Main Content RSS FeedYazılar

Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupéry »

  • Küçük Prens Antoine de Saint-Exupéry Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupéry“Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren.”
  • “İnsan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.”
  • “İnsanların birbirlerini tanımaya ayıracak vakitleri yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan. Ama dost satan dükkânlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar”.
  • “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
  • Deseniz ki: “Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı”. Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama “yüzbin liralık bir ev gördüm” deyin, bakın nasıl: “Aman ne güzel ev” diye haykıracaklardır.”
  • “Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir”
  • “Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.”
  • “Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.

Yazının devamı

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 4.0 yayında. »

derin_lugat-4 kapak Derin Lügat güncellendi. Sürüm 4.0 yayında.Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

4cü sürümle eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü.

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Unutmak / Forget / Oublier / ننسى »

unutmak-derin-lugat Unutmak / Forget / Oublier / ننسى

Ne değildir?

Bilinen şeyin yok olması, bilinmezler dünyasına geçmesi değil. Öyle olsaydı unuttuklarımızı bir daha hatırlayamazdık.

Nedir?

Yaşanıp biten gerçeklerin silikleşmesi ve umulan/korkulanların gerçekleşmeye yaklaştıkça netleşmesi sayesinde zaman adeta tecessüm eder, cisme bürünür, mekânsallaşır. Eski olaylar “geride” kalır ve biz “ileriye” doğru bakarız. Unutmak (ve hatırlamak) Zaman’ın geçiyormuş gibi görünmesini sağlar. Bazen de Zaman’ı üzerinde yürünen sabit bir yol gibi vehmederiz. Unutmak bu gerekli vehmin bir veçhesidir. (Bkz. Zaman Aforizmaları)

unutmak-derin-lugat-1 Unutmak / Forget / Oublier / ننسى“Bu yol Ankara’ya gider” dediğimizde yol aslında bir yere gitmez, yol sayesinde gidilir ama biz yolun işleviyle yolun “zâtını” şuurumuzda eşleyen bir söz sanatı yaparız. Zaman için de böyledir bu. “Günler geçiyor” derken gerçekliktir geçen, Zaman değildir. Geçen Zaman olsaydı çoktan geçip gitmiş olurdu ve yerine başka bir şey gelirdi. (Bkz. Derin Lügat Maddesi: Zaman / Time / Temps / الوقت)

Unutmak büyük bir nimettir çünkü hatıralar yaşlanmaz; onları her gittiğimiz yere sürüklemek hayatı imkânsızlaştırır. Biberin acısını unuturuz ama acıttığını hatırlarız ve öğrenerek yaşarız. Geçmişte kalan olaylar kristalleşir ve hafızamızın tozlu çekmecelerine konur. Geride bıraktığımız olaylar varlıklarını gerçekleştikleri andaki kadar korusaydı Şimdi’mizi yaşayamazdık. Zira geri gelmeyecek olanların hasreti, suçluluk hissi, intikam arzuları ve pişmanlıklar hayatımızı istilâ ederdi ve biz Şimdi’mizi yaşamaya vakit bulamazdık. Geçmişi hatırlarken geçmişe gitmeyiz, hâlâ Şimdi’nin içindeyiz. Unutma özgürlüğü insanı kin tutmanın ezici yükünden ve intikam ateşinin yakıcılığından korur. Eğer unutamasaydık kalplerimiz bir haz ve ızdırap mezarlığına dönüşürdü.

Bazı insanlar travmalar sebebiyle geçmişi düzeltmek/ yakalamak isterler. Bunlar geriye bakarak yaşayanlar zümresidir. Bugünden kaçarak geriye gitmek Bugün’lerin ve Şimdi’lerin hakkıyla yaşanmasına mani olur ve ıskalanmış Bugün’ler üstüste yığılmaya başlar. Bir müddet sonra geçmişin naftalin kokan acıları atmaya üşendiğimiz çöpler gibi kapı önünde birikir. Geriye gitmek… kendinden yahut başkalarından intikam almak, hatalarından dolayı tekrar tekrar pişman olmaktır. Unutarak, affederek, affedilmeyi umarak bizi geçmişe döndürecek gemileri yakarız. Bu unutuşlar her yeni gün yeni bir başlangıçtır.

