Main Content RSS FeedYazılar

İnsânlıklarımıza, Kendimize, Düşünmeye Dâir »

İnsânlıklarımıza, Kendimize, Düşünmeye DâirYakın zamânda bir çay bahçesinde, dost meclisinde konuşuyorduk. Felsefeye yeni yeni ilgi duyan sevdiğim bir abim bendenize bâzı suâller yöneltti. Fakîr de okuduklarım ve düşünmeye çalıştıklarım aracılığıyla cevâplar vermeye yâhûd bilmediğimi izhâr etmeye çabaladım. Felsefe, yânî düşünmenin cân sıkıntısı ile olan ilişkisini îzâh etmeye çalıştığımda, olur mu ya hu öyle şey, o kadar basit mi bu, gibi bir tepki aldım. Oysa düşünmenin cân sıkıntısıyla olan ilişkisi hakîkaten çok kuvvetlidir. İki mânâda kullanıyorum cân sıkıntısını. Hem keder, hem de bunalmak anlamlarını ihtivâ eden şekilde. Hayâtın kendi hayhuyu maalesef nice dostu dar kalıplara sıkışmaya zorluyor. Ne yalan söyleyeyim, dostların da çok dirençli olmadıklarını görüyorum. Para, makam, şöhret… Uzayan giden bir liste oluşturmak hiç zor değil. Oysa memnûn olmayan insân düşünmeye çabalar. Her şeyin yolunda gittiğini, kendiyle ve çevresiyle ilgili hiçbir ârıza ile karşılaşmadığına kanâat getiren, tatmîn olmuş kişilerin düşünmeye hak ettiği ilgiliyi göstermeleri mümkin değil. Dilimiz ne güzel kurmuş râbıtayı, fikir’in çoğulu olan efkâr’a keder anlamını da katıvermiş.

Eflâtun’un Mektuplar’ında felsefe ile iştigâl etmek isteyenlere birtakım öğütler bulmak mümkin. Metkuplar’ın en ünlüsü olarak kabûl edilen 7. Mektupta şöyle diyor:

Felsefeyle gerçekten de ilgilenen bir insân… başka şekilde davranırsa yaşayamayacağına inanır… Böyle bir adam her zaman için benzeri bir ruh hali içindedir. Gündelik işleriyle ilgilense bile, her zaman, her konuda felsefeye bağlı olduğundan öğrenmeyi, kavramayı ve eleştirmeyi en iyi şekilde temin edecek bir yaşam tarzı belirler. Bunun aksi bir hayattan asla hoşlanmaz.

Eflâtun, alıntıladığım bölümün devâmında hakkını vererek felsefeyle ilgilenmeyenleri de tanımlıyor. Orasını merâklılarına bırakalım. Burada bir tanım yok fakat betimleme var. 10. Mektupta ise net bir târif buluyoruz:

…Metanet, sadıklık ve açık yüreklilik. Bence gerçek felsefe budur.

Peki, filozof kimdir? Bir târifini Devlet’te bulmak mümkün. 475 e de, Eflâtun filozofu ‘doğruyu görmesini sevenler’ diye îzâh ediyor. Şimdi, bütün bu söylenenlerden sonra, bir târif yapmamız gerekse, filozof: sâfiyâne şekilde, devâmlı sûrette, hakîkati arayan insân diyebiliriz. İşte bu tanımın ortaya çıkabilmesi için, memnûniyetsizlik ve cân sıkıntısı zarûrîdir. Yazının devamı

ABD ve Terör »

ABD ve Terör11 Eylül Saldırıları, terörizmle mücadeleyi küresel bir boyuta taşımıştır. 11 Eylül’den sonra tüm dünyadaki terörist oluşumları ortadan kaldırmayı planlayan ABD, dönemin ABD Başkanı G. W. Bush öncülüğünde 2001’de Afganistan’ı 2003’te Irak’ı işgal etmiştir. Bu işgaller sonucunda terör örgütleri daha geniş bir alana yayılmıştır. ABD işgali süresince devam eden insanlık dışı uygulamalar, terör örgütlerine sempati duyulmasını sağlamıştır. İşgalin ABD’nin ekonomisine ve dünyadaki imajına zarar vermesi sonrasında Bush’tan sonra göreve gelen Barack Obama, Bush’un saldırgan ve yayılmacı politikasının tam aksine izolasyon temelli bir politika tercih etmiştir. Obama yönetiminin Irak’tan çekilme sonrası bir stratejisi olmadan çekilmesi, Irak’ın iç dinamiklerindeki kırılganlık otorite boşluğu doğurmuş, bu boşluğu ise IŞİD terör örgütü doldurmaya çalışmıştır. ABD’nin Bush dönemindeki Irak işgali ve Obama dönemindeki Irak’tan çekilmesi, iyi planlanmış hamleler olmadığı için Irak’ı özgürleştirmemiş, aksine istikrarsızlaştırmış, tüm dünyayı tehdit eden IŞİD terör örgütünün oluşmasında etkili olmuştur.

