Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Müslümanlar Neden Korku Filmi Yapamıyor? »

Batı sinemasında korku türü, yüz yılı aşkın bir süredir en üretken alanlardan biri oldu: vampirler, zombiler, şeytan çıkarma ayinleri, maskeli katiller, iblisler, lanetli evler… Fakat Müslüman dünyada aynı çeşitlilik ve üretkenlik görülmedi. Türk sinemasında ya da Arap ülkelerinde korku filmleri birkaç “cin” hikâyesine sıkışırken, neden Amerikan ve Avrupalı yapımlar küresel ölçekte seyirciyi korkutmayı başardı? Bu sorunun cevabı, sadece sinema ekonomisinde ya da teknik eksikliklerde değil, Hristiyanlık ve İslam’ın kötülüğü kavrayış biçimlerinde yatıyor.

Kötülüğün dışsallaşması: Hristiyanlık ve Rönesans sonrası Batı

Hristiyanlıkta da elbette “nefsi” andıran bir kavram vardı: insanın günaha eğilimi, zaafları, arzuları. Ortaçağ teolojisinde “orijinal günah” fikri, insanın doğuştan günahkâr olduğunu savunuyordu. Fakat Rönesans’tan itibaren Avrupa’da görselliğin yükselişiyle birlikte şeytan giderek dışsallaştırıldı. Kilise resimlerinde boynuzlu, kırmızı derili, çirkin yaratıklar halinde çizildi; insanı dışarıdan kandıran, ayartan bir düşman olarak temsil edildi. Böylece kötülük, insanın içinden alınarak dışarıya taşındı. İnsan “Benim suçum değil, şeytan beni kandırdı” diyerek kendi nefsiyle hesaplaşmaktan uzaklaştı.

Bu dışsallaştırma sinema için çok elverişliydi. Vampir, zombi, şeytan çıkarma ayinleri, seri katiller… Hepsi insanın dışında, görselleştirilebilen düşman figürleriydi. Bu nedenle Batı korku sineması dramatik olarak kolay işledi: dış düşman ortaya çıkar, saldırır, kahraman onu öldürür veya sürer, düzen yeniden kurulur. Seyirci korkar, sonra rahatlar.

Kötülüğün içselleşmesi: İslam’ın nefis anlayışı

İslam dünyasında ise en büyük düşman şeytan değil, nefistir. Şeytan ancak vesvese verebilir, ama günahı işleyen insandır. İnsan fıtrat gereği temiz doğar; günaha düşebilir ama tevbe ile yeniden temizlenebilir. Bu bakış açısı, kötülüğü dışsallaştırmaktan ziyade içselleştirir. Müslüman için en büyük korku, dışarıdan gelen bir yaratık değil, kendi kalbinin kararmasıdır. Dolayısıyla ölümün kendisi korkutucu değildir; asıl korku, “yanlış ölüm”dür: imansız ölmek, günahlarla ölmek, nefse yenilmiş halde ölmek.

Bu nedenle Müslüman dünyada Batı tarzı korku sineması köksüz kalır. Çünkü bir vampirin kalbine kazık çakmakla kötülük bitmez. Nefisle mücadele hiçbir zaman bitmez. Sinema kesin sonları sever; Müslüman teoloji ise insanın mücadelesini sonsuz görür. İşte bu yüzden, Türk veya Arap seyircisi için psikopat katil ya da zombilerle dolu bir mezarlık yapay görünür; gerçek korku zaten insanın içinde, kendi nefsindedir. Read the rest

Dev Orduların Tartışmasız Üstünlüğü Biterken »

 

Orta Güçlerin Yükselişi

Soğuk Savaş döneminde uluslararası güvenlik mimarisine damga vuran temel gerçek şuydu: sadece birkaç süper güç askeri manada söz sahibiydi. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, daha sınırlı ölçüde Çin, İngiltere ve Fransa… Bu ülkelerin dışında kalan devletlerin askeri kapasitesi, küresel ölçekte dikkate alınmaya değmezdi. Küçük ve orta ölçekli ülkeler yalnızca bu süper güçlerden birinin liderliğini seçebilir, onların yanında saf tutarak güvenliklerini sağlayabilirdi. Kore Savaşı’ndan Vietnam’a, Afganistan’dan Irak’ın işgaline kadar 20. yüzyılın büyük çatışmaları hep süper güçlerin ağır lojistik, yüzbinlerce askerlik sefer güçleri ve devasa bütçeleriyle yürütüldü.

