Main Content RSS FeedYazılar

Savaş Üzerine / Carl von Clausewitz (3) »

clausewitz-savas-uzerine Savaş Üzerine / Carl von Clausewitz (3)Geçen bölümlerde (1, 2) taktik ve strateji arasındaki farklardan yani savaşın siyasetle olan ilişkisinden ve savaşan ünitelerin yönetilmesinden bahsettik. Bu bölümden itibaren savaşın psikolojik veçhesini yani halkın, komutanların ve askerlerin maruz kaldıkları nefsanî baskıları ele alacağız. Zira savaş zıt tabiatlı iki ilmin aynı anda icra edildiği bir saha:

  • Bir yandan zırh kalınlığı, hız, menzil gibi teknik unsurlara, planlanması ve soğukkanlılıkla idare edilmesi gereken eylemlere bağlı siyasal bir süreç,
  • Diğer yandan ulusal/ bölgesel/ dinî aidiyetlerden ve ferdî değerlerden kaynaklanan cesarete, fedâkarlığa, öfkeye, intikam arzusuna, halkın ve askerlerin metanetine bağlı hissî bir oluşum.

Savaşın “teknik” ve “hissî” unsurları birbirine karışmayan iki konu değil tersine birbirinden beslenen, biri diğerine fayda sağladığı kadar zarar da verebilen iki cephe gibidir:

“… Her askerî faaliyet doğrudan doğruya veya dolaylı olarak çarpışmakla ilgilidir. Asker sadece uygun zamanda ve uygun yerde çarpışmak için orduya alınır, giydirilir, silahlandırılır, eğitilir, uyutulur, yer içer ve yürür […] Gerçek alemde savaş böyle bir defada gerilimi boşalan aşırı bir şey değildir; hep aynı biçimde ve aynı ölçüde gelişen güçlerin değil, kah atalet ve sürtünmenin karşısında çıkardığı direnmeyi yenecek dereceye çıkan, kah hiç bir etkisi olmayan güçlerin eseridir. Yazının devamı

Tehâfüt-ül Felâsife – Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hz »

tumblr_mzswf7j1zo1rkf2rso1_500 Tehâfüt-ül Felâsife – Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî HzDenilebilir ki; «Âlem kadîm bir irâde ile hâdis olmuştur. Onun (İrâdenin) var olduğu vakitte âlemin varlığı gerekmiştir. İrâdenin devam ettiği noktaya kadar yokluk da devâmetmiştir. İrâdenin başladığı anda varlığın da başlaması gerekmiştir. Âlemin var oluşu; (irâdeden) önce murâd edilmediği için, âlem hâdis olmamıştır. Onun hâdis olduğu vakitte (hâdis olması) kadîm bir irâdeyle murâd edilmiştir. Dolayısıyla bu sebeple âlem hâdis olmuştur.» diyene nasıl karşılık verirsiniz? Bu inancı engelleyen veya muhâl kılan hangi sebep olabilir?

Denilirse ki; bu, muhâl olduğu apaçık olan bir muhâldir. Çünkü hâdis muceb ve müsebbebtir. Sebep ve mucip olmadan bir hadisin meydana gelmesi müstahil olduğu gibi, vücûd bulma şartları, esasları ve sebepleri tamamlanmış olup geriye beklenen hiçbir şey kalmadığı halde, yine de geciken bir mucebin varlığı müstahil olur. Muceb olan hadisin varlığının mucipsiz olarak meydana gelmesi müstahil  olduğuna göre, mucibi bütün şartlarıyla gerçekleşen mucebin varlığı zarurîdir, gecikmesi ise muhaldir.

