Main Content RSS FeedYazılar

Körleşme / Elias Canetti »

Körleşme - Elias Canetti-3 Körleşme / Elias CanettiUcu iyice sivriltilmiş bir kurşun kalem çıkarıp, ilk boş sayfaya yazmaya koyuldu: “23 Eylül, saat 7.45. Mut Caddesi’nde karşıma çıkan biri, benden Mut Caddesi’nin nerede olduğunu sordu. Onu utandırmamak için sustum. Ama o, davranışıma aldırmaksızın aynı soruyu birkaç kez yineledi. Hali tavrı nazikti. Birdenbire caddenin adını gösteren tabelaya takıldı gözü. Budalalığını kavramıştı. Ama tası tarağı toplayıp derhal oradan uzaklaşacağı yerde —ki, ben onun yerinde olsaydım, tek saniye duraksamadan böyle yapardım— kendini ölçüsüz bir öfke nöbetinin pençesine bıraktı ve bana en kaba biçimde sövdü. Eğer onu korumaya kalkışmasaydım, kendimi bu üzücü sahneden kurlarmış olacaktım. İmdi hangimiz daha budala sayılırız?”

İşte, şu son cümlesiyle kendi yanlış adımlarını da görmezlikten gelmediğini kanıtlamış Yazının devamı

Tehâfüt-ül Felâsife – Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hz »

gazali-tehafut-ul-felasifefilozoflarin-tutarsizligi Tehâfüt-ül Felâsife - Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hzİmdi ben, zekâ ve anlayış fazlalığı bakımından kendilerinin akrân ve emsalinden ayrıcalıklı olduklarına inanan bir grub gördüm ki bunlar, islâmın ibadetlerle (ilgili) vazifelerini terketmişler, namaz (kılmak), yasaklardan korunmak görevleri (gibi) dini davranışları küçümsemişler, şeriatın buyruklarını ve hududunu çiğnemişler, (şeriatın) durak ve bağlılıklarını dinlememişler, aksine zanlara (dayalı) san’atlarla dinin boyunduruğunu bütünüyle atmışlardı. Bu husûsta, «Allah’ın, yolundan ahkoyan, onda eğrilik arayan ve kendileri âhireti inkâr eden» (Hûd 22) bir topluluğa uyuyorlardı. Bunların küfürlerinin Yahûdi ve Hıristiyanların taklidi gibi kulaktan duyma alışkanlığı taklidden başka bir dayanağı yoktu. Zira onların (Yahûdi ve Hıristiyanlar) doğumları ve yetişmeleri islâm dininin dışında (bir ortamda) cereyan etmiştir. Babaları ve ataları da o yolda yürümüşlerdir. (Onlann küfürlerinin) şüphe çıkıntılarına takılmaktan doğan ve doğru yoldan ayıran nazari araştırmadan, serap panitısı gibi aldatıcı hayallere kanmaktan başka (bir dayanağı yoktu.) Bid’at ve heves ehlinden, inançlar ve (dinî) görüşler ile ilgili araştırma yapan gruplarda olduğu gibi. Onların küfürlerinin yegâne kaynağı; Sukrât (Sokrates)\ Bukrât (Hipokrates)^ Eflatun (Platon)®, Aristâtâlîs (Aristoteles) ve benzeri isimleri duymalarıdır. Onlara (adıgeçen filozoflara) tabi olan ve sapıtanlardan (bazı) grupların o (filozofların) akıllarını, usûllerinin güzelliğini, geometri, mantık, tabii ve ilâhî ilimlerinin inceliğini tavsifte, zeka ve anlayışlarının fazlalığı nedeniyle, o gizli meseleleri açığa çıkarmakta bağımsız oluşlarını uzun uzadıya (mübalağalı olarak) anlatmalarıdır. Ve onlardan (şöyle) hikâye etmeleridir: Onlar, akıllarının ciddiyeti ve faziletlerinin çokluğu ile beraber, şeriatları ve mezhebleri inkâr etmektedirler. Dinlerin ve inançların tafsilâtını reddetmektedirler. Bunların, uydurulmuş kanunlar ve aldatıcı hileler olduğuna inanmaktadırlar. Bu (husus) onların (îslam filozoflarının) kulağına çarpınca, ve onlann (eski filozoflar) inançlarından anlatılanlar kendi tabiatlarına uygun gelince o (faziletli kişilerin topluluğunda -zanlarına göre- yeralabilmek ve onların hizâsına dizilmek, kalabalık halk topluluklarıyla birlikte yürümekten uzaklaşmak ve atalanK dinlerine inanmaktan vazgeçmek için küfür inancını güzel gördüler. Ve zannettiler ki; hakkı taklîdden ayrılarak, bâtılı taklide başalayarak büyüklük taslamak güzeldir. Halbuki bir taklîdden bir taklide geçişin saçmalık ve akılsızlık olduğunu bilmediler. Taklîdî olarak inanılan hakikati terketmenin, bilip araştırmaksızıh çabucak bâtılı tasdik ve kabule koşmanın güzellik olduğunu (sanan) kimsenin rütbesinden Allahın dünyâsında daha aşağı bir rütbe var mıdır? Yazının devamı