Ancak 21. yüzyılda savaşın doğası köklü bir biçimde değişti. Bu değişim, sadece ekonomik güçle açıklanamayacak kadar teknik boyutlar içeriyor. İnsansız hava araçları (SİHA’lar), aktif faz dizinli radarlar (AESA), elektronik harp teknolojileri, yüksek isabetli güdümlü mühimmatlar ve ramjet motorlu uzun menzilli füzeler oyunun kurallarını yeniden yazdı. Üstelik bunların çoğu artık yalnızca birkaç süper gücün değil, orta büyüklükteki devletlerin de erişimine açık. Bu teknolojilerin maliyeti hızla düştü, erişilebilirliği arttı ve kullanımı yaygınlaştı.

Teknolojik Dönüşüm

Bugün bir SİHA filosu, eskiden yüzlerce sorti gerektiren bir görevi tek başına icra edebiliyor. Türk yapımı Bayraktar TB2’ler, 24 saatten fazla havada kalabiliyor ve MAM-L gibi hassas güdümlü mühimmatlarla 8 km menzilden hedefi imha edebiliyor. Daha gelişmiş AKINCI’lar, 1.350 kg mühimmat taşıma kapasitesi, 40.000 ft irtifaya çıkabilmesi ve AESA radar ile donatıldığında, hem deniz hem kara hedeflerine karşı büyük bir gözetleme ve angajman kapasitesi sağlıyor. AKINCI’nın entegrasyonu hedeflenen Gökhan hava-hava füzesi, Meteor sınıfında yani 150 km’nin üzerinde aktif radar güdümlü angajman sağlayabilecek bir silah. Yakında devreye girmesi beklenen Kızılelma gibi jet motorlu SİHA’lar, savaş uçaklarına yakın hız ve manevra kabiliyetiyle bu dönüşümü bir adım daha ileriye taşıyacak.

Bu araçlar tek başına yeterli değil, ama ağ-merkezli bir yapıda Barış Kartalı (E-7T AEW&C) gibi erken uyarı uçaklarıyla, kara konuşlu HİSAR-O+ ve SİPER sistemleriyle, hatta S-400 benzeri uzun menzilli bataryalarla birleştiğinde, 300–500 km çapında bir hava sahası fiilen uçulamaz hale getirilebiliyor. E-7T’nin radar kapsaması 400–600 km’ye ulaşabiliyor, F-16’ların havada yakıt ikmaliyle 700–900 km menzilli sortiler yapabilmesi bu çemberi tamamlıyor. Bu tür bir koruma şemsiyesi, uçak gemisi görev grubunun sağladığı sürekli hava üstünlüğünün aynısı değil belki, ama bölgesel caydırıcılık açısından benzer bir etki yaratıyor.

Tarihsel Karşılaştırma

Kore ve Vietnam savaşlarını düşünelim. ABD, yüzbinlerce asker, on binlerce araç ve uçakla savaşa girdi. Milyonlarca ton yakıt, yiyecek, mühimmat ve ekipman Pasifik üzerinden taşındı. Read the rest

Fransa’nın Çöküşü: Emmanuel Todd’un Analizi »

Giriş: Emmanuel Todd, Fransa’da tanınan bir tarihçi ve toplum bilimci. Onu dünyada üne kavuşturan şey, Sovyetler Birliği hâlâ güçlü görünürken “Rusya çökecek” öngörüsünü yapmış ve haklı çıkmış olmasıydı. Şimdi aynı düşünür, yıllardır gözlemlediği Fransa için çok daha sert bir teşhis koyuyor: ülkenin ekonomik olarak fakirleştiğini, siyaseten sahte bir demokrasiye sürüklendiğini ve halkın giderek baskı altında tutulduğunu söylüyor. Yani Todd’a göre, Rusya nasıl bir gün çöktüyse, Fransa da kendi içinden çürüyor.

