Main Content RSS FeedYazılar

Bir Köpeğin Araştırmaları / Franz Kafka »

  • Bir Köpeğin Araştırmaları / Franz KafkaEğer yaşaman gerektiği gibi yaşamak istemiyorsan, kendi istediğin gibi yaşamayı bir kez olsun denemeye değmez mi? öyleyse neden başkalarını sessiz kaldıkları için kınarken, kendin de sessiz kalmayı sürdürüyorsun.” buna yanıtım çok kolay; çünkü ben bir köpeğim. çok önemli konularda içine kapalı kalan ve kendi soruları karşısında da sessizliği seçen bir köpek. doğrusunu isterseniz, büyük köpekler arasına karıştığımdan bu yana, gerçekten yanıt beklediğim için mi soruyorum o soruları? bu aptalca umudu yaşatıyor muyum içimde? yaşamımızın temellerinin neler olduğunu hissediyor, bunların ne kadar derinlere işlediğini fark ediyor, bu karanlık temelleri inşa edenleri anlıyor, buna karşın sorularım yüzünden tüm bunların terk edileceğini mi sanıyorum?
  • Elbette bilim ilerliyor, karşı konulmaz bir hareket bu. Hatta hızlanarak ilerliyor, hep daha hızlı. Ama övgüyü hak ediyor mu? Yıllar geçerken yaşlanmakta olan ve hızla ölüme yaklaşan birini övmeye gerek var mı? Doğal bir süreç bu ve çirkin buluyorum. Bilimin ilerlemesinde övülecek bir şey göremiyorum. Sadece bozulma ve yıkım var.
  • Bizler havaya olan açlığımızla suskunluğu yıkıp dışarı çıkmak isteyen ama sessizlikle ezilenleriz
  • Ne mutlu bize ki, suçu yüklenmek zorunda olan biz değildik, ne mutlu bize ki başkalarının kararttığı bir dünyada hemem hemen suçsuz bir sessizlik içinde ölüme doğru koşabiliriz.
  • Tabi ki yetişkinler için kapanan konu çocuklar için henüz kapanmış sayılmaz.
  • Unutulmamalı ki, herkesin farkında olduğu tüm tuhaflığıma rağmen, kendi türümden tamamen kopmaya çok uzağım.
  • Şüphesiz özgürlük şu an acınacak halde ama ne olursa olsun özgürlük ne olursa olsun sahip olduğumuz bir varlık.

Kitap tanıtan kitap 7kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Köpeğin Araştırmaları / Franz Kafka

Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz. Önceki kitap sohbetleri:

Yeni Kitap: Efraim, İbrahim Becer »

Yeni Kitap: Efraim, İbrahim BecerYazar olmanın tadına ilk nerede vardın deseler, cevabım tereddütsüz Derin düşünce olurdu. Uzun bir zaman yazarlığını yaptığım, aralarında kitap tanıtımları da olan sayısız yazıya imza attığım bir mecra olmuştur Derin Düşünce. Yine de itiraf etmem gerekirse, insanın kendi yazdığı bir kitabı anlatması hiç de kolay değilmiş. Umarım gün gelir, bir yazar tarafından hesaba çekilir, doğrularımızı yanlışlarımızı göreceğimiz bir eleştiriyi bu platformda görürüz.

‘Efraim’, yaklaşık on iki yıl önce yazdığım bir romandı. Tüm geçen süre zarfında yayımlamayı, ya ben beceremedim ya da İstanbul gibi bir dükalığa söz geçiremedim. Bugün, her şey gibi bu süreç de geride kaldı ve ‘Efraim’, bütün dağıtım kanallarında yerini aldı.

‘Efraim’ ne anlatıyor sorusuna gelince; Şırnak’ta geçen bir yıllık Tim Komutanlığı maceramı anlatmak gibi bir derdin yazıya dökülmüş hali değildir ‘Efraim’. ‘Neyi, nasıl yaparız da her yeri güllük gülistanlık eyleriz’ sorusuna cevap veren bir akıl hocası da değildir o. Çünkü bizim oradaki kavgamıza son vermek, bir edebiyatçının gücünün çok üzerinde bir uğraştır.

‘Efraim’, yıllardan beri Kasrik’ten ötede sürdürdüğümüz bir savaşın romanıdır. Batıda, ‘mücadele’ diye geçiştirilen bu savaşa dahil olanların, yaşadıkları imkansızlıklara rağmen oradaki olağanüstü gayretidir. Üs Bölgesi, gömme, taciz, sızma, toprak biti, operasyon, sendrom gibi kelimelerin, gerçek anlamlarını bulduğu bir coğrafyanın el kitabıdır. ‘Efraim’ en nihayetinde, bu coğrafyada yaşamamızın bedelini canıyla, kanıyla ödeyenlerin önünde bir saygı duruşudur.

