Main Content RSS FeedYazılar

Ölümsüzlük üzerine… »

Ölümsüzlük üzerine...

  • 2ci dünya savaşından bu yana zengin ülkelerde insan ömrü neredeyse 2 katına çıktı. 2000’den sonra doğan kızlar 100 yıl yaşayacak. Neden böyle oldu? Bundan sonra ne olacak?
  • 1950’lerin endüstriyel kapitalizmi insan gücüne muhtaç idi. Yabancı ülkelerden milyonlarca göçmen işçiyi davet ettiler. Tabi kendi nüfuslarını korumak için de “halk sağlığı” uygulandı: Aşı, koruyucu hekimlik, hijyen vb.
  • Yani Batı’da insan sağlığına değer verilmesinin sebebi insan sevgisi değil, kömür madeni, demiryolu ve ulusal ordularda insan gücüne duyulan ihtiyaçtı. Meselâ sıtma hastalığı Panama kanalının açılmasını yıllarca geciktirmişti. Kinin ile mesele halloldu.
  • Bugün modern insan ölümü hayatın bir parçası değil teknik bir problem gibi görmeye başladı. Yakın bir gelecekte (en azından zenginler) hasta organlarını tedavi ettirmek yerine kendi kök hücreleriyle üretilmiş sıfır kilometre yedekler ile değiştirecekler.
  • Bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, ölüm ortadan kalkmayacak ama belli bir kesim için çok nadir bir olay haline gelecek. İnsan ömrünün 200 yıl olduğu bir ülke hayal edin. Kariyer planları, aile ilişkileri, tarih şuuru çok değişecek. Ölüm bu insanlar için tahammül edilmez bir doktor hatası gibi görünecek.
  • Ölümün eko-politik boyutu üzerine zengin ülkelerden birkaç örnek verelim: Kişi başına düşen gelirde ilk 10 içinde olmalarına rağmen zengin ülkeler “gereksiz” vatandaşlarını öldürmeye başladılar. Meselâ?

Yazının devamı

Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar… »

Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar...

  • Zekânın tarif edilmesi kolay bir şey olmadığı için yapay zekânın da sınırları biraz bulanık. Nedir yapay zekâ? Normal yazılımdan farkı nedir? Bir program öğrenebilir mi? Yapay zekâ sevebilir, vicdan ve şuur sahibi olabilir mi?
  • İşportadan alacağınız bir hesap makinesi bile 8 haneli sayıların karekökünü 1 saniyede alabilirken matematik doktorası yapmış bir adam aynı hesap için çok daha fazla uzun bir zaman harcar. Ama bu ucuz hesap makinesine “Yapay Zekâ” demek kimsenin aklına gelmez.
  • Oysa karekök almayı veya asal çarpanlara  ayırmayı öğrenmek kolay değildir. Zeki olmayan insanların altından kalkması zordur. Peki nedir yapay zekâ?
  • Yapay kalp kan pompalar ama yapay uyduların görevi mehtapsız geceleri aydınlatmak değildir 🙂 Bu “yapaylık” meselesinde, yapay zekâ diye insanımsı/ insanlara yakışır işlere diyoruz.

    Yani “yapay zekâ” terimini insan zekâsını hatırlatan işleri yapan bilgisayar programları için kullanırız. Meselâ bir yüzü tanımak, satranç oynamak, robotların “görmesi ve yürümesi” gibi.

    Yazılım mesleğini uzak insanlar yapay zekânın insandan üstün olup olmadığını sorgular. Onlara bir soruyla cevap verelim: Buzdolabı insandan üstün değil midir? Hatta bir tornavida tornavidalıkta insandan üstündür. Yazının devamı

Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir »

Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir

  • Endüstri 4.0 sadece sanayicileri değil siyasîleri de ilgilendiren bir konu. Endüstri 4.0 ile ilgili tartışmalarda robotlarla ilgili ilerlemenin öne çıktığını, ekonomik, sosyal, siyasî ve jeopolitik boyutun geriye atıldığını görüyoruz.
  • Endüstri 4.0 ile birlikte genişleyen ağ ve yüksek hızlı veri paylaşımı, firmaların siber güvenlik ihtiyacını artıracak. Ama daha önemli meseleler var. 4.0 norm ve standartları, cebrî olacak. Yani X, Y, Z yazılımlarını güncellemek için lisans ödemeyen fabrikalarda üretim duracak.
  • Tabi “şu anki normlardan ne farkı var?” diye sorulabilir. Avrupa normlarına uymayan ürünleri AB’ye sokamazsınız ama kendi ülkenizde üretip tüketebilirsiniz. Eğer AB kendi üreticisini korumak için priz vb değiştirirse Türkiye bunu takip etmeyebilir. Ama Endüstri 4.0 ile bu serbestliği kaybedeceğiz. Neden?

Yazının devamı

Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm »

Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm

  • Bilgi teknolojileri günlük yaşama, siyasete ve adalete şekil vermeye başladı. Biz de bu konuda yayınlar yapacağız. Bu silsile bilhassa bilgi-işlem müdürlerini, proje yöneticilerini ve programcıları ilgilendiriyor. Konumuz çevik yazılım geliştirme (ÇYG), yani Agile Methodology.
  • ÇYG’nin (Çevik yazılım geliştirme) ne olduğunu hiç bilmeyenler video sitelerinden, “White Paper” denen ücretsiz teknik kitaplardan bunu öğrenebilir. Bizim maksadımız sık rastlanan ve meseleyi yanlış anlamaktan kaynaklanan 9 soruna işaret etmek. Neden?
  • ÇYG’yi (Çevik yazılım geliştirme) doğru anlayıp uygulayan firmalar az, yanlış anlayıp şeklen taklid eden firmalar çok. Bu şekilcilik bir tür batıl inanca, adeta fetişizme dönüşüyor. ÇYG, yani Agile Methodology uygulamak için kullanılan “ritüeller” ve renkli kâğıtlar adeta tılsımlı muskalara dönüştü!
  • Evet, konumuza gelelim: ÇYG, Agile Methodology uygulanırken sık düşülen tuzaklar…

Tuzak 1: Hızlı gitmek için hızlı gitmeyi istemek yetmez. F1 pit ekibi, 2 saniyede 4 tekeri değiştirebilir, arka kanadı ve dikiz aynasını düzeltebilir. Ama bunu pistte başarmak için pist dışında yıl boyunca günde 3 saat antrenman yapar.

Bu tuzaktan kurtulmak için çareler?

  • İhtiyaçları tarif eden belgelerin adam gibi yazılmasını sağlayın. Bu hazırlık size gereksiz toplantılardan kurtarır.
  • Proje başlamadan veri kalitesini kontrol edin. Bir Data Quality assessment yapın.
  • Yanlış anlaşılmaları engelleyecek bir test/kabul protokolü yazın.

Yazının devamı

Müslümanların Dünyevileşmesi Üzerine… »

Müslümanların Dünyevileşmesi Üzerine...

 

Mehmet Emin Gümrükçüoğlu

Müslümanların dünyevileşmesi bahsi temelde dünyanın materyal ağırlıklı bir yaşama tüketme ve üretme çağı ile başlamıştır, klasik söylem olarak sanayi devrimine kadar gider denilebilir…

Sözün kıymetinin azalması söyleyen dinleyen ve anlayan bakımından niteliğin kaybolması bir diğer hareket noktasıdır…

Konu dini sosyolojik, psikolojik iktisadi bakımdan çok etraflıca olduğu için ben sınırlandırılmış olarak ele almaya çalışacağım.

Sınırlandırma olarak bir olgunun olası ihtimalleri ve etkenlerini uzun uzun incelemek ve varsayımları kritik etmek yerine hayatın içinden ve toplumun içinden fikre doğru yönelerek netice elde etmeye çalışacağım.