Tabii. Aşağıya Emmanuel Todd’un anlattıklarını Türk okurunun daha rahat anlayabileceği kavramlarla ve Türkiye bağlamında tanıdık terimlerle aktarıyorum. Fransızca’daki özel terimlerin çoğunu açıklayıcı karşılıklarla sadeleştirdim.


Fransa’nın Çöküşü: Emmanuel Todd’un Analizi

1. Genel Durum

  • Fransa ciddi bir çöküş sürecine girmiş durumda.
  • Halk giderek yoksullaşıyor, siyasi partiler çökmüş, ülke artık bürokratların yönetiminde.
  • Bu bürokratlar hem halktan kopuk hem de dünyadaki değişimleri kavrayamıyor.
  • Polis, halkı baskılayan bir güç haline gelmiş. İlginç olan: polis maaşlıları hükümeti korurken büyük oranda aşırı sağa oy veriyor.

2. Siyasi Tehlike: “Macron–Le Pen İttifakı”

  • Genelde Fransa’da anlatı şöyle: ya Macroncular (merkez) ya da Le Pen (aşırı sağ).
  • Todd’a göre bu yanıltıcı. Asıl risk, bu iki tarafın birbirine karşı değil, birlikte hareket etmesi.
  • Yani gelecekte ortaya çıkabilecek şey: otoriter bir merkez–aşırı sağ ittifakı.
  • Bu birleşme, halkı sürekli baskı altında tutan bir düzen kurabilir.

3. Sorunun Kaynağı: Eşitsizlik Değil, Genel Yoksullaşma

  • Todd, Fransa’daki temel problemin zengin–fakir uçurumu değil, herkesin birlikte yoksullaşması olduğunu söylüyor.
  • Sadece en tepede küçük bir kesim (yöneten elit) yaşam standardını koruyabiliyor.
  • Geri kalan %99, farklı meslek ve sınıflardan olsa da hep birlikte alım gücünü kaybediyor.

Read the rest

Donald Trump’ın Kâbusu… »

Trump’ın şu an yaptığı hamle, resmi söylemde “suçla mücadele” olarak sunulsa da, yüksek gerilim veya anayasal kriz senaryosunda kendi lehine mutlak güvenlik kontrolünü önceden garanti altına alma anlamına gelir. Washington D.C.’nin özel statüsü nedeniyle güvenliğin ilk aşamada belediye başkanına bağlı birimler tarafından sağlanması normal şartlarda federal başkan açısından ciddi bir kısıt oluşturur. Bu, özellikle iç kriz veya yarı-askeri çatışma ortamında stratejik bir dezavantaj demektir.

Başkentte Yetki Çatışması maskesiyle Darbe Denemesi

1. Tetikleyici Olay

  • Trump yönetimi, tartışmalı bir başkanlık kararnamesi çıkarıyor.
    Örneğin, federal seçim kurallarını tek taraflı değiştiren veya göçmen statülerini ani şekilde iptal eden bir kararname.

  • ABD Yüksek Mahkemesi (Supreme Court), bu kararın Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ediyor.

  • Trump ise kararın uygulanmasında ısrar ediyor ve “mahkemeler yetkilerini aşıyor” söylemiyle destekçilerini mobilize ediyor.

2. Sokakların Karışması

  • Washington D.C.’de hem Trump yanlıları hem Trump karşıtları büyük protestolar düzenliyor.

  • Bazı gruplar taşkınlık yapıyor, federal binalara girmeye çalışıyor veya yolları kapatıyor.