Âlem var olmazdan önce mürîd (irade sahibi) de mevcud idi, irâde de mevcûd idi. İrâdenin murâda irâde edilene) nisbeti de mevcûd idi. İrâde eden yenilenmediğine, irâde de yenilenmediğine göre ve irâdenin, olmayan bir şeye nisbeti de yenilenmediğine göre -ki tüm bunlar (müridin ve irâdenin yenilenmesi) değişmedir- irâde edilen şey nasıl yenilenmektedir ve (irâde edilen şeyin) daha önce yenilenmesini engelleyen hangi şey vardır? Yazının devamı

Neden İngiliz fitnesinden kurtulamıyoruz? »

  • sans-titre Neden İngiliz fitnesinden kurtulamıyoruz?İngilizler iyi savaşamadıkları için halkları birbirine düşürmek suretiyle kolay zaferler elde ederler.
  • İngilizler dünyanın her yerinde kan döktüler, milyonları aç bırakarak öldürdüler, ülkeleri ve halkları böldüler. Toplama kampı ve kimyasal silah da ingiliz icadı bir zulümdür.
  • Bugün dahi devam etmekte olan savaşların bir çoğu İngilizlerin ektiği kin tohumlarının zehirli meyvesidir.
  • Dünyaya hakim oluşlarının sebebi teknoloji yahut para değil bu sinsilikleridir. Peki neden diğer insanlar buna direnemez? İngilizler neden bu kadar kolay fitne çıkarabiliyor? Halklar buna neden direnemiyor?
  • Hemen her insanın manevi mihenk noktaları vardır. Fakat olağanüstü baskı altında insanların çoğu insanlıktan istifa ederler.
  • Olağanüstü baskı ailesinin öldürülmesi veya işkence olabileceği gibi çok büyük miktarda teklif edilen rüşvet de olabilir.
  • Bir halkın köleleştirilmesi için bu manevi mihenk noktalarının terk eTTirilmesi gerekir. Kimliksiz kalan halk işgalciye teslim olur.
  • İngiliz işgal ettiği her ülkede evvela maneviyatı yıkar: Din adamlarını rezil etmek ve mabetleri yıkmak bu planın parçasıdır.
  • İnsanların maneviyatını yıkmak onları zincire vurmaktan daha kolaydır. İnançları ve ahireti elinden alınmış insan hayvan gibidir.
  • Zincire vurulan köle daima özgür günlerini ve vatanını özler. Ama kölenin vatanını hor görmesini sağlarsanız size minnettar olur.

Yazının devamı

Gerilla Savaşı / Ernesto Che Guevara »

che-mart Gerilla Savaşı / Ernesto Che Guevaraİlk anların askeri durumu zorlu olacaksa, politik durum da daha az çetin olmayacaktır, ve bir tek askeri hata gerilla savaşını tasfiye edebilirse, politik bir hata da bunun gelişimini uzun dönemler süresince engelleyebilir.
Mücadele politik-askeridir, böyle gelişmeli ve bundan ötürü böyle anlaşılmalıdır.
Gerilla savaşı, gelişme sürecinde, eylem yarı çapının, boyutları için daha az gerillanın gerekli olduğu bir bölge üzerine geldiği ve gerilla savaşçılarının bu bölgede aşırı yoğun oldukları bir noktaya varır. Bundan sonra liderlerden birinin, sağlam bir gerillanın, başka bir bölgeye gittiği ve gerilla savaşının gelişim dizisini tekrarladığı, tabii ki merkezi başkumandanlık emrinde olan, arı kovanındakine benzeyen olay başlar.
İste burada, bir halk ordusu yaratılmadan zaferin umut edilemeyeceğine işaret etmek yararlıdır: gerilla güçleri belirli bir genişliğe kadar yayılabilirler, kentlerdeki ve düşmanın geçebileceği öteki bölgelerdeki halk güçleri, düşmana zarar verebilirler —fakat gericiliğin askeri potansiyeli buna rağmen aynen kalabilir. Nihai sonucun düşmanın yokedilmesi olması gerektiği daima gözönünde tutulmalıdır. Bu amaçla yaratılan bütün bu yeni bölgeler, artı, düşman hatları gerisinde gedikler oluşturmakta olan bölgeler, artı, en önemli şehirlerde harekât yapan güçler devrimci başkumandanlığa bağlı olmalıdırlar. Bir ordunun üstünlüğünü gösteren kusursuz hiyerarşik kumanda yapısının olması istenmeyebilecek ama stratejik bir kumanda yapısı istenecektir. Yazının devamı

Dolar’ın Yükselişi Hakkında; Gerçekten Ne Oldu? ne Oluyor? »

kur-krizi-dolar-satmak Dolar'ın Yükselişi Hakkında; Gerçekten Ne Oldu? ne Oluyor?Dolar’ın Yükselişi Hakkında; Gerçekten Ne Oldu? ne Oluyor?

