Main Content RSS FeedYazılar

Türkiye’nin ordu sorunu nasıl çözülür? »

(Taraf Gazetesi HerTaraf sayfası 28 Haziran 2009)

Birkaç ay önce “Türkiye’ye Ordu Sahiden Lazım mı?” başlıklı bir yazı yazdım, kurumun varlık nedenlerini sorguladım. Gelen tepkilerden anlıyorum ki memleket henüz bu soruyu sormaya hazır değildir. Ordu gerçekten gerekebilir, gerekmeyebilir de. Ama toplum henüz eski alışkanlıklarını atıp bu konuda düzgün fikir üretebilecek durumda değildir. Madem öyle, geri adım atalım. Diyelim ki Silahlı Kuvvetler lazımdır, görünür gelecekte bir yere gideceği yoktur. Dolayısıyla gündem tasfiye değil reformdur. Çürümeye yüz tutmuş olan bir yapının ıslah edilerek canlandırılmasıdır.

Ütopik bir çalışma değildir bu. Tahmin ediyorum ki son belge olayından sonra Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Yazının devamı

1 [?]

KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ! »

 Cumartesi anneleri, İstanbul 1996 (Fotoğraf: Ali Öz)
 

Cumartesi Anneleri,  Ondört yıl, Ellialtı mevsimdir gözaltında kaybedilen
Çocuklarını arıyorlar…
Kaybedenler, çocuklarınızı unutun, onları aramaktan vazgeçin dediler…
Tehdit edildiler, işkencelerden geçirildiler…
Unutmadılar… Vazgeçmediler…
Siz de unutmayın…
223.Kez Galatasaray’ da”kayıpların akıbeti açıklansın, sorumluları yargılansın”
Talebini dile getirirken kırmızı karanfillerinizle onların yanında olun…
 

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon         
 

Tarih : 04 Temmuz 2009 ( Cumartesi )
Saat  : 12.00
Yer    : Galatasaray Meydanı           
( İstiklal Cad. - Taksim)
 

“künyemde onbeşbin ad okunuyor
hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde
mezarım belirsiz
Yedi yıl yirmiyedi mevsim anne
kurudu kanım tank paletleri altında
törenleriyle  sirenleriyle çiğnediler cesedimi
gözlerimi kara çaputlarla bağladılar
çaldılar benden günü geceyi” *
 

* Emirhan Oğuz’un en argentina no pasa nada şiirinden

1 [?]

Orduyu Zayıflatmanın Faydaları »

Daha evvel de yazmıştım. Ailemin yazlığı büyük bir askerî dinlenme tesisinin hemen yanında. Dolayısıyla komşularımızın ciddi bir kısmı emekli generaller ve albaylardan oluşuyor. İlkokul zamanlarımda tanımadığımız yazlık sakinleri içinde de “sivil” olanları hemen anlardık. Yazlık çevremizde asker olan ile olmayan amcaları ayırt edebileceğimiz çok net bir kriter vardı çünkü. Şortunun altına muhakkak çorap ve makosen ayakkabı giyerdi subay amcalar. Şortun altında çorap varsa, tamam derdik…

Benim babam da Kıbrıs gazisi olduğu için küçüklüğümde çok sık bu askerî tesislere giderdik… Bu askerî tatil kampı her sene daha güzel bir hale gelirdi. Her sene yeni tesisler yapılırdı. Üstelik o kadar enflasyonist ortama rağmen fiyatlar neredeyse hiç artmazdı. Babam ve annem sürekli sivillerin böyle organizasyon yapamayacaklarını Yazının devamı

1 [?]