Türkiye özelinde yükselen siyasal İslam ya da İslami söylem cazibe merkezi haline gelmesi ve İslami jargona sahip bir dilin varlığı işin mantığını çözememiş orta sınıfın menfaat eksenli yaklaşımı ile erozyon hızlanmıştır. Yani aslında İslami olmayan ya da İslami kaygı taşımayan yığınlar bu yöne akın ederek İslamcı bir çizginin vitrinini oluşturmuşlardır. Yazının devamı

Yaşam ve Yazgı / Vasili Grossman »

Yaşam ve Yazgı / Vasili Grossman“…faşizmin hizmetinde bulunan insan ruhu, uğursuz ve ölüm saçan köleliğin tek ve gerçek iyilik olduğunu ilan eder. hain ruh, insanca duyguları yadsımadan faşizmin işlediği suçları en yüksek insanlıkseverlik biçim olarak ilan eder, insanları temiz, saygın bir yaşamı olanlar ve olmayanlar diye ayırır. kendini koruma tutkusu, içgüdüsünün ve vicdanın uzlaşmasında kendini gösterir.
dünyadaki ideolojilerin hipnotize edici gücü, içgüdünün yardımına koşar. bu ideolojiler, vatan topraklarının gelecekteki büyüklüğü, insanlığın, ulusun, sınıfın mutluluğu, dünya çapında ilerleleme gibi en yüce amaca erişmek için her türlü fedakarlığı yapmaya, her türlü yöntemi kullanmaya çağrıda bulunur.
yaşama içgüdüsünün, büyük ideolojilerin hipnotize edici gücünün yanı sıra üçüncü bir güç daha çalışmıştır: çok güçlü bir devletin sınır tanımayan zorbalığı karşısında, devletin asıl günlük işi haline gelen cinayetler karşısında duyulan korku.
totaliter devletin zorbalığı o kadar büyüktür ki, bir araç olmaktan çıkar, mistik, dinsel bir hayranlık konusu haline gelir.”

 

… Yeni kitaplar ve yeni yazarlar …

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak ulus-devlet / etat-nation / الدولة القوميةUlus-devlet / Etat-Nation / الدولة القومية Yaşam ve Yazgı / Vasili GrossmanAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için.Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte ulus-devlet / etat-nation / الدولة القوميةUlus-devlet / Etat-Nation / الدولة القومية Yaşam ve Yazgı / Vasili Grossman

Güzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”.

İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık. Buradan indirebilirsiniz. Yazının devamı

Artık doktorun gözünde hasta değil müşterisin… »

  • Artık doktorun gözünde hasta değil müşterisin…Doktorlara rüşvet veren, bilim adamlarına sahte raporlar yazdırarak etkisiz/tehlikeli ilaçlara izin alan, devletleri dolandıran ilaç mafyasından bahsedelim: Dev ilaç firmaları yani Big Pharma.
  • Bu firmalar uzun zamandır ABD ve Avrupa’ya hâkim oldular. Lobi, rüşvet vb ile ulus-devletlerin yargı gücünü zayıflattılar. Türkiye de dâhil, sosyal güvenlik sistemi bulunan her ülkede kamu parasına göz dikiyorlar.
  • Biz bu silsilede ABD’de işlenmiş birkaç suçun ayrıntısına gireceğiz. Ama gerçekte bütün ilaç firmaları buna benzer suçlar işliyorlar. Doktorlar, hemşireler ve eczacılar da bu suça zorla ortak ediliyor. Direnenlere her türlü taciz, baskı, iftira, mahkeme, itibar zedeleme yapılıyor. Nasıl çalışır?
  • İlaç tanıtma amacıyla gelen firma temsilcileri, doktorlara belli kotalar koyuyor. Doktor bölgesinde o ilacı sattırabilirse lüks tatil veya yüksek ücretli konferans verme hakkı kazanıyor. Firmanın ilaçlarını övmek şartıyla doktorlar bir saatlik bir konuşma için yüzbinlerce dolar kazanabiliyorlar.
  • İlaç ve aşı üreticisi Merck’te çalışan iki bilim adamı, kan örneklerine hayvan antikorları ekleyerek aşıyı daha etkili göstermeye çalışırken suçüstü yakalandı.
  • GlaxoSmithKline, doktorlara rüşvet vermek, Amerikan gıda ve ilaç güvenliği kurumu olan FDA’ya yalan söylemek, klinik araştırma verilerini gizlemek ve yalan reklâm yüzünden 3 milyar dolar para cezasına çarptırıldı.
  • Pfizer, eczane perakendecileri tarafından, jenerik (aynı molekül kullanan rakip) kolesterol ilaçlarını piyasadan uzak tutmak ve böylece kendi kârlarını artırmak için ” rekabete aykırı” hareket ettiği iddiasıyla dava edildi.
  • İlaç üreten küresel devler (Big Pharma) ürünlerinin güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayacak bilimsel veriler sunmak yerine mafya taktikleri kullanıyorlar. Suç ortağı olan doktorları ve bilim adamlarını tropikal tatil cennetlerine aileleriyle beraber gönderiyorlar. İtiraz edenlerin itibarını zedeliyorlar.