  • Şiddet olayları başlıyor; özellikle Kongre binası, Beyaz Saray çevresi ve federal mahkemeler etrafı kritik gerilim bölgeleri haline geliyor.

Read the rest

🇹🇷Türk ⚔️ 🇫🇷Fransız-🇬🇷Yunan Savaş Senaryosu »

Doğu Akdeniz / Kıbrıs’ın Güneybatısı – Yıl: 2030


🧭 1. Operasyonel Arka Plan — Politik Zemin ve Aldatmaca

2030 yılı baharında Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın “Akdeniz Dostluk Zirvesi” bahanesiyle çeşitli askeri gemilerini Limasol, Rodos ve Girit’e “ziyaret” kapsamında gönderir. Resmî açıklamalar dostane bir görüntü verse de, bir gecede bu gemiler Yunan bayrağı çeker.

İlk günde Fransa’ya ait 6 savaş gemisi (3 FREMM, 2 PPA, 1 Horizon sınıfı) Yunan bandırası ile faaliyet göstermeye başlar.

Amaç:

  • Türkiye’yi “Yunan kuvvetlerine saldıran agresif ülke” pozisyonuna düşürmek,

  • AB ve NATO içinde baskı kurmak,

  • Türkiye’yi Mavi Vatan’dan fiilen geri itmek.


🧭 2. Tetikleme: Fatih-III Sondaj Gemisine Yanaşma

  • Türk sondaj gemisi Fatih-III, TCG Anadolu ve 2 korvet eşliğinde Kıbrıs’ın güneybatısında görevde.

  • Fransız/Yunan bayraklı gemiler 12 deniz mili mesafeye kadar yanaşıyor, telsizle “Yunan kıta sahanlığı ihlali” gerekçesiyle çekilme talep ediyor.

  • Aynı anda Fransız basınında “Türk donanması Yunan sularda sondaj yapıyor” haberleri servis edilmeye başlanıyor.

  • Türkiye, geri adım atmayacağını ilan ediyor.


🧭 3. Türk Kuvvetleri – Çok Katmanlı Müdahale Planı

Platformlar Sayı Görev
SİDA (ULAQ, SALVO, MİR) 24 Yüzey saldırı + EW + karartma
AKINCI SİHA 3 MAM-T + sinyal bozucu görev
TB3 (TCG Anadolu’dan) 6 Gemi üst yapılarını MAM-L ile etkisizleştirme
ANKA-III 2 SEAD/ISR
KORAL + ÇAFRAD 2 Karıştırma ve hedefleme desteği

⚔️ 4. Aşama Aşama Çatışma Akışı

Read the rest

Hayalet Tugaylar: Drone’lardan sonra yeni bir savaş doktrini daha geliyor! »

 Sessiz ve Soğuk Savaş

Savaş teknolojileri tarih boyunca sadece araçları değil, savaşın şeklini de değiştirmiştir. Tankın icadı sadece yeni bir zırhlı araç ihdas etmekle kalmadı; aynı zamanda sabit cepheleri yıkarak hareketli savaş doktrinini doğurdu. Jet motoru hava üstünlüğünü yeniden tanımladı. Şimdi ise benzeri bir eşik noktasıyla karşı karşıyayız: Elektrikli askerî araçlar.

Elektrikli zırhlı araçlar, İHA’lar, destek ve ikmal sistemleri çoğu zaman sadece bir “teknik güncelleme” olarak görülüyor. Oysa bu yaklaşım, değişimin kapsamını kavramakta yetersiz kalır. Bu araçlar yalnızca savaş araçlarını değil, harekât tarzını, lojistik altyapıyı ve nihayetinde askerî doktrini dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu değişim, klasik mekanik üstünlüğün yerini sessizlik, görünmezlik ve enerji zekâsına bırakacağı yeni bir çağın habercisidir.