Musul mu Dediniz? »

[Mustafa Akyol'un kişisel sitesinde yayınlandı]

Oldukça “Kemalist” olduğu hissedilen bir okur, son yazım üzerine “iyi ama Terakkiperver Fırka yüzünden Musul’u kaybettik” gibisinden bir itiraz dile getirdi ve getirmeye devam ediyor. Madem konu açıldı, bu mevzuya dair Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek adlı kitabımda yer alan bir pasajı burada aktarayım dedim. Türkiye’nin Musul’u neden kaybettiği konusunda onyıllardır beyinlere işlenen (ve o beyinleri yeni düşüncelere bir türlü açamayanların körü körüne inandığı) ezberleri biraz bozmak açısından…

……………

Atatürk Araştırma Merkezi Asli Üyesi Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926) adlı kitabında [Şeyh Said isyanı ve Musul'un kaybı] olaylarında Hilafet’in kaldırılmasının belirleyici rolünü Yazının devamı

1 [?]

Her yanım senin olsun, İçişlerime Karışma! »

Yazan: Okan Arslan

Ata vurdum helleme
Yar yolunu belleme
Her yanım senin olsun
Saçlarımı elleme
(Mani)

İran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini anti Batıcı lider Ahmedinejad’ın büyük bir oy çoğunluğuyla kazanmasının ardından başlayan seçim sonuçlarına itiraz bazlı ayaklanma, bir yandan benzerlerine geçtiğimiz yıllarda rastladığımız tartışmalı Renkli Devrimleri anımsatırken; diğer yandan da İran Devriminin Muhafızı Ayetullah Hamaney’in İngiltere ve ABD’yi içişlerine karışmakla suçlamasını Yazının devamı

1 [?]

Yeni Kitap: Çözümün Şafağında Kürt Sorunu »

Özgür Yayıncılık, araştırmacı Enver Sezgin’in benimle yaptığı uzun bir söyleşiye dayanan “Çözümün Şafağı’nda Kürt Sorunu” isimli bir kitap yayınladı. Kitapçılarda bulabilirsiniz.

Enver Sezgin’in kaleme aldığı önsözde kitabın esprisi şöyle özetleniyor:

“Mustafa Akyol kendi deyimiyle, ‘Üniversite yıllarına kadar Kürt sorunu ile karşılaşmamış’tır. Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduğu bir kitapla birlikte, bu sorunu tanımaya başlar. Konuya ilgisi artar. Master tezini ‘Kürt sorunu’ üzerine yapar. Okulu bitirdikten sonra, Kürt sorununu ele alan bir kitap yazmaya karar verir. 2003 yılında yazmaya girişir. Ve iki yıl zarfında da bitirir. 2006 yılında, Kürt Sorunu Üzerine Yeniden Düşünmek Yazının devamı

1 [?]

Darbeci Aydınlar Ülkesi »

30 Haziran tarihli MGK toplantısı, ülkedeki kimi aydınlar ve gazeteciler için, sonucunun büyük bir “umutla” beklendiği bir toplantı oldu. MGK toplantısı devam ederken, son 2 yılda demokratlık açısından oldukça kötü sınav vermiş önemli bir haber kanalında, toplantı ile ilgili beklentiler ve toplantının muhtemel sonuçları tartışılıyordu. Programa katılan bir yazar hariç, diğerlerinin “beklentisi” yeni bir 28 Şubat sürecine gireceğimizdi. Hatta bir tanesi açıkça 30 Haziran sürecinin başlayacağından dem vuruyordu.

Toplantı bitti ve toplantı sonrası yayımlanan bildiride, programa katılan ve her fırsatta demokrat olduklarını söyledikleri halde yazdıkları ile yarı-militarist bir çizgi çizen Yazının devamı

1 [?]

T.C. ve Burjuvazi »

Faruk Saim Akhan

Sol çevrelerin TC ile ilgili en önemli eleştirilerinden biri burjuvazinin olmayışı, güdük kalışıdır. TC her konuda gösterdiği mahareti burjuvanın oluşturulmasında da göstermiş, yabancı uyruklu vatandaşları milli bujuvazi oluşturma adına ülkeden kaçırmış ya da bu vatandaşların mallarına hukuksuzca el koymuştur. Devlet eliyle, tecrübesiz milli küçük burjuvalara teslim edilen sermayenin büyük kısmı heba edilmiştir.

