Main Content RSS FeedYazılar

Ekmek artık mafyanın ağzında… »

Ekmek artık mafyanın ağzında…

 

“… Tarım artık mekanize bir gıda endüstrisi oldu. Öz itibariyle gaz odalarından, çalışma kamplarından ve hidrojen bombasının üretim hattından farkı kalmadı …” (Martin Heidegger)

Temmuz 2009, Washington, Birleşik Devletler Senato binasının 4cü katı

Carl Levin ana koridorda hızlı adımlarla ilerliyor. Durmuş sohbet eden senatörlere çarpmamak için 75 yaşında bir adamdan beklenmeyecek çeviklikle, adeta slalom yapan bir kayakçı gibi zikzaklar çiziyor. Burnunun ucuna düşen gözlüğü, ütüsüz ceketi ve düğümü küçülmüş bordo kravatıyla senatörden çok bir lise öğretmenini andıran bu adam Birleşik Devletler Senatosu iç güvenlik soruşturmaları daimi komitesi başkanı. Kolunun altına sıkıştırdığı dosyanın garip bir başlığı var: Excessive Speculation in The Wheat Market (Buğday Piyasalarında Vurgunculuk)

Ekmek artık mafyanın ağzında…Levin koridorun sonunda yavaşlıyor; aralık duran kapıdan geçip gösterişsiz bir toplantı salonuna giriyor. Kendisini bekleyen komite üyeleri Elise J. Bean, Dan M. Berkovitz, Rachel E. Siegel, Christopher J. Barkley Timothy R. Terry rahat bir nefes alıyorlar, artık toplantı başlayabilir. Salonun ortasında duran 6-7 kişilik bir yuvarlak masa var. Masanın iki yanında duran iki uzun masaya 15 sandalye yerleştirilmiş. Söz almayacakları, gözlemci olarak bulundukları tahmin edilen 15 kişi de çoktan yerleşmiş. Carl Levin bu gözlemcilere “ne işiniz var burada?” der gibi ters bir bakış atıyor. Bu bakıştan rahatsız olan birkaçı cevap verircesine isim kartonlarını Levin’e doğru çeviriyorlar. İsimlerin altında görevleri yazılmış: Tobby Moffet (Kongre Üyesi), Dennis De Concini (Senatör)… Yaşlı adam burnunun ucuna düşen gözlüklerinin üzerinden özellikle Margaret Miller’a dik dik bakıyor. Baba Bush ve Clinton dönemlerinde Gıda Güvenliği Müdürlüğü’nü (Food and Drug Administration) yöneten bu kadının gıda devi Monsanto’da çalıştığını öğrenmiş olmalı.

Aslında Levin’in bozulması anlamsız zira salondaki bütün gözlemciler çift kasketli: Hem devletin tarım, gıda güvenliği ve tüketici haklarıyla ilgili müdürlüklerinde çalışıyorlar hem de dünyadaki hammadde ve gıda devleri yararına lobi faaliyeti yapıyorlar: Meselâ Glencore (250 milyar $), Louis Dreyfus (57 milyar $), ADM (90 milyar $), Bunge (60 milyar $), Cargill (136 milyar $), Vitol (300 milyar$)… Türkiye’de adına “rüşvet, yolsuzluk” dediğimiz şeyin adı Amerika Birleşik Devletleri’nde “lobi”. Daha sempatik bir isim ve yasal bir faaliyet.  Lobiciler herkes gibi muhasebe tutuyor ve vergi ödüyor.

Levin’in “Raporu herkes okudu değil mi?” sorusuyla balıklama dalıyorlar konuya. Fakat sorduğu sorulara net cevap alamayan Levin’in yüzü her cevaptan sonra biraz daha asılıyor… Yazının devamı

Hayatın Mucizeleri / Stefan Zweig »

