Main Content RSS FeedYazılar

Işık / Light / Lumière / ضوء »

Işık / Light / Lumière / ضوءNe değildir?

Tabiattaki bir varlığın ismi değil.

Nedir?

Lisanı fakirleştirip, pozitivist, materyalist, seküler kalıplara sıkıştıran kelimelerden biri.

Neden?

Hislerle anlaşılan madde mânânın kesafeti, akledilen mânâ ise maddenin letafetidir. İnsan, hayvandan farklı olarak, yeme-içme ve üreme dürtülerinden ibaret değildir. İnsan, manevî bir hayat için yaratılmıştır ve bu hayattan mahrum bırakılırsa mutsuz olur.  (Bkz. Derin Lügat: Mutluluk ve Tatmin)

Bu manevî hayat ile irtibat kurmak, Kâinat’taki “harfleri” okumakla mümkündür. İnsan, maddî işaretlere bakmakla yetinmez; onlara mânâ verir yahut iman ettiği manevî mihenk noktasındaki mânâyı, maddeden okur. (Bkz. Derin Lügat: Okumak / Reading / Lecture / قراءة)

Işık yazılır ama “Nûr, Ziya, Lemâ, Şua” diye okunur

  • Nûr: yansıyan ışık,
  • Ziya: Tabii bir kaynaktan gelen ışık,
  • Lemâ: Parlayıp sönen ışık,
  • Şua:  Suni bir kaynakla üretilen ışık.

“Güneşin ve yıldızların nûru” denmez; güneşin ziyası vardır. Ayın ziyası yoktur; nûru vardır. Ampulün nûru olmaz; şuası olur. Bütün bu mânâları sadece “ışık” kelimesi ile ifade etmek, tefekküre mânidir. Meselâ güneşe bakamayız; onun ziyası sayesinde görebildiğimiz her şeyde güneşi idrak ederiz. Ama aya bakabiliriz; ayın nûru sayesinde dünyanın, ay ve güneşin hareketlerini düşünürüz. Peki bu ayetleri nasıl okuyalım? Yazının devamı

Sıfır tolerans / Zero tolerance / عدم التسامح »

Sıfır tolerans / Zero tolerance / عدم التسامحNe değildir?

Terör, kanser, ırkçılık gibi ağır sorunları sert önlemlerle çözmeye yönelik bir politika değil.

Nedir?

Hiç erişilmeyecek bir hedef koyarak toplumu baskıya alma yöntemi; hükümete verilmiş bir açık çek.

Neden?

İnsan zekâsı, bir şeyin yokluğunu tasdik edebilecek kabiliyete sahip değildir. Meselâ “şehrin içme suyunda koli basili sıfır” diyemezsiniz. İnsanları hasta edebilecek seviye uzmanlarca belirlenir. Bu seviyenin altı “sıfır” kabul edilir. Gerçekte bu kabul edilebilir seviyedir.

Göstergeler gerçekleri yansıtır mı?

Sıfır tolerans / Zero tolerance / عدم التسامحUyuşturucu ile mücadele eden bir hükümet kabul edelim. Her ay yakalanan çete üyelerinin sayısı, ele geçirilen eroin miktarı, aşırı dozdan ölen insan sayısı gibi göstergeler mücadelenin göstergeleridir. Bu sayıların azalması farklı şeyleri gösterebilir:

  • Hükümet görevini iyi yapıyor,
  • Polis ve yargı içindeki mafya, üyeleri koruyor ve/veya gerçekleri saklıyor,
  • Basında sansür var.

Ama mücadelenin gerçekten başarılı olduğu bir durumda bile kimse “şu an ülke sınırları içindeki eroin miktarı sıfır gram” veya “kaçakçı sayısı sıfır” diyemez. Gençleri, ülke güvenliğini, günlük hayatı tehdit etmeyen bir uyuşturucu trafiği “kabul edilebilir” seviyedir. Ama mücadele sürecektir.

Neden hükümetler “sıfır tolerans” ilân ederler?

Avrupa’da terör, ABD’de ise 1980’lerde uyuşturucu, 11 Eylül saldırısından sonra terör ve Trump ile birlikte kaçak göçmen sorunları konusunda “sıfır tolerans” hedefleri kondu. Ulaşamayacakları halde bu hedefleri neden koydular?

