Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Dikkat Edin Hırsız Var; İnsanlığınızı ve Sanatınızı Çalıyorlar: 2012 Filmi Üzerine »

Roland Emmerich, genellikle devasa bütçeli filmleriyle bilinen bir yönetmendir. Son filmi “2012”nin bütçesinin 200 milyon doların üstünde olduğu söyleniyor. Bu kadar büyük bütçelerin bir yönetmene teslim edilmesi bu yönetmenin hangi özellikleriyle ilgilidir diye gayri-ihtiyari düşününce, ortaya sinema adına umudumuzu bitiren bir tablo çıkması kaçınılmaz oluyor.

“Kurtuluş Günü (Independence Day – 1996)”, “Yarından Sonra (The Day After Tomorrow – 2004)” gibi Emmerich filmlerinin bir devamı gibi olan “2012” de, o filmler gibi dünyanın başına gelmesi muhtemel bir felaketi ele alıyor. Bir Maya kehanetinde söylenenlerin gerçekleşmeye Read the rest

Filistin’den yeni bir haber yok »


İranlı ulema toplumsal barış peşinde »

Cihan Aktaş

Geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından İran’da pandoranın kutusunun açıldığı söylenebilir.  Seçim gösterilerine katılanlara karşı kullanılan orantısız güç, tutuklananlarla ve reformist liderlerle ilgili suçlamalar, muhalefetin sesini duyurmasının güçlükleri gibi konular, çok farklı kesimlerden gelen tepkilerle gündem oluşturmaya devam ediyor. Bu arada ulemanın siyasal alandaki yetkilileri özeleştiriye çağıran sesinin Read the rest

Parçalanmış kimlikler için yeni iklimler »

Burhan Özgen

Kimliklerin darmadağın, hayatların parça parça olduğu bir dönem içinde kimlik siyaseti yapmanın güçlükleri Türkiye Kürtleri’nin hiçbir vakit yakasını bırakmamıştır. Bir yandan kimlik savunusunun anlamsızlığını öne çıkaran yaklaşımlar olanca hızıyla gelişirken, diğer yandan milliyetin inşası için gerekli olan anlatılar, dil öğeleri, kültürel parçacıklar vs. gibi “kimlik yapıcı” unsurların derlenip, toplanmasının gereklilikleri her bakımdan, bir tür araf durumunu, bocalamayı, kararsızlığı dayatmaktadır. Bunun, birbirinden oldukça farklı iki durumu geliştirdiğini söylemek mümkün. Birincisi, kimliğin daha da fazla sahiplenilmesi; parçalanmışlığın, kimliğe varolandan da fazla, sıkı sıkıya sarılarak aşılmaya çalışılması Read the rest

Demokratik açılımın yargı engeline takılmaması için (2) »

Alper Ecer (Toplum ve Politika Enstitüsü)

Anayasa Mahkemesi (AYM) yetkisini tıpkı  yasama organı olan TBMM gibi Anayasa’dan aldığına göre ve tıpkı onun gibi halkın egemenliğini onun adına kullandığına göre bu konuda AYM’nin keyfî yorumlama gücünü denetlemek amacıyla, mahkemenin tüzel kişiliğini ve fonksiyonunu kapsamlı  bir değişikliğe tabi tutmaya gerek kalmaksızın, muhalefetin itiraz etmeyeceği, kimsenin karşı çıkmayacağı bir orta yol nasıl bulunabilir?

Anayasa değişikliği için böyle bir yol bulunursa bu, siyasetin sıkışmışlığına çare olacağı gibi AYM üyelerinin de rahatlamasına yardım edecek, ateş hattında kalmalarına engel olacaktır. Çünkü görülmektedir ki, son senelerde sorunların siyasetle halledilmesini külfetli bulan çevreler Read the rest

İpek Yolu Film Festivali’nin Ardından Sinemamıza Bir Bakış »

Film festivallerini, dünyada ana akım sinemanın dışında kalmış ve bu sinemanın baskısı  sonucu çok fazla gösterim şansı  bulamamış ama belirli bir iddiası  olan filmlerin görülme şansı  bulunduğu yerler olarak, oldum olası önemsemişimdir. Son 15-20 yıldır Ankara Film Festivali, İstanbul Film Festivali, Avrupa Gezici Film Festivali ve son 4 yıldır da Bursa’da düzenlenen İpek Yolu Film Festivali Türkiye’de bir şekilde takip etmeye çalıştığım festivallerdendir. Bu festivallerde ve dünyada da Cannes, Venedik, Berlin vs. gibi festivallerde gösterilen filmleri, ya festivaller sırasında ya da hiç olmazsa sonrasında DVD’lerinden izleyerek dünya sinemasının gidişatı konusunda bir fikir edinmek mümkündür. Ancak beklentileri Read the rest