Türklerin Tarihi / Jean-Paul Roux »

turklerin-tarihi-jean-paul-roux Türklerin Tarihi / Jean-Paul RouxTürkler üzerine çalıştığım uzun yıllar boyunca bana hep “Neden Türkler?” diye sorulmuştur. Göreceğimiz gibi Türklerle evrensel tarihi kucaklıyoruz. Bir araştırmacıya onu Mısırbilimci, Yunan dili ve uygarlığı uzmanı ya da İbranice uzmanı olmaya neyin ittiği hiç sorulur mu? Hepimiz kadim Mısır’ın, ilkçağ Yunanistan’ının ya da Musevi dünyasının ne anlama geldiğini biliriz. Din ve sanat tarihçisi olarak, yaklaşık yarım yüzyıldır, zamanın değişkenlikleri içinde, “Türk” deyince akla ne gibi fikirler geldiğini araştırdım ve Mağrip’ten Ganj’a, Belgrad’dan Pekin’e egemenlik kurdukları bütün toprakları ziyaret ettim. Türkleri yalnızca bir tarihçi olarak değil aynı zamanda bir etnolog olarak da inceledim. Türk topluluklarını yerinde araştırdım, öncelikle Türkiye, daha sonra İran, Afganistan, Sovyet Orta Asya’daki, Sovyet sonrası ya da Çin egemenliği altındaki Türk topluluklarıyla görüştüm.

Çizdiğimiz bu iki bin yıllık tablonun kuşkusuz hiç de geniş olmayan, kesinlikle eksik, dolayısıyla bazı yerlerinin belirsiz olduğu bazı bölümlerine karşılık doğru, aslına uygun olduğu umudundayız; çünkü bu tablonun amacı, Türkleri kendine özgü yasaları, ayırt edici özellikleri olan canlı bir organizma, çok çeşitli öğelerden oluşmuş, ancak matematiksel anlamda gerçek bir bütün oluşturmuş ve kesin ve net bir tanımla, “Türk” adını almış bir insan topluluğu olarak göstermektir. Okurları bu büyük, olağanüstü, eşsiz serüvene davet ediyorum. Yazının devamı

İnsancıklar / Dostoyevski »

dostoyevski-insanciklar-66 İnsancıklar / DostoyevskiArtık her şey bittiğine ve eski haline döndüğüne göre size şu kadarını söyleyeyim, siz insanların hakkımda neler düşüneceği konusunda endişeleniyorsunuz. Sizi temin ederim Varvara Alekseyevna benim itibarım her şeyden daha önemlidir. Bu nedenle de bütün bu olaylardan hiçbir amirimin haberi olmadığını ve olmayacağını söylemek isterim. Hepsi de eskisi gibi saygılı davranmaya devam edecekler. Ben sadece bir tek konuda endişeleniyorum o da dedikodu. Evde ev sahibim sadece bağırıp duruyordu ama şimdi verdiğiniz on rubleyle homurdanıp durduğu borcumu ödedim, hepsi bu. Ötekilere gelince, onlar sorun değil, paralarını istemeyin yeter, başka bir kötülükleri dokunmaz. Ben sizin hakkımda düşündüklerinizi dünyadaki her şeyden üstün tutarım.