E-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Aralık ayında en çok okunan kitaplar »

Aralık ayında en çok okunan kitaplarAralık ayında günlük ortalama ziyaretçi 4500’ü geçti, sitemize 72.647 farklı ziyaretçi geldi ve 2.5 milyondan fazla sayfa açıldı. Yine bu sürede  e-kütüphanemizde 71.003 kitap okundu. En çok okunan 5 kitabın her biri 1000’den fazla indirildi. Eğitimci, araştırmacı-yazar Ufuk Coşkun’un kitabı “Kemalist Eğitimin Zararları” 1465 okuma ile Aralık birincisi oldu. İkinci sırada yine “Derin İnsan” var. 3, 4 ve 5ci kitaplar strateji ve jeopolitik denemeleri.  Toplam okumanın %67’sini oluşturan ilk 20 kitap şöyle:

  1. Kemalist Eğitimin Zararları
  2. Derin İnsan
  3. Petrol kandan ağırdır
  4. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  5. Derin Savaş
  6. Rönesans’ın Kara Kitabı
  7. Derin Göz
  8. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  9. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  10. Liberalizmin Kara Kitabı
  11. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  12. Derin Lügat 8.0
  13. Derin MAЯҖ
  14. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  15. Bir pozitivizm eleştirisi
  16. Kitap Tanıtan Kitap 1
  17. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  18. Zaman Nedir?
  19. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  20. İslâm’da Mimar ve Şehir

Almanya nasıl Sam Amca’nın sütlü ineği oldu? »

Almanya nasıl Sam Amca’nın sütlü ineği oldu?Okulda bize öğretilmez ama bunları bilmeyenler bugünkü Almanya’yı anlayamazlar:

1) Savaştan sonra Nazi subaylarının affedilmesi,

2) Alman işadamlarının servetlerinin Amerikalılar tarafından iadesi,

3) Alman devletinin polis, asker ve istihbaratının ABD kontrolüne girmesi.

  • Savaş sırasında Hitler’in Londra’yı bombalamasını ve Rusya’yı işgal etmesini sağlayan ABD derin devleti, Nazi Almanyası ile olan ilişkisini savaştan sonra nasıl şekillendirdi?
  • Hatırlayınız, 2. Dünya Savaşı’nda ABD şirketleri Hitler’e para, petrol ve teknoloji sağlamışlardı. Hitler ABD’ye savaş ilan ettikten sonra bile bu şirketlere el koymadı; faaliyetlerini engellemedi. Bkz. Hitler’in ABD yardımıyla Londra’yı bombalayıp 40.000 insanı öldürdüğü gün… »
  • Almanya nasıl Sam Amca’nın sütlü ineği oldu?John McCloy, Nazi savaş suçlularını kurtaracak olan Rockefeller piyonudur. Birleşmiş Milletler’in kuruluşunda da (aynı kuklacının emriyle) önemli bir rol oynamıştır. Bkz. Birleşmiş Milletler, Bilderberg ve Dünya Bankası kime aittir? »
  • John McCloy Almanya ile ilgili hassas dosyaların uzmanı bir avukat olmuştu. 1936 Berlin olimpiyatlarında Hitler’in özel odasına davet edilecek kadar etkili ve yetkiliydi.
  • McCloy, döneminin ABD başkanı Harry Truman tarafından Almanya yüksek komiserliğine getirildi ve 1950-1953 arasında görev yaptı.
  • John McCloy bu görevi sırasında Nürnberg mahkemesinde mahkum edilen birçok Alman işadamına af kararı çıkardı. Affedilen işadamlarına bütün fabrikaları ve servetleri geri verildi. Aslında Kissenger ve McCloy Amerika’ya köpeklik edecek yeni bir Almanya kuruyorlardı.