 Dolar’ın yükselişine ilişkin fikri olan bir ekonomist, analist, danışman vs neredeyse YOK. Olmaması da doğal. Belki şaşırtıcı gelecek ama onların işi aslında mevcut durumla alakalı değil. Bu yüzden açıklama yaparken saçmalamaları ve bütün bu saçmalık içinde mevzuya hakim görünmeye çalışmaları da bu yüzden.

Peki Dolar’da ne olduğunu ekonomistler bilmiyorsa kim biliyor? Dolar’da gerçekten operasyonu yapanlar yani Hedge Fon traderları, spekülatörler, data akışını sağlayan ve yöneten brokerage house teknik personelleri vs. Peki onlar neden sessiz? Çünkü bu işten iyi para kazanıyorlar ve koltuğunu korumak için meseleyi biliyormuş gibi görünen bürokratların kibriyle itişip, kakışmak istemiyorlar. Zira işi bilenler için bu kibirden elde edilecek çok ganimet var.

Bu tip yazıları okumaktan ve benim gibi ne idiğü belirsiz bir takım adamların bilgi bombardımanından maruz kalmaktan sıkıldınız farkındayım ve sıkılmakta da haklısınız. Yine de tahammülünüze sığınıp bir 5 dk’nızı ayırırsanız aşağıda ilginç cevaplar bulabilirsiniz.

Doğrusu Yanlışı;

1-Dolar Dünya da bütün para birimlerine karşı değer kazanıyor mu?

 HAYIR ya da kısmen ama TL’ye karşı değerlendiği gibi hiçbir para birimine karşı değer kazanmıyor. Bunu anlamanın yolu hayli kolay. Diğer çapraz kurların TL karşısındaki durumuna bakmak. Mesela Pound’un, Euro’nun ya da Yen’in Tl’ye karşı değer kazanıp kazanmadığına bakarak durumu anlayabiliriz. Eğer Dolar bütün dünyada TL’ye karşı değer kazandığı gibi değer kazansaydı. Diğer para birimlerinin TL’ye karşı sabit olması gerekirdi ama Meksika Pezo’su dışındaki neredeyse bütün para birimleri TL’ye karşı değer kazandı. Meksika’nın başındaki bela Yazının devamı

Büyük Patlama / Big Bang / Urknall / الانفجار العظيم »

big-bang-buyuk-patlama-2 Büyük Patlama / Big Bang / Urknall / الانفجار العظيمNe değildir?

Kâinat’ın başlangıcını açıklayan bilimsel teori değil.

Nedir?

Matematiksel olarak doğru ama fizik kanunlarına göre yanlış olan bir senaryo. Galaksilerden atoma kadar Kâinat’ın içindeki nesnelerin tarihini sorgulayabilen fizik yoluyla Kâinat’ın (dolayısıyla fizik yasalarının) başlangıcını açıklamaya çalışır. Big Bang’ın dayandığı formüller ve hesaplar matematiksel olarak doğrudur ama senaryo fizik kanunlarına göre yanlıştır. Çünkü yüksek enerji seviyelerinde parçacıkların gerçekten maruz kaldıkları kuvvetleri göz önüne almaz. Yani elektromanyetik kuvvet ile güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler.

Dinsel Big Bang yorumlarının sebebi nedir?