(B)eden, (E)sas, (N)efs: Başörtüsü ile ilgisi olmayan başörtüsü yazısı »

Son zamanlarda çeşitli başlıklar altında yorumcuların aynı konuyu açtıklarına tanık oluyorum, dinde, ahlâkta ve ibadette rölativizm: Kurban, başörtüsü ve bunların olmadığı “öteki” dinler…

  • Benim kutsallarım – Senin kutsalların
  • Benim dinim – Senin dinin
  • Benim ahlâk anlayışım – Senin ahlâk anlayışın

Din kuralları bu ayrımda nereye düşer ? Meselâ başörtüsü veya genel olarak örtünmek GÖRECELİ mi yoksa MUTLAK midir?

 Kanaatimce dinde rölativizm olur da ahlâkta olmaz. Özellikle liberallerin tekrar etmeyi sevdiği  “Senin dinin sana, benimkisi de bana” (KÂFİRÛN,6) ayetinden esinlenip « Senin iyilik/kötülük anlayışın sana, benimkisi de bana » şeklindeki bir düstur çok ama çok sakat görünüyor gözüme. Çünkü din ve ahlâk birbirinden AYRI iki kavram.

İngiltere’de trafiğin solda işlemesi « yüzünden » kaza yaparak adam öldüren biri « Hakim bey, benim ülkemde trafik sağdan, ne olur cezamı hafifletin”  diyebilir. Ama bir adamı öldürüp parasını çalan kişi « benim ülkemde adam öldürmek serbest, kendi iyilik anlayışınızı bana dayatamazsınız, Ben turistim » diyebilir mi ? Neden ?

Öncelikle toplumsal düzen, din, ahlâk ve bunlardan ilham alarak inşa edilen kanunların Read the rest

İnsan’ın şiir problemi »

 İnsan neden şiir yazar?

Bu soruya cevap veremeyenlerin siyasî, sosyal ve ekonomik sorunlara da ASLA çare bulaMAyacağından eminim.

Burada çok güzel bir şiir var ve sesli olarak da kaydedilmiş. Böyle bir şiiri okurken/dinlerken neden duygulanırız?

http://www.edebiyatdefteri.com/siir/283135/seyda.html

İbrahim Tenekeci bir forumda “şiir bazı yetenekli insanların, faniliğin saldırısına karşı gösterdikleri bir reflekstir” diyor… Tefekküre davet.

Bir başka yorumcu Necip Fazıl Kısakürek’ten aktarıyor:

“İnsanlar! ALLAH var! O’nu düşünmekten başka her işe paydos!…

Bana “deli” mi diyecekler?

Canım kurban, aklın son durağı olan böyle deliliğe!..”

Aklın son durağında, faniliğin saldırısına karşı durabilmek… Tefekküre davet. Bu cümle yarısı DD sitesindeki yüzlerce siyaset makalesini bir anda gözümün önünden geçiriyor. İbn Arabi, Gazalî, Mevlana, Kierkegaard, Heidegger, Kant, Hume, Arendth… durdukları yerden bize bakıyorlar bir cevap bekler gibi:

İnsan neden şiir yazar? İnsan neden şiir sever?

Liberal, demokrat, solcu, dinci… Bu sorulara net cevap bulamayanlar, İnsan’ın ne olduğunu tarif edemeyenler insanların yönetimi, hukuku ve hayatı üzerine söz söyleyebilir mi?

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

 

Derin Göz

 

Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …

 (Buradan indirebilirsiniz)

 

 Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın 

 

Demokrasi ve İnsanlık »

HATIRLATMA: ekibimize katılmak için bize yazılarını gönderen  bazı yetenekli yazarların çalışmalarını sitede YAZAR OKULU dosyasında yayınlıyoruz.  Özetle yazıdaki fikirlerin tartışılmasını değil yazının kendisini okurlarımızla birlikte eleştirmeyi hedefliyoruz.