Yazının devamı

Hitler’in ABD yardımıyla Londra’yı bombalayıp 40.000 insanı öldürdüğü gün… »

Hitler’in ABD yardımıyla Londra’yı bombalayıp 40.000 insanı öldürdüğü gün...Hitler bize okulda öğretildiği gibi saldırgan bir diktatör müdür yoksa Amerikan petrol kartelinin sıfırdan inşaa ettiği ve sonunda imha etme düğmesine bastığı bir öcü mü? Şu bilgileri okuduktan sonra kendiniz karar verin. Kaynaklar için bkz. Birleşmiş Milletler, Bilderberg ve Dünya Bankası kime aittir? »

  • 1950-1960’lara baktığımızda, ABD savunma, finans ve petrol şirketlerinin Beyaz Saray’a tamamen yerleştiğini görürüz. Basit lobi faaliyetinin çok ötesinde, firma müdürleri aynı zamanda bakan, senatör, danışman vb olmaktadır. ABD’de bu çift işlere “revolving doors” denir.
  • Bugün hâlâ devam etmekte olan bu mafya sisteminde CIA ve Pentagon’un üst yönetimi hem Nazi Almanyası kurmayları, hem de ABD iş dünyasıyla kucak kucağadır. Hitler’in ödül verdiği iş adamları, Almanlara silah, teknoloji ve yakıt satan ABD firmaları… saymakla bitmez.
  • Birazdan örnekler vereceğiz ama burada önemli bir ayrım yapmak gerek: ABD firmaları hükümetten gizli olarak Hitler’e yardım etmedi. Meselâ 1941’de Alman ordusunun yakıt ve makine yağı ithalatında ABD’nin payı temmuzda %44, eylülde %94! Yani ABD yardım etmeseydi Hitler asla Rusya’ya saldıramazdı.
  • 1944 Normandiya çıkarmasında Amerikan askerleri ele geçirdikleri Alman kamyonlarında Amerikan malı GM ve Ford motorlarını görünce şoka girdiler. Tabi 1920’den beri ABD medya devi Randolph Hearst ve kimya devi Irénée Du Pont’un Hitler’e sponsorluk yaptığını bilmiyorlardı!
  • IBM patronu Thomas J. Watson’u da konuşalım. Bugün SAP ve Microsoft resmî öcü iran ile iş yapan firmalara şantaj yapıyor ama 1941 sonuna kadar IBM sakatların, yahudi ve romanların fişlenip öldürülmesi için Almanlara makine ve yazılım kiralamıştı ve milyonlarca $ kâr etmişti.

Yazının devamı

Birleşmiş Milletler, Bilderberg ve Dünya Bankası kime aittir? »

Birleşmiş Milletler, Bilderberg ve Dünya Bankası kime aittir?Bu sayfada petro-dolar sistemi ve Amerika’yı yöneten gizli güçler ile alakalı pek bilinmeyen bazı bilgileri açıklayacağız. BOP, Birleşmiş Milletler, Bilderberg forumu, Chattam House, Rockefeller Ailesi…

Kaynaklarımız şunlar:

1) Henry Luce,

2) Anthony Sampson,

3) John M. Blair,

4) Daniel Yergin,

5) Petrol karteli soruşturması Amerikan kongre tutanakları (1953)

6) çok uluslu Petrol şirketleri soruşturması Amerikan kongre tutanakları (1974)

7) Eisrnhower’in 1961 tarihli nutku

8) Gareth Williams,

9) Milton Friedman,

10) David Rockefeller’ın hatıratı,

11) James Srodes,

12) Michael Gama,

13) Douglas Martin.

  • Önce 1973 petrol krizine geri dönelim. Anglo-sakson şirketler bu tarihte “Ortadoğu” petrollerinin %92’sini ve komünist blok dışındaki petrolün %77’sini kontrol ediyorlardı.
  • 1954-1970 arasında son derece istikrarlı bir kontrol sağlayan petrol mafyası 7 şirketti ve “yedi kız kardeş” ismini italyan siyasetçi Enrico Mattei takmıştı: Jersey Standard, Mobil, SoCal, Texaco, Gulf Oil, BP ve Shell.
  • Bunların hepsi eşit güçte değildi: ilk 5’i dünya petrol üretiminin “sadece” %35’ine ve rezervlerin %43’üne sahipti ama boru hatlarının %81’ini ellerinde tutuyorlardı. Yani petrol zengini iki şirket, boru zengini 5 şirketin tehdidi altındaydı… Sonra?
  • Üretim noktalarında ve taşıma hatlarında çıkabilecek savaşlar ve bu savaşların doğuracağı fiyat oynamaları, bütün şirketlerin menfaatlerini aynı yönde etkilemiyordu.
  • 1970’te ABD üretimi 11.32 milyon varil/gün ile rekor kırdı: Bu seviye, iran, s.arabistan ve venezüella’nın toplamı kadardı. Yani ABD, komünist blok harici üretimin %25’ini yaptı. Ama 7 ortaklı petrol mafyasının 5 amerikan ortağı, boru ve limanlar ile bu kontrolü %50’ye çıkardı.

