Main Content RSS FeedYazılar

Kemalistler yönetirken Türkiye IMF’nin kölesiydi »

imf

.
…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

Liberal Totalitarizm Halk İradesinin Düşmanıdır! »

31605042586

“… ‘açık bir toplum’ ve bunun liberalizmi, tam şimdi karşımızda duran ekonomik ve siyasi paradigmayı kökten aşmadan kurulamaz. Soros destekli vakıflar ve sivil toplum kurumları, Türkiye gibi ülkelerde, şimdiye kadar tekelci, demokrasi dışı bir yapıyı ekonomik ve siyasi düzlemde savunmuş, hâkim sermaye güçlerinin tasfiye edilmesi konusunda hiçbir adım atmamış, tam aksine bu yapıları destekleyerek demokrasi ve liberalizm kurulacağını sanmıştır. İşte bu yüzden şu sıralar, Soros’un liberalizm anlayışı geri duruma düşmüştür. Latin Amerika, Ortadoğu, Afrika ülkelerinde -tabii Türkiye’de- askeri diktatörlükten çıkış sürecinde, Soros liberalizminin ilerici bir vizyonu temsil ettiğini söyleyebiliriz. Ancak tam şimdi, bu ülkeler diktatörlükten çıkıp, kendi halklarının iradesiyle yeni bir siyaset ve ekonomi kurma yoluna girmişlerdir. Bu yol, soyut, yalnız mali piyasalarla sınırlı ‘yukarılarda’ beyazların kendi aralarında kuracakları ‘liberalizm’ oyunundan çok daha derin ve karmaşıktır. Ancak Soros ‘liberalizmi,’ bu yola katlanacak ya da bu yolun sonundaki riski karşılayacak pür liberal bir dünyayı amaçlamaz. Bu ‘liberalizm’ az gelişmiş ülkelerde o saate kadar hâkim olan sınıfların, yukarıdan aşağıya getireceği sahte -beyaz- bir liberalizmdir …” (Cemil Ertem)

… Bazı  gerçekler ve liberal yalanlar üzerine okumak için…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

Bir İsrail uğruna ya Rab! 529 güneş batıyor… »

529_idam

“…  Hamile kadınlar da doğumlarından sonra asılacakmış! 1954 yılında Nasır’ın, sonrasında Enver Sedat’ın ve  sonrasında Hüsnü Mübarek’in şimdi de Sisi adlı Firavunun yaptığı gibi..Batı ise sessizliğini koruyor. Öyle ya demokrasi sadece orada yaşayanlara mahsus kılınmış! Bu korkunç hadise gerçekte bir meydan okumadır. Hepimize meydan okuyorlar. Bu idam kararları tüm Ortadoğu’ya, Türkiye’ye ve tek tek Müslümanlara verilen bir mesajdır, tehdittir. İsrail ve ülkelerdeki destekçileri aslında şunu demeye getiriyor; başınıza bir diktatör-Firavun bela eder, bir kişi için değil 529, gerekirse hepinizi katlederiz. O yüzden bu idam kararları tüm ehli vicdan sahibi, özgürlükçü Müslümanlara da verilmiştir. Bu işin içinde biz de varız. Tehdit, darbe karşıtı Müslüman Kardeşler nezdinde tüm özgürlükçü Müslümanlara ve darbe karşıtlarınadır. Bu idam kararlarında içimizde Mısır’da Sisi’yi, Suriye’de Esad’ı ve darbecileri destekleyenlerin de payı bulunmaktadır. Gördünüz mü? Demek ki demokrasi sandıktan ibaret değilmiş diyenler. Türkiye’deki Müslüman Kardeşler de ayaklarını denk alsın diyenler. Esad’ın, Sisi’nin, İsrail’in gönüllü acentesi gibi çalışan herkesin bir meydan okumasıdır bu …” 

