Main Content RSS FeedYazılar

Bir Dehanın İzleri – II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel »

Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel– Medeni adam dostunu düşmanını tefrik etmemeli, her ikisine de aynı muameleyi yapmalı. Zira düşmanlara açıkça husumet göstermek akıl karı değildir. Dostlara da fazla güvenmek ahmaklıktan ileri gitmez, biz daima İngiltere’nin dostu görüneceğiz. Fakat onun hislerini, fikirlerini, siyasetini de bileceğiz.

– Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı alabildiğince kışkırtan Gladstone’un İngiliz Müstemleke Nazırı iken Lordlar Kamarası’nda söyledikleri de İngilizlerin bu coğrafyadaki ince hesaplarını açıkça ortaya koyuyordu. O gün Gladstone eline Kur’an-ı Kerim’i alarak kabinedekilere göstermiş ve: “Eğer bu kitabı Türklerin elinden alamazsak onları asla yenemeyiz” demişti.

– Abdülhamid Han, hayatına kasteden ve ölüm cezasına çarptırılan mahkûm ile bizzat görüşür. Hususi dairesine kabul ettiği Jorris ile saatlerce baş başa kalır. Ne konuşmuştur, neler sormuştur bunu kimse bilmiyor. Tahsin Paşa, ‘Avrupa’da ayrılıkçı Ermeniler aleyhine çalışmak üzere kendisine vazife verdi’ diyor. Acaba ona verilen görev sadece Ermeni komitacılarla mı sınırlı kalmıştı, Avrupa’daki diğer devletler ve onların istihbarat ağları ile ilgili de bir şeyler planlanmış olamaz mıydı? Abdülhamid Han, bu uzun görüşme sonrasında yanına çağırdığı yetkililerden beş yüz altın getirmelerini ister. Gelen para Abdülhamid Han tarafından, kendisini öldürme girişiminde bulunan bu adama takdim edilir. Padişah, ölüm cezasına çarptırılmış olan mahkúmun arka kapıdan bırakılmasını ister. Herkes şaşkınlık içindedir. Abdülhamid Han’ın yanındakiler, Jorris’in yıllarca Osmanlı hesabına Avrupa’da iş gördüğünü ve ciddi faydalar sağladığını söylemişlerdir. Dehanın izleri burada da kendisini göstermektedir.

… Kayıp mânâların, mayınlı ve zehirli kelimelerin izini sürmek için …

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Algı operasyonu nedir? »

  • Algı operasyonu nedir?Gerçekleri silip kendi menfaatlerine uygun yeni “gerçekler” üretenler kim? Biz neden yutuyoruz?
  • Susarak yalan söylemek çok eski bir yöntem. Gerçeğin sadece bir kısmını gösterip halkı kandırmak, buz dağının görünen ucu. Sıkıntı derinde. Nedir?
  • İnsan hafızası, güvenlik kameralarının kaydına benzemez. Bütün olayı “doğru” sırada hatırlamayız. Görüntü, ses ve kokular kalır hafızada.
  • Çocukluk ve gençlik hatıralarımız gibi toplumsal hafıza da mermere kazınmış değildir. Halk, efsanelerle geçmişi ayakta tutar. Ama hangisini?
  • Unutmak istediğimiz, korktuğumuz, utandığımız anlar silikleşir yahut “travma” damgasıyla abartılır. Algı operasyonları bunu kullanır.
  • İnsanların hatıralarını tamamen silemezsiniz ama aralarındaki bağlantıları çözüp farklı yerlere bağlayabilirsiniz. Yeni bir “hikâye” alatabilirsiniz.

Yazının devamı

Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigory Petrov »

  • Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigory PetrovHer halkın içinden hem büyük şahsiyetler hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir. Bunlardan hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerine hakim olan ruh halidir. Burada hepimizin hayatı ve çalışmaları sorgulanmaktadır aslında. Kendi ülkemizde ne işle meşgulüz, halkımızın kaderinde nasıl bir rol üstleniyoruz?
  • Yolunuza engeller çıkacak, başarısızlıklar olacak, düşmanlarınız, yaptığınız işe karşı gelenler bazen zafer elde edecekler, ama siz sönmeyin. Ümitsizliğe kapılmayın! Hiçbir zaman ellerinizi indirerek vazgeçmeyin!