Bu yüzden unutmak bir haktır ve hürriyettir. Geçtiğini vehmettiğimiz zaman ise acıları, utançları yok etmez, sadece setreder. Bir ses, bir kokuyla, bazen Proust’un çaya batırdığı madlen ile hatıralar bir çay tasından çıkıverir. (Kayıp Zamanın İzinde / Marcel Proust)

unutma_5 Unutmak / Forget / Oublier / ننسىBir hatıra mezarlığı olarak internet…

Unutma ve unutulma hürriyeti elinden alınan insanlarla FaceBook gibi siteler birer hatıra mezarlığına dönüyor. Bugün 30 milyon ölü “kullanıcı” var ve her gün 10.000 yeni ölü ekleniyor FaceBook’a. Bir süre sonra ölü kullanıcıların sayısı dirileri geçecek. Teknolojideki yenilik bir kez daha bizim hayatla kurduğumuz münasebete şekil veriyor. Nedir? Yazının devamı

Fransa Aforizmaları »

  • Fransa Fransa AforizmalarıFransa 640.679 km² yüzey ile Türkiye’den biraz küçük, 66 milyon nüfusu bize yakın, 2,8 trilyon $ GSYİH ile Türkiye’nin 3.5 katı zengin.
  • Fransa sömürmeye devam ettiği “eski” sömürgelerinden altın, uranyum, petrol ve doğal gaz çalmaya devam ettiği için zengindir.
  • Elektriğinin %75’i nükleer enerjiden gelir, bu skorda dünya birincisidir. MW kurulu güç olarak ABD öndedir ama toplam ABD enerjisinde bu oran %20.
  • Nükleer kaynaklı elektrik sayesinde Fransa petrol bağımlılığını azaltmıştır ama petrol tedarikinde sürekli bir aksamaya tahammülü yoktur.
  • Britanya gibi bir sömürge imparatorluğunun mirasçısı olması Fransa’ya bazı avantajlar verir. Askerî üslerinin yaygınlığı gibi.
  • Fransa’ya binlerce km uzakta ufacık adalar üzerine kurulu üsler ve uçak gemileri sayesinde Fransa’nın askerî manevra kabiliyeti yüksektir.
  • Askerî teknolojilerdeki seviyesi ve üslerin yaygınlığı + Afrika’daki etkisi dikkate alınırsa Fransa’nın BM’deki 5 vetocudan biri olması daha iyi anlaşılır.
  • Fransa-polis-2 Fransa AforizmalarıFransa son günlerdeki grev ve polis şiddetiyle Türkiye’nin gündemine girdi. ASALA ve PKK’ya verdiği destek sebebiyle Türkler “oh olsun” diyor.
  • Hollande ve Valls hiç kuşkusuz son 50 yılın en kötü siyasetçileri olarak tarihe geçecekler. Fransa’yı hazır olmadığı bir reforma soktular.
  • Meclisten geçirmeye çalıştıkları yeni çalışma kanunu adeta köleliği yasal hale getiriyor, işçilerin son 50 yılda kazandığı hakları iptal ediyor.
  • 2ci Dünya savaşından sonra başa geçen de Gaulle kusurlarına ve zalimliğine rağmen (en azından) Fransa’ya faydası olmuş bir adamdı.
  • De Gaulle neden zalimdi? Madagaskar, Cezayir ve Nijerya’da insanlara yapılan zulümleri tetikledi ve/veya sürdürdü.
  • Ancak de Gaulle eğitim, savunma, enerji, altyapı, dış politika gibi bir çok konuda Fransa’yı güçlendirmiştir.
  • Ancak Fransa’da siyasetçilerin kalitesi 1980’lerden sonra hızla düşmeye başladı. Belki de mazlumların ah’ı?
  • Chirac son derecede fırsatçı ve laf ebesiydi. Avrupa Birliği’ni iç politikada kullanıp zayıflattı. Ancak Sarkozy daha beter çıktı.
  • Sarkozy ile “popülizm” tavan yaptı. Ucuz ırkçı çıkışlarla oy arttırmaya çalışırken devraldığı 1500 milyar € kamu borcuna 500 milyar daha ekledi!