Sürekli sıkıntılarımı onunla hafifletiyorum. Tanrıya şükür ki ilk fırtına, ilk şok atlatıldı. Siz de her şeyi normal karşıladınız. Beni bencil biri olarak kabul etmediniz. Ayrılacak gücü bulamadığım ve meleğim olarak sevdiğim için sizi aldattığımı düşünmediniz. Şimdi azimle çalışıyorum ve görevlerimi en iyi şekilde yapıyorum. Dün önünden geçerken Yevstafy İvanovich tek kelime bile etmedi. Sizden saklayacak değilim Varenka, borçlarım ve perişan halim bana acı veriyor ama zararı yok. Lütfen siz de ümitsizliğe kapılmayın. Eğer bana bir daha para gönderecek Yazının devamı

Şato / Franz Kafka »

kafka-sato Şato / Franz KafkaA., gözleri şatoda, yürüdü. Başka bir şeye aldırdığı yoktu. Ama yakınına geldikçe şato kendisini düş kırıklığına uğrattı; çünkü pek yoksul küçük bir kentten başka bir yer değildi burası; köy evleri bir araya gelmiş ve böyle bir kent doğup çıkmıştı. Kentin tek üstünlüğü, belki tüm binaların taştan olmasıydı; ama üzerlerindeki sıva çoktan dökülmüş ve taşlar, görüldüğü gibi, ufalanmaya başlamıştı. Bir an akılı kendi doğup büyüdüğü kente gider gibi oldu K.’nın; bu sözümona şatodan pek aşağı kalır yanı yoktu. Başka bir şey için değil de yalnız burasını görmek için geleydi, o uzun yolculuğa yazık etmiş, hanidir ayak atmadığı eski baba ocağını gidip dolaşmakla daha akıllıca bir iş yapmış sayılırdı. Bir ara memleketindeki kuleyi tepedeki kuleyle karşılaştırdı. Memleketindeki kule, kesin ve kararlı, dümdüz yukarıya uzanıyor, uzandıkça sivriliyordu; çatısı genişti; kırmıza, kiremitlerle sonlanan dünyevî bir yapıydı.

Zaten elimizden başka ne gelir?-, ama alçak evler kalabalığından daha yüce bir amacı, bulanık günlük ya-şamlardakinden daha duru bir görünümü vardı. Şimdi anlaşüdığına göre, oturulan bir binaya, belki de şatonun ana bölümüne ait olan tepedeki bu kule ise -görünürde tek kuleydi-monoton yuvarlak bir nesneydi, yer yer sarmaşıklarla örtülmek mutluluğuna erişmişti, şu anda güneşte pırıl pırıl yanan pencereleri -deli dolu bir şeyler saklıydı bu pırıltıda-ve sonunda bir galerisi vardı; mazgal dişleri, adeta sarsak ve dikkatsiz bir çocuk eli tarafından çizilmiş gibi kesinlikten uzak, düzensiz ve kırık dökük, mavi gökyüzüne sipsivri uzanıyordu. Sanki şatoda oturan karasevdalı biri, aslında evin en kuytu odalanndan birine kapanması gerekirken, kendini çevreye göstermek için çatıyı delip dışarı çıkmış ve yekinip ayağa kalkmıştı. Derken yine durdu K.; sanki her duruşunda yargı gücü artıyordu. Gelgelelim, bu kez rahat bırakılmadı. Yazının devamı

Kendi Hayat Hikâyem / Hermann Hesse »

herman-hesse-ozyasam-1z1 Kendi Hayat Hikâyem / Hermann HesseHani şu unutmadan ekleyeyim ki, savaş yıllarında olumlu bir yıldız, koruyucu bir melek gibi bir şey bana el uzattı hep. Acılarımla kendimi koyu bir yalnızlık içinde duyumsadığım anlarda, söz konusu değişikliğe kadar götü gözüyle baktığım yazgıma her an lanet okuduğum günlerde çektiğim acılar, bu acılarla deli divaneye dönmem, dış dünyaya karşı beni koruyan bir zırh işlevi görmüştü. Çünkü politikanın, casuslukların, rüşvet alıp vermelerin ve konjonktür cambazlıklarının o zamanlar dünyanın pek az yerinde rastlanacak bir yoğunlukla at koşturduğu Bern kentinde, tarafsız ve düşman ülkelerle Alman diplomasisinin ortasında savaş yıllarını geçirmiştim; göz açıp kapamadan çeşitli ülkelerin diplomatlarından, siyaset adamlarından, casuslarından, madrabazlarından ve vurguncularından geçilmez olmuştu kent. Diplomatlarla askerler arasında yaşayıp gidiyor, ayrıca düşman ülkeler de içinde olmak üzere pek çok ülkeden insanlarla görüşüp konuşuyordum; çevrem casusluk ve karşı casusluktan, jurnalcılıktan, entrikadan, politik ve kişisel alışverişlerden örülmüş bir ağla çevriliydi ve ben savaş yılları boyunca hiç farkına varmadım bütün bunların; bazen düşmanların, bazen tarafsızların, bazen de kendi ülkemin insanlarının kuşkularını Yazının devamı

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale Carnegie »

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı Dale Carnegie-88 Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale CarnegieBüyük Neticelerin Küçük Formülü

Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum. Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. ‘Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?’ Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız.

