Kemalizmin Zararları(3):Üniversiteleri Aydınlatır »
By Sevinc Gul on Eyl 20, 2010 in Akıl, atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Kemalizmin Zararları, Video, Yobaz Laikler | 0 Comments
Önceki YazılarBy Sevinc Gul on Eyl 20, 2010 in Akıl, atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Kemalizmin Zararları, Video, Yobaz Laikler | 0 Comments
By Mehmet Yılmaz on Eyl 18, 2010 in Akıl, Hz İbn-i Arabî, İnsan, Zaman Nedir? | 11 Comments
“…İnsanlar mevsimlere bağlı olarak yaşıyorlardı tarım devrinde. Bir mevsimde ekilir, bir başka mevsimde hasat edilirdi. Hasattan sonra ürünler satılır, düğünler yapılırdı. Kuzuların bile bir doğma mevsimi vardı. Ekonomik ve sosyal yaşam doğadan alıyordu ritmini. Hatta güneşten, aydan… Denizciler bile yıldızlara bakarak okyanuslara açılıyordu. Kısacası müzikten daha hızlı dans edilmezdi! Oysa fabrikalar, trenler, telgraf telleri ve […]sinema insana Zaman’ı kontrol edebileceği hissini verdi. Çünkü Zaman’ın “kontrol altına alınması” gerekiyordu 3 vardiya 24 saat işleyen fabrikalarda, para piyasalarında, asla geç kalmayan trenlerde… “Yaratılmış vakit” algısı yerini “üretilen vakte” bırakıyordu. Vakit artık bir nimet değildi, vakit nakitti(!)
İşte bu yüzdendir ki şu anda okumakta olduğunuz satırlar bundan bir kaç asır önce yazılamazdı. Çünkü Read the rest
By Mehmet Yılmaz on Eyl 18, 2010 in Akıl, Hz İbn-i Arabî, İnsan, Zaman Nedir? | 8 Comments
Akıl bilim değildir. “Bundan sonrası akıl ile çözülemez” demek de aklın alametidir. Kanaatimizce Akıl da haddini bilmelidir. Beş duyunun ve aklın putlaşması aklımızın değil nefsimizin eseridir.
Peki nedir Zaman? Bu kavram aklımızın “kapsama alanı” içine girer mi? Zaman’ı akledebilir miyiz? Bu yaz başladığımız Zaman Nedir? isimli keşif projesinin amaçlarından biri de bu soruya yanıt vermek.
Fizikçilerin Zaman konusunda bugüne kadar bir anlaşmaya varMAmış olmasından da anlıyoruz ki tabiat bilimlerinin gücünü, sınırlarını zorlayan bir olguyla karşı karşıyayız. Ölçme ile, deney, gözlem yaparak (sadece) bilimsel yöntemlerle çözümlenmesine imkân olmayan bir şey var ortada.
Zaman’ı düşünmek kolay değil
Neden? Bunun bir kaç sebebi var. Bir kere Zaman ile aramıza mesafe koymakta zorluk çekiyoruz. Ekonomi, tarih veya siyaset konuşurken insan tarafsız bakabilir. Ama bu meseleyi konuşurken Zaman’sız bir tepeye çıkıp hadiseye uzaktan bakamıyoruz. Zaman’ın geçişi bizi yaşlandırıyor, sevdiklerimizi öldürüyor, kaybedilenler geri gelmiyor. Diğer yandan bir nostalji var. Çocukluğumuzu özlüyoruz, eski bayramları, “bizim zamanımızdaki” okulları, lokantaları, komşuluk ilişkilerini… Sevinç, üzüntü ya da korku duymadan Zaman’a bakabilmek kolay değil … çünkü insanız. Read the rest
By Editorden on Eyl 18, 2010 in Duyuru | 21 Comments
By Sevinc Gul on Eyl 18, 2010 in İnsan Müzikleri, vicdan, Video | 3 Comments
By Editorden on Eyl 17, 2010 in atatürkçülük, CHP, Geçmiş Zaman Olur ki, MHP, Milliyetçilik | 0 Comments
Sunuş: 2007 Temmuzunda bir makale girmiştik yayına. En çok okunmuş makaleler içinde ilk 20’de. MHP ve CHP’nin korku siyasetiyle oy topladıklarını anlatmıştık. Referandum çerçevesinde bu çarpık evliliğin hâlâ sürmesi ne kadar düşündürücü. Daha bir halk, daha bir “Anadolu çocuğu” olması icab eden MHP seçmeni nasıl oluyor da o şımarık, o elitist, o halka tepeden bakan CHP tayfasının hizmetçiliğini yapıyor?
Her siyasî hareket zamana uydurur kendini. Çevirir, kıvırır. Normal. Ama her siyasî hareketin sabitleri vardır. Değişmezleri, satır aralarında okunması gerekenleri. Korkarım CHP-MHP evliliğinin çarpıklığı bir farktan değil bir benzerlikten geliyor. Genlerinde bir ortaklık var.
Hani Türk filmlerinde son anda biri girer içeri, “Durun, siz evlenemezsiniz, siz kardeşsiniz!” diye haykırır. Ben de böyle demek istiyorum. Bu bir akraba evliliği. Dikkat edin, neticesi sakat görünüyor!
By Mehmet Yılmaz on Tem 3, 2007 in CHP, Kemalizm, MHP, Milliyetçilik, Türk Solu, Türk faşizmi, Ulus-Devlet |
Bir siyasi söylem düşünün ki herkes arkasından koşsun:
Ogün Samast gibi kayıp çocuklar,
İstanbul’un zengin semtlerinin gençleri,
Tesettürlü MHP ve BBP yandaşları,
Üniversite rektörleri ve dekanları,
Ordu mensupları,
gazeteciler, ….