I. Elektrifikasyonun Savaş Alanına Girişi

Elektrikli sistemlerin askerî alana entegrasyonu, üç ana kategoride gelişmektedir:

  1. Tam elektrikli araçlar: Sessiz çalışan, termal izi düşük, batarya ile beslenen araçlar.
  2. Hibrit sistemler: İçten yanmalı motor + elektrik motor kombinasyonu (ör. hibrit tanklar).
  3. Elektrikli destek unsurları: Batarya taşıyıcılar, mobil şarj istasyonları, sessiz jeneratörler.

Bu teknolojilerin entegrasyonu, sadece araç bazlı değil, sistem düzeyinde etkiler oluşturmaktadır.


II. Teknik Özelliklerden Taktik Avantaja

Teknik Özellik Taktik Etki Stratejik Etki
Sessiz motor (elektrikli tahrik) Sızma, gece taarruzu, gizli manevra “Sessiz taarruz” doktrini
Düşük termal iz (ısı izi) IR güdümlü silahlardan korunma “Termal hayaletlik” prensibi
Anlık tork / yüksek ivme Yakın mesafeli muharebede üstünlük “Kısa menzilli hız üstünlüğü”
Rejeneratif enerji sistemleri Enerji geri kazanımı Enerji sürdürülebilirliği doktrini
Elektrikli lojistik zinciri Sessiz ve izsiz ikmal hattı “Gizli ikmal” kapasitesi

Read the rest

İngiliz Hızlı Tren Fiyaskosu: Buharlı Treni İcat Eden Ülke Nasıl Rezil Oldu? »

Sanayi devrimini başlatan, buharlı treni icat eden, demiryolu taşımacılığının öncüsü bir ülke… Bugün ise 200 kilometrelik bir hızlı tren hattını dahi zamanında, bütçesinde ve tam olarak inşa edemeyen bir Birleşik Krallık var karşımızda. High Speed 2 (HS2) adlı proje, yalnızca maliyet aşımı ve gecikmelerle değil, aynı zamanda kötü yönetim ve vizyonsuzlukla da tarihe geçti. Bu, modern İngiltere’nin en büyük alt yapı fiyaskosudur.

Kötü Yönetim, Felaketin Temel Nedeni

HS2 projesi 2009’da duyurulduğunda, hedef 2026’ya kadar Londra’yı Manchester ve Leeds’e bağlayan bir hızlı tren hattı oluşturmaktı. Başlangıçtaki maliyet tahmini yaklaşık 30–37 milyar sterlin civarındaydı. Ancak işler kısa sürede rayından çıktı. Planlar tamamlanmadan başlatılan inşaatlar, sözleşme süreçlerinde risk analizi yapılmaması, yüklenicilere sınırsız bütçe yaratacak şekilde “maliyet+” tipi anlaşmalar yapılması gibi yönetimsel hatalar projeyi çığırından çıkardı.

2020’lere gelindiğinde sadece Londra–Birmingham arasındaki ilk fazın bile 54 ila 66 milyar sterlin arasında bir maliyete ulaşacağı öngörülüyordu. 2025 itibarıyla toplam maliyetin 100 milyar sterlini aşacağı tahmin ediliyor. Her kilometre demiryolu için 220 ila 250 milyon sterlin harcanıyor; bu da Fransa’daki benzer projelere göre 10 kat daha pahalı.

Reddedilen Uyarılar, Kovulan Danışmanlar

Projede görev yapan danışmanlardan bazıları maliyetlerin rayından çıktığını yetkililere bildirmeye çalıştı. Ancak bu kişilere kulak verilmedi, bazıları görevden alındı. HS2 Ltd’nin CEO’su Mark Wild, projeyi “fazla büyük ve kontrolden çıkmış” olarak nitelendirdi ve kimsenin dur demeye cesaret edemediğini söyledi.

Euston istasyonu gibi kritik duraklarda mimari planlar birkaç kez değiştirildi; bu değişiklikler yüz milyonlarca sterlinin boşa gitmesine yol açtı. Sadece bu istasyon için 250 milyon sterlinden fazla harcama yapıldığı hâlde ortada hâlâ bitmiş bir plan yok.