Yazının devamı

Bir Dehanın İzleri – II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel »

Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel– Gördüğüm o ki İslam dünyası birkaç isim üzerinde hemfikir olmuş. Kalbine bu kişilerin sevgisini alabildiğine yerleştirmiş ve bu kişilere ciddi anlamda saygı duyar hale gelmiş. Onlardan biri Selahaddin Eyyubi, bir diğeri II. Abdülhamid Han. Biri Kudüs’ ü almış, diğeri de vermemiş. Biri bize ait mukaddeslerin kazanımı için hayatını hiçe saymış, diğeri bu mukaddesatın kaybedilmemesi için her şeyini ortaya koymuş.

– Enteresan bir toplumuz. Hiç ayarımız, orta kararımız yok! Bir kişiyi ya bir anda göklere çıkarıyor ya da anında yerin dibine sokabiliyoruz. Bu durum maalesef tarih anlayışımızda da söz konusu.

– NATO toplantısı için Fransa’ya gidecekti Menderes. Kulağına birtakım şeyler gelmekteydi. Osmanlı soyunun bir kısmının Fransa topraklarında son derece kötü şartlarda çalışmak durumunda kaldıklarını haber almıştı. Hemen Paris Büyükelçisi’ni yanına çağırıp Fransa’daki Osmanoğulları hakkında bilgi sordu. Başkonsolosun bu konuda hiçbir bilgisi yoktu. Hemen talimat verdi, ‘Sana yirmi dört saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin.’

– Yetkililerin etekleri tutuşmuştu, kısa sürede hanedan ailelerinin adresleri bulundu ve Başbakan Menderes’e iletildi. Başbakan bu sahipsiz aileleri görmek, hangi şartlarda yaşadıklarını anlamak istiyordu. Gördükleri karşısında vicdanı kanamıştı. Sultan Abdülhamid Han’ın eşi Müşfika Kadınefendi 80 yaşındaydı o günlerde. Kızı Ayşe Sultan da 60’larında. Fransızlara ait bir bulaşıkhanede çalışmakta, Fransızların bulaşıklarını yıkayarak geçinmeye çalışmaktaydılar. Gözyaşlarına hâkim olamayan Menderes Müşfika Kadınefendi’nin ellerine sarıldı ve dudaklarından şu sözler döküldü, ‘Anne ne olur affet bizi, geç geldik!

… Kayıp mânâların, mayınlı ve zehirli kelimelerin izini sürmek için …

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Başaramayacaksınız! »

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?Hükümeti_devirmek_kapak Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Başaramayacaksınız!

4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı. Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Bir Dehanın İzleri – II.Abdülhamid Han, Talha Uğurluel »

Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelRusya’dan gelen Ermeni bir grup Belçika’dan gelen suikast ekibiyle İstanbul’da buluşur. Aralarındaki Charles Edward Jorris bomba konusunda son derece uzmandır. Beyoğlu’nda kiraladıkları Moravic Apartmanı’nda, gerçekleştirmeyi planladıkları suikast üzerine tam bir ay çalışırlar. Beykoz ve Polonezköy’de bomba denemeleri yaparlar. Padişahın Cuma selamlığının hangi dakikasında camiye girdiğini, ne kadar içeride kaldığını, ne zaman çıktığını tek tek hesaplarlar. Bomba bugünkü Bulgaristan topraklarından getirtilecektir. Ayrıca bombanın içine yerleştirileceği, özel bölmeleri olan bir atlı arabaya ihtiyaç vardır. Bu arabayı özel siparişle Viyana’da yaptırırlar. Sürücü mahallinde içine 120 kg’lık bomba alabilecek gizli bir hazne yapılır. Bu araba sökülüp parçalar halinde İstanbul’a sokulacak, gizli bir ambarda yeniden kurulacaktır. Bütün plan hazırdır. Padişah Cuma bitiminde camiden çıkmakta ve ‘1 dakika 42 saniye’ sonra arabasının yanına varmaktadır. İşte bu anda patlatılacak bir bomba ile hayatta kalmasına ihtimal bırakılmayacaktır. Böylece Ermeni emelleri önünde dimdik duran engel ortadan kaldırılacaktır.

Tarihler 21 Temmuz 1905’i göstermektedir. Abdülhamid Han faytonu ile Cuma namazına gelmiş, Yıldız’daki Hamidiye Camii’ne girmiştir. Onun girişinin hemen akabinde bomba düzenekli araba getirilir. Padişahın arabasına yakın bir yere bırakılır. Suikast komitesindeki herkes gayrimüslimlere ayrılmış localarda yerlerini almıştır. Heyecanla emellerine ulaşacakları o meşum anı beklemektedirler. Ancak beklenmedik bir şey olur. Her Cuma son derece dakik davranan Sultan bugün hiç yapmadığı şekilde camiden çıkarken çevresindekilerle ilgilenir. Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile de ayak üstü bir görüşme gerçekleştirir. Abdülhamid Han caminin dış kapısında görülmüştür. Tam birkaç adım atmıştır ki o büyük patlama cereyan eder.

