Main Content RSS FeedYazılar

Kasım ayında en çok okunan kitaplar »

Kasım ayında en çok okunan kitaplarKasım ayında sitemize 75.098 farklı ziyaretçi geldi ve 3 milyona yakın sayfa açıldı. Yine geride kalan kasım ayında  e-kütüphanemizde 72.567 kitap okundu. En çok okunan 3 kitabın her biri 1000’den fazla indirildi. Eğitimci, araştırmacı-yazar Ufuk Coşkun’un* kitabı “Kemalist Eğitimin Zararları” 1296 okuma ile bu ayın birincisi oldu. İkinci sırada “Derin İnsan” var. Yıllar önce yayına girdiğimiz bu kitap felsefenin, edebiyat, sinema ve psikolojinin kesişim noktasında “İnsan” denen varlığın derinlerine dalıyor. Üçüncü sıra Suzan Nûr Başarslan’dan: “Roman nedir? Nasıl Yazılır?”. Bu son iki kitap yıllardır çok sık olarak ilk 10’a ve ilk 20’ye giriyor. Toplam okumanın %55’ini oluşturan ilk 20 kitap şöyle:

  1. Kemalist Eğitimin Zararları
  2. Derin İnsan
  3. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  4. Rönesans’ın Kara Kitabı
  5. Derin Savaş
  6. Rönesans’ın Kara Kitabı
  7. Derin Göz
  8. Petrol kandan ağırdır
  9. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  10. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  11. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  12. Liberalizmin Kara Kitabı
  13. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  14. Bir pozitivizm eleştirisi
  15. Kitap Tanıtan Kitap 1
  16. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  17. Zaman Nedir?
  18. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  19. İslâm’da Mimar ve Şehir
  20. Banka Ordudan Tehlikelidir!

Rüzgâr santralleri neden elektrik kesintisine ve açlığa sebep oluyor? »

  • Rüzgâr santralleri neden elektrik kesintisine ve açlığa sebep oluyor?Güney Avustralya’da garip şeyler oluyor ve Türkiye’yi ilgilendiriyor. Yenilenebilir(?) enerji, rüzgâr ve güneş santrallerinden elde edilen elektrikten bahsedelim. Neden sürekli elektrik kesintisi oluyor bu bölgede?
  • Güney Avustralya eyaleti rüzgâr elektriğinin toplamdaki payını %50’ye çıkardı ve dünya çapında önemli bir laboratuvar oldu. Rüzgâr sürekli esmediği için üretimdeki kesilmeler %40’a yaklaştı.
  • Güney Avustralya rüzgâr kurbanı oldu. Rüzgâr santrallerinin rasgele zamanlarda durmasını tazmin edecek bir sistem yok. Toplam üretimdeki payları %1 sularında kaldığı müddetçe yol açtıkları dalgalanma genel üretim-tüketim farkı içinde eriyor. Ama %20’leri geçince bütün bir ülke riske girebilir.
  • Daha önce RES ve GES’lerin ulusal çapta çözüm olmayacağını yazmıştık. Bkz. Rüzgâr ve güneş enerjisi sürdürülebilir/yenilenebilir değil çünkü…
  • Rüzgâr ve güneş santralleri, büyük şehirlerden uzak, tecrid noktalarda, meselâ yangın gözlem kulesi veya küçük çiftliklerde bir akü ile birlikte olursa kullanışlı. BÜYÜK ÖLÇEKTE ASLA ÇEVRECİ DEĞİL. Zira yüzbinlerce evin ihtiyacı için pil/akü kullanmak, tonla asit ve kurşun gibi ağır metallerin doğayı kirletmesi demek.
  • Rüzgâr ve güneş elektriği ulusal çapta kesinlikle ekonomik de değil. Güney Avustralya’daki RES üretimindeki dalgalanma ve fiyat üzerinde rüzgârın olumsuz etkisi çok büyük.
  • Bu sahte çevrecilik yüzünden Güney Avustralya’da hem elektrik fiyatları yükseldi hem de kesintiler ekonomiye zarar verdi. Neticede herkes kaybetti… Hemen hemen herkes. RES ithal edenler ellerini ovuşturuyor.
  • Rüzgâr türbinlerinin içindeki mıknatısların üretimi için gerekli olan nadir metaller oldukça pahalı ve fiyat artıyor. Üstelik bunların üretilmesi için toprağa tonla asit dökülüyor ve tarım yapılmaz hale geliyor. Çin’de RES yüzünden toprağını kaybetmiş milyonlarca köylü var.
  • Elektik fiyatlarının yükselmesi fakir ailelerin bütçesini o kadar sarstı ki yerel gıda bankasına göre açlık riski altındaki nüfus %3,5 iken %6,2’ye geçti. Yani Avustralya rüzgâr kaynaklı elektrikle:
  1. Çevreyi koruyamadı,
  2. Ekonomiyi berbat etti,
  3. Açlık riskindeki nüfusu ikiye katladı.