529 idam kararı bir meydan okumadır

Ufuk Coşkun, Milat

İsa’dan önce 700’lü yıllarda Ozan Hesiodos şöyle haykırıyordu; “ Heyhat, demek ki gökyüzünün beni, alçakça yaşanılan bu kederli zamana atması gerekiyormuş. Bu çağ ki çocukları babadan, babaları çocuklardan uzaklaştıran bir çağ. Kimsenin kimseye saygı duymadığı, görevlerin unutulduğu bu çağ artık son bulsun..” Hesiodos bu çağda yaşıyor olsaydı da benzer şeyler söylerdi.  Diğer taraftan mutsuzluğu, yoksulluğu, hayata dair düş kırıklıklarını, acıları ve yalnızlığı keskin fırça darbeleriyle resmeden Van Gogh, Ortadoğu’nun geldiği bu noktayı acaba nasıl tasvir ederdi? Ancak bugün Ortadoğu’da, Mısır’da, Filistin’de, Suriye’de vesaire ülkelerde tablolara sığmayacak, sözle anlatılmayacak kadar büyük acıların, zulümlerin, yoksullukların ve yalnızlıkların yaşandığı da bir gerçektir. ”Sınırı aşan için sınır yoktur “ demiş Epiktetos. Hırslarını, zalimliklerini, despotluklarını dizginleyemeyenler için söylenmiş olmalı bu söz. Zamanında içli şairlerin, filozofların,alimlerin yetiştiği bu ülkeler şimdilerde duyguyu, ahlakı, vicdanı, derinliği bir tarafa atarak gözlerini hırs bürümüş bir şekilde çoluk çocuk, genç, ihtiyar demeden  birbirlerini katlediyorlar.Zalim diktatörlerin altında inim inim inliyorlar..

529_ortadogu

Mısır’da eğer mani olamazsak asrın trajedisi yaşanacak.. Biliyorsunuz Mısır’da cuntacıların İstiklal Mahkemeleri 529 darbe karşıtı “insanı” idamla mahkûm etti.  Yazının devamı

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-7.bölüm »

chp-gulen-2 Neo-Kemalizm ve Cemaatçi Hizmet Partisi

17 aralık Cumhuriyet savcısı Cemal Kara’nın 2012’de alınan bir ihbarla başlayan soruşturma sonucunda savcılığın talimatı ile ilgili mahkemenin arama kararları ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü mali şubenin, aralarında 4 bakan, 3 bakan çocuğu, iş adamları, bürokratlar, kamu görevlileri ve bir banka müdürünün bulunduğu görevi kötüye kullanma, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma iddiası ile yapılan operasyonudur.

Operasyonun tam da seçim arifesinde yapılması üç farklı kalemde yürütülen operasyonun bir günde açılması, AKP’nin Gülen cemaati ile dershaneler konusundaki anlaşmazlıkları, soruşturmayı yürüten savcı, hakim, emniyet güçlerinin Gülen cemaatine mensup olan kişilerden olması, cemaati destekleyen medya gruplarının meseleye dört elle sarılıp toplumu bu yönde yönlendirmeleri, soruşturmanın cemaatin bir operasyonu olduğu kanısını doğurmuştur. Operasyonun Türk ekonomisine verdiği zarar ve operasyonun Amerika’dan yönlendirilen tape ve video görüntüleri ile desteklenmesi de dış kaynaklı olduğu imajını doğurmuştur. Yıllardır Gülen cemaatine güvenmiş, onun yardım kurumlarına bağışta bulunmuş, kurbanlarını cemaate kestirmiş, medyasını takdirle izlemiş benim gibi AKP’ye oy veren seçmende şok etkisi yaratmıştır.

25 Aralık’ta Savcı Muammer Akkaş’ın Adliye önünde bildiri dağıtması ve “emniyet emirlerimi dinlemiyor” tarzındaki şikayeti, suç olan bir eylemi yaptıracak kadar savcıyı Yazının devamı

15 Dakikada Osmanlıca Öğretiyoruz »

Kapak2014 yılı itibariyle aylık olarak yayınlanmaya başlayan Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi, bu ay Prof. Dr. İskender Pala’yı sayfalarına taşıdı. Her ay Osmanlıca konusunda uzman birisi ile değerlendirmeler yapmaya devam eden dergi, Osmanlıca öğrenmenin nedenli kolay olduğunu herkese göstermeye devam ediyor.