Hayatın Mucizeleri / Stefan Zweig

  • Üniformalı olmayan insanlar genellikle biraz daha fazla insandır.
  • Fert daima fikirden daha kuvvetlidir; yeter ki kendisi olarak kalsın, kendi hür iradesiyle.
  • Zira henüz bilmiyordu ki, derin bir ızdırap, o huzursuz suskunluk içinde yeraltından, taşların arasından kendine yol açan ve zayıf bölgelerde, geçit vermeyen vadilere vurdukça vuran karanlık bir dağ deresi gibidir. Fakat bu dere sonunda duvarı deler ve durdurulamaz bir coşku içinde bütün gücü ve yıkıcılığıyla aşağıya, her şeyden habersiz, mutlu mesut bir güvenle salınıp duran çiçekli vadilere hücum eder.
  • Ah, herkese karşı tek başına olmak, kimseyle konuşamamak ne zordu!
  • Bugün artık para dışında hiçbir şeyin hükmü yok, lanet olasıca paranın, bir de insanın kendi reklamını yapmayı bilmesinin…

Yazının devamı

Düşüş / Albert Camus »

albert-camus-dusus-2 Düşüş / Albert CamusElbette! Kaygan kaldırımda onların ağır aksak adımlarını duyduğunuz için, altın renkli çirozlarla ve ölü yaprak rengindeki mücevherlerle dolu dükkânları arasından hantal hantal geçtiklerini gördüğünüz için, kuşkusuz onların bu akşam ortada olduklarını sanıyorsunuz. Herkes gibisiniz siz de, bu namuslu insanları bir çıkar ortağı ve satıcı topluluğu olarak görüyorsunuz, paralarını sonsuz yaşam şanslarıyla birlikte hesap eden ve tek coşkuları, başlarında geniş şapkalarla bazen anatomi dersleri almak olan kişiler olarak, öyle değil mi? Aldanıyorsunuz. Onlar yanımızda yürürler, doğru, yine de, bakın kafaları nerededir: Kırmızı ve yeşil dükkân tabelalarından dökülen o neondan, ardıç rakısından ve naneden oluşmuş siste. Hollanda bir düştür, bayım, gündüz daha dumanlı, gece daha yaldızlı bir altın ve duman düşüdür ve gece gündüz bu düş Lohengrin’le doludur, tıpkı, bütün ülkede denizlerin çevresinde, kanallar boyunca durmadan dönüp duran, gömütlük kuğularını andıran, yüksek gidonlu bisikletleri üzerinde hülyalı hülyalı kayıp giden kimseler gibi. Onlar, başları bakır rengi bulutları içinde, düş görürler, döne döne giderler, sisin altınsı tütsüsü içinde uyurgezercesine dua edenler, artık orada değillerdir. Binlerce kilometre öteye, uzak Cava Adası’na doğru uçup gitmişlerdir. Onlar, tüm vitrinlerini süsledikleri o yüzünü buruşturan Endonezya tanrılarına dua ederler, o tanrılar ki şu anda üzerimizde gezmektedirler, görkemli maymunlar gibi, dükkân tabelalarına ve merdiven biçimindeki çatılara asılmadan önce, Hollanda’nın yalnız satıcılar Avrupası olmayıp deniz olduğunu, Cipango’ya ve insanların çılgın ve mutlu olarak öldükleri o adalara götüren deniz olduğunu bu özlem dolu sömürgelilere anımsatmak için. Yazının devamı

Kelimeler ve Şeyler / Michel Foucault »

Kelimeler ve Şeyler / Michel FoucaultLisanın suretle olan münasebeti ebedî bir münasebettir. Bunun nedeni kelâmın yetersizliği ve zâhir olan karşısında beyhude kapatmaya uğraşacağı bir açığının olması değildir. Bunlar birbirlerine indirgenemez niteliktedirler: gördüğümüz şeyleri istediğimiz kadar anlatalım, görünen şey hiçbir zaman söylenen şeyin içine sığmaz ve söylenmekte olan şey sûretler, eğretilemeler, mukayeseler aracılığıyla istendiği kadar izhar edilmeye çalışılsın, bunların ışıklarını saçtıkları yer gözlerin gördüğü değil de, sentaksın ardışıklığının tanımladığı yerdir. Öte yandan özel ad bu ayırımda bir yapmacıktan başka bir şey değildir: parmakla işaret etmeye, yani konuşulan mekândan, bakılan mekâna farkına varmadan geçmeye olanak vermektedir; yani onları sanki aralarında uyumluymuşlar gibi birbirleri üzerine uygun bir şekilde kapatmaya izin vermektedirler. Fakat, eğer lisan ile tezahürün münasebeti açık tutulmak istenirse, eğer uyumsuzluklarından hareketle her ikisine de en yakın durumda kalmak istenirse, bu durumda özel adları silmek ve lekenin sonsuzluğu içinde kalmak gerekir. Yazının devamı