Sempatinin Gücü

A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur. Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz.

Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi

Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister. John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: ‘Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz’. Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır.

… Yeni kitaplar keşfetmek için …

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale Carnegie Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale CarnegieKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi veSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Dikkat Kitap: Rönesans’ın Kara Kitabı »

ronesans-kara-kitap-kapak Dikkat Kitap: Rönesans’ın Kara KitabıRönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu.

Güzelliği fehmedemeyenlerin onu ölçmeyi vehmetmesi bir rastlantı değil. Rönesansçı zeminde güzel ve güzellik kavramı öylesine aşındı ki bugün “güzellik yarışmaları” yapılıyor. Güzellik’i kilogram ve santimetreler cinsinden ölçüp genç kadınları en güzelden en çirkine doğru dizebiliyorlar. Verimli inekler, ucuz otomobiller ve fabrikadaki kusurlu yedek parçalar gibi. (Bkz. Derin Lügat: Güzellik / Cazibe / Attraction). Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu.

Rönesans’ın yaptığı tahribatlardan biri, belki de en önemlisi mekân tasavvuru. Zira merkezî perspektifi Rönensans dogmaları arasına sokanlar ressam değil mimar ve matematikçiydi: Brunelleschi, Piero Della Francesca, Andrea Mantegna, Leon Battista Alberti… Fakat ne yazık ki ülkemiz ressamları halen Rönesans’ın kazdığı çukurun dibini sanatın doruğu sanmaktalar. Merkezî perspektif İnsan’ın etik ve estetik hürriyetine zincir vuran bir dünya tasavvurunu gözlerimize (=aklımıza) dayatıyor. Çünkü yalanlardan oluşan bir “akaid” üzerine bina edilmiş: Erwin Panofsky’nin tabiriyle:

« Tamamen rasyonel, başka bir deyişle sonsuz, sabit ve homojen bir mekân inşasını garanti edebilmek için merkezi perspektif aslında dile getirilmeyen son derece önemli öncüllerden/ mukaddemattan hareket eder: Bunlardan birincisi, hareketsiz tek bir gözle bakıyor olduğumuz öncülüdür; diğeri ise, görme piramidini bölen düzlemsel arakesitin, bizim optik imgemize muadil bir reprodüksiyon olduğudur. Aslında bu iki öncül de, gerçekliğin (tabii burada “gerçeklik” derken, hakiki, öznel optik izlenimi kastediyorsak) epey cüretkâr soyutlamalarıdır. » (Perspektif: Simgesel bir biçim, alm. Die Perspektive als “symbolische Form”, 1924)

Gerçekte mekân tekdüze/homojen bir varlık değildir, durağan/statik değildir. Olan her şeye olma imkânı veren mümkünat âleminin illâ bir şeyi ihtiva ettiğini iddia edeceksek bu sebepler ve sonuçlar olabilir; cisimler ya da vücutlar değil. (Bkz. Derin Lügat: Nedensellik / Causality / العلاقة السببية ) Zira Kant ya da Descartes’in vehmettiği ve bizi akvaryum balıkları gibi hapseden aşılmaz cam duvarlar yok etrafımızda. Hareketlerimizi ve tercihlerimizi mümkün kılan, hatta nefsanî serbestlik ile insanî özgürlük arasında her an yeniden özgürce tercih yapmamıza imkân veren bir kudret tecellisi var. (Bkz. Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür)

İnsanlık asırlardır hapsolduğu merkezî perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır.

Rönesans’ın Kara Kitabı bu kurtuluşa katkıda bulunmak amacıyla yazıldı. Başta Pavel Florenski ve Erwin Panofsky olmak üzere George Orwell, Juhani Pallasmaa, Michel Foucault, Ahmed Yüksel Özemre, Zygmunt Bauman, Stanley Kubrick, Cemil Meriç, Henri Lefebvre, Lucien Lévy-Bruhl, Rasim Özdenören, Mircea Eliade, René Guénon gibi sanatçı ve düşünürlerin eserlerinden ve iki değerli araştırmacımızın, Ozan Avcı ile Gönül Eda Özgül’ün makalelerinden istifade edildi. Buradan indirebilirsiniz.