Ülke çapında gerek yaygın gerekse örgün olarak Osmanlıca faaliyetlerinin devam ettiği konjonktürde süreli bir yayının varlığı da kaçınılmaz olmakla birlikte, dergi hem öğrencilerin hem de diğer vatandaşların vazgeçilmezi oldu. Her ay yepyeni bilgi ve eğitimlerle şekillenen dergi, Osmanlıca öğrenmek isteyenlere süreklilik ve güncellik sağlıyor.Derginin Genel Yayın Yönetmeni Metin Uçar, Nisan sayısı editör sayfasında şunları kaydetmektedir.

Sevgili Osmanlıca sevdalıları, geçtiğimiz Mart ayı içerisinde düzenlenen bir kitap fuarına katıldık. Siz sevgili takipçilerimizden bir kısmıyla görüşme ve sohbet imkanı bulduğumuz fuarda önemli bir faaliyete de imza attık.

15 dakikada Osmanlıca öğretiyoruz, etkinliği yaptık.

Fuarı ziyarete gelenlerin çoğunun dikkatini ve merakını çeken bu cümle, birçok ziyaretçinin Osmanlıca Dergi standında misafir edilmesi ve iddiamızı doğrulama imkanı verdi. Pek çok ziyaretçi ile oturup birebir Osmanlıca çalışması yapmak ve yüzlerindeki başarma ifadesiyle uğurlamak gerçekten Yazının devamı

Güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir »

nokta-hat-sanati“… Güzellik, İslam geleneğinde, lüks bir kategori değildir ve çirkinliğin bağımsız bir form olmayışı nedeniyle de adeta bir neden-sonuç ilişkisi biçiminde kendiliğinden gerçekleşir. İslam inanışına göre, ‘Allah güzeldir, güzeli sever. Yine, İslam ariflerine göre, ‘herşey güzeldir.’ Çirkinlik de güzeldir. Daha doğrusu, çirkinlik diye nitelenen şey, ya sonuçları ya kendisi veya hakikati bakımından güzeldir. Çünkü varlıkta aslolan ‘cemal’dir, güzeldir, güzelliktir. Celal diye nitelenen ve oluşun ‘negatif ’ boyutunu ima eden şey, hakikat-i halde güzeldir. ‘Çirkin’, güzelin güzelliğine hizmet eden, sınırlı bir özerkliği ifade eder. Çirkinlik bizatihi bir form olmayıp, güzellik de lüks bir kategori olmaktan çıkınca, doğal olarak ‘herşey güzel’leşir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, musiki, hat, kıraat, tezyinat ve mimari gibi geleneksel sanat alanlarında, -indir- gemeci görünse de- şu formülasyon daima işler: Hüsün-İhsan-Hakikat… Bu formülasyona göre, güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir …” (S. Yalsızuçanlar )

… Bu konuda okumak için…

 

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

 

Tarihe düşülen notlar ışığında 17 Aralık’a bakış-6.bölüm »