Mahçupyan’a Üç Paragrafta Jeo-Strateji Dersi »

Mahçupyan'a Üç Paragrafta Jeo-Strateji DersiBatı Türkiye’yi neden bölmek istesin? “Akıl dışı” sorunuza, akılcı cevaplar vermeye çalıştık sayın Mahçupyan;

A- Kuzey Irak petrollerine avantajlı bir lojistikle erişim imkanı bulunan askeri bir gücü rezervlerden uzak tutmak.

Türkiye’nin güneyinde kurulacak bir Kürt devleti bu rolü oynayabilir hemde ucuza ve kamuoyu baskısı altında kalmadan. Çünkü Kuzey Irak’ta savaşan Amerikan güçleri işgalciyken, Türkiye’yi Kuzey Irak’taki rezervlerden uzak tutan tampon bir Kürdistan kendi vatanını savunan bir devlet olacak. Bu da ABD için petro-dolar sisteminin güvenliği demek çünkü Kuzey Irak’ta 150 milyar varil petrol rezervi var. Bu rezervlerin dolar dışında bir para birimi ile satılması Dolar’ın canına okunması anlamına geliyor. (Bkz. Petro-dolar sistemi) 2003 yılında Saddam’ın devrilmesindeki ana sebepte bu, Saddam Irak petrollerini Euro ile satacağını söylemişti. Bu petro-dolar’ı ve doğal olarak ABD finansal egemenliğini tehdit etti. Ardından da işgal geldi. Tahmin ediyorum Baas’ın içinde de sizin gibi naif danışmanlar vardı. “ABD bizi niye işgal etsin canım” falan diyen. Bu naiflik Irak egemenliğine fayda getirmedi aynısı sizin içinde söylenebilir.

B- Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki mobilizasyon olanakları.

Bu ilk paragrafta belirttiğimiz senaryonun sadece ABD değil Avrupalı güçler açısından da daha yıkıcı bir versiyonu. 80 milyon nüfuslu ve iç meselelerini çözmüş bir “İslamic power” bölge için çekim merkezi olmaya aday. Batılı güçler tarafından yıllardır ezilen bu kimlik için geliştirilecek bir limana her Müslüman sığınmak ister. Bu da Türkiye’nin dünya petrolünün neredeyse %60’ının (50 Dolar altında %100’ünün) bulunduğu bir coğrafyada nüfuzu olması anlamına geliyor. Diğer taraftan enerji trafiğinin yüzde %10’unun ve küresel ticaretin bundan daha fazla bir miktarının geçtiği Suveyş Kanalı’nın da kontrolü açısından bu büyük bir risk. 3. Napolyondan, Churchill’e üzerine üniformayı geçiren her komutanın Mısır’a koşup Süveyş’i zapt etmeye çalışmaları tesadüf değil. Sayın Mahçupyan, sizi 20.yy başlarında kafanızda fesle Abdülhamit Han’a tavsiye verirken hayal ediyorum. “Yahu İngilizler Mısır’a neden saldırsın? Paranoyaya lüzum yok.” Böyle danışman düşman başına.

Mahçupyan'a Üç Paragrafta Jeo-Strateji DersiC-Avrupa’nın İslamizasyonu

Avrupa’nın kalbinde yaşayan 15 milyon Müslümanın Avrupa’daki düşük doğum oranları ve din değiştirme hızı yüzünden nüfusunun 2020 civarında ikiye katlanması bekleniyor. Alman, Fransız ya da İspanyol olmayan ama bu ülkelerde yaşayan 30 Milyon Müslüman’ın Türkiye gibi “islamî” bir merkeze angaje olması Avrupa açısından büyük bir istihbarat risk. Bu bağlanmanın yoğunluğu ise Türkiye’nin nasıl bir model olduğuyla alakalı olacak. Eğer 2020 yılındaki Türkiye, bölgesinde ağırlığı olan ve müslümanlar için model bir ülke olursa, bahsedilen Müslüman nüfusun Türkiye’ye olan bağlılığı Alman devletine olan bağlılığından şüphesiz daha kuvvetli olur. Diğer taraftan kendi Güneydoğu’sunu kontrol etmekten aciz ya da bölünmüş bir devlete karşı aynı eğilim beklenemez. Bu yüzden Türkiye’nin bölünmesi Avrupa’nın islamizasyonu sonrası oluşacak entegrasyon risklerinin de bertaraf edilmesi anlamınma geliyor. Yazının devamı