Ya Türkiye? Aynı aptallığı yapar mı? Yazının devamı

Bakın Sevgili Çerkesler… »

Bakın Sevgili Çerkesler...Radyo – Tv ve Sinema bölümü mezunu olmama rağmen hemen hemen hiç Televizyon izlemem. Buna sebep, söz konusu aletin vakti zamanında bir aptal kutusu olarak nitelendirilmesinden ziyade, benim için çok fazla zamana malolması meselesidir.

Buna rağmen, sosyal medya sayesinde isteseniz de televizyondan çok da fazla uzak kalamıyorsunuz. Son zamanlarda başrollerinde Halit Ergenç ve Bergüzar Korel’in oynadıkları, ‘Vatanım Sensin’ adlı bir dizi olduğunu ve bu dizide Çerkes Ethem karakterinin boyunun kısa olmasından sebep, bizim Çerkeslerin küplere bindiğini de sosyal medya marifetiyle öğrenmiş oldum.

‘Boyu mu, işlevi mi’ sorusu sadece bizim coğrafyanın değil, bu dünyanın kadim ama bir o kadar da güdük sorunlarından biridir. Son düzlükte her zaman cevabı işlevsellik olan bu sorunun, bizim gibi aklı başında bir kavmin diline dolanması da bize ayıp olarak yeter de artar bile. Boyu daha uzun olarak ekranlara taşınsaydı bu milli mücadele kahramanının beklentimiz ne olacaktı sorusu kocaman bir soru işareti. Göğe minare mi dayayacaktık, boyu uzadıkça değeri daha mı anlaşılacaktı, ya da en önemli soruyu soralım da bu geyiğe bir son verelim: Hain damgasıyla vatanından sürülmüş bu adamın, onlarca yıldır Resmi Tarih tezlerinde isminin önündeki ‘hain’ sıfatı mı kalkacaktı?

Yazının devamı

Batı / West / Occident / غرب »

Batı / West / Occident / غربNe değildir?

Bir yön değil.

Nedir?

İyi yaşamayı iyi ölmekten üstün tutan, Olmak’ı değil Sahip olmak’ı tercih eden zihniyet.

Nasıl olur?

İnsan, İstanbul’un yahut Kudüs’ün doğusunda da batılı olarak yaşayabilir.

 

 

                                             Olmak                                   Sahip olmak

Özne                                     İnsan                                   Homo-economicus

Fiil                                         Olmak                                 Sahip olmak

Meşruiyet                             Hak                                     Güç

Otorite                                 Hukuk                                 Ekonominin güvenliği

Yaptırım/Ceza                     Adalet                                  İntikam

Karşı cins                             Aşk                                      Cinsellik

Hayat görüşü                      Nitelik                                 Nicelik

Ölçüsü                                  Değer                                 Fiyat

Amacı                                   iyi ölmek                            iyi yaşamak

Başarı göstergesi                Mutlu olmak                      Tatmin olmak

Mükemmelleşme               Ölmeden önce ölmek         Dünyanın dibini bulmak

Bilgi                                     Şifa                                      Silah

 

…Konuyla ilgili Derin Lügat maddeleri…  Yazının devamı

Gaflet/ unawareness / étourderie / غفلة »

Gaflet/ unawareness /  étourderie / غفلةNe değildir?

  • Tehlikeyi bilmemek değildir.
  • Cesaret değildir.

Nedir?

Gaflet, mayın tarlasına bile bile girmektir. Gaflet “bana bir şey olmaz” demektir. Çocuk, bilmeden bombalı pakete tekme atarsa cehalettir. Yetişkin “bana bir şey olmaz” deyip aynı şeyi yaparsa gaflettir.