Bu sayede sadece yazara değil henüz yazı göndermemiş dostlara da faydalı olmayı amaçlıyoruz. Genç yazarları eleştireceğimiz bu sayfalar aynı zamanda bizler için de bir eleştiri okulu olacak. Yapıcı, geleceğe dönük bir dil kullanmaya, cesaret vermeye gayret gösterebilecek miyiz?

Ahmet Ercan kimdir? : ankara  okuyorum son sınıf öğrencisiyim. istanbulda yaşıyorum. ilk okuduğum kitaplar psikoloji üzerineydi. profil çıkarma üzerine kitaplar okumuştum. şu anda uluslararsı ilişkiler ve siyaset bilimi ile ilgileniyorum. duverger’ in siyasal partilerini okudum en son ve ergun özbudun un duverger üzerine araştırmasına rastladım onu okudum. önümüzdeki hafta ahmet taner kışlalı nın siyasal çatışma ve uzlaşmasını okuyacağım. ingilizce almanca zazaca biliyorum fransızca dersleri almaya başladı. biraz da kürtçe biliyorum. kore filmlerini severim:)

Demokrasi ve İnsanlık – Ahmet Ercan

Sistemlerin amacı insanları mutlu etmektir. İnsanlar eğer bir sistemden mutlu ise onu kullanmaya devam eder değillerse değiştirirler. Zaten bütün devrimler bir grubun sistemden dolayı mutlu olmamasından doğar. Sistem bir yerden sonra insanları mutlu edememeye başlar. Çünkü insan sürekli gelişen, büyüyen bir canlıdır. Bu yüzden aynı büyüyen çocuk gibi eski elbiseleri kendisine küçük gelmeye başlar. Sistem denen urbanın kendisine küçük geldiğine kanaat getiren ve sistemden hoşnut olmayan insanlar yeterli gücü topladıkları zaman Read the rest

Cihan Aktaş’la Gerçek İran’ı ararken(3) »

Sunuş: Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz. (1, 2) Bu son bölümde son sözü de “usta” söylesin:

  Türkiye’nin AK Parti tecrübesiyle elde ettiği başarıların İran toplumunda ilgiyle izlendiğini, dolayısıyla İranlı siyasetçileri etkilediği kanısındayım.   İran’ın  uluslararası kurumların izlediği çifte standartlar konusundaki tavizsiz tavrının Türkiye’de yaygın olarak takdirle karşılandığını gözlemliyorum öteden beri.  İran dış politikası Türkiye’yi her şeyden önce Batı ülkeleriyle işbirliğinde uzlaşmacı tavrın bir alışkanlığa dönüşürken, her zaman ülke çıkarlarını gözetmede yararlı olmayacağı konusunda da etkilemiş olabilir gibi geliyor bana. Türkiye’nin özellikle son dönemlerde komşu ülkelerle sorunlarını çözme konusunda başlattığı diplomasi atağı da İran’da büyük bir takdirle karşılanıyor.   

Sevgili (kadim) arkadaşım Özlem’in katkısıyla gerçekleşen bu uzun  söyleşi için kısa bir son söz söylemem gerekirse… Mehmet Bey gerçekten çok iyi düşünülmüş sorular sordunuz ve bu sorulara tamamen karşılık gelecek cevapların bir söyleşi çerçevesinde verilmesinin kolay olmayacağını sanırım siz de takdir edersiniz.  Yeni tartışma başlıkları ve farklı söyleşiler için küçük bir pencere açmış olabildiysem çok sevineceğim.  Sonuçta kendimi İran uzmanı saymıyorum, bunun dikkate alınmasını isterim.  Sitenizde beni konuk ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Söyleşimizi paylaşan dostlara esenlik dileklerimi iletmek istiyorum. Selam ve dualarla….  (CA)

MY:İran İslâm devrimi’nin lokomotifi neydi? Ne pahasına olursa olsun Şah’tan kurtulmak mı? Yoksa Humeyni’nin vaad ettiği rejimi anlayan ve isteyen bir halk hareketi mi? 

-Bir devrim uzun dönemlerde sayısız etkenle oluşmuş büyük bir gerilimin boşalmasıdır. İran devrimini oluşturan etkenler Şah hükümetinin yaptığı zulümler, hanedanın ülkeye yüklediği yoksulluk ve başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerinin gözle görülür şekilde Read the rest