Kısalan Hat, Ucu Açık Gecikmeler

2023 yılında Başbakan Rishi Sunak, projenin Manchester ve Leeds uzantılarını iptal ettiğini açıkladı. Böylece proje yalnızca Londra ile Birmingham arasında sınırlı kaldı. Bu 200 km’lik hattın tamamlanma tarihi bile 2030’ların ortasına sarkmış durumda. 2025 yılı itibarıyla bazı bölümlerde henüz raylar bile döşenmemiş durumda. Read the rest

Tayland-Kamboçya Gerginliği ve ABD’nin Çin’i Kuşatma Taktigi »

Çin Halk Cumhuriyeti, son yirmi yılda sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve jeostratejik olarak da Güneydoğu Asya’da giderek artan bir nüfuz alanı inşa etmektedir. Kuşak-Yol Girişimi, Güney Çin Denizi üzerindeki hak iddiaları, askeri üs yatırımları ve ikili silah anlaşmaları bu nüfuzun araçlarıdır. Bu genişlemeci yaklaşım, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok Batılı ve bölgesel aktör tarafından dikkatle izlenmektedir. Tayland ve Kamboçya gibi ASEAN üyesi ülkeler bu büyük satranç tahtasında önemli karelerdir. Özellikle bu iki ülke arasındaki askeri ve diplomatik gerilimler, sadece yerel düzeyde sınır ihtilafı olarak değil, büyük güçlerin dolaylı çatışma sahası olarak da okunabilir.

Tayland, uzun yıllardır ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefiklerinden biridir. NATO dışı ana müttefik statüsüne sahiptir ve Amerikan yapımı savaş uçakları, helikopterler, radar sistemleri ve diğer silah platformlarını kullanmaktadır. Ayrıca Tayland, “Cobra Gold” gibi çok uluslu askeri tatbikatlara ev sahipliği yaparak ABD’nin bölgedeki askeri varlığını desteklemektedir. Ancak 2014 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrasında Tayland ile Batı dünyası arasında ilişkilerde bir soğuma yaşanmış, bunun sonucunda Tayland ordusu Çin ile daha yakın askeri ilişkiler kurmaya başlamıştır. Çin’den VT-4 ana muharebe tankları, SH-1 obüsleri ve denizaltı sistemleri satın alınmış, üst düzey askeri temaslar sıklaştırılmıştır. Bu durum Tayland içinde bazı kurum ve şahısların Çin ile daha uyumlu bir çizgiye yöneldiği bir güç dengesi yaratmıştır. (Haritayı büyütmek için üzerine tıklayınız.)

Çin’in Tayland’a ilgisi yalnızca silah satışlarıyla sınırlı değildir. Stratejik öneme sahip “Kra Kanalı” projesi, Çin’in Malaka Boğazı’na olan bağımlılığını azaltma hedefiyle doğrudan ilişkilidir. Malaka Boğazı, Çin’in petrol ve ticaret rotalarının %60’tan fazlasını oluşturur ve ABD donanması tarafından kolaylıkla kontrol edilebilecek bir boğazdır. Bu nedenle Çin, Güney Tayland’da Andaman Denizi ile Tayland Körfezi’ni birbirine bağlayacak alternatif bir geçit arayışındadır. Bu geçidin inşa edilmesi hâlinde Çin’in Hint Okyanusu üzerinden enerjiye ve ticarete erişimi %30 ila %40 oranında kısalacaktır. Bu kanal ya da kara koridoru projesi gerçekleşirse, Çin’in Kuşak-Yol stratejisinin deniz ayağında büyük bir stratejik avantaj elde etmesi söz konusu olacaktır. Read the rest

Türkiye, ABD’nin Hava Üstünlüğü Paradigmasını Nasıl Çökertti? »

 

GİRİŞ: HAVA ÜSTÜNLÜĞÜ NEDİR VE NEDEN KRİTİK BİR UNSURDU?