Yazının devamı

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 8.0 yayında. »

  • Derin Lügat güncellendi. Sürüm 8.0 yayında.Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
  • 8ci sürüme eklenen yeni terimler: Fetih, Estetizasyon, Rönesans, Amerika’nın keşfi, Çelişki, Mecazî aşk, Big Data, Nobel Barış Ödülü, Allah korkusu, İnsan Kaynakları, Gaflet, Batı, Objektif Bilgi.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. (Bkz. Rönesans’ın Kara Kitabı)

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Objektif Bilgi / Objective Information / معلومات موضوعية »

Objektif Bilgi / Objective Information / معلومات موضوعيةNe değildir?

Bütün insanların Ben’liklerinden bağımsız, mutlak bir görüş / duruş noktası değil.

Nedir?

Çoğunluğun kabul etmesinden başka dayanağı olmayan demokratik “gerçekler”.

Neden?

“Objektif bilgi” diye bir şey yoktur. Çünkü bütün insanların Ben’liklerinden bağımsız bir görüş yani duruş noktası olmayan bir bakış açısı ancak tanrısal olabilir.  Bu bakış açısı dahi (bir) tanrının indinde yani o tanrının sübjektivitesindedir; objektif olamaz:

“… Bana kalırsa ben, Ben’lik dediğim şeyin en yakınına girecek olursam, her zaman sıcaklık ya da soğukluğun, ışık ya da gölgenin, sevgi ya da nefretin, acı ya da hazzın şu ya da bu cüzi hissine temas ederim. Hiçbir zaman benliği bir his olmaksızın yakalayamam ve hiçbir zaman hislerimden başka bir şey gözleyemem. Derin bir uyku esnasında olduğu gibi hislerim bir süre için ortadan kaldırılacak olursa, o süre boyunca benliğimi duyumsayamam ve var olmadığım hakikatten söylenebilir. Eğer tüm hislerim ölüm tarafından ortadan kaldırılacak olsaydı ve bedenimin çözünmesinden sonra ne düşünebilecek ne de hissedebilecek olsaydım, ne sevebilecek ne de nefret edebilecek olsaydım, bütünüyle yok edilmiş olurdum: beni tam bir hiçlik yapmak için daha öte bir şey tasarlayamam …” (David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme)

“Dışımızdaki” dünyayı hisler, akıl ve hayal sayesinde anlarız. Fizik, kimya gibi bilimsel bilgi de dâhil olmak üzere biliş, indî/sübjektif bir tasavvura dayanır. (Bkz. İndî / Sübjektif) Bu tasavvur içtimaî bir kisveye büründüğünde insanlar “objektif” bilgiye eriştiklerini vehmederler. Demokratik yanılgılara “Gerçek” deriz. Kolaylıkla aldanan algılarımızdan başka kapısı, penceresi olmayan insan zekâsı, asla objektif bilgi üretemez:

“… Dış dünyada olup bitenleri değil, yalnızca hislerin aktardıklarını bildiğimizi söyleriz.) Dıştaki bir olayın bilgisinin resmi göze ve bilince yansıyan ışınlar yoluyla algılanır. Ancak o zaman, insanın bu yansıtmadan emin olup olamayacağı sorusu hemen ortaya çıkar. Ve bu resim gerçekte ne olduğunu değil bizim o bilgiyi nasıl tasavvur ettiğimizi gösterir …” (Ludwig Wittgenstein, Kesinlik Üstüne, 1949-1951)

Bulunduğumuz yer, seçtiğimiz kelimeler bize objektif görünür ama…

Gerçek hiç de öyle değildir. Kelimelerle ifade edilen bilgi, gerçeği değil bizim gerçek olduğuna inandığımız şeyi gösterir:

“… Kelimelerin anlamları bizim dışımızda ve bizden bağımsız bir güç tarafından verilmez ki onların gerçek anlamları üzerine bilimsel araştırmalar yapılabilsin. Bir kelimenin anlamı ona kullanan kişinin verdiği anlamdır …” (Ludwig Wittgenstein)

Eğer insanlar gerçekten objektif olan bir bilgiyi keşfedebilselerdi veya bizzat üretebilselerdi sonsuza dek mutabık kalırlardı. Bu mutabakatın çekim gücüne direnebilecek hiç kimse Yazının devamı

Kasım ayında en çok okunan kitaplar »

