Main Content RSS FeedYazılar

İlerleme / Terakki / Progrès / ترقی / تقدم »

İlerleme / Terakki / Progrès / ترقی / تقدمNe değildir?

Nedir?

Eşeğin önünde bütün gün asılı kalan fakat bir türlü yiyemediği havuçtur. İlerleme, “yarın” kelimesi gibi erişilmesi sürekli ertelenen fakat uğrunda büyük fedakârlıklar yapılan modern bir totemdir.

Neden?

Eşeğe acıyan sahibi günün sonunda havucu verir ama insanlık hedefine hiçbir zaman ulaşamayacak. Çünkü ilerlemeciler, ölçülebilir hedefler koymazlar. Bu sayede fedakârlık istedikleri insanları ve torunlarını uzun yıllar kırbaçlayabilirler. Çağdaşlık da böyledir. (Bkz. Derin Lügat: Çağdaş / Modern / Contemporary / معاصر) Bu veçhesiyle soyut hedefler totaliter rejimlerin bitmeyen iç düşmanlarına benzer. Yani bilimsel ilerleme kendisi için istenen tanrısal bir varlık olmuştur:

 “Bilimin kendi başına iyi ve doğru olduğuna sarsılmaz bir şekilde iman ediyoruz” (Robert J. Oppenheimer, Bilimi ve Sağduyu, 1955)

Bu sözlerin sahibi Amerikalı fizikçi Oppenheimer, laboratuarında uyuklarken hayal kuran ütopist bir romantik değil Hiroshima’ya atılan atom bombasının tasarımcılarından ve Manhattan projesinin yöneticisi! Aklı başında bir bilim adamı veya bir siyasetçi ise hedeflerini ve totemleştirmediği ilerlemesini müşahhas göstergelerle Yazının devamı

Düşüş / Albert Camus »

albert-camus-dusus-54 Düşüş / Albert CamusÇoğu zaman kendisinden kaçtığım böyle bir dostum vardı. Biraz canımı sıkıyordu, üstelik ahlaklıydı. Ama can çekişirken beni buldu yeniden, telaşlanmayın. Her gün ziyaretine gittim. Benden hoşnut olarak, ellerimi sıkarak öldü. Sık sık peşime düşen ve emeline ulaşamayan bir kadın genç yaşta ölüverdi. Yüreğime öyle bir oturdu ki! Üstelik kendini öldürmüştü kadın! Tanrım, ne tatlı telaş! Telefon çalar, yürek taşar, cümleler kısa kesilir, ama örtülü anlamlarla yüklüdür, acı bastırılır ve hatta, evet, biraz da kendini suçlar insan!

İnsan böyledir, aziz bayım, iki yüzü vardır onun: Kendini sevmeden sevemez. Gözleyin komşularınızı, şansınıza bir ölüm olursa binanızda. Onlar kendi küçük yaşamları içinde uyurken, örneğin kapıcı ölür. Hemen uyanırlar, koşturmaya başlarlar, bilgi alırlar, acınırlar. Taptaze bir ölü, gösteri başlar sonunda. Onların trajediye gereksinimleri vardır, neylersiniz, onların küçük aşkınlıklarıdır bu, aperitifleridir. Üstelik, size kapıcıdan söz etmem bir rastlantı mı dersiniz? Benim bir kapıcım vardı, gerçekten çirkin, kötülük timsali, anlamsız ve içi hınç dolu bir canavardı, bir Fransisken rahibini bile ürkütürdü. Artık onunla konuşmuyordum bile, ama, sırf varlığıyla benim her zaman huzurumu kaçırıyordu. Öldü, cenazesine gittim. Nedenini söyler misiniz bana?

Ölüm töreninden önceki iki gün çok ilginç geçti. Kapıcının karısı hastalanmış, tek göz evde yatıyordu, onun yanında da sehpalara uzatılmış tabut duruyordu. Kiracılar mektuplarını kendileri almak zorundaydılar. Kapıyı açıyorlar, “Günaydın madam,” diyorlar, kadından, eliyle gösterdiği ölünün övgüsünü Yazının devamı

Kitap Hırsızı / Markus Zusak »

  • Kitap Hırsızı / Markus ZusakÇünkü o, kelimeler olmadan bir kişinin ne kadar güçsüz olabileceğini anlamıştı.
  • “Açlıktan ölüyorum,” diye cevap verdi Liesel. Bir kitap için.
  • Aslında kitabın neyle ilgili olduğu önemsizdi. Asıl önemli olan, taşıdığı anlamdı.
  • Üç dil birbirine karışıyordu. Rusça, Almanca ve mermice.
  • İnsan, mutluluğu çalabilir miydi?
  • Her yerde kitaplar vardı! Duvarların her birinde aşırı dolu ama kusursuz raflar yükseliyordu. Duvarın boyası bile görünmüyordu. Siyah, kırmızı, gri her renkte kitapların sırtlarında farklı tarzlarda ve büyüklüklerde yazılar vardı. Bu, Liesel Meminger’in hayatında gördüğü en güzel manzaraydı.
  • Her türden insan vardı ama aralarında en kolay tanınanlar yoksullardı. Yer değiştirmek, bir şeyleri değiştirecekmiş gibi yoksullar daima oradan oraya taşınırdı.
  • Bana göre savaş, sizden imkânsızı başarmanızı bekleyen yeni patronunuz gibidir. Omzunuzun tepesinde durup sürekli aynı şeyi tekrarlar: “Bitir, bitir.” Dolayısıyla daha çok çalışırsınız. İşi bitirirsiniz. Ama patronunuz size teşekkür etmez ve daha fazlasını ister.
  • Kitapları tek tek parmaklarının altında hissetti.Sihir gibiydi. Bir avizeden yayılan parlak ışık huzmeleri gibi. Birkaç kez kitaplardan birini neredeyse yerinden çekecekti ama onları rahatsız etmeye cesareti yoktu. Çok mükemmellerdi.