    Dolayısıyla milli burjuvazi oluşturma planı akim  kalmış; Osmanlı döneminde ülkedeki nakit akışını sağlayan tüccar sınıf bu yetisinden yoksun bırakılmıştır.

    Millileştirmek adına ekonomi, uluslarası rekabete tamamen kapatılmış, devletçilik en katı haliyle uygulanmıştır. 27 yıl sonrasına kadar bu katı politikalar yüzünden toplum ürettiğinin karşılığını alamamış, bu aşamada burjuvanın “sömürü” işlevini devlet bizzat kendisi görmüştür. 

    Bürokratik oligarşi birimi: Memuriyet

    Toplumu şekillendirmek için kullanılan argümanlardan biri olan “memuriyet”, tek parti dönemince yandaşlarına verilen bir rüşvet olarak Yazının devamı

1 [?]

Halkın Sesi, Farkın Sesi »

Ufuk Coşkun (SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU)

Halkın arzusuna yanıt veren her türlü düşünce değerlidir… Bu düşünceleri hiçe sayan, değer, kıymet vermeyen halka rağmen bildiğini okuyanlar bu toprağa ruh veren her türlü değere başkaldırıyor demektir. Özellikle son zamanlarda yaşadıklarımız verilen muhtıralar, dağıtılan bildiriler, gizli oluşumlar, darbe planları, perde arkası senaryolar her ne çevriliyorsa -bize rağmen- bilmelisiniz ki bunlar gelecek demokratik bir ülkenin ayak sesleridir. Çünkü her gün birilerini daha tanıyoruz. Ve birileri her gün kendisini bir şekilde deşifre ediyor. Biz onları tanıdıkça daha çok özgürlük, demokrasi, hukuk, adalet ve hoşgörü talep ediyoruz. Birbirimize kenetlenmenin, birlik olmanın, kardeş olmanın ne kadar önemli bir değere sahip olduğunu öğreniyoruz. 

Her dönem, darbeleri savunan ve bunun gerekliliğine inanan insanlar olabilir. Bunları ikna edemezsiniz. Ancak biz kendi insanlık projelerimizi, herkesi eşitleyen demokratik bakış açımızı, Yazının devamı

1 [?]

Ergenekonu savunanlar nasıl uyuyor? »

Mardin Dargeçit’te 1995 yılının 29 Ekim gecesi birkaç eve aynı anda baskın düzenlendi.  
 
Yapılan aramalar sonucunda 8 kişi gözaltına alındı. 9 yaşındaki Hazni ile 13 yaşındaki ağabeyi Seyhan Doğan da gözaltına alınanlar arasındaydı. Olayın ardından anne Asiye Doğan, defalarca askerî tabura gidip çocuklarını sordu. Birkaç gün sonra Hazni serbest bırakıldı. Küçük çocuğun anlattıklarına göre, iki kardeş günlerce işkence gördü. Bunun üzerine anne Doğan, oğlunu bulma çabalarını daha da hızlandırdı. Ancak aynı akıbetin kurbanı oldu ve gözaltına alındı. 11 gün sonra bırakıldığında gördüğü işkenceler yüzünden hastalanmıştı. Çocuğunun ve yakınlarının kaybolmasına yüreği dayanamayan acılı anne, kaldırıldığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Yazının devamı

1 [?]

Bir Kelimenin Peşinde: “İnch Allah” (İnşaallah) »

Yazık, kabiliyetlerinin fazlasıyla farkında olan genç Hıristiyanların Arapça dışında herhangi bir dile veya edebiyata dair hiçbir bilgisi yoktur. Onlar Arapça kitapları büyük ve bir hırsla okuyup inceliyorlar. Kütüphaneleri bu tür kitaplarla dolu. Ve her yerde Arap irfanına ait ifadeleri şarkı gibi söylüyorlar. Ama Hıristiyan kitapları söz konusu olduğunda bu tür eserlerin kendi fikirlerince değersiz olduklarını söyleyip küçük görücü bir edâ ile karşı çıkıyorlar

DEVAMI: Cemaat.Com

1 [?]