Kâinat’ın başlangıcı hakkında konuşan bilim adamları ve filozoflar adeta kâhin gibi bir statü kazanır. Sanki Kâinat’ın başlangıcını bilirsek her soruya cevap bulabilirmişiz gibi bir hisse kapılırız. Bu insan tabiatının gereğidir: Bütün çocuklar anne-babalarının nasıl evlendiğini ve kendi doğumlarını merak eder. Bu yüzden hemen her inanç yaratılmaya muhtaç olmayan bir “ilk sebep” ihtiva eder. Bu kâh bir kaplumbağanın kabuğudur, kâh Zeus’un bacağı. “Bundan önce ne vardı?” sorusunun sorulmayacağı noktadır bu. (Bkz. Evvel / Origin / Beginning / πρώτος / أولا ») Bu yüzden Big Bang hem dindarların hem de din karşıtlarının elinde oyuncak oldu: Bir tanrı inancına sahip olanlar “bak işte, kutsal metinlerdeki yaratılış ispat edildi” derken ateistler de “bilim Varlık’ın başlangıcını açıkladı, bir yaratıcıya gerek kalmadı” diye sevindiler. (Bkz. Şalgam suyu varsa Tanrı’ya lüzum yoktur) Dedikodulara bakılırsa 1992’de Stephen Hawking Jean Paul II ile buluşunca papa “Gelin peşinen anlaşalım: Big Bang öncesi olanlar bizim, sonrası ise sizin” diye takılmış. Doğruluğu tartışılır ama yaratılışa dokunmadan Kâinat’ın başlangıcını sorgulamanın imkânsızlığını göstermesi açısından ilginç.

Big Bang’ın teorik ve ampirik zemini

Einstein’ın 1915’te yayınlanan bir makalesi bir çok fizikçinin yerçekimine bakışını değiştirdi. Bu makaleye göre yerçekimi artık bir kuvvet değil zaman-mekân’ın bir bükülmesiydi. Mekân da bu insanların gözünde fizikî nesneleri ihtiva eden bir “zarf” olmaktan çıkıp bizzat fizikî bir nesne haline geldi.  Einstein’a burada itiraz etmek kolay değildi. Çünkü manyetik alanın aksine yerçekiminin perdelenememesi mekânın bir vasfı gibi tasavvur edilmesini destekliyordu. Üstelik yerçekim etkisinin anlık olması yani bir kuvvet kabul edilirse hızının sonsuz yani ışıktan bile hızlı olması gerekirdi. Aynı devirde Edwin Hubble galaksilerin “uzaklaşmasını” Wilson Dağı’ndaki teleskopla gözledi. Uzaktakiler daha hızlı uzaklaşıyordu. Genel görelilik teorisine göre galaksiler hareketsizdi ancak uzayın kendisi “genişliyordu” (dilatation). Gariptir, Hubble 1953’teki ölümüne dek bu genişlemeye inanmadı.

Big Bang gerçekten patladı mı?

Einstein’in genel görelilik teorisini kullanarak uzayın geçmişteki halini tahmin etmeye çalışırsak bugünkünden daha yoğun ve daha sıcak Yazının devamı

George Sylvester Viereck / Glimpses of the Great »

glimpses-of-the-great-g-s-viereck George Sylvester Viereck / Glimpses of the Great

“… Ben bir ateist değilim. Kendime bir panteist diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile tanrıya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz. Bizim sınırlı zekâmız takımyıldızları serpiştiren gizemli gücü kavrayamaz …”

… Yeni kitaplar keşfetmek için …

 

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin75 kitap indirin George Sylvester Viereck / Glimpses of the GreatKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John Locke »

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup  John Locke 7 Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John LockeDinî bir topluluğun gayesi (daha önce söylendiği gibi), Tanrı’ya toplu olarak ibadet etmek ve bu sayede de sonsuz hayatı kazanmaktır. O hâlde, bütün disiplini bu amaca yöneltmeli ve bütün ruhanî kanunlar da bununla sınırlandırılmalıdır. Bu toplulukta sivil mülkiyet ve dünyevî mallarla ilgili olan hiçbir şey yapılmamalıdır ve yapılamaz. Her ne sebeple olursa olsun, burada hiçbir gücün kullanılmaması gerekir. Çünkü güç, tamamen siyasî yönetime aittir ve bütün maddî malların mülkiyeti onun yargılama yetkisine tâbidir.