Hava üstünlüğü, bir tarafın belirli bir bölgede düşman hava unsurlarının etkisini sıfırlayarak kendi hava varlığını serbestçe kullanabilmesi anlamına gelir. Bu kavram askeri teoride üç seviyede tanımlanır:

  • Hava Hakimiyeti (Air Supremacy): Düşman hava unsurları tamamen etkisizdir.
  • Hava Üstünlüğü (Air Superiority): Düşman hava etkinliği yok denecek kadar azdır.
  • Hava Paritesi (Air Parity): Taraflar birbirinin hava faaliyetlerini sınırlayabilir.

Hava Üstünlüğü Askeri Sistemlerde Nerelerde Rol Oynar?

  1. Muharebe Sahası: Kara birliklerinin hava saldırısına karşı korunması, hava desteği ile derinlikte düşman unsurlarının vurulması.
  2. İstihbarat: Keşif, gözetleme, hedef tayini, anında müdahale.
  3. Lojistik: Askeri sevkiyatın emniyetli bir biçimde gerçekleştirilmesi. Hava üstünlüğü olmadan uzun ikmal hatları savunmasız kalır.

Tarihte Hava Üstünlüğün Belirleyici Olduğu Savaşlar

  • Normandiya Çıkarması (1944): Müttefikler, Almanya’nın hava kuvvetlerini etkisiz hale getirerek çıkarma bölgesinde hava üstünlüğü elde etti.
  • Körfez Savaşı (1991): ABD, Irak hava savunmasını ilk 48 saatte devre dışı bırakarak mutlak hava hakimiyeti kurdu.
  • Kosova Operasyonu (1999): NATO, kara birlikleri kullanmadan sadece hava gücüyle Sırbistan’a geri adım attırdı.

(İnfografiği büyük görmek için üzerine tıklayınız.)

  Read the rest

İsrail’den İsviçre’ye 320 milyon €’luk kazık! »

  1. Baştan beri tartışmalı bir alım (2015)
    2015’te birçok teknik ve siyasi uyarıya rağmen, İsviçre Parlamentosu Elbit Systems üretimi 6 Hermes 900 keşif drone’unu yaklaşık 300 milyon frank karşılığında satın almayı onayladı. Drone’lar uzun menzilli, otonom uçuş yetenekli ve hem askeri hem sivil amaçlı kullanım için vaat edilmişti.

  2. Çalışmayan çarpışma önleyici sistem
    Drone’un en kritik özelliği olan çarpışma önleyici sistem hala çalışmıyor. Bu nedenle teslim edilen 5 drone aktif kullanılamıyor; özellikle sınır koruma birimleri bu durumdan doğrudan etkileniyor.

  3. Eski sistemlerin erken emekli edilmesi
    Ordu, eski Ranger drone’larını 2019’da emekliye ayırdı. Yeni sistem devreye girmediği için gümrük ve sınır güvenliği ekipleri gözlem desteğinden yoksun kaldı. Bu da yasa dışı faaliyetlerin tespiti açısından ciddi bir zafiyete sebep oldu.

  4. Kötü proje yönetimi ve mali riskler
    İsviçre Sayıştayı projeyi sert şekilde eleştiriyor: hedefler fazla iddialı, proje yönetimi zayıf, tedarikçiler güvenilmez ve maliyetler hızla artabilir. Kritik sistemin çalışmaması durumunda ek uçak destekleri gerekebilir, bu da operasyon maliyetlerini katlayabilir.

  5. Üç olasılık masada: iptal mi, devam mı?
    Yeni Savunma Bakanı Martin Faiser üç seçenek üzerinde duruyor:

    • Projeyi tamamen iptal etmek

    • Sisteme daha fazla para yatırıp çözülmesini ummak

    • Bazı özelliklerden (örneğin çalışmayan çarpışma önleme sistemi) vazgeçmek
      Kararın 2025 yazı bitmeden açıklanması bekleniyor.