Malumat, şuur değildir

Çünkü bilmek, şuurlu olmaya yetmez; Bir tehlikeyi bilmek ile şuurlu olmak arasında fark vardır. Nedir? Birçok insan bir zarar gelmeyeceğini bildiği halde ölmüş bir kimsenin yanında yatıp uyuyamaz. Pis bir şeyi çağrıştıran şekilde yapılmış bir hamuru yemek istemeyiz. Benzer şekilde herkes namazın farz olduğunu bilir ama herkes namaz kılmaz. İşte bu namaz kılmayanlar cahil değil gafildir.

Gafil tehlikenin şuurunda olmadığı için kendini ve mes’ul olduğu insanları ölüme atar. Cesur ise ne uğruna neyi, kimi feda ettiğinin şuuruyla hareket eder. Cesur kişi felâket hallerinde çözüm üretir, şuurlu risk alır. Gafilin kendisi bizzat felâkettir. Barışta ölüm ve yaralanmalara, maddî hasara sebep olur; savaşta ise gafiller en önemli yenilgi sebebidir. Savaşta gösterilen cesaret, tehlikenin frenleyici etkisini azaltan bir denge unsuru değil kendine has bir güçtür. (Bkz. Taktik ve Strateji)

Gaflet, cesaret ve adalet

Gafil nefsine çalışır; “korkak” demesinler diye ileri atılır; her an korkup kaçabilir. Cesur insan aklının gösterdiği hedefe giderken risklere katlanır. Cesur insan adalet tesis edilince savaşmayı bırakır. Nefsine çalışan gafil güçlü durumdaysa intikam peşine düşer. Çocukları, kadınları, esirleri de öldürür.

 

… Yeni yazar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin Gaflet/ unawareness /  étourderie / غفلة

Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.Önceki kitap sohbetleri:

CIA ve Endonezya »

  • CIA ve EndonezyaEndonezya gaz üretiminde dünyada ilk 10, kömürde ilk 5 içinde. Petrol de var ama Kuveyt gibi değil.
  • Endonezya’da petrol 19cu asırda Britanya-Hollanda ortaklı Royal Dutch Shell’in elindeydi ama 1936’da Amerikan CalTex (SoCal + Texaco) bölgeye el attı.
  • ABD şirketlerinin bu hamlesi petrol fakiri Japonya’nın da önünü tıkamıştı ve 2ci dünya savaşında önemi artacaktı.
  • Endonezya’da petrol zengini bölgeleri ABD firmalarının ucuza kapabilmesi için CIA 1957’den itibaren ayrılıkçı hareketler başlattı. (Bkz. Güney Sudan, Nijerya’daki Biafra ve Kuzey Irak Kürtleri)
  • ABD firmalarının menfaatleri de çatıştı: Bazısı ayrılıkçıları desteklerken hükümetle yağlı kontrat imzalayan Socony Mobil, ABD deniz kuvvetleri komutanına Endonezya ordusuna silah vermesi için baskı yaptı. Amerikalılar için Müslümanlar birbirlerini öldürdü.
  • 1965’te general Suharto, CIA’nın desteğiyle darbe yaptı. Tabi Mısır’daki Sissi, Şili’deki Pinochet gibi ABD’den büyük destek gördü.
  • Tabi bu destek AB ile sınırlı kalmadı. Bütün eli kanlı diktatörler gibi Suharto da Fransa, Britanya ve Almanya’dan büyük destek aldı.
  • Endonezya’daki askerî darbeyi takip eden günlerde CIA Suharto’ya “sakıncalı komünistler” listesi verdi ve 500.000 civarında insan katledildi; katliam 1 yıl sürdü.

 

… E-kitap okumak için…

Petrol kandan ağırdır

Petrol kandan ağırdır Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin CIA ve EndonezyaPetrolün fiyatının 50$ üzerinde kalması için yılda ortalama 75.000 insanın ölmesi gerekiyor. Süveyş kanalının Mısır tarafından kamulaştırılması, petrol krizleri, 6 sün savaşı, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali ve Suriye… İnsan kanıyla para basan bu makine 50 senedir asker, sivil, kadın çocuk demeden insan öğütmeye devam ediyor. Nasıl? 1ci Dünya Savaşı tarihteki ilk küresel karbon savaşı oldu. Kömürle beslenen fabrikalar kömür ve petrolle işleyen makineler ürettiler ve insanın öldürme kapasitesini binlerle çarptılar. Ama makineler savaşta insanın yerini almadı. Bunun yerine daha çok insanı daha hızlı şekilde cepheye göndermek için kullanıldı. Cepheler genişledi ve muharebeler uzadı. Alman-Fransız sınırındaki zengin kömür yataklarından İslâmistan’daki petrol kuyularına uzanan savaşta insanlar karbon için öldüler, öldürdüler. Petrolcüler, kömürcüleri yendi. Endüstrileşen savaş sadece savaş makinelerinin değil üretim, sevk ve idare kapasitelerinin de savaşıydı. Elinizdeki 55 sayfalık bu e-kitap şu sorunun cevabıdır: İnsan kanıyla para basan bu makine nasıl çalışıyor? Buradan indirebilirsiniz.

Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin CIA ve EndonezyaDünya ticaretinin %80’i denizden yapılıyor. Ülkelerin hayatta kalması yani gıda ve enerji tedariki için deniz yollarına erişmeleri şart. Panama, Süveyş, Malaka ve Cebelitarık gibi bütün stratejik noktalar ABD, Britanya ve Fransa’nın kontrolünde. Bu üç devlet istedikleri ülkenin ekonomisini petrolsüz ve dövizsiz bırakıp boğabilecek bir güce sahip.(Bkz. Petro-dolar sistemi)

Komplo teorisi mi? Değil, her şey ortada: Akademisyenler, amiraller, bakanlar ve diplomatlar, doktrinlerini açık açık yazmışlar ve yazdıklarını harfiyen tatbik etmişler: Alfred Mahan, Halford Mackinder, Nicholas Spykman, Zbigniew Brzezinski, Edward Luttwak, Samuel Huntington, Joseph Nye, David Peraeus, Henry Kissinger… Jeopolitiğin bu ünlü isimleri, İngilizlerin ve Amerikalıların dünyaya sürekli hükmetmesi için neler yapılması gerektiğini her ortamda açıkça ifade etmişler. Tabi bu tahakküme bir takım kılıflar uydurulmuş: Önce Hristiyanlık, sonra üstün(!) beyaz ırk ve nihayet serbest ticaretle demokrasi adına verilen bir mücadele gibi gösterilmiş. Yani sınır tanımayan Anglo-Saxon şiddetine, ideolojik meşruiyet zeminleri ihdas edilmiş. Ama değişen ideolojilere ve teknolojinin ilerlemesine rağmen 150 yıldır değişmeyen jeopolitik sabitler var. 21 harita ve 11 makaleden oluşan bu kitap, Anglo-Saxon hakimiyetini mümkün kılan şartları ve Avrasya’nın kurtuluş yollarını sorguluyor. Coğrafî engellerden ekomik savaş araçlarına ve psikolojik harbe kadar… Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin CIA ve EndonezyaDerin Savaş

Savaş bir şiddet hareketidir ve bu bilkuvve (potansiyel) şiddetin sınırı yoktur. İnsanlık olarak sürekli savaşmıyorsak bunun sebebi yüksek ahlâkımız(!) değil menfaatlerimizdir. Ancak savaşı sonuçlarından tecrid ederek, sağlıklı bir şekide düşünmek kolay değil. Çünkü yol açtığı ölümler ve maddî zarar o kadar büyük ki her ne pahasına olursa olsun kaçınmak gereken bir anormallik veya uluslararası ilişkilerde bir aksama gibi görünüyor. Oysa her savaşsızlık hâli barış değil; geçici bir ateşkesten ibaret. (Bkz. Barış / Sulh / Peace / Paix / صلح / سلام ) Meselâ iki dünya savaşı arasındaki 1918-1939 dönemine kim “barış” diyebilir? Üstelik her ne pahasına olursa olsun savaştan kaçan bir lider, düşmanlarının ölçüsüz şantajına çanak tutmuş olmaz mı? Adolf Hitler’e akıl almaz ödünler veren Birleşik Krallık Başbakanı Neville Chamberlain gibi savaştan kaçmak için “her pahayı” ödemek, üstelik sonunda yine de savaşmak zorunda kalmak iyi bir strateji mi? Ölmenin değil yaşamanın tesadüf olduğu  savaşta asker, sağdaki yahut soldaki sipere koşarken serbesttir. Belki de en güvenli siperi, bir robot veya bir hayvan, insandan daha iyi seçebilir. Ama insan, vatanı için ileri atılmakla nefsi için geri kaçmak husunda özgürdür. İşte savaşın neticesi üzerinde çok ağır basabilen insanlık faktörü tam buradadır. (Bkz. Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür…) Savaş, bütün sosyal bilimcileri zorlamış bir saha. Elinizdeki bu kitap, savaşın mekanik ve insanî veçhelerini en dengeli şekilde işleyen müelliflerden biri olan Prusyalı General Carl von Clausewitz’in fikirlerinden istifade ederek yazılmış bir deneme. Teknolojik ilerlemenin eskitemediği ilkeleri bugünün savaş şartlarında değerlendirdik: Strateji, taktik, cesaret, savaşta aklın önemi ve sınırları… Buradan indirebilirsiniz.