Bir mücadeleyi değil, son zamanlardaki en büyük kavgamızı, nasıl alçak bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Vietnam’dan dönen Rambo’nun kahramanlıklarını soluksuz izleyen bir neslin ahfadıydık biz; gün gelip de Kasrik Boğazını geçince tanıdığım gerçek kahramanların vatan sevgisini, bu ülkeye vefasını, aşkını gördüm ben. Herkesin binlerce doğrusunun, bir o kadar yanlışla üzerinin örtüldüğü bir heyelan alanı olan Güneydoğu’nun çaresizliğini gördüm ve bunu yazmaya çalıştım.

Tüm bu yazma sürecinde, basım aşamasında yanımda olan, desteğini esirgemeyen dostlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Bu ülkenin en ücra köyüne kadar düşen ateşi söndürebilmek için İbrahim Peygamber’e (a.s.) su taşıyan karınca olmak isterdim.

Ama gücüm buydu ve bir karınca kadar bile olamadım. Umarım gün gelir ve bu ülkenin yazarları, bir büyük kavganın değil bir barışın, kardeşliğin, çok büyük bir dostluğun romanını yazar ve bize yaşadıklarımızı unutturur.

İbrahim Becer

Sipariş vermek için: http://www.kitapyurdu.com/kitap/efraim/428984.html 

İbrahim Becer’in Derin Düşünce’deki yazıları: 

Arka kapak (Tam boy görmek için üzerine tıklayın)

Yeni Kitap: Efraim, İbrahim Becer

Siracul Mülûk / Muhammed Bin Turtuşi »

Siracul Mülûk / Muhammed Bin TurtuşiSüleymân bin Abdülmelik, Ebû Hazım Seleme bin Dinar’a; “Bu halifelik mes’elesinde kurtuluş yolu nedir?” diye sordu. Ebû Hazım; “Eğer dediğimi tatbik edersen kolaydır!” dedi. Süleymân bin Abdülmelik; “O nedir?” diye sorunca, Ebû Hazım; “Ancak helâl olan şeyleri al. Onları hakkı olan yerlere sarf et” buyurdu. Bunun üzerine Süleymân bin Abdülmelik, “Buna kimin gücü yeter?” deyince, Ebû Hazım; “Allahü teâlânın seni ta’yin ettiği yere, ta’yin edilen kimsenin gücü yeter” buyurdu. Süleymân bin Abdülmelik ona; “Bana nasihat et?” deyince, Ebû Hazım; “Ey mü’minlerin emîri! Bu iş (sultanlık), sana ancak ölüm karşılığı verildi. Senden öncekiler de böyle idi. Ölüp, bu işten uzaklaştılar. Ey mü’minlerin emîri! Rabbinin emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden uzaklaşma husûsunda her zaman dikkatli ol. Ey mü’minlerin emîri! Ne infâk etmişsen, o şey seni hayra veya -şerre götürür. Sen dilediğini seç!” dedi. Süleymân bin Abdülmelik, Ebû Hâzım’a; “Bir ihtiyâcın varsa, söyle onu halledeyim” deyince, Ebû Hazım; “Ben ihtiyâçlarımı, senden daha kâdir olana havale ettim. Beni neden men etti ise ona râzı oldum. Allahü teâlâ, Zuhrûf sûresinin otuzikinci âyet-i kerîmesinde meâlen; “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüyorlar? Onların bu dünyâ hayatındaki geçim rızıklarını aralarında biz böldük” buyuruyor. Kim, Allahü teâlânın çok verdiğini azaltabilir veya az verdiğini çoğaltabilir? Buna kimin gücü yetebilir ki?” dedi. Bunları dinleyen Süleymân çok ağladı. Yazının devamı

İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma / David Hume »

İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma / David HumeMânevi felsefe (İng. Moral philosophy), yani insan tabiatının ilmi, her biri kendine mahsus m değeri bulunan ve insanlığın eğlenmesine, bilgilenmesine ve iyileşmesine yardım payını getirebilecek olan iki ayrı metotla ele alınabilir. Birisi insanı, asıl aksiyon için yaratılmış, girişmelerinde, zevklerine ve duygularına kapılan ve eşyanın görünürdeki değeriyle, kendilerini içinde bulundukları görüş tarzına göre, bu eşyanı» birini arayıp diğerinden uzaklaşan bir varlık sayar. Erdemin, bütün şeyler arasında, en değerlisi olduğu kabul edildiğinden, bu ekolün filozofları, şiirle güzel söz söyleme sanatının bütün yardımlarından faydalanıp konularını ele almak için hem hayal gücünü doyurmaya hem de kalbe hitab etmeye en yüksek derecede elverişli olabilecek kolay ve açık bir tarzı benimseyerek erdemi en hoşa giden renklere büründürürler. Her günkü hayattan en göze çarpan hal ve misalleri seçer, birbirine zıt olan karakterleri, gereğince, karşıtlık durumunda gösterir, ve bizi, şeref ve saadet umuduyla erdemin yollarına çekerek, bu yollar üzerine, adımlarımızı, en sıhhatli kurallar ve en ünlü örnekler sayesinde güderler. Bu filozoflar, bize düşkünlükle erdem arasındaki farkı duyurur, duygularımızı harekete getirip düzenlerler ve, yetişir ki kalblerimizi sadece dürüstlük ve gerçek şeref aşkına meylettirmiş olsunlar, böylece bütün emeklerinin tamamiyle ödenmiş olduğuna inanırlar. Yazının devamı

Işık Doğudan Gelir / Cemil Meriç »

Işık Doğudan Gelir / Cemil MeriçVahiy Karşısında İnsan Ve Kâinat

İslâmiyet gibi geleneksel bir medeniyette, kozmolojik ilimler sıkı sıkıya vahiy’e bağlıdır, çünkü böyle medeniyetlerde vahiy eseri olan ezeli mebdeler, başka bir deyişle «egemen düşünce» kendini her yerde gösterir; hem toplum hayatında hem o medeniyetin kucağında yaşadığı ve soluk aldığı kozmos’da. Bu gibi medeniyetlerde kozmolojik ilimler çeşitli tabiat olaylarını felsefî (conceptual) şemalar içinde kaynaştırır. Bu şemaların hepsi vahiy eseri olan mebdeleri yansıtır… Demek ki, kozmoloji ananevi sanatın yaptıklarını tekrarlar. Sanat da şekillerin sonsuzluğu içinden geleneğin ruhuna uygun olarak seçmeler yapar. Vahiyle ona mazhar olan kavim arasındaki münasebet Aristo’nun «hylomorphism» nazariyesindeki suretle madde arasındaki münasebetlere benzer az çok. Vahiy yahut tecelli eden görünüşleriyle düşünce suret’tir; vahiy’e mazhar olan kavmin zihnî veya maddi yapısı ise suret’e tâbi madde. Madde ve suret’in izdivacından doğan medeniyet, kavmin maddi ve ırkî vasıflarına bağlıdır. Kavim medeniyetin iki yoldan taşıyıcısıdır: (l) Vahiy, Kur’anın sık sık tekrarladığı gibi, kendisi için nazil olduğu kavmin diliyledir. (2) Bu medeniyetin »madde»si medeniyetin “billurlaşmasında ve daha sonraki gelişmesinde büyük rol oynar. Hakikatin sınırsız ve sonsuz cevheri, bir yandan vahiy’in özel biçiminde, bir yandan da vahiy’in kendisine nazil olduğu kavmin vasıflarında tecelli eder. Hakikat’in insanlara doğrudan doğruya ayan olduğu alan Tabiat İlimleridir. Suretler alemiyle ilgili bütün kozmolojik görüşler de ondan kaynaklanır. Saf metafizikle matematik, izafî değildirler; kozmolojik ilimler ise «müşahede edenin» görüş açısına bağlıdır; başka bir deyişle, vahiy’den veya kucağında doğdukları medeniyetin keyfî cevherinden nebeân ederler. Aynı medeniyet içinde bile çeşitli kozmolojik ilimler mevcut olabilir. Hepsi de aynı alanı inceler, fakat herbirinin ayrı bir görüş açısı vardır. Yazının devamı

Siracul Mülûk / Muhammed Bin Turtuşi »

Siracul Mülûk / Muhammed Bin TurtuşiHasen bin Muhammed bin Hasen, Ömer bin Abdülazîz’in huzûruna geldi ve ona; “Yâ Ömer! Üç şey vardır ki, kimde bulunursa îmânı kâmil olur” dedi. Bunun üzerine Ömer bin Abdülazîz dizleri üzerine çökerek; “Ey Resûlullahın ( aleyhisselâm ) torunu! Bunları bana söyler misiniz?” dedi. Hasen bin Muhammed; “Kişi râzı olur, rızâsı onu bâtıla düşürmez. Kişi kızar, kızması onu haktan ayırmaz. Muktedir olduğu hâlde, hakkı olmayana el uzatmaz” buyurdu.