Çünkü sıfır tolerans, sadece erişilmesi değil, denetlenmesi de imkânsız bir hedeftir. Yani hükümete “bravo, hedefe ulaştın, artık dur” diyemezsiniz. Sıfır tolerans için kullanılan kaynakları başka işe aktaramazsınız. (Bkz. 11 Eylül’den sonra ABD’de sürekli artan savunma ve istihbarat bütçesi). Bunun daha da kötüsü, sıfır tolerans amacıyla geçici(?) olarak feda edilen özgürlüklerinizi geri alamazsınız. Neden? Hedefe henüz erişmedik! Bu sebeple “sıfır tolerans” hükümete verilmiş bir açık çektir. (Bkz. “Patriot Act” isimli yasa ile ABD’de hukukun tahrip edilmesi)

Kısacası “sıfır tolerans” hükümetin politika üretmekten (sorumluluk taşımaktan) istifasıdır. Bunun uzun sürmesi ve kurumsallaşması, hukuk devletinin Yazının devamı

Dikkat Kitap: Petrol kandan ağırdır güncellendi. Sürüm 4.0 yayında. »

Dikkat Kitap: Petrol kandan ağırdır güncellendi. Sürüm 4.0 yayında.4cü sürüme özellikle Kürtler ile ilgili çok şey ekledik. Halepçe katliamının perde arkası, İsrail’in İran’a verdiği silahlar, İran-Irak savaşında CIA’nin Kürtleri kullanmak için uyguladığı taktikler… Bugünkü enerji kavgalarına ve Türkiye’nin bazı yapısal meselelerine ışık tutacağını düşündüğümüz için tarihten, özellikle Hitler’in 2ci dünya savaşındaki enerji politikasından bahsettik. Konu başlıkları şöyle:

  1. İran Rehine Krizi, ABD seçimleri ve Petrol
  2. Deregülasyon, 1979 Petrol Şoku ve Yeni Küresel Sistem
  3. Rus-Afgan Savaşı, Petrol ve Rimland
  4. İsrail’in İran’a yaptığı silah yardımı, Kürtler ve Şiiler
  5. İran-Irak savaşı ve İsrail-İran dostluğu
  6. Hitler’in enerji politikası ve bugünün Türkiyesi için çıkartılacak dersler
  7. 3cü dünya savaşı: Ne zaman başlar? Kaç yıl sürer? Nasıl biter?
  8. Hitler neden hava üstünlüğünü kaybetti?
  9. Neden Kürtler hedefteydi? Yeni bir Halepçe olur mu?

Daha önceki sürümlerde yaptığımız gibi yeni konuları sona ekledik. Böylece okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Kitabı indirmek için buraya tıklayın.

Banka nedir; nasıl çalışır; nasıl çalışmalıdır? »

Banka nedir; nasıl çalışır; nasıl çalışmalıdır?

  • Bu sayfada “normal” bankanın çalışma şeklini ve bankacılığın neden gerekli olduğunu anlatacağız. Dürüst bankacılığı anladıktan sonra kravatlı teröristlerin çıkardığı krizleri, faize dayalı sömürü sistemini ve küresel finansın ulus-devletlere yaptığı baskıyı daha iyi anlayabilirsiniz.
  • Dünyada bankacılık hizmeti veren 30.000 kuruluş var; bunların yaklaşık yarısı hatırı sayılır şirketler. 8000 kadarı ABD’de, geri kalanı da diğer ülkelerde bulunuyor. En büyük 10 bankanın ellerindeki aktif 25 trilyon $ yani Türkiye ekonomisinin 31.250 katı!
  • Bu rakam elbette çok büyük ve gerçek ekonomik hayata tekabül eden bir zenginliği, birikimi yahut üretim kapasitesini temsil etmiyor. Nedir peki? Bu paranın çok azı gerçek ekonomi, geri kalanı ise taahhüt ticaretidir. Yani karşılıklı teminatlar ve vaadlerin gayrimeşru spekülasyonu.
  • Ama dediğimiz gibi bu silsilede amaç, bankacılık hakkındaki temel bilgileri kuvvetlendirmek. Bu finansal gücün kötü amaçla kullanılmasını anlatan 2 kitap yayınlamıştık; PDF formatında indirip okuyabilirsiniz:
  • Önce biraz tarih: 11ci yüzyılda Akdeniz dünya ticaretinin merkeziydi. İstanbul, Venedik başta olmak üzere birçok şehirde dönemin kıymetli mallarının ticareti yapılıyordu: Nadir kumaşlar, baharat, altın, gümüş…