Gömülü Şamdan / Stefan Zweig »

  • Gömülü Şamdan / Stefan ZweigBu soruyu sormakta haklısın, çocuğum. Elimizden alınmasına neden göz yumuyoruz? Neden savunmaya geçmiyoruz. Ancak bu dünyada adaletin haklıdan yana değil, güçlüden yana olduğunu daha sonraları anlayacaksın.
  • Tanrı peki? Bu soyguna neden göz yumuyor? Bize neden yardım etmiyor? Onun adil ve her şeye kadir olduğunu söylemedin mi? Neden doğruların değil de, haydutların yanında yer alıyor?
  • Bilmiyorum, bunu anlayabilmek senin gibi küçük bir çocuk için güç olacak, çünkü Tanrı’nın ve inandığımız adaletin bizim dünyamızda görünür olmamasını, çile çekerken çoğu zaman bizim bile aklımız almıyor. Ama beni şimdi anlamasan bile, aklını karıştırma ve dinlemeye devam et oğlum.
  • İnsanların ihtiraslarından bu dünyada yalnızca ölüler kurtulurdu.
  • Huzur yalnızca toprağın altındadır.
  • İnsanın sahip olduğu ne varsa emanettir yalnızca ve mutluluk süresi döner bir tekerlek üstündeymişçesine akar gider.

Yazının devamı

Oblomov / İvan Gonçarov »

  • Oblomov / İvan GonçarovAh kardeşim, dünyada bir cennet var, ama biz günahlarımız yüzünden içine giremiyoruz.
  • Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: ”Onu gördüm – görmedim, göreceğim – görmeyeceğim, gelecek – gelmeyecek…
  • Kurnazlık bozuk para gibidir: onunla büyük şeyler satın alınmaz.
  • İlk bakışta zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: “Falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı.” Başka birisi: “Aa! Olur şey değil; niçin acaba?” Ya da: “Falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti. Bir başkası üç yüz bin kazandı.” İllallah bunlardan. Bunlar arasında insanlık nerede? İnsanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? İnsanlık ufak paralar haline gelmiş.
  • Çalışan, koşturan insanları hiç anlamıyordu, Oblomov. ‘Ne zaman yaşayacaklar bunlar?’ diye düşünüyordu. Yaşamak dediği; hiçbir şey yapmadan uyumak, yemek yemek, tekrar uyumak ve rahatça, kayıtsızca hayal kurabilmekten ibaretti.
  • Köylülere okuyup yazmayı öğretmek tehlikeli. Toprağı işlemez olurlar.
  • İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.

Yazının devamı

Bilimler ve Sanatlar Üzerine / Jean-Jacques Rousseau »

Bilimler ve Sanatlar Üzerine / Jean-Jacques RousseauZorunlulukların daimi baskısı altında toplum denilen bu sürüyü meydana getiren insanlar belirli durumlar karşısında hep aynı şeyleri yapacaklardır. Başka türlü hareket edebilmeleri içini çok mühim sebepler olması lazım. Bu yüzden karşımızdakinin nasıl bir adam olduğunu hiç bilemeyeceğiz; bu yüzden dostumuzu tanıyabilmek için büyük hadiseleri bekleyeceğiz; o zaman da iş işten geçmiş olacak çünkü onu tanımak zaten bu olaylar için gerekliydi.

Aramızda bilginler yetişmeye başlayalı, iyi insanlar ortadan kayboldu. O zamana kadar Romalılar erdemi yaşayışlarında göstermekte kalmışlardı. Erdemin bilimini yapmaya başladıkları gün her şey mahvoldu.