Son 12 ayın en çok okunan yazıları »

1 [?]

Araf Dağına Tırmanış »

 Yedinci Daireden Yansımalar - Hamza Yusuf, Zaytuna College

Ama sağlam insan nasıl, cenneti de verseler

Dinlemezse aşağılık cümbüşlerin çağrısını;

Çürük insan, meleklerle sarmaş dolaş da olsa,

Bıkar göklerdeki yatağından

Can atar iğrenç pisliklere 

William Shakespeare  
 
 
 

Yazının devamı

1 [?]

Yobaz laiklik iyi günler diler »

Bugün 29 Haziran 2009, Pazartesi. Yobaz laiklik iyi günler diler.

 28 şubat sürecinde çoğu öğretmen en az 3500 kadın memurluktan atıldı ya ayrılmak zorunda kaldı. Geri kalanlar başlarını açarak çalışmak durumunda bırakıldı.

 Eğitim sürecinin çeşitli kademelerinde okulu bırakan ya da yurtdışında eğitimine devam eden öğrenci sayısının 10 binleri bulduğunu biliyoruz.

Bir devletin kendi vatandaşlarını « ya ekmeğin ya da inancın » diye bir seçime zorlamasını kabul etmedik, etmiyoruz.

1 [?]

Devlet adamı değil, devlet memurusun İlker Paşa… »

İlker Başbuğ dün biz aciz Türkiye halkına gerçekleri açıkladı… Türkiye’de bir askerî darbe olması konusunda hassas olanların TSK’ya karşı örgütlü olarak asimetrik psikolojik harekât yürüttüğünden bahsetti Başbuğ… Bir darbe ortamının yaratılmasını amaçlayan bu tip planlar Genelkurmay bünyesinde asla yer almazmış… Bu rapor birileri tarafından “TSK’yı yıpratmak amaçlı” hazırlanmış… TSK içinde böyle şeyler asla ve asla olmazmış. TSK mensupları demokrasi ve hukukun dışına çıkmazmış…

Bu sözlerin hiçbirine elbette ne İlker Başbuğ ne de oradaki diğer generaller inanıyor… Tüm generaller ellerinden kaç tane bu tarzda rapor geçtiğini kendileri de çok iyi biliyorlar… Kaç tane “muhteşem örgütlenme” vasıtasıyla bu devletin kendi yurttaşlarına karşı psikolojik harekât yürüttüğünü en iyi orada oturan generaller biliyorlar. En başta da Başbuğ biliyor… O generallerin hepsi kaç defa, çeşitli ortamlarda “Şartların olgunlaşmasını biraz daha bekleyelim” dediler astlarına karşı… Kaç defa o “şartların olgunlaştırılması”nın stratejileri ve taktikleri üzerine dersler aldılar ve dersler verdiler harp okullarında ve akademilerde… TSK’nın “yönetime el koymak zorunda kaldığı” günlere nasıl gelindi Yazının devamı

1 [?]

İran: İslamcı Devrim Laboratuarı »

Yazar: Yusuf Tanrıverdi (SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU)

İran’da seçim sonrası gerginliği devam ediyor. Yapılan tartışmalar iki eksen üzerinde toplanıyor. Gösteriler rejim karşıtı mı? Yoksa bir iç hesaplaşmama mı?

Görüntü gösterilerin rejime karşı bir isyan olmadığı yönünde netlik kazanıyor. Siyasi aktörlerin iktidar kavgasının yanında aslında sorunun temelinde daha derin nedenler yatıyor. Seçimlerde hile yapıldı iddiasıyla olayların başlamasını bardağı taşıran son damla olarak okumak yerinde olacaktır. 

İran halkı İmam Humeyni’nin önderliğinde Şahı devirip bir İslam devrimi gerçekleştirdi. Devrimin devlete dönüşmesi aslında çok sıkıntılı bir aşamadır.