 

… Kayıp mânâların, mayınlı ve zehirli kelimelerin izini sürmek için …

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin80 kitap indirin Bir Dehanın İzleri - II.Abdülhamid Han, Talha UğurluelDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma / David Hume »

İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma / David HumeDerin ve soyut felsefeye suç diye yüklenen bu karanlığın, yalnız bir zahmet ve yorgunluk kaynağı değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir güvensizlik kaynağı olduğu da iddia ediliyor. Gerçekten, işte burada, metafiziğin büyük bir kısmına karşı ileri sürülebilen en doğru ve en kabule değer itirazla karşılaşmış oluyoruz: bu iddiada, metafizik, özbeöz ilim adına lâyık bir bilim değildir, deniliyor ve şöyle devam olunuyor: o, olsa olsa, ya insan idrakine göre tamamen erişilmez olan konulara el atmak isteyen insanın kibir ve gururundan doğma bazı kısır çabaların verimi yahut da açık meydanda kendilerini korunmaktan âciz bulunmak yüzünden, kendi zayıflıklarını örtmek – ve korumak maksadiyle böyle birtakım içinden çıkılmaz çalılık ve dikenler meydana getiren bazı popüler halk arasında tutunmuş yanlış inançların bir oyununun neticesidir. Zira açık meydanlardan kovulunca, bu yanlış inanışlar, tıpkı haydutlar gibi, ormanlara kaçar ve buralarda pusu kurup beklerler:-ta ki zihnimizin iyi korunmamış bulunan ana caddelerinin birine hamle edip, zihni, dinsel korkular ve peşin hükümlerle çelmek ve yenmek fırsatını ele geçirsinler. Bu arada, en güçlü kuvvetli düşman bile, bir an tetikte bulunmayı ihmalle kendini gevşetti mi, hemen ezilip mahvolduğu gündür: halbuki niceleri var ki sırf kendi tabansızlıkları ve densizlikleri yüzünden, düşmanlara kapıları açıp bunları, sanki kendi meşru efendi ve hükümdarlarıymışlar gibi, törenlerle ve gönül rızasıyle karşılarlar! Yazının devamı

Don Quijote / Miguel De Cervantes »

  • Don Quijote / Miguel De CervantesDelikanlıların aşkı çoğu kez aşk olmayıp şehvet olduğundan, haz elde edildiği an biter. Ve aşk gibi görünen şey, mecburen söner, çünkü tabiatın koyduğu sınırı geçemez, oysa tabiat gerçek aşka bu sınırı koymamıştır.
  • Oğlum, aynı gayeye hizmet ettikleri müddetçe kitap kılıca kuvvet vermiştir. Eğer kılıç kullanan kişi, kitapsızın biri ise; yaptığına savaş değil çapulculuk denir.
  • Her güzellik âşık etmez; bazılarına bakmaktan hoşlanılır ama istek uyandırmazlar; her güzellik âşık etse, istek uyandırsa, kalpler karmakarışık olur, yolunu şaşırır, nerede duracaklarını bilemezlerdi; çünkü sayısız güzel insan olduğundan, istekler de sayısız olurdu. Oysa derler ki, gerçek aşk bölünmez, kendiliğinden olur, zorla olmaz.
  • Ah şeytan! Ah doymak bilmeyen muhteris nefsim! İkiniz ne de kötü arkadaşlarsınız.
  • Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
  • Bütün birbirlerini sevenler evlenecek olsalar, dedi Don Quijote, anne babalar evlâtlarını uygun kişilerle, zamanında evlendirme haklarını kaybetmiş olurlardı. Kocalarının seçimi kızlara bırakılsaydı, kimi babasının hizmetkârını, kimi sokaktan geçerken gördüğü sefih kabadayının teki olsa da cesur, matah sandığı adamı seçerdi. Aşk ve tutku, bir eş seçmek için son derece gerekli olan sağduyuyu kolayca köreltir. Eş seçiminde yanılmak büyük bir tehlikedir ve doğru seçimi yapabilmek için, büyük bir bilgeliğe ve Tanrı’nın yardımına ihtiyaç vardır. İnsan uzun bir yolculuk yapmak istediğinde, eğer ihtiyatlıysa yola çıkmadan önce güvenilir, barışsever bir yol arkadaşı arar kendisine. Madem öyle, ömrü boyunca, son durak olan ölüme kadar sürecek yolculukta niye aynı şeyi yapmasın? Hele yol arkadaşı karı-kocaya yakışır şekilde yatakta, sofrada ve diğer her yerde kendisine eşlik edecekken. İnsan seçtiği eşini, satın aldığı bir mal gibi geri veremez, değiştiremez, takas edemez; çünkü evlilik, hayat boyu süren bir durumdur.
  • Çünkü duyduğuma göre aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez.