Ömer bin Abdülazîz halîfe olunca, memleketin her tarafından heyetler gelmişti. Hicaz’dan gelen bir heyet, Ömer bin Abdülazîz’in yanına girince, heyette bulunan genç birisi konuşmaya başladı. Ömer bin Abdülazîz; “Sen dur, yaşlı olanınız konuşsun” diyerek genci ikaz etmek istedi. Genç; “Ey mü’minlerin emîri! İş yaşa göre ise, müslümanların içinde senden daha yaşlı olanları yok mu?” deyince, Ömer bin Abdülazîz; “Konuş bakalım” diyerek gence söz verdi. Genç; “Biz, senden bir şey isteyen ve senden korkan bir heyet değiliz. Biz, bir şey de talep etmiyoruz. Çünkü lütuf ve ihsânınız o kadar çok ki, bize kadar ulaşmıştır. Senden korkmuyoruz, çünkü adâletin bizi korkmaktan emîn kılmıştır” dedi. Ömer bin Abdülazîz; “Siz kimsiniz?” diye sorunca, genç; “Teşekkür heyetiyiz. Teşekkür edip geri dönmek için geldik” dedi. Ömer bin Adülazîz; “Ey genç! Bana nasihat et!” deyince, genç; “Allahü teâlâ hâllerini râzı olduğu şekilde ıslâh etsin.

İnsanlar, Allahü teâlânın onlar üzerindeki merhametine, Tûl-i emellerine, insanların kendilerini medhetmelerine aldanmakta, böylece ayakları kayarak ateşe (Cehenneme) düşmektedirler. Ey Emîr-ül-mü’minîn! Allahü teâlânın üzerindeki merhameti, Tûl-i emel, insanların seni çok övmesi seni aldatmasın. Eğer aldanırsan ateşe düşen aldananlara dâhil olursun. Eğer aldanmazsan, Allahü teâlâ seni bu ümmetin sâlihleri ile beraber bulundurur” dedi ve sustu. Ömer bin Abdülazîz, gence yaşını sorduğunda, genç; “Onbir” dedi. Nesebini sorunca, Hüseyn bin Ali bin Ebî Tâlib’in oğlu olduğunu söyledi. Yazının devamı

Elveda Proletarya / André Gorz »

Elveda Proletarya / André GorzMarx, nesnel bir gerekliliğin doğrulanmasından («kişiler, varlıklarını güvence altına almak için, mevcut üretici güçlerin tümüne sahip olmak zorundadırlar»), varoluşsal bir olanağın doğrulanmasına nasıl geçer: «Kişisel faaliyetlerini gerçekleştirebilecek olanlar, doğrudan doğruya birbirine bağlı yetenekler toplamını geliştirmeyi ve üretici güçlerin tamamına sahip çıkmayı savunan ve artık hiçbir sınır tanımayan, her türlü kişisel faaliyetten tamamen soyutlanmış olan zamanımızın proleterleridir, yalnızca.» Soru yanıtsız kalır. Çünkü, proletaryanın, üyelerinin her birinde tüm’e dönüşme yeteneği, her şeye sahip olma gerekliliği ile aynı şey değildir. Birinci tez. felsefe alanına girer; Marx’ın Hegel’den türettiği biçimde, proletaryanın özünün sonucudur: Proletarya, dünyanın ve tarihin kaynağı olarak kendi bilincine varan evrensel Emek gücüdür. Bunun tersine, her şeye sahip olma gerekliliğinin doğrulanması, proleterleşmenin tarihsel sürecinin çözümlenmesinin bir sonucudur (ya da sonucu olduğu iddiasındadır). Gerçekte bu çözümleme, felsefi postülayı temellendirmekte başarısızdır. Gerçekten de yakından bakılınca hiç zorlanmadan farkedilir: Marx’ta, ilk (felsefi) kanı, genel olarak proleteryanın ve özel olarak her proleterin bir beceriler bütününü geliştirme amacıyla üretici güçlerin bütününe egemen olabilme zorunda olduğudur. Yazının devamı

Tarih Nedir? / Edward Hallett Carr »