Yazının devamı

1 [?]

Başörtüsü Yasaklarından Bize Kalan »

Yazı yazan bir insanın en büyük şansı insanların ne düşüneceğini düşünmeden özgürce yazabilmekmiş. Sanırım ben son günlerde en azından başörtüsü konusunda yazarken bu şansımı yitirdim. Her şeyden önce bir insanın kendi mağduriyetleri üzerine konuşması yeterince zor zaten. Bir de beni bu konuda iyice söz söyleyemez konuşamaz hale getiren ben dahil bu konuda yazan bir şeyler söyleyen insanların kendilerini anlamaya hiç niyetli olmayan belki de konuşmasını istemeyen insanlar tarafından sıklıkla ajitasyon yapmakla, duygu sömürüsü ile veya arabesk edebiyatıyla suçlanması oldu. Üstüne bir de Allah versin AKP çözsün tavrı… 

Ama bu yasak sürüyor. Bütün saçmalığı ve zalimliği ile capcanlı, küstahça karşımızda. Bir halkın kadınlarının belki yarısından fazlasının hayat tarzını hiçe sayan, toplum hayatından dışlayan, en doğal haklarına set çeken, her şeyden öte onurunu ayaklar altına alan bu gayri ahlaki durum sürdüğü sürece susmak kendi egomuzu öne çıkarmak gibi bir lüksümüz olmamalı. Zor da olsa yazmalı…  Yazının devamı

1 [?]

Ordumu kaybettim hükümsüzdür »

Türkiye iki haftadır işgal edilme korkusuyla yaşıyor. Hayır, Rusya’nın böyle bir niyeti yok. İran? Seçimlerden sonra ortalık karışık. Hayır hayır. Komşu ülkelerin orduları şu an için kendi ordumuza göre daha zararsız görünüyor.

 Ermenistan genel kurmayının bir Türkiye’yi işgal planı yaptığı duyulsa komedi filmlerine konu olur ama şu günlerde yaşadığımız daha çok bir korku filmi gibi!

 Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bünyesinden bir türlü atamadığı üniformalı Yazının devamı

2 [?]

Tutuklu çocukların aileleri adına »

26 Haziran 2009

Değerli basın mensupları:
 
Türkiye B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesini kabul etmiş ve 1995′de yürürlüğe koymuş bir ülke olmasına rağmen; çocuklara yönelik ihlaller artarak devam ediyor. Çocuklarımız bir etkinliğe katıldıklarından, zafer işareti yaptıklarından veya polise taş attıklarından dolayı cezaevlerinde yaşları kadar cezalara mahkum ediliyorlar. Hapse atılıp dört duvar arasında çürümeye terk ediliyorlar.  Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007′deki tarihi kararı ile çocuklarımıza çeyrek yüzyıl ceza verilmeye başlandı. Yazının devamı

1 [?]

Acaba şimdi ne olacak? »

”Konuşmak ile susmak arasında kaldığım kısa zamanlarım vardır benim.Göz açıp kapayıncaya kadar kısa süren bu anların sonunda kararım yine hızla verilir ya konuşur ya da susarım.Bu an o anlardan biri değil saatlerdir yazmak ile yazmamak arasında gidip geliyorum.Şimdi susmak ya da konuşmak arasında geçen kararsızlığım susuz kalmış bir kardelen’ ile vicdanlı bir yürek arasında sıkışıp kalıyor.Hiç sonu gelmeyecek gibi duran bir araf sürecinden,vicdanlı yüreğimi heybeme alıp,yapraklarımı solduranların ‘Ne oldu?Neden susuyorsunuz?’etkileriyle çıkıyorum,yine onların etkileriyle alıyorum kalemi elime.Çok itina ediyorum yazarken susuz bir ‘kardelen’ yüreğinden değil de vicdansızlıktan vicdan öğrenmiş bir yürekle yazabilmeye…”

  Bazen bildiklerini bazen hissettiklerini yazan Yazının devamı

1 [?]