Yazının devamı

Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler… »

Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler…

  • Elektrikli arabanın CO2 sorunu olmadığından çevreci zannediliyor. Değil. Elektrik duvardan çıkmadığı için nükleer santralde veya gaz/kömür yakarak üretmeniz gerek. Yahut GES/RES/HES.
  • Elektrikli araba ile fosil yakıtlı arabayı karşılaştıralım. Ancak unutmayın, teknoloji hızla ilerliyor.
  • Benzinli motor, benzini yakar ve ortaya çıkan enerjiyi harekete çevirir. Bu hareket tekerleklere iletilir.
  • Elektrikli arabada ise enerji doğrudan dönme hareketine çevriliyor. Benzinli motorlara kıyasla dönüşüm ve kayıp daha az.
  • Benzinli motorda hız kontrolü için bir çok parça, dişli vb kullanılır ve bu motoru ağırlaştırır. Oysa elektrikli arabada hızı “yakıtla” ayarladığınız için bunlara gerek yok.
  • Bu yüzden elektrikli arabada motor ağırlığı kg başına ~8.5 kW sağlarken fosil yakıtlı motorda ancak ~0.8 kW / kg elde edebiliyorsunuz.
  • Benzin doldurmak 5 dakika sürerken elektrikli arabanın pillerini doldurmak 1 saati geçebilir.
  • Bu büyük farkın sebebi ise petrol ile elektrik pili arasındaki enerji yoğunluğu farkı. Yani bir kg enerji yükü ile kaç km uzağa gidebilir, kaç kg yük taşıyabilirsiniz?

Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler…

  • Elektrikli arabanın pil ağırlığından kaynaklanan iki sıkıntı ve bir de avantaj var: Ağırlık tekerleklere baskı yaptığından virajda dönmek zorlaşıyor. Pildeki ısınma, özel bir soğutmayı gerektiriyor. Ancak aracın ağırlık merkezi pil yüzünden yere daha yakın ve bu sayede devrilme riski daha az. Yazının devamı

Beyin Göçü / Brain Drain / Fuite des cerveaux / هجرة الأدمغة »

Beyin Göçü / Brain Drain / Fuite des cerveaux / هجرة الأدمغة

Ne değildir?

Zeki ve eğitilmiş insanların para için daha zengin ülkelere gitmesi değil.

Nedir?

Zeki ve eğitilmiş insanların doğdukları ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmaları.

Neden?

Kafası iyi çalışan bir insan mesleğini icra etmek ister. Yüksek maaştan önce araştırma laboratuarı, zeki ve çalışkan iş arkadaşları, araştırma bütçesi, kendini yetiştirmeye müsait bir ortam vb ister. “Salla başını, al maaşını” tarzı bir işin bu tür insanlara vereceği eziyeti normal insanların anlaması imkânsızdır. Bilimsel heyecanla yaşayan bu insanların çok yüksek bir maaşla bile olsa tekdüze bir memuriyeti kabul etmeleri mümkün değildir. “Ülkeme hizmet edeceğim” diye Türkiye’ye gelen idealist bilim adamlarımızın çoğu kez birkaç ay içinde çıldırıp yurtdışına geri dönmesinin sebebi budur.