Eski siyasetçiler sürekli ahlâktan ve erdemden söz ederlerdi; bizimkiler sadece ticaretten ve paradan söz ediyorlar. […] İnsanlara bilgi veren bu bilginlerin halkın mutluluğu için çalışmaları onlara yaraşan tek ödül olsun; İşte o zaman erdemin, bilimin ve iktidarın soylu bir rekabet içinde çaba harcayarak, insanların mutluluğu için bir araya gelerek neler yapabileceği görülür. Ama iktidar ve güç bir tarafa, bilgi ve bilgelik diğer tarafta ayrı ayrı kaldıkça bilginler önemli şeyleri pek az düşünürler, hükümdarlar büyük işleri pek az başarırlar ve halklar yoksulluk içinde yaşlanmaya ve mutsuz bir halde yaşamaya mahkûm olurlar.

Yazının devamı

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri / Small – Vorgan »

  • Bir Psikiyatristin Gizli Defteri / Small - Vorganİnsanlar genelde hastalıklarının kafalarının içinde olduğunu duymak istemezler.
  • Bipolar bozukluğu olan kişiler hipomanik ve manik episodlar sırasında sık sık sıradışı yaratıcılık patlamaları segilerler. Vincent Van Gogh, Poul Gaugin, Jacson Pollack,Mark Twain, Ernest Hemingway, Willam Faulkner,Ludwig Van Bethoven, Robert Schuman ve Brian Wilson de dahil en ünlü ressam, yazar ve müzisyenlerimizden bazılarının bu hastalığı olması şaşırtıcı değildir.
  • İnsanların psikiyatrik rahatsızlıkları hakkında utanç hissetmeleri beni oldum olası hayrete düşürmüştür. İnsanlar ayakları kırılıp yardıma ihtiyaç duyduklarında utanmazlar ama psikiyatrik tanı ve tedavi alanında kaydedilen muazzam gelişmelere rağmen pek çok kişi hâlâ akıl hastalığının kişisel bir zayıflık, utanılacak bir şey olduğuna inanır.
  • İnsan davranışına ilişkin genel ilkelerden birine göre olumsuz bir şeyi kendimizden çok, başkalarında görmemiz kolaydır. Bu zihinsel süreç kimi zaman terapistlere tedavi sürecinde yol gösterir. Çoğu zaman başkalarında bizi en çok rahatsız eden özellikler, kendi sahip olduğumuz özelliklerdir. Bu özellikleri başkasında görmek bizi kızdırabilir ama onları kendimizde görmeyi asla kabul edemeyiz.
  • Ama terapistler de insandır. İkimizde biliyoruz ki duvardaki diploma bizi kişisel sorunlardan muaf kılmaz.
  • İnsan nasıl ansızın konuşma kabiliyetini yitirecek kadar sinirlenir? kel kalana dek saçını yolar? ya da sırf bayılan birini gördü diye bayılır?
  • halde insanları uçurumdan așağı iten ve zihinlerinin bedenlerini toptan ele geçirmesini sağlayan o nihai tetikleyici nedir?
  • Zihnin bedeni nasıl hastalandırabildiğine inanamıyor insan.
  • İnsanlar pek çok nedenden dolayı gerçeklikle bağlantılarını yitirebilirler. Bazen şiddetli depresyon, stres ya da travma insanı uçlara itebilir ve kişi başkalarının delilik gibi gördüğü çarpıtılmış bir zihinsel duruma kaçış yapabilir.

Yazının devamı

Morgue Sokağı Cinayeti / Edgar Allan Poe »

Morgue Sokağı Cinayeti / Edgar Allan PoeÇılgınlık zannettiğiniz şeyin, sadece hislerin fazla keskinleşmesi olduğunu söylememiş miydim ben size?

[…]

Arkadaşımız bilge olamayacak kadar kurnaz biridir.

[…]

İlk buluşmamız Montmartre Sokağı’ndaki karanlık bir kitaplıkta oldu. İkimiz de aynı kitabı arıyorduk, ender bulunan, pek önemli bir kitaptı. Bu olay bizi birbirimize yakınlaştırmaya yetti. Tekrar tekrar buluştuk. Bir Fransız’ın kendisinden söz ederken takınacağı tam bir açık yüreklilikle anlattığı aile öyküsü, beni pek ilgilendirmişti. Okuduğu kitapların çokluğuna da şaşıp şaşıp kalıyordum, ama asıl ruhumu bir ateş gibi saran yaratıcı hayallerinin sıcaklığı, canlılığı, tazeliğiydi. Paris’te o zaman aramakta olduğum şeyleri Yazının devamı