Ben, Öteki ve Ötesi / İbrahim Kalın »

ben-oteki-ve-otesi-ibrahim-kalin Ben, Öteki ve Ötesi / İbrahim Kalın“Ben, Öteki ve Ötesi – İslam ve Batı İlişkileri Tarihine Giriş” İbrahim Kalın’ın son kitabı. Yazarın akademik arka planı ve çalışmalarının yanı sıra bürokratik görevleri, kamudaki pozisyonu ve içinde yer aldığı uluslararası projeler göz önüne alındığında kendisinden beklediğimiz ve özel ilgiyi hak eden bir kitap.

Bu kitabın, yazarın daha önce yayımlanan İslam ve Batı isimli kitabının çok genişletilmiş daha kapsamlı bir basımı olduğunu, ya da ilk kitabının bu ikincisinin bir özeti gibi olduğunu söyleyebiliriz.

Burada kitabın ayrıntılı bir tahlilini yapmak yerine bir-iki noktasından kısaca kritik etmeye çalışacağım. Biraz araştırdığımda kitap hakkında detaylı ve faydalı analizler yapıldığını gördüm. İnanıyorum ki daha da yapılacaktır; zira bunu fazlasıyla hak eden bir kitap.

Kitabın ana tezlerinden biri aralarındaki önemli farklara rağmen İslam ve Batı medeniyetlerinin çatışmak zorunda olmadığı. Bu düşüncenin her fırsatta vurgulanan bir iyimserlik halinde kitabın bütününe sirayet ettiği dikkatlerden kaçmıyor. Bir yerde şöyle yazıyor örneğin: “Bir arada yaşamanın asgari şartı, herkesin kendi ortak iyide uzlaşmasıdır. Adil, katılımcı ve eşitlikçi bir dünya düzeninin anlamı, herkesin aynı şekilde düşünüp yaşaması değil, farklı görüşlerin bir arada var olma iradesini göstermesidir. Bir arada yaşama ahlakı ve kültürü, zor olmakla beraber imkânsız bir hedef değildir.” (s. 23). Bir başka yerde: “İlkeler düzeyinde sağlanacak bir mutabakat, siyasi ve toplumsal gerilimleri aşma yolunda bize yardımcı olabilir ve yeni fırsat pencerelerinin açılmasını sağlayabilir. İslam ve Batı toplumları bu tarihi sorumluluk duygusuyla hareket ettiğinde, dünya barışına büyük katkı yapma imkânına kavuşacaklardır”  diye yazıyor (s. 464).

İslam ve Batı medeniyetleri arasında genellikle birbirine paralel iki tarih yaşandığını söylüyor yazar. Siyasi ve askeri tarih açısından bakıldığında hemen her çağda bir çatışma ve savaş hali devam ederken, aynı süreçte iki medeniyet arasında bilim, sanat, felsefe, ticaret vd. alanlarda yoğun bir etkileşimin sürdüğünü görürüz. Bu tür etkileşimler yazarın iyimserliğini arttıran ve daha farklı bir gelecek perspektifini mümkün kılan potansiyeller olarak ifade ediliyor. Yazının devamı

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı / Edward Said »

Edward Said-Entelektüel- Sürgün Marjinal Yabancı-5 Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı / Edward SaidSözcüğe benim verdiğim anlamda entelektüel, ne insanları teskin etme ne de konsensüs oluşturma derdindedir; çok ciddi bir anlamda, ucuz formülleri, hazır klişeleri ya da iktidar sahiplerinin ve uzlaşımcıların söylediklerinde, yapıp ettiklerinde gözlenen sorunsuz, uzlaştırıcı olumlamaları kabullenmeyi istememe anlamında tüm varlığını ortaya koyan biridir. Hatta sadece bir şeyleri pasif olarak istememekle yetinmez, bunu aktif olarak kamuoyuna söyler de.

Salt hükümet politikalarını eleştirme meselesi değildir bu, daha çok entelektüelin yarım-doğrulara ya da basmakalıp fikirlere pabuç bırakmamak için sürekli tetikte olmayı görev edinmesi meselesidir. İstikrarlı bir gerçekçilik, neredeyse atletik bir akıl enerjisi ve kamusal alanda yazılar yayımlatıp konuşmanın gerekleriyle kişinin kendi sorunlarını dengelemek için karmaşık bir mücadele gerektiren Yazının devamı