CIA – Petrol kartelinin ortak çalışma yöntemi ve Irak tarihinden bir misal »

  • CIA – Petrol kartelinin ortak çalışma yöntemi ve Irak tarihinden bir misalSon günlerde İran, Suudi Arabistan ve Lübnan’da garip şeyler oldu: Tasfiyeler, istifalar, ısmarlama bir helikopter kazası,… Bunların arkasına bakalım.
  • Medyanın göstermek istediğini değil gizlemeye çalıştığı nedir? Manşetlere, tek tek isimlere takılmadan perde arkasını görelim.
  • Zira etnik çekişmeler, mezhep kavgaları ve filan liderin, falan partinin nefsanî hareketleri satranç taşları gibi değişkendir. Ama bir de sabitler vardır; siyah ve beyaz kareler gibi.
  • Bunun için mekânda biraz kuzeye gideceğiz, zamanda ise biraz geriye, 1960’lara. Bugün Suudi Arabistan’da yapılan işin bir kopyası Irak’ta sahneye konmuştu. Nedir? 1963’te Irak Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Abdülkerim Kasım öldürüldü.
  • Tabi “başbakan” denince seçim kazandığı filan zannedilmesin, o da bir darbe ile gelmişti başa. Komünistlerle ittifak kurmuştu 5 yıl önce. İngiliz casus Arabistanlı Lawrence’ın (Thomas Edward Lawrence) adamı 1ci Faysal’ın torunu 2ci Faysal’ı öldürttü.
  • İlginç bir ayrıntı… 1963’te CIA desteğiyle Abdülkerim Kasım’ı deviren ekipte tanıdık bir isim var: Saddam Hüseyin. Saddam bu darbeye kadar Mısır’da saklanmak zorunda çünkü CIA ile işbirliği yeni değil; daha önce de Abdülkerim’i öldürmeye çalışmış.
  • Abdülkerim Kasım devrilince CIA “komünist” diye damgaladığı binlerce yazar, aydın, doktor, mühendis, bürokrat vb ismi bulunan bir listeyi yeni iktidara veriyor ve Saddam’ın da yardımıyla hepsi öldürülüyor. Yani CIA 12 Eylül darbesinde Türkiye’de sipariş ettiği katliamın benzerini Irak’ta yaptırmış.

Yazının devamı

İnsan Kaynakları / Human Resources / الموارد البشرية »

İnsan Kaynakları / Human Resources / الموارد البشريةNe değildir?

İnsan’a değer vermek değil.

Nedir?

İnsan’ı şeyleştiren, yedek parçalaştıran, şirketin maddî kaynaklarından biri gibi gören ve gösteren tasavvur.

Nereden çıktı?

Endüstriyel sistemlerin kaçınılmaz bir ögesi uzmanlaşma yani işbölümünden. Bilim ilerledikçe ve buluşların teknolojik uygulamaları ekonomide yerini aldıkça iş kolları dallanıp budaklandı. Bunda elbette bir “kötülük” yok. Ama işbölümü çoğu kez “insan bölümüne” dönüşüyor. Yani çalışan insanlar tıpkı bir hammadde gibi görülebiliyor patronlar tarafından. Bir katsayı, istatistik, tablolarda bir kolon, kırılırsa atılıp değiştirilebilir bir makine parçası… Alvin Toffler’in 3cü Dalga’da söylediği gibi:

 “Henry Ford, ünlü Model-T otomobili imal etmek için fabrikasında 7882 farklı operasyonun icab ettiğini söylüyordu. Ford’a göre bunların 949′u kuvvetli işçilerin çalışmasını gerektiriyordu. 3448 operasyon için normal işçi lâzımdı. Kalan işlerin ise 670’si bacakları olmayanlar, 2637’si tek bacaklılar, 2’si kolu olmayanlar, 715′i tek kollu insanlar, 10′u da kör insanlar tarafından yapılabilirdi. Yani fabrikalardaki işbölümü sebebiyle artık tam insana bile ihtiyaç kalmıyordu. Sadece “insan parçaları” yeterliydi. […] Genellikle kapitalizm ile bağdaşlaştırılan bu durum, sosyalizmin de en temel özelliklerinden biridir, çünkü aşırı uzmanlaşan işçi ile tüketici/müşteri arasındaki bağın koptuğu her toplum doğal olarak bu noktaya varır. SSCB, Macaristan, Polonya, Doğu Almanya’daki fabrikalarda Çalışma Bakanlığı tam 20.000 tane farklı is kolu tanımlamıştır. Sosyalistler de ABD ve Japonya gibi fabrikalarında karmaşık uzmanlaşma teknikleri kullanmaya muhtaçtılar.” Yazının devamı

1956 Süveyş krizi ve Fransa ile Britanya’nın rezil olması »

  • 1956 Süveyş krizi ve Fransa ile Britanya'nın rezil olmasıSüveyş kanalı Batı Avrupa’yı Hint okyanusuna yani petrol ve Hindistan’ın zengin kaynaklarına bağlayan yolu 20.000 km’den 10.000 km’ye indirir.
  • 1956 krizinin çıktığı soğuk savaş döneminde Batı Avrupa petrolünün %75’i Süveyş kanalından geçiyordu.
  • 1956 krizi birkaç bakımdan önem arz eder. Fransa ve Britanya süper güç statüsünü çoktan kaybetmişti fakat dünya bunu Süveyş krizinde öğrendi.
  • Fransa ve Britanya hâlâ 1800’lerin sömürgeci kafasıyla Nasır’a hemen her ay bir suikast düzenliyordu.
  • Hindistan, İran ve Suudi Arabistan’da ABD’den ağır darbe Britanya bu olayla Süveyş’i de yitirdi. Ama…
  • Ama kazanan Araplar olmadı. Nasır, Mısır halkı ve genel olarak Araplar bu oyunda piyon oldular.
  • Fransa ve Britanya İsrail’le gizlice anlaşıp Sina’ya saldırması için yeşil ışık yaktılar. Böylece savaş bahanesi üretildi.
  • Petrol kuyuları ve enerji yolları etrafında yapılan savaşlarda sonuç önceden bellidir. Silahlı çatışmalar sadece müsameredir.
  • Fransa ve Britanya muharebeyi kazandılar ama savaşı kaybettiler. Zira ABD bu ülkeleri petrolsüz bırakarak şantaj yaptı. Nasıl? Yazının devamı

Nobel Barış Ödülü / Nobel Peace Prize / جائزة نوبل للسلام »

Nobel Barış Ödülü / Nobel Peace Prize / جائزة نوبل للسلامNe değildir?

Barışa katkıda bulunan insanlara verilen bir ödül değil.

Nedir?

Diplomatik bir güç arttırıcı, bir katalizör. Kürsülerde sesinin yükseltilmesi, pazarlıkta elinin güçlendirilmesi istenen kişi ve ülkelere verilir.

Ödülün ciddiyeti nedir?

Hitler bir kez aday gösterilmiş, İsveç parlamento üyesi E.G.C. Brandt şaka yapmak istemiş, sene 1939. Stalin 1945 ve 1948’de iki kez ciddi ciddi aday olmuş. Bu ikisinin doğrudan öldürdüğü sivillerin sayısı 50 milyon civarında.

Eli kanlı siyasetçiler ve soykırıma seyirci kalan kişi/kurumlar arasında Nobel Barış Ödülü kazananlar çok: Barrack Obama, Theodore Roosevelt, George Marshall, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Henry Kissinger, Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Mikhail Gorbachev, Shimon Peres, Yitzhak Rabin, Kofi Annan, Jimmy Carter, Avrupa Birliği.

Netice

Bu ödülü icad eden Nobel’in dinamiti de icad etmiş olması ve ailece silah ve patlayıcı ticaretiyle uğraşmaları 19cu asrın en soğuk şakalarındandır. Alfred Nobel öldüğünde 90 silah fabrikası ve 400’e yakın silah/bomba patenti vardı. Kafkasya halklarından, özellikle de Azeybaycan’dan çalınan petrol ile çok zengin olmuştu.

George Bernard Shaw’ın çok güzel ifade ettiği gibi:

“Nobel’in dinamiti icad etmesini affedebilirim ama bir barış ödülü ancak insan suretindeki bir şeytanın yapacağı bir iş”

Nobel Barış Ödülü / Nobel Peace Prize / جائزة نوبل للسلام