Türkiye’nin önü neden tıkalı?

Kolay para kazanılan ülkelerde rekabet olmaz. Dolayısıyla teknoloji, kalite ve markalaşma ilerlemez. Daha açık şekilde ifade edersek: Sadakati liyakate tercih etmek zorunda kalan Türkiye’de ekonomi irrasyonel bir zeminde oturuyor. Bu sebeple sermayenin risksiz rant kazanması çok kolay. Bu şartlarda markalaşma veya bilim ve teknolojinin ilerlemesi çok zor. Sermayenin kolay para kazanabildiği ülkelerde bilim ve teknoloji ilerlemez çünkü sermayedar AR-GE riskine girmez; tanıdık, sübvansiyon, teşvik avına çıkar.

Fakir ülkeler bilim ve teknolojide geri kalmaya mahkûm mudur?

Hayır. Teknolojik ilerleme için para, para içinse teknoloji gerekli olduğu söylenir. Bu yanlıştır. Bilim adamı yetiştirmedeki yetersizliğin sebepleri şunlardır:  Yazının devamı

Yurt dışında okumaya veya çalışmaya gerçekten hazır mısınız? »

Yurt dışında okumaya veya çalışmaya gerçekten hazır mısınız?

  • Yurt dışında okumak yahut çalışmak, zannettiğiniz kadar kolay ve zevkli olmayabilir. Gerçekten hazır mısınız?
  • Türkiye’den gitmek istiyorsunuz. Yeni fırsatlar arıyorsunuz yahut Türkiye’de sevmediğiniz bir şeyden uzaklaşmak istiyorsunuz. Mesele yok. Ama ya kaçtığınız şey dışarıda değil içerideyse? Unutmayın: Ne kadar uzağa giderseniz gidin, nefisinizi birlikte götüreceksiniz.
  • Yeni bir ülkeye gitmek, kimsenin sizi tanımadığı bir şehirde yeni bir hayat kurmak… Sıfırdan başlamak? Bir ağaca çakılan çiviler sökülse bile delikleri kalır. Yani sıfırdan başlamak imkânsız. İyisiyle, kötüsüyle eski hayatınızı da götüreceksiniz oraya. Çünkü hatıralar yaşlanmaz.
  • Geçmişte bıraktığınız hatıralar size güç verecek ya da aşağıya çekecek ama yurt dışında da sizinle birlikte olacak.
  • Biraz da yurt dışında yaşamanın iyi taraflarını konuşalım… Özellikle Avrupa ülkelerine, ABD, Kanada vb zengin ülkelere duyulan hayranlık sebebiyle, 5-6 senelik bir yurt dışı tecrübesi Türkiye’deki kariyeriniz için ciddi bir katkı olabilir.
  • Ancak bir ülkede 4 yıldan fazla kalırsanız Türkiye’ye dönmeniz çok zor olur. Zira Türkiye çok hızlı değişen bir ülke. 4 yılı geçerseniz uyum sorunu yaşarsınız. Yabancı bir kız/erkekle evlenirseniz yahut orada yüksek maaşla bir iş bulursanız yine aynı şey.
  • Eğer G20 ülkelerinden birine giderseniz sadece o ülkenin kültürünü tanımakla kalmazsınız. Sizin gibi okumaya/çalışmaya gelen farklı inanç, ırk ve lisanı olan halkları da keşfedersiniz. Farklı kültürleri tanımak insanın ufkunu açar. Kitaplardan öğrenilmeyen çok şey öğrenirsiniz.
  • Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak çoğumuzu heyecanlandırır. 10-15 gün süren turistik gezileri bunun için severiz. Ancak ekmeğinizi yeni bir ülkede kazanmak farklıdır. Baştaki heyecan çabuk biter, yerini düş kırıklığına, abartılı şikayetlere bırakır. Neden böyle olur? Ya çaresi?

Yazının devamı