Yazının devamı

Uygurlar için ne yapılabilir? »

Uygurlar için ne yapılabilir?Uygurlar için ne yapılabilir? Türkiye Çin’e posta koyabilir mi? Daha düne kadar Doğu Türkistan’ın yerini haritada gösteremeyen köşe yazarları Uygurlar konusunda atıp tutmaya başladı. Ticareti durdurun! Uygurları silahlandırın! Bir bakalım ne yapılabilir?

Çin’e ihracatı durdurabilir miyiz? Türk mallarına ihtiyaçları var mı?

Yok. Türkiye bu ülkeye sattığı ürünlerde rakipsiz değil. (çoğu işlenmemiş hammadde; artı değer çok zayıf)

Çin’den ithalatı durdursak?

Anlamsız. Çin’den aldığımız ve Türkiye’de üretemediğimiz şeyleri PKK dostu Avrupa ve ABD’den mi alacağız? 2.5 trilyon ihracat geliri, 500 milyar $ dış ticaret fazlası olan Pekin’i 16 milyar $ kayıpla korkutup(!) kendimizi rezil mi edeceğiz?

Çin’den ithal ettiğimiz malları yerli firmalar üretemez mi? Devlet teşvik veremez mi?

Türkiye’de ARGE geri. İnovasyon teşviği verince pirim avcısı iş adamlarımız uydu değil ananas kokulu diş macunu yapıyor. Bürokratik ahlâksızlık sebebiyle markalaşma ve rekabet gücü zayıf.

Çin zulmü bütün dünyaya anlatılamaz mı?

Filistin, Irak ve Afganistan’daki zulmü anlatabildik mi? “Çin zulmü, zavallı uygur” diye dolaşan videoların birçoğu Tayland, Filipinler gibi ülkelerde çekilmiş. Uygur meselesini kendimize bile anlatamıyoruz.

Uygurlar için dünya kamuoyunu harekete geçiremez miyiz?

Hayır. Türkiye algı operasyonu yapamıyor; dışarıdan gelen taarruzlara bile etkili karşılık veremiyoruz.

İslâm birliği teşkilâtı, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlarda Pekin’e baskı yapılamaz mı?

Arakan’da elde edilen sonuçtan fazlasını ummak gerçekçi olmaz.

Doğu Türkistan’daki Uygurları silahlandıramaz mıyız?

Bu, Uygurları mayın eşeği gibi kullanmak isteyen ABD’nin ekmeğine yağ sürer. Çin’in uyguladığı baskıların kat kat artmasına sebep olur. Ayrıca muharebe şartları açısından denize açılışı olmayan bir bölgenin bağımsız olması imkânsız.

Peki elimiz kolumuz bağlı bekleyelim mi? Zulme sessiz mi kalalım?

Çin’in içinde bulunduğu zorluklar var. Türkiye bunlara çözüm üretebilir. Böyle bir yol tutulursa Türkiye Uygur haklarının meşru garantörü olur. Pekin ve Ankara’nın yanyana yürümesi lâzım; karşı karşıya değil.

Çin’in sıkıntıları nelerdir? Teknolojisi ve parası bu kadar çok olan bir ülke, hangi konuda Türkiye ile ortaklık yapmak ister?

Pekin’in petrol ve gıda tedariki neredeyse %100 ABD tekeli altında. Bu Washington’a büyük bir şantaj fırsatı veriyor. Türkiye bu ablukayı kırabilir.  Yazının devamı

Neden Kürtler hedefteydi? Yeni bir Halepçe olur mu? »