Ama, sorulabilir ki, eğer ruhanî kanunların bütün zorlayıcı yetkilerden yoksun olmaları gerekiyorsa, o hâlde onlar hangi araçlarla tesis edilebileceklerdir? Cevaplayayım: Onlar, dış uğraşın ve gözlemin -eğer aklın tam bir inanmasından ve onayından hasıl olmadıysa- bütünüyle kullanışsız ve faydasız olduğu türden şeylerin doğasına elverişli araçlarla tesis edilmelidirler. Bunlar cemaat üyelerinin, görevlerinin sınırları dahilinde kalmaları için kullanılması gereken silâhlar, tembihler, öğütler ve tavsiyelerdir. Eğer bu araçlarla suçlular ıslah, hatalılar ikna edilemezse, düzelmeleri konusunda hiçbir ümide yer vermeyen bu tür inatçı ve dik kafalıların cemaat ile ilişkilerinin kesilmesinden başka yapılacak hiçbir şey yoktur. Ruhanî otoritenin en son ve azamî gücü bu kadardır. Bu derece kınanan bir kişinin, kilisenin bir parçası olmasına son verilir. Yazının devamı

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibran 12 Ermiş / Halil CibranSiz sıkıntılı anlarınızda ya da ihtiyacınız olduğunda dua edersiniz; neşeniz bol olduğunda ve günleriniz bolluk bereket içinde olduğunda da dua edemez misiniz?

Çünkü dua kendi benliğinizi göklerin sonsuzluğuna doğru açmak değil midir?

Ve eğer içinizdeki sıkıntıyı boşluğa bırakmak sizi rahatlatıyorsa, yüreğinizin ferahlığını ortaya dökmek de sizi mutlu eder.

Ruhunuz sizi dua etmeye çağırdığında ağlamaktan başka bir şey yapamıyorsanız, ağlasanız da sizi tekrar güldürene kadar çağırmaya devam etmelidir.

Dua ettiğinizde göğe yükselip aynı anda dua edenlerle buluşursunuz ve etmeyenlerle karşılaşmazsınız.

Öyleyse o mabede olan ziyaretinizi bırakın gizli kalsın, bir coşku ve tatlı bir paylaşım olsun.

Yoksa o mabede dilemekten başka bir amaçla girerseniz, bir şey alamazsınız. Yazının devamı

Evvel / Origin / Beginning / πρώτος / أولا »

evveliyat-baslangic Evvel / Origin / Beginning / πρώτος /  أولاNe değildir?

Yokluk’tan Varlık’a geçiş değildir. Eğer bir ilk madde ve ilk kudret ve ilk sebep olmaksızın “başlamak” söz konusu olursa buna “yaratılış” denir. (Genesis / γένεση / Creatio ex nihilo / خلق من العدم)

Nedir?

Başlamak daima kendinden evvel gelen bir şeyin sonu, ölümüdür. Tohumun sonu ağacın başı, yumurtanın ölümüyse kuşun doğuşu… (Bkz. Ölüm’ün –E hâli (4) : Kâmiliyet / έντελέχεια) Yani her başlangıç bilimsel bilgiyle erişilebilecek bir dönüşüm evresidir: Atomlardan evvel atom-altı parçacıklarla dolu bir evren vardı; kelebekten evvel tırtıl vardı. Eğer “Yokluk” olarak tasavvur edilen şey Yokluk’tan ibaret olma dışında bir şeye dönüşebilme potansiyeline sahipse, yumurta veya tohum gibi bilkuvve bir hayatiyet ihtiva ediyorsa ona “Yokluk” demek yanlıştır. Yazının devamı