Yazının devamı

Dikkat Kitap: Fikir Kırıntıları – 2 »

fikir-kirintilari-2 Dikkat Kitap: Fikir Kırıntıları – 2Blog kültürü kişisel sayfalara ve kısa mesajlara evrildi. Ancak insanlar “derin” mevzular için yine de video ve makale hatta kitap paylaşmaya devam ediyor. Evet, bir yandan teknolojik yaşamla hızlanan bir düşünce ritmi içindeyiz ama diğer yandan bilgiye erişmek kolaylaştığı için onu aramaktan kaynaklanan vakit kayıpları da ortadan kalktı. Yani her hızlanma yüzeysellikten kaynaklanmıyor.

Sosyal medya ortamı demokrasiye de yeni bir boyut kattı: Normal koşullarda hiç karşılaşmayacak insanlar kısa mesajlarla da olsa etkileşim içine girdiler. Gazetelerin asla sağlayamayacağı bu imkânla son derecede dinamik sanal cemiyetlerin oluşmasına yol açtı. Manisalılar, Fenerbahçeliler yahut Akbank çalışanları gibi eski usül statik cemiyetler hâlâ var ama insanların bunlara ayıracak vakti azaldı. Diğer yandan Türkiye’nin doğusuyla batısında yaşayanlar komşu oldu. Geleneksel cemiyetler hatta akraba grupları ise sosyal medya ile melez gruplara dönüştü: Kimileri internet yüzünden ailesinden mahallesinden koparken bazıları da internet sayesinde uzak akrabalarla, çocukluk arkadaşlarıyla bağlarını güçlendirdi. Sonuçta her teknik yenilik gibi sosyal medya da sanki hep varmış gibi geliyor bize. Ne toplumu ne de siyaseti onsuz düşünmek imkânsız. Geri dönüş ise telefonsuz yahut elektriksiz bir hayat gibi, neredeyse mağara devri!

Fikir Kırıntıları-2 ile bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle:

Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Kötülüğün Sıradanlığı / Hannah Arendt »

tumblr_m4x5b57L4A1r2r773o9_r1_250 Kötülüğün Sıradanlığı / Hannah ArendtTotaliter rejimin esası ve belki de her bürokrasinin doğasının, insanları yetkililere ve yönetim mekanizmasındaki çarklara dönüştürmekten ve nitekim onları insanlıktan çıkarmaktan ibaret olması, siyaset bilimleri ve sosyal bilimler açısından elbette önemlidir. Hiç Kimse’nin yönetimini (ki bürokrasi diye bildiğimiz siyasi biçim tam da böyle bir yönetimdir) uzun uzadıya tartışmak verimli olabilir. Yalnız adliyenin, söz konusu faktörleri, sadece bunlar suç koşullarını meydana getirdiği ölçüde göz önünde bulundurabileceğini iyice anlamak gerekir – tıpkı hırsızlık durumunda, suçlunun ekonomik sıkıntısının, cezadan kurtarmak şöyle dursun, suçu bile mazur göstermediği gibi. Modern psikolojinin, sosyolojinin ve elbette modern bürokrasinin failin sorumluluğunu şu veya bu determinizm açısından açıklamasına gerçekten de fazla alıştık. İnsan eylemleriyle ilgili, görünüşe bakılırsa derin açıklamaların doğru mu yoksa yanlış mı olduğu tartışmalıdır. Bu meselenin tartışmalı olmayan bir tarafı varsa, o da bu açıklamalara dayanarak tek bir adli prosedürü bile izlemenin mümkün olmayacağı ve böyle teorilerle Ölçülüp biçilen adliyenin kesinlikle modem bir kurum olmadığıdır-hadi “modası geçmiş” demeyeyim yine. Hitler, gün gelecek Almanya’da hâkim olmak “kepazelik” gibi görünecek derken, kusursuz bir bürokrasi hayaliyle tümüyle tutarlı bir şeyden bahsediyordu. Yazının devamı