  • Neden Kürtler hedefteydi? Yeni bir Halepçe olur mu?Suriye’deki kimyasal saldırılar sürüyor. Yakında Halepçe anılacak. Bu felâketi “gerekli” kılan şartlar neydi? Neden Kürtler hedefteydi? Sonradan Saddam’ı çok sert kınayan ve kimyasal silahları Irak’ı işgal sebebi olarak gösteren ABD, neden bu ülkeye kimyasal ve biyolojik silah sattı?
  • Ne olmuştu Halepçe’de? 16 Mart 1988’de Saddam Hüseyin Kürtlere kimyasal silahla saldırmıştı; aynı şeyi Esed Suriye’de kendi halkına yaptı. Aslında kimyasal ve biyolojik silahlar askerî mânâda çok kullanışlı değil. O halde neden kullandılar? Bu saldırılar kime, neye yaradı?
  • Burada şüphesiz bir ikiyüzlülük var. Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması, insanları tiksindiriyor. Peki ama… masum sivillerin makineli tüfek, varil bombası yahut Hiroşima’da ABD’nin yaptığı gibi nükleer silahla öldürülmesi daha kabul edilebilir bir şey mi?
  • Kimyasal ve biyolojik silahlar, sıradan mermi ve bombaların aksine, belli bir hedefi vurmuyor. Bir bölgede yaşayan herkesi, Halepçe’de gördüğümüz gibi kedi ve köpekleri bile öldürüyor. Ama rüzgâr ve yağmur gibi etkenler silahın askerî amaçlara ulaşmasını engelliyor.
  • Dahası, virüslerin silah haline getirilmesi basit bir şey değil. Zira hastalığın bulaşmasından sonra ilk belirtilerin ortaya çıkması ile hasta ölene kadar geçen süre önemli. Düşman bu arada savaşmaya devam edebilir. Süre çok kısa olursa silahın gizli kullanılması imkânsız olur.
  • Meselenin perde arkasını anlamak için Halepçe katliamına dönelim. Önce kaynaklar:
    • Boston Globe, Khomeini’s poison (24 Temmuz 1988)
    • Howard Teicher, National Security Council eski üyesiın yeminli ifadesi (Teicher Affidavit: Iraq-Gate)
    • Robert Fisk, The Great War for Civilisation: The Conquest of the Middle East
    • Dana Priest, Kimyasal silahlar ve Rumsfeld’in 1984 Bağdat ziyareti (19 Aralık 2003 tarihli Washington Post makalesi)
    • Rumsfeld ve Irak dış işleri bakanı Tarık Aziz’in 21 Aralık 1983 görüşme tutanakları.
    • Everest, Oil, Power & Empire
    • Hurd ve G. Rangwala, 1980’den 2 Ağustos 1990’a kadar ABD –Irak ilişkileri
    • Dobbs, İran Kürtlerine karşı kullanılan kimyasal silahların ticareti (Washington Post, 30 Aralık 2002)
    • Rachel Bronson, Thicker Than Oil
    • John Bulloch, No Friends But the Mountains – Tragic History of Kurds
    • Tripp, A History of Iraq
    • Trento, Prelude to Terror
  • Saddam Hüseyin’in kimyasal silah kullandığını söyleyen ilk raporlar 1982’de yayınlandı. Amerikalı diplomatlara göre Irak ordusu hemen her gün Iraklı Kürtlere ve İran’a karşı kimyasal saldırı yapıyordu!
  • Yani Beyaz Saray’ın bölgemizdeki özel temsilcisi Donald Rumsfeld 20 Aralık 1983’te Bağdat’a geldiğinde bu katliamlardan haberdardı. İki ayrı ABD hükümetinde savunma bakanlığı yapmış olan Rumsfeld, Searle firmasının de genel müdürüydü. (Firma 1985’te Monsanto tarafından satın alınacaktı)
  • Rumsfeld ve Tarık Aziz 2 saat başbaşa konuştular ama kimyasal saldırılardan tek kelime etmediler. Keldani kökenli Tarık Aziz, Saddam kabinesinin tek Hıristiyan üyesiydi. Aziz, geçmişte Kürtleri ve Şiileri katlettiği için idama mahkûm edildi. Fakat idam cezası sağlık sorunları sebebiyle kaldırıldı.
  • Rumsfeld ve Tarık Aziz ne konuştular? Güney Irak petrolünü Akabe körfezinin Ürdün’e ait olan kısmına taşıyacak bir boru hattı projesi. Proje, ABD firması Bechtel tarafından gerçekleştirilecekti. Tesadüf(!) o ki, Bechtel’in eski genel müdürü George P. Shultz şimdi ABD Dışişleri bakanı olmuştu.