Tarih Nedir? / Edward Hallett CarrTarihi olgu nedir? Daha yakından bakmamız gereken çetin bir soru bu. Sağduyucu görüşe göre, adeta tarihin omurgasını oluşturan ve bütün tarihçiler için değişmez olan, belirli birtakım temel olgular vardır. Örneğin, Hastings Savaşı’nın l 066’da yapılmış olması olgusu. Fakat, bu görüşe karşılık şu iki noktayı da göz önünde bulundurmamız gerekir. Bir kere, tarihçinin asıl ilgilendiği buna benzer olgular değildir. Şüphesiz, bu büyük savaşın 1 065 ya da l 067’de değil, l 066’da, Eastbourn ya da Brighton’da değil, Hastings’de yapılmış olduğunu bilmek önemlidir. Tarihçi bunları doğru bilmeli. Fakat bu tür noktalar ileri sürülünce Housman’ın “Kesin doğruluk bir ödevdir, erdem değil” sözünü hatırlıyorum. Bir tarihçiyi kesinliğinden dolayı övmek, bir mimarı yapısında iyi fırınlanmış kereste, gereğince karıştırılmış harç kullandığından ötürü övmeye benzer. Bu, onun işinin zorunlu bir koşuludur, fakat onun temel işlevi değildir. Tarihçiye Yazının devamı

Fetih / Conquest / conquête / فتح »

Fetih / Conquest / conquête / فتحNe değildir?

Bir beldenin istilâsı değil.

Nedir?

Toprakların İslâm’a açılmasıdır.

Neden?

Siyasî mülk olan belde, kalbin rumuzudur. Kalben fethedilen bir insanın Müslüman olması gibi kalbi fethedilen bir halkın toprağı da İslâm’a açılır. Eziyetle, zulümle işgale gelen bir komutan, bir beldenin halkına şu sözü söyletemez:

Konstantinapolis’de Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim!

İslâm ordularının Arap yarım adasından Fas, ispanya ve Fransa’nın güneyine kadar uzanan toprakları çok kısa bir sürede ele geçirmesi ve asırlarca hâkim olması teknik olarak mümkün değildir. İskender, Napoleon, Hitler’inki gibi istilâ orduları askerî başarılar elde etmişler ancak bunlar saman alevi gibi geçici olmuştur. Bugünkü radar, uydu kontrolü, balistik füzelerin binlerce kilometreye varan menzillerine rağmen istilâ orduları böyle bir şey yapamıyorlar. Meselâ Irak’ın işgalinde ilk saldırıdan itibaren 160.000 asker gerekmişti. Hülasa, ölüm tehdidiyle bir belde istilâ edilip yağmalanabilir ama adalet tesis edilmeden asırlarca elde tutulamaz.

Fetih / Conquest / conquête / فتحKâfirler, münafıklar bu “fetih” mefhumunu fehmedebilir mi?

Edemez. Onlar aşıya zorla götürülen çocuk gibi, kendilerine şifa olacak olan imana itiraz ederler. Karanlıkta yaşayan hayvanlar gibi gözleri ışıktan rahatsız olduğundan, zulmetten kurtulmaya “zulüm” derler. (Bkz. Derin Lügat: İndî / Sübjektif / Objektif / ذاتي)

Tavsiye okuma: Yazının devamı

Dünya Görüşüm / Bertrand Russell »

Dünya Görüşüm / Bertrand RussellSavaş ve barışseverlik

Lord Russell, sizce haklı savaşlar olmuş mudur? Bu kelime kullanılabilir mi?

Bertrand Russel — Kullanılabilir; tabiî, haklıdan ne kastedildiği açıklanmak şartıyla. Haklılıkları kabul edilmiş savaşlar akla gelebilir. Öyleleri vardır ki taraflardan biri haklı olabilir. Ama kötülükten çok iyilik beklenen savaşlardan da söz edilebilir; burada değişik, çok değişik bir sınıflandırma yapmak gerek.

Örnekler verebilir misiniz bize?

  1. R. — Hiç de zor değil. İşgalciye karşı her direnme bence haklıdır. Örneğin, İngilizler, İspanyol armadasına karşı koyduklarında haklı idiler. Özgürlükleri için savaşan Macarlar da öyle. İngilizler başardı; Macarlar yenildi. Ama sonuca göre yargılarsanız sınıflandırmanız değişik olacaktır. Bir savaştan iyilik çıkıp çıkamayacağını soracaksınız kendinize. Öyle bir savaş düşünün ki hukuk yönünden haklı hiç bir tarafı olmasın: Örneğin Kuzey Amerika’nın Beyazlarca işgali. Tüm olarak, hukukî hiçbir dayanağı olmamakla birlikte, iyi olmuştur diyeceğim.

Ya Amerika’nın bağımsızlık savaşı?

  1. R. — Bu da haklı bir savaştır bence. Ama hukuk yönünden belki değildir. Amerika’ya giderseniz şayet, üstü kapalı olarak George Washington’u suçlamanız gerekir; meşru hiç bir hükümete karşı güç ve şiddet kullanmanın doğru olmadığını söylersiniz. Ama bu söylediklerim geçmişle ilgilidir.

Yazının devamı