Yazının devamı

Sofie’nin Dünyası / Jostein Gaarder »

  • Sofie'nin Dünyası / Jostein GaarderKendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde özgür bir şekilde davranıyorsun.
  • Rus bir beyin cerrahıyla yine Rus bir astronot din konusunda tartışıyorlardı. Beyin cerrahı dindar, astronotsa dindar bir kişi değildi. “Uzayda çok dolaştım” diye övünerek konuştu astronot, “ama ne Tanrı’yı gördüm ne de meleklerini!” Cerrah cevap verdi: “Ben de çok zeki beyinler ameliyat ettim, ama tek bir düşünce görmedim!”
  • En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir. Bir şeyi bilmemek aslında yeni bir bilgi edinme yolunda bir aşamadır.
  • Evet, sevgili insan, sen kimsin ki Tanrı’yla çekişmeye kalkışıyorsun. Hiç eser kendisini yapan ustayla beni niçin yapıyorsun diye konuşur mu? Aynı topraktan bir çanağı güzel, bir diğerini değersiz yapmak çömlekçinin elinde değil midir?

Yazının devamı

Faust / Johann Wolfgang Von Goethe »

  • Faust / Johann Wolfgang Von GoetheBazen öyle hasretler vardır ki kavuşmaktan zevklidir.
    Eğer, ağzınızdan çıkan sözler ruhunuzun derinliklerinden fışkırmıyor ise; dinleyicilerin kalplerine tesir edemezsiniz. Başkalarından duyduklarını veya kitaplardan okuduklarını tekrarlayan adam maymuna benzer ve ancak çocukları güldürebilir…
    İnsan araştırdığı müddetçe yanılabilir.
  • Ne acayip bir dünyada yaşıyoruz ? İnsanlar, cehaletin kalın perdesi arkasından, gerçeği göremiyorlar. Katillerine kucak açıp onları alkışlıyorlar.
  • Bir fidan tomurcuklarını çatlatırsa, bahçıvan onun meyve vereceğini pekâlâ bilir.
    Muhayyilenin, cazibenin, estetiğin ve ahengin olmadığı yerde sanat yoktur.
  • Hiçbir şeyi bilmemiz gerektiği gibi bilemiyoruz. İşte bu gerçek artık benim kalbimi parçalayacak.
    Sen, insanın en kıymetli sermayesi olan, akıl ve bilgiden nefret et bakalım. Akıl ve bilgiyi inkâr eden adam, imanını da koruyamaz…
    Kimler için yazı yazdığınızı bilirseniz, ne yazacağınızı da bilirsiniz.
  • Bu dünyada mükemmel olan bir yer var mı? Birinin bir şeyi,diğerinin başka bir şeyi eksik.
  • Hangi kılığa girsem, yeryüzündeki dar hayatın acılarını duyacağım.
    İnsanların her yerde çile çektiklerini ve yalnızca bir, iki kişiyle sınırlı insanların mutlu olduğunu binlerce kitaptan mı öğreneceğim?

Yazının devamı

Elveda Proletarya / André Gorz »

Elveda Proletarya / André GorzAziz Marx ’a göre proletarya

Marx’ın proletarya kuramı, ne sınıf çatışmalarının deneysel bir incelemesi ne de proletarya radikalizminin bir mücadele deneyimi üzerine kurulmuştur. Hiçbir deneysel gözlem ya da mücadele deneyimi, proletaryanın tarihsel görevinin, (Marx’a göre bu görev, proletaryanın sınıfsal varlığını açıklar) keşfedilmesine yol açmaz. Marx bunun üzerinde defalarca durmuştur: Sınıf görevlerini tanımamızı sağlayan, proleterlerin deneysel olarak gözlenmesi değildir. Tersine, proleterlerin varlığını kendi gerçeği çerçevesinde anlamamızı sağlayan, onların sınıf çıkarlarının bilinmesidir. Bu yüzden, proleterlerin varlıklarından kaynaklanan bilinçleri önemsizdir; ne yaptıklarını ne istediklerini zannettikleri de önemsizdir. Tek önemli olan ne olduklarıdır. Yazının devamı

Simyacı / Paulo Coelho »

  • Simyacı / Paulo CoelhoBir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor.
  • İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
  • Seni seviyorum, çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.
    Bir akşam yüreği, ona mutlu olduğunu söylemişti. “Biraz şikayet edecek olursam,” diyordu yüreği, “bu yalnızca insan yüreği olmamdandır ve insanların yürekleri böyle olur. Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar. Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek ama olamayan anlar, keşfedilmesi gereken ama sonsuza dek kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durumla karılaşınca ölümcül acılar çekeriz.”