Yazının devamı

Hitler neden hava üstünlüğünü kaybetti? »

  • Hitler neden hava üstünlüğünü kaybetti?Alman hava kuvvetlerini, benzin kalitesinin savaşa etkisini, Hitler’in kömürden benzin yapma projesini, sebeplerini ve sonuçları konuşalım.
  • Savaşın sonunda Amerikan ve İngiliz uçakları, Alman uçaklarından daha hızlı ve daha uzağa gidiyor; daha yükseğe çıkabiliyordu. Almanya ise pilotların eğitimine ayıracak yakıt bulamadığı için, gençleri gerekli eğitim süresinin sadece üçte biri ile savaşa gönderdi. Neden?
  • Savaşın başında Hitler İngiltere’yi işgal etmek istiyordu. Planlar hazırdı. Sadece planlar değil uçaklar, gemiler, tanklar ve asker de hazırdı. Ama olmadı.
  • Oysa Alman donanması Londra’ya çok sıkı bir ambargo uygulamayı başarmıştı. Alman denizaltıları, İngiliz limanlarına mal getirip götüren ticaret gemilerini büyük ölçüde engelliyordu. Bu ambargo, hava desteği olmaksızın başarılamazdı. Zira uçakla yapılan keşif çok önemliydi.
  • İlerleyen yıllarda Alman saldırılarını öngörebilmek için İngilizler radar kullandılar. Bu sayede yaklaşan uçakların hızını, yüksekliğini, sayısını erkenden öğrendikleri için az sayıda uçakla çok sayıda saldırıya karşı koyabildiler. Ama savaşın ilk başında üstünlük Almanlardaydı.
  • Hitler Fransa’yi alınca Londra dâhil önemli İngiliz şehirlerine saldırmak için çok uygun üsler ele geçirmiş oldu. Londra defalarca Alman uçaklarınca bombalandı; binlerce insan öldü. Londralılar metro istasyonlarını sığınak gibi kullandılar ve çocukları şehir dışına yolladılar.
  • Savaşın başında Hitler Almanya’sının hava kuvvetleri, hem pilot tecrübesi hem de uçakların teknik özellikleri bakımından İngiliz ve Amerikan hava kuvvetlerinden üstündü. Hitler neden hava üstünlüğünü kaybetti? Türkiye bundan nasıl dersler çıkartabilir?

Yazının devamı

Savaşan robotlar askerlerin yerini alacak mı? »

Savaşan robotlar askerlerin yerini alacak mı?

  • Atlantik ve Avrasya savaş doktrinleri dronlardan nasıl etkilenecek? Teröristler ve terörle mücadele ekipleri açısından robotlar ve uzaktan kumandalı sistemler ne anlam taşıyor?
  • İnsana benzeyen robotların savaşmasını yıllar önce bilim kurgu filmlerinde görüyorduk. Bunlar ellerinde lazer silahları tutan, insan gibi başı ayakları olan robotlardı. Bazen de at, eşek gibi yük hayvanlarına benzer dev robotlar olurdu. Yürüyüşleri hatta “ölmeleri” bile hayvan gibiydi.
  • StarWars’ta tanıştığımız dronlar birbirlerini öldürüyordu. Afganistan ve Irak’ın işgaliyle gündeme gelen insansız hava araçları ise çocukları öldürüyor. Amerikan ordusu “cinayet işledik, yine robotlarımızla birkaç sivil öldürdük” demek yerine “Collateral damage” diyor.
  • Kılıçla dövüşürken birbirinin gözüne bakan askerler ortaçağda kaldı. Artık hedef kılıcın ucunda değil ekranda kırmızı bir nokta. Askerler tetiğe basmak yerine bilgisayar oyunlarındaki joysticklere benzer aletlerin düğmelerine basıyor.
  • 1ci ve 2ci dünya savaşları endüstriyeldi. Sadece tank ve uçakların teknik üstünlüğüne değil bunları çok sayıda ve hızla üreten fabrikalara, üretilen araçları cepheye sevk edebilen lojistik kapasiteye ve tabi petrol erişimine dayanıyordu. Ya şimdi?
  • Bu yeni bir savaş türü, sanal ve bilgisel. Elbette endüstriyel boyut ortadan kalkmadı. Ama şimdi üretim, lojistik ve muharebe arasındaki bilgi akışı gerçek zamanlı. Üstelik savaşan ünitelerin giderek artan bir kısmına “zekâ” transferi de yapılıyor ve bağımsız savaşabilen üniteler artıyor.

