahür ettiğini gösteren bir yaklaşım. İnsanlar nasıl yaşıyorlar, dinlerini, dinlerinin gereklerini nasıl ifade ediyorlar. Bu yaklaşım insanların fiillerini içermekle birlikte din tarafından tesis edilmiş uygulamaları da içeriyor. Aynı zamanda tuhaf şeyleri de içeriyor çünkü insanoğlu garip şeyler yapar ve bunları genellikle din adına yapar ve bir süre sonra bunlar dinin bir parçası olarak görülür.

 Din uzmanı perspektifinden, kendini adamış insanlardan bahsediyorum. Çünkü Batı’da adanmış uzmanlar olduğu gibi, Dr.Cleary’nin ifadesiyle Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]

Asker de insandır »

Önemli bir site: Askerhaklari.com

Askerliğiniz sırasında karşılaştığınız kötü muameleler ile ilgili askerliğiniz sırasında ya da sonrasında vereceğiniz tek bir dilekçe ile bir çok şeyi değiştirebileceğinizin farkında mısınız? devamını okumak için tıklayın…

Askerliğiniz sırasında DAYAK MI YEDİNİZ? HAKARETE Mİ UĞRADINIZ? TEMEL İNSAN HAKLARINIZDAN birinin çiğnendiğini ve haksızlığa uğradığınızı mı düşünüyorsunuz? Yaşadıklarınızı başkalarının da yaşamaması için bir şeyler mi yapmak istiyorsunuz? MECLİS İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU’na BAŞVURUN! Dilerseniz komisyona göndereceğiniz dilekçeyi yazmanızda yardımcı olabiliriz. Başınızdan geçenleri BİZE ANLATIN, DİLEKÇENİZİ YAZALIM: yaşadıklarınızı aktarmak için ve her türlü soru ve önerileriniz için askerhaklari@gmail.com adresine e-posta atin ya da aşağıdaki formu doldurun… Form doldurmanız durumunda size ulaşabileceğimiz bir iletisim bilgisini (e-posta adresi, telefon numarası vb.) bırakmayı unutmayın. Aksi takdirde size geri dönemeyeceğimiz için yardımcı olamayız. not: www.askerhaklari.com verdiği hizmetler için bir ücret talebinde bulunmaz.

 … Bu konuda okumak için…

Zorunlu Askerlik Gerekli mi? (Tartışma)

Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

1 [?]

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(4) »

 Bizlere muhabbetini bahşeden, zikrini, fikrini nasib eden, Celîl ve Cemîl Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ olsun.

Bu aşkı ve edebi bizlere meşk eden mahbûbu’l-kulûb, mürebbî-i ukûl, Allah Teâlâ’nın sevgilisi Habibullah Efendimiz’e salât ü selâm olsun. Bu salât ü şeriflerden o nurlu peygamberlerin âline, ashabına ve tâbi olanlara dahi ikram kılınsın.*

 Bugün Cuma. Haftanın sonu. Okuldasın ya da iş yerinde. Koşturma halindesin. Sınavlar, borçlar, alacaklar,… İstersen  dünya hayatına bir ara ver. Arkana yaslan, kendine 15 dakika ayır. Seni üzen, umutsuzluğa iten olaylar ile arana bir mesafe koy. Geriye bir adım atıp bak dünyaya.

Silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için çocuk öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Öldürdükten sonra cenazeye hürmet edemeyecek kadar insanlıktan uzaklaşmışlar, Şeytan’ı utandıracak duruma düşmüşler. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte önüne geçemediğin için gölgesinde yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.

Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki Yazının devamı

Share on Facebook

1 [?]