Yazının devamı

Okyanus jeopolitiğinde sabitler ve yeni kartlar »

Okyanus jeopolitiğinde sabitler ve yeni kartlarDeniz savaşlarına ayırdığımız son birkaç bölümde donanmanın ülke ekonomisinden ve finansal gücünden bağımsız düşünülemeyeceğini söylemiştik. Bu bağlamda okyanusları, limanları, boğazları ve stratejik adaların kontrolünü jeopolitiğin merkezine yerleştiren İngilizler ile Amerikalılar birbirlerine benzerler. Çünkü bu iki devlet Almanya, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ürettiğini satarak değil başkalarının ürettiklerine el koyarak işleyen bir ekonomik modelle ayakta dururlar. Bir başka deyişle Amerikan saldırganlığı özünde İngiliz saldırganlığının devamıdır. Biz bu saldırganlığın genetik kodlarını anlamak için geçen bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de Amiral Alfred Thayer Mahan’ın kitap ve makalelerinden istifade edeceğiz.

Elinde çekiç olan her şeyi çivi gibi görür

Mahan’ın teorilerini geliştirdiği dönem 1800’lerin ikinci yarısı. Fakat ABD’nin o zamanlar bugünkü kadar büyük bir donanması yok ve bugünkü gibi saldırgan da değil. “Normal” diyeceksiniz, saldırmak için zaten ordusu yok. Doğru, ABD dış politikasına o yıllarda “Monroe doktrini” hâkim. Daha çok içe kapanık, Avrupa’nın iç işlerine ve sömürge savaşlarına katılmayı reddeden ABD Başkanı James Monroe’nin, 2 Aralık 1823’te kongreye sunduğu ilkeler manzumesi bu. Mahan ise tam tersini düşünüyor:

“… Milletlerin büyük ailesine dâhil olduk, bu sorumluluğu üstlenmeliyiz […] ABD limanlarının savunmasını arttırmalı, düşmanın ele geçiremeyeceği hale getirmelidir. […] ABD caydırıcı taarruz gücüne sahip bir donanma inşaa etmelidir. San Fransisco kıyılarından 3000 deniz mili mesafeye kadar bir güvenli bölge oluşturulmalıdır ki Karayip Denizi’ndeki gibi Avrupalı güçler bizim limanlarımızı kullanabilecek duruma gelmesinler. […] Hawaii’deki yönetimin ABD’ye bağlanma isteğini kabul etmeliyiz zira biz bunu yapmazsak başka güçler yapacaktır…” (The Interest of America in Sea Power, Present and Future, 1897)

Monroe doktrininden net bir kopma arz eden bu bakışı bir parça tahlil edelim. Evvelâ Amerikan emperyalizmini teşvik eden Mahan yalnız değil. Meselâ Hawaii krallığın ABD’li iş adamlarınca kaosa itildiğini, uyduruk bir hükümetin ABD’ye ilhak için başvurduğunu Yazının devamı

ABD’yi esir alan savunma sanayii konusunda Eisenhower’ın uyarısı »

 

… Bu konuda okumak için…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin ABD'yi esir alan savunma sanayii konusunda Eisenhower'ın uyarısı

Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar.

Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli,  “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.  Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?

Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?  Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirebilirsiniz.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor? / Ernest Hemingway »

  • Çanlar Kimin İçin Çalıyor? / Ernest Hemingwayİnsan ada değildir, bütün de değildir tek başına, anakaranın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır; bir kum tanesi bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi; bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın; işte bu yüzden hiç sorma çanların kimin için çaldığını, çanlar senin için çalıyor.
  • Beni sevmiyorsan eğer korkma ben seni ikimize de yetecek kadar çok seviyorum …
  • Uğruna savaştığımız her şey gibi seviyorum seni. Seni özgürlüğü, haysiyeti, bütün insanların çalışma ve aç kalmama haklarını sevdiğim gibi seviyorum. Seni savunduğumuz Madrid’i sevdiğim gibi seviyorum ve ölen bütün yoldaşlarımı sevdiğim gibi.
  • Hiç kimsenin başka birinin hayatını elinden almaya hakkı yoktur, başka insanlara daha kötü bir şeyin olmamasını önlemek dışında.
  • Bir devrimde, size yardım eden yabancılara bir şey açıklayamazsınız, hiç kimse de bilmesi gerekenden fazlasını bilmez.
  • İyi ve kötünün yan yana olduğu bir ordu savaş kazanamaz. Hepsinin belirli bir siyasal gelişim düzeyine getirilmesi gerekli; hepsi niçin dövüştüğünün,amaçlarının önemini kavramalı. Yapacakları kavgaya inanmalı hepsi, disiplini kabul etmeli.
  • Ülkenizde çok faşist var mı? Yazının devamı