Milletlerin Zenginliği / Adam Smith »

adam-slith-milletlerin-zenginligi-1 Milletlerin Zenginliği / Adam Smithİki adamın sürdüğü, sekiz beygirin çektiği büyük tekerlekli bir araba, aşağı yukarı dört ton ağırlığındaki malı Londra’dan Edinburgh’a, şöyle böyle altı haftada getirip götürebilir. Aşağı yukarı aynı süre içinde, 6 ya da 8 adamın kullandığı bir gemi, Londra ile Leith limanları arasında, gidip gelerek, çokluk iki yüz ton ağırlıkta mal taşır. Böylece, su yolu ile ulaştırma sayesinde 6 ya da 8 kişi, aynı süre içinde, Londra ile Edinburgh arasında, yüz adamın sürüp dört yüzü beygirin çektiği büyük tekerlekli elli araba ile taşınan kadar malı getirip götürebilir. Demek ki, en ucuz kara yolu ile Londra’dan Edinburgh’a taşınan iki yüz ton malın üstüne, yüz insanın üç hafta süre ile bakımı masrafını, ayrıca dört yüz beygir ile elli büyük arabanın hem bakımını hem de aşağı yukarı bakımları kadar tutan yıpranıp eskimeleri masrafını yüklemek gerektir.

Oysa, su yolu ile taşınan aynı miktar mala, ancak 6 ya da 8 insanın geçimi ile, iki yüz tonluk bir geminin yıpranıp eskime masrafı, bir de fazla olan riziko karşılığı yahut kara ve su ulaştırması arasındaki sigorta farkı binecektir. İşte, bu iki yer arasında kara yolundan başka ulaştırma bulunmasaydı, birinden ötekine ancak ağırlıklarına oranla pahası pek yüksek mallar taşınabileceğinden, aralarında şimdi yapılabilen alışverişin pek azı olabilirdi. Bu yüzden de karşılıklı olarak birbirlerinin çalışmasını desteklemeleri şimdiki gibi değil, pek az olurdu. Dünyanın birbirinden uzak bölgeleri arasında ya pek az alışveriş olur ya hiç olmazdı. Hangi mallar, Kalküta ile Londra arasındaki karadan ulaştırma ücretini kaldırabilirdi ki? Yahut böyle bir masrafı kaldıracak kadar değerli olsa bile o mal, bunca barbar milletlerin topraklarından ne denli esenlikle geçirilebilirdi? Bununla birlikte, şimdi bu iki kent, kendi aralarında pek önemli alışverişte bulunmakta; karşılıklı olarak birbirlerine pazar sağladıklarından, birbirlerinin çalışmasını epey gayrete getirmektedir.

Su yolu ile taşımanın bu gibi üstünlükleri Yazının devamı

Lady L. / Roman Gary »

Lady L. Roman Gary Lady L. / Roman Gary“… Arman Denis Rouan’da iş yapan zengin bir kumaş tüccarının oğluydu. İnançlarına adanmışlığı ve iç dünyasının manevî derinliği parayı her şeyin üzerinde tutan ailesiyle tam bir zıtlık arz ediyordu. Lisieux’deki Cizvit kolejinde okumayı tercih etmiş ve Hristiyanlığa bağlılığı, parlak zekâsı ve hitabet yeteneğiyle hocalarını etkilemişti. Tahsilinin devamı için gönderildiği Paris’te inançları onu terk etti.. daha doğrusu yine aşırı fakat ters yönde bir sûrete büründü.

Paris’in fakir semtlerinde gördüğü sefalet ve buna kayıtsız kalan zengin yönetici sınıf onu kitaplardan çok daha fazla etkiledi. Endüstri devrimi bu zulmü daha da derinleştiriyordu. Haksızlıkları düzelterek adaleti tesis etmek için Tanrı’nın yargı gününü beklemeyecekti. Kendisini Engizisyon mahkemelerinin işgüzarlığı ve adanmışlığıyla insanlığın hizmetine adadı …”

 … Kitap sohbetleri okumak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk 71 kitap indirin72 kitap indirin Lady L. / Roman GaryKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör »

  • Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terörTürk ekonomisinin yaklaşık 5 misli büyüklüğündeki şike sektörü dünyanın başına belâdır. Futbol seyircisi bilmeden destek oluyor.
  • İnternetteki futbol bahislerinin sadece %10’u yasal. Yasal olarak dönen para 200 milyar dolar, yasa dışı meblağ ise 2500 milyar dolar.
  • Dünyada dolaşan kara para yasal miktarı geçti. Tek tek devletlerin mücadele etmesi imkânsız. Futbol seyircisi şuurlu olmalı.
  • Eğer Türkiye’deki futbolseverlerin yarısını futboldan soğutabilsek ülkemizde fuhuş ve terör %50 azalır. Öyleyse Esed’e değil nefsine lanet oku.
  • Futbol PKK gibi örgütler için kara para aklar. Şike ve yüksek transferler, internet bahisleri teröre hizmet eder.
  • Anasına, karısına, bacısına küfür edileceğini de bildiği halde para verip bilet alarak dayak yemeye giden adama “taraftar” denir.
  • Sivilceli ergenler lüks villalarda uyuşturucu ve fuhuş partisi yapabilsin diye para veren hayırsevere(!) “futbolsever” denir.
  • Futbol bileti alarak ve kanallara abone olarak fuhuş ve teröre destek oluyorsunuz. Futbol ile kara para aklanır.
  • Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terörYemeğe domuz eti karışacak diye korkarız ama Türkiye’de rızkımıza futbol ile haram bulaşıyor. Fuhuş, uyuşturucu ve terör futbolu kullanır.
  • Suriye’deki savaştan istifade eden organ mafyası çocukların organlarını İsrail ve ABD’ye satıyor. Kazanılan para futbolla aklanıyor.
  • Futbol maç biletleri, TV abonelikleri, bayrak, reklâm transfer ücretleriyle dünyadaki bütün yetimleri doyurabilir ve giydirebilirdik. Sporsever?… Yersen!
  • Harf devrimi Müslümanları nasıl geçmişinden kopardıysa futbol da yarınından koparıyor. 90 dakikalık maç için 90 saat geyik yapıyor insanlar.
  • Orta zekâlı bir insan 800 saatte İngilizceyi çok iyi derecede öğrenebilir. 20 sene futbolu takip eden bir adamın kaçırdığı fırsatları hesap edin.
  • Türk halkındaki futbol sevgisi kemalizmden sonra başımıza gelmiş en büyük felakettir.

Yazının devamı

Bozkır Kurdu / Hermann Hesse »

Bozkirkurdu-Hermann-Hesse Bozkır Kurdu / Hermann Hesseİnsan neleri yutup sineye çekebiliyor, şaşılacak şey! Sanırım on dakika kadar bir gazeteye göz attım, başkalarının sözlerini ağzında uzun uzadıya çiğneyip tükürükle yoğurduktan sonra yutan, ama sindirmeksizin yine kusup çıkaran sorumsuz bir insanın düşüncelerinin gözlerimden geçip varlığımdan içeri girmesine göz yumdum. Başlı başına bir sütun tutan bu düşünceleri içime aktardım. Sonra boğazlanmış bir dananın karnından çıkarılmış ciğerin epeyce bir bölümünü yedim. Hayret! Alsace şarabının üstüne yoktu doğrusu. Pek belirgin özellikler taşıyan, kendilerine özgü pek tanınmış bir tat içeren ele avuca sığmaz, sert şarapları sevmem, en azından normal günlerde içim çekmez bunları; özel isimler taşımayan, kendi halinde, saf ve hafif taşra şaraplarından hoşlanırım. Bunlardan epeyce kaldırabilir insan; ayrıca, bu şarapların kırı, toprağı, gökyüzünü ve ormanı çağrıştıran pek nefis ve iç açıcı bir aroması vardır. Bir kadeh Alsace şarabı ve bir parça leziz ekmek, işte sana yemeklerin en güzeli! Ama artık önümde bir porsiyon ciğer vardı, seyrek et yiyen benim gibi biri için alışılmamış bir yiyecekti. Sonra, getirttiğim ikinci kadeh şarap önümde duruyordu. Öte yandan, dünyanın çeşitli yerlerinde kendilerinden hayli uzakta yaşayan, düş kırıklığına uğramış kimselerin, çaresiz kalmış bozkır kurtlarının önlerindeki kadehlerden sessiz sedasız yudumlayarak moralleri biraz yerine gelsin, biraz neşelensinler diye civardaki yeşil vadilerde bağcılık yapıp şarap üreten sağlıklı ve dürüst insanların olması da şaşılacak şeydi! Yazının devamı