otporUzaktan kumandalı Gezi isyanı ve paralel devlet

ABD petrol ve doğal gazın en bol olduğu Rusya ve Ortadoğu için, yer altı zenginliklerinin bol olduğu Afrika için uzun vadeli araştırmalar yapıp planlar hazırlamıştır. İşe önce güçlü lobisi olan Yahudilerin vatanı saydığı İsrail’in düşmanlarını devreden çıkarmakla başlamış ve Halepçe katliamını bahane ederek Saddam’ı devirmiştir. Ortadoğu genellikle Arap milliyetçiliğini güden baas partisinin hakimiyeti altındadır. Böyle olması tasarlamıştır. İsrail Filistin başta olmak üzere bir çok Arap ülkesini işgal etmiş, oralarda yerleşim yerleri açmış, ABD ve batı buna seyirci kalmıştır. Türkiye hiçbir zaman bu zulmü alkışlamamış ancak batının ve Amerika’nın baskısı ile sesini çıkaramamış ama içten içe bilenmiştir. Erdoğan dönemi bu birikmiş öfkenin açığa çıktığı dönemdir. Erdoğan, Filistin meselesinde söz sahibi olmak istemiş, Filistin yöneticileri ile görüşmüş, İsrail’le temaslarda bulunmuş hatta barış için bazı sözler almıştır. Ancak İsrail yalan söylemiş, sözünde durmamış ve aynı zulme devam etmiştir. O zamana kadar İsrail’le ikili ilişkiler çok iyi yürütülmüş;  ticaret arttırılmış, istihbarat paylaşımları yapılmış, askeri silah ve donanımda İsrail’den yararlanılmıştır. Hatta Manavgat çayının sularının boru hatları ile İsrail’e taşınması projesi bile gündeme gelmiştir. Bu dönemde gerek İsrail gizli servisi Mossad, gerekse Amerikan gizli servisi CIA, PKK konusunda MİT’le beraber çalışmış, bazen doğru haberlerle Yazının devamı

Kâinat imamının son fotoğrafı »

kainat-imami

… Bu konuda okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Yobaz Laiklik ve İslam düşmanlığı tam da böyle bir şey… »

islamdusmanı
Yüksek eğitimlilerin şerrinden Allah’a sığınırım! (Ufuk Coşkun / Sivil Düşünce)

Pınar Kür; Robert Koleji mezunu, ardından Queens College, ardından Boğaziçi Üniversitesi ardından Sorbonne Üniversitesi..Anadolu tabiriyle merkep yükü kitapları var. Sonuç: Başını örtenle Playboy’a soyunan aynı! Başörtüsünü gericilik olarak görüyorum! Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü örneğin başörtülü üniversite öğrencilerinin fotoğraflarını çekip fişlerken yakalanmıştı. Prof.Dr. Nur Serter’i bilmeyenimiz yoktur. Bir bilim adamı olarak bulduğu tek icat “ikna odaları” idi. Prof. Celal Şengör ise bir alem, o da Robert Kolej’i bitirdi ve State University of New York at Albany’den mezun oldu. Bir yığın ödül almış..Sonuç: Ben Atatürk milliyetçisiyim” Darbeler çok iyidir zorunlu ameliyat gibidir vs..Fazıl Say, Cengiz Çandar, Ertuğrul Özkök, Şahin Alpay,Mümtazer Türköne,Hasan Cemal,Yılmaz Özdil ve adını sayamadığımız niceleri(siz eklersiniz) iyi eğitim almış profesörler, aydınlar, yazarlar,sanatçılar..

En iyi bildikleri şey; halkın inanç değerlerini aşağılamak, başörtülüleri hakaret etmek..Kimi darbeye darbe diyemez, hatta darbecilerin gönüllü acentesi gibi çalışır, kimi ikbal peşinde, kimi de ne zaman fırsat bulsa halkı hakir görür vs. Baksanız iyi eğitim almış insanlar gibi Yazının devamı

Elinin KÜR’ü »

pinar-kurPınar Kür.
Hani şu CNN Türk’te katıldığı bir programda başörtülüleri playboy kızlarına benzeten kadın.
“Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” nedeniyle toplatılan.
Foseptik çukuru çıkışlı.
1945 model. 38 model ulusalcıların birkaç üst modeli.
Kemiksiz kokona.
Yobazlığın tanrıçası.
Zihni kaşarlanmış insan müsveddesi.

İşte o yaratıktan bahsediyorum.

Pabuç kadar kadar dili var.
O dille epey bir mürekkep yalamış.
Dilinden mürekkep damlamasını beklediğimiz,
Fakat sadece ve sadece salya akıtan Yazının devamı