Yazının devamı

3cü dünya savaşı: Ne zaman başlar? Kaç yıl sürer? Nasıl biter? »

  • 3cü dünya savaşı: Ne zaman başlar? Kaç yıl sürer? Nasıl biter?Soğuk savaş dönemini Mısır, Filistin, Irak, Afganistan, Kore, Vietnam ve diğer kanlı cephelerine rağmen “soğuk” kabul edersek yeni çıkacak dünya savaşına “3cü” demekte bir sorun yok.
  • İlk önce son iki dünya savaşına hızla bakalım: 1 Dünya Savaşı neden başladı ve bitti amacına ne zaman ulaştı? Sykes-Picot anlaşmasının hedeflerine ulaşınca yani: Petro-sterlin sistemi kurulunca. Bu sistemin temel parçaları neydi?
  • Sarıkamış harekâtı ve Çanakkale Savaşı’ndan sonra Osmanlının kendini savunma kapasitesi tamamen ortadan kaldırılmış oldu ve Ekim devrimi ile birlikte Rus çarı da ortadan kaldırılınca petro-sterlin sistemi için hiçbir tehdit kalmadı.
  • IIci Dünya Savaşı ne zaman bitti? Petro-Sterlin sistemi el değiştirip petro-dolar haline gelince. Yani? Başta İngiltere olmak üzere bütün dünya bretton Woods anlaşmasını imzalamaya hazır hale getirilecekti. Türkçesi: Bütün dünya Amerikan doları önünde diz çöktü.
  • Bu sebeple 3 Dünya Savaşı başlama ve bitiş şartları aynı gözle değerlendirilebilir. Önce birkaç cümle ile savaş hakkındaki önyargıları işaret edelim; ardından 3cü dünya savaşını konuşalım. Bkz. Geleceğin savaşları neye benzeyecek?
  • Evet, gelelim 3cü dünya savaşının sebeplerine… (resim x) ABD kağıttan bir kaplan değil ama yaralı hatta ağır yaralı bir kaplan. Dünya savaşlarıyla kurulan sömürü makinesi paslandı.

Yazının devamı

Gerçekler hakikaten var mıdır? »

Gerçekler hakikaten var mıdır?

  • Gerçeklerden, Hakikat’ten ve bizim bunları ayırdetme imkânlarımızdan konuşalım. İnsanlar var zannettikleri şeylerle gerçekleri her zaman birbirine karıştırmışlardır. Nedir bu karışıklığın kaynağı? Dış “gerçeklerin” içimizdeki algı ile birebir örtüştüğünü kim garanti edebilir?
  • Göz’ü istediğiniz kadar küçük parçalara ayırın; “objektif gerçeklere” asla rastlayamazsınız. Yani vehim, illüzyon, halüsinasyon, cinnet ve toplu cinnet hallerimizin temyiz mahkemesi gözün içinde değil. Ya akıl?
  • Göz gibi beyni de ince dilimlere bölebiliriz ama sübjektif gerçeklerle tartışılmaz, mutlak, objektif, baş harfi büyük “G” ile yazılacak bir Gerçek’i yine bulamayız.
  • Peki gördüğümüz her şey yalan mı? Septik/ şüpheci filozofların girdabına düşMEmek için “Derin Göz” kitabini tavsiye edelim evvelâ… Dikkat Kitap: Derin Göz
  • “Akıl” dediğimiz zaman bir çok insan zekâ veya ona yakın bir şey anlar. Yani problem çözme kapasitemiz, varlıkları kavramsallaştırma, olaylara anlam verme: “Bayrak” bez parçası değildir; “Anne” doğurmuş bir dişiden daha fazla bir şeydir; “vatan” alınıp satılacak bir araziden farklıdır.
  • İşte bu kavramsallaştırmaya zemin oluşturan manevî değerler, gelenek ve daha bir çok etken, kendi gerçeklerimizi bina etmemize sebep olur. Vücutlarımız kütle hacim gibi aynı gerçeklere mahkûm olsa da bunlara mânâ vermekte diğer insanlardan ayrılıyoruz.
  • Bu şartlarda “Objektif Bilgi” diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Bkz.  Objective Information / معلومات موضوعية

Yazının devamı