Gerçek hayatta bir araya gelemeyecek bu insanlar kuramsal alanda güya ayni ideolojiyi destekliyorlar: Türk Milliyetçiliği.
Türk Milliyetçiliği bir nevi Nuh’un Gemisi: Her türden bir çift alıyoruz ki soyları tükenmesin!
Sefalet içinde misin?
Türkiye’nin İran olmasından mı korkuyorsun?
İsrail ve ABD’ye kızıyor musun? Çuvalın intikamını mı almak istiyorsun?
Yalapşap öğrenilmiş bir şanlı Türk tarihi mitolojisi peşinde misin? YAZININ TAMAMI
… Bu konu ilginizi çektiyse…
“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.
Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.
By Mehmet Yılmaz on Eyl 16, 2010 in Akıl, Felsefe, Hayat, İnsan, Kitap Sohbeti | 8 Comments
Evet… Türkçemize “Manevî Enerji” diye çevirebiliriz(1) bu şahane kitabın başlığını. Ne anlatıyor peki?
Akıl… İnsan… Evrim… Hayat… Şuur … Beden… Ruh… Madde ve Mânâ gibi “derin” konulardaki tefekkürlerin derlendiği bir eser(2) söz konusu. Derinlere dalıyor ama büyük düşünür Bergson her zamanki gibi çok büyük bir zerafet ile bugün hâlâ “moda” olan bazı fikir akımlarını alt-üst etmeyi de ihmal etmiyor geçerken:
Kanaatimce Pozitivizm’i yeterince eleştirdik Bir pozitivizm eleştirisi isimli kitabımızda. Evrim senaryolarının felsefeye devşirilmesiyle ortaya çıkan siyasî/ahlâkî duruşları ise Maymunist imanla nereye kadar? adlı ortak çalışmada okurlarımızla birlikte irdeledik.
Bu sebeple Bergson’un Manevî Enerji isimli kitabını tanıtırken özellikle Kant’ın “kritikleri” üzerine söylediklerinden bahsetmek istiyorum. Aslında bu kitap bir altın madeni gibi, belki 10-15 değişik yazı yazmak gerekir ama bir yerden başlayalım yine de…
Bildiğiniz gibi Immanuel Kant’ın çalışmaları arasında isimleri “Kritik der …” diye başlayan üç eser adeta düşünürün adıyla Read the rest
By Ayla Chignardet on Eyl 16, 2010 in Akıl, atatürkçülük, Kemalizm, Kemalizmin Zararları, Video | 5 Comments
By Konuk Yazar on Eyl 16, 2010 in 12 Eylül, AKP, Anayasa Değişikliği, atatürkçülük, CHP, darbe, Kemalizm, MHP | 3 Comments
“İlk aşk, ilk aşktır; ilk evlilik ilk evliliktir; hayal kırıklığı ise hayal kırıklığı”
Maximillian Schell (İsviçreli Aktör)
Referandum sonuçları, başta CHP ve MHP olmak üzere irili ufaklı tüm muhalefet üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Referandumdan bir hafta önce sanatçıların katıldığı bir programda esip gürleyen ve kendinden ve Hayırcılardan çok emin görülen Bedri Baykam’ın yüzü, Referandum akşamı kireç gibiydi. Herkes, gizleyemediği bir şok içindeydi. Bu sonucu, iktidar bile beklemiyordu. Oran, %55’in üzerine çıkmaz diyorduk; halk yine sürpriz yaptı; sonuç, bu ülkede sivil demokrasi isteyenleri ümitlendirdi; statükocuları ise fena üzdü.
Referandum, aslında son yıllarda Read the rest
By Mehmet Yılmaz on Eyl 16, 2010 in 12 Eylül, Anayasa Değişikliği, CHP, MHP, vicdan | 150 Comments
12 Eylül referandumunda HAYIR diyen insanlar… Rahat uyuyabiliyor musunuz diye merak ettim de…
Evinde bebeğiniz veya yatalak hastanız varsa iyi bilirsiniz: İnsan dışkısı sadece bir kaç saat içinde deriyi tahriş eder. Daha uzun temas etmesi halinde cilt üzerinde yaralar açılır.
12 Eylül 1980’de ülkemiz, cennet(?) vatanımız kendi ordusu tarafından işgal edildiğinde bir çoktutuklu, solcu, sağcı, ülkücü, İslâmcı, Alevî , insan dışkısı ile dolu çukurlarda günlerce bekletildi. Yumruk büyüklüğünde yaralar açıldı derilerinde. Dikkat ederseniz “tutuklu” kelimesini koyu yazdım. Çünkü doğru dürüst delil toplanmadan tutuklandı binlerce insan. Tipten kaybettiği için, bazen de sadece üzerinde kimliği olmadığı için insanlar tutuklandı. “Kürt” veya”özgürlük, barış” gibi sakıncalı(!) kelimeleri gazeteye yazdığı için tutuklananlar vardı. Yıllarca mahkeme görmeden hapiste kaldı bu insanlar. İşkence altında itiraflar(!) imzalatıldı o insanlara. Akrabalarını, komşularını ihbar(!) etmeye zorlandılar. Cinsel organlara elektrik verilmesi, vücuda cop ve şişe sokulması, aile fertleri önünde tecavüz Read the rest