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirin Nisan ayında en çok okunan kitaplar Haziran ayında en çok okunan kitaplar Don Quijote / Miguel De CervantesKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Hayvan Öyküleri / Franz Kafka »

  • Hayvan Öyküleri / Franz KafkaŞehirlerde, en ufak çağrıyla bir sürü insan toplanıverir. Biri bir şeyle ilgileniyorsa, diğerleri de ilgilenmeye başlar. Nefes alırken başkalarının düşüncelerini de kendi içlerine çekerler.
  • Suçu üstlenmek zorunda kalan bizler olmadığımız için çok mutluyum; bizim yaptığımız, başkaları tarafından kötüleştirilmiş bir evrende neredeyse masum bir suskunluk içinde ölüme doğru ilerlemek.
  • Fare, “Ah be!” dedi. “Gün geçtikçe küçülüyor dünya. Önceleri amma da büyüktü, korkumdan atıldım ileri, koştum; uzaklarda iki yanda uzanan duvarlar görünce sevinçten havalara uçtum. Bu uzun duvarlar da pek çabuk birbirlerine yaklaştılar ama, oluşturdukları son odaya vardım bile; bak odanın sonunda kapan var işte, böyle ilerlersem kapana yakalanacağım gündür.” … “Öyleyse gideceğin yolu değiştir,” dedi kedi, sonra fareyi yedi.
  • Dünya açlığın açtığı yolda ilerliyor,en büyük amaca en büyük zorlukla başa çıkılarak ulaşılabilir.
  • Kimi zaman öyle mutlu oluyordum ki, dünyanın düşmanlığı bitmiş ya da en azından azalmış, güçlü yuvam beni yüceltiyor ve ezelden beri sürüp giden yaşama savaşının üzerine taşıyor sanıyordum.
  • Kaçınılmaz yazgısı onu nefes alamaz hale getirene dek beklemeli.
  • Ayrıca, tamamen yalnızlık içinde kalıp yavaşça çevresini araştıran bir saldırganın eline düşmektense, kalabalık bir trafik içinde kalmak daha iyi olabilir, hiç olmazsa böyle yoğun bir trafik saldırganları da sürükleyebilme kudretine sahiptir. Bu trafikte saldırganlar çoktur, onların sayısından da çok yardımcıları vardır, nedir, hepsi birbirleriyle savaşım halinde trafikte geçip giderler.

Yazının devamı

Türkiye’nin algı operasyonlarında gol yemesinin sebebi parasızlık değil vizyonsuz ve çapsız bürokratlardır »

Türkiye’nin algı operasyonlarında gol yemesinin sebebi parasızlık değil vizyonsuz ve çapsız bürokratlardır

  • Türkiye’nin gerçek düşünce kuruluşlarına ihtiyacı var. Dış vakıflardan beslenen provokatörler ve hükümet sözcüleri dışında fazla bir şey yok ortada.
  • Bürokratlarımız 1930 model olduklarından hâlâ kömür-çelik-tren dünyasînda yaşıyorlar. Savaşları toprak kazanma çabası zannediyorlar.
  • 1980’lerden itibaren kömür-çelik-tren dünyasının bittiğini, petrol-finans dünyasına geçtiğimizi söyleyebiliriz.
  • Elbette endüstri hâlâ var ama finansın tahakkümü altında. Nedir?
  • Endüstri patronları uzun vadeli mikro-ekonomik mânâda kâr etmek yerine spekülatif kâr peşindeler. Bu durum, siyaseti baskılıyor.
  • Emtiya borsalarında el değiştiren buğday ve petrol, gerçekten depolarda bulunan malın 50 katı iken 1930 model siyaset yapılmaz.
  • Petrolün sayesinde finansallaşan ekonominin siyasetle ilişkisi 1930’lar gibi olamaz. Artık savaşlar da toprak sınırında değil kafaların içinde. Nedir?

Yazının devamı