Kasım ayında en çok okunan kitaplarKasım ayında sitemize 75.098 farklı ziyaretçi geldi ve 3 milyona yakın sayfa açıldı. Yine geride kalan kasım ayında  e-kütüphanemizde 72.567 kitap okundu. En çok okunan 3 kitabın her biri 1000’den fazla indirildi. Eğitimci, araştırmacı-yazar Ufuk Coşkun’un* kitabı “Kemalist Eğitimin Zararları” 1296 okuma ile bu ayın birincisi oldu. İkinci sırada “Derin İnsan” var. Yıllar önce yayına girdiğimiz bu kitap felsefenin, edebiyat, sinema ve psikolojinin kesişim noktasında “İnsan” denen varlığın derinlerine dalıyor. Üçüncü sıra Suzan Nûr Başarslan’dan: “Roman nedir? Nasıl Yazılır?”. Bu son iki kitap yıllardır çok sık olarak ilk 10’a ve ilk 20’ye giriyor. Toplam okumanın %55’ini oluşturan ilk 20 kitap şöyle:

  1. Kemalist Eğitimin Zararları
  2. Derin İnsan
  3. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  4. Rönesans’ın Kara Kitabı
  5. Derin Savaş
  6. Rönesans’ın Kara Kitabı
  7. Derin Göz
  8. Petrol kandan ağırdır
  9. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  10. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  11. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  12. Liberalizmin Kara Kitabı
  13. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  14. Bir pozitivizm eleştirisi
  15. Kitap Tanıtan Kitap 1
  16. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  17. Zaman Nedir?
  18. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  19. İslâm’da Mimar ve Şehir
  20. Banka Ordudan Tehlikelidir!

Rüzgâr santralleri neden elektrik kesintisine ve açlığa sebep oluyor? »

  • Rüzgâr santralleri neden elektrik kesintisine ve açlığa sebep oluyor?Güney Avustralya’da garip şeyler oluyor ve Türkiye’yi ilgilendiriyor. Yenilenebilir(?) enerji, rüzgâr ve güneş santrallerinden elde edilen elektrikten bahsedelim. Neden sürekli elektrik kesintisi oluyor bu bölgede?
  • Güney Avustralya eyaleti rüzgâr elektriğinin toplamdaki payını %50’ye çıkardı ve dünya çapında önemli bir laboratuvar oldu. Rüzgâr sürekli esmediği için üretimdeki kesilmeler %40’a yaklaştı.
  • Güney Avustralya rüzgâr kurbanı oldu. Rüzgâr santrallerinin rasgele zamanlarda durmasını tazmin edecek bir sistem yok. Toplam üretimdeki payları %1 sularında kaldığı müddetçe yol açtıkları dalgalanma genel üretim-tüketim farkı içinde eriyor. Ama %20’leri geçince bütün bir ülke riske girebilir.
  • Daha önce RES ve GES’lerin ulusal çapta çözüm olmayacağını yazmıştık. Bkz. Rüzgâr ve güneş enerjisi sürdürülebilir/yenilenebilir değil çünkü…
  • Rüzgâr ve güneş santralleri, büyük şehirlerden uzak, tecrid noktalarda, meselâ yangın gözlem kulesi veya küçük çiftliklerde bir akü ile birlikte olursa kullanışlı. BÜYÜK ÖLÇEKTE ASLA ÇEVRECİ DEĞİL. Zira yüzbinlerce evin ihtiyacı için pil/akü kullanmak, tonla asit ve kurşun gibi ağır metallerin doğayı kirletmesi demek.
  • Rüzgâr ve güneş elektriği ulusal çapta kesinlikle ekonomik de değil. Güney Avustralya’daki RES üretimindeki dalgalanma ve fiyat üzerinde rüzgârın olumsuz etkisi çok büyük.
  • Bu sahte çevrecilik yüzünden Güney Avustralya’da hem elektrik fiyatları yükseldi hem de kesintiler ekonomiye zarar verdi. Neticede herkes kaybetti… Hemen hemen herkes. RES ithal edenler ellerini ovuşturuyor.
  • Rüzgâr türbinlerinin içindeki mıknatısların üretimi için gerekli olan nadir metaller oldukça pahalı ve fiyat artıyor. Üstelik bunların üretilmesi için toprağa tonla asit dökülüyor ve tarım yapılmaz hale geliyor. Çin’de RES yüzünden toprağını kaybetmiş milyonlarca köylü var.
  • Elektik fiyatlarının yükselmesi fakir ailelerin bütçesini o kadar sarstı ki yerel gıda bankasına göre açlık riski altındaki nüfus %3,5 iken %6,2’ye geçti. Yani Avustralya rüzgâr kaynaklı elektrikle:
  1. Çevreyi koruyamadı,
  2. Ekonomiyi berbat etti,
  3. Açlık riskindeki nüfusu ikiye katladı.

Ya Türkiye? Aynı aptallığı yapar mı? Yazının devamı