Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Epistemolojinin Tanımı ve işlevi[1] »

Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre2

Matematik yasaları realiteye yollama
yapıldıkları sürece kesin olamazlar.
Ve bunlar kesin oldukları sürece de
realiteye tekābül etmezler.

Albert Einstein (Geometri ve Deney)

 

 

 

 

Etimolojik anlamıyla “Epistemoloji”, Grekçe’de epistêmê (yâni: bilgi) ve semantik değeri yüksek logos (yâni: inceleme, nutuk, fiil, kelime, ilim anlamlarını haiz olabilen) kelimelerinden oluşmaktadır; buna göre ve en isâbetli olduğunu sandığım kavramıyla “Bilginin incelenmesi” anlamındadır. Ancak bu ifâde bilginin nasıl incelenmesi gerektiğine açıklık getirmediğinden Epistemoloji’nin tanımı ve işlevi genellikle hep muğlâk kalmıştır. Çok kimseye göre Epistemoloji “Bilgi Teorisi”, yâni “Gnozeoloji” ile eşanlamlıdır. Oysa Felsefe’nin bir dalı olan “Bilgi Teorisi” bilginin nasıl oluştuğunu inceler.

Epistemoloji, meselâ:

·         André Lalande’ın meşhur Vocabulaire Technique et Critique de la Philosophie‘sine3 göre: “İlim Felsefesi’dir“;

·         Encyclopædia Britannica‘nın 2000 târihli baskısına göre: “Beşerî bilginin tabîatının, kökeninin ve sınırlarının incelenmesidir“;

·         Stanford Encyclopedia of Philosophy‘ye göre: “Bilginin ve te’yid edilmiş inancın incelenmesidir“;

·         Routledge Encyclopedia of Philosophy‘ye göre: Bilginin tabîatı, kaynakları ve sınırlarıyla Read the rest

Risâletü’t-tevhîd (Hz. Gazâlî) »

Bir kitabın fiatı içindeki bilgilerin kıymetiyle orantılı olsaydı Gazâlî Hazretleri’nin yazdığı 30 sayfalık Risâletü’t-tevhîd‘i satın almaya kimsenin gücü yetmezdi sanırım:

 “Nasıl ki dil ile “ateş” demek dili yakmıyor, “su” demek harareti gidermiyor, “ekmek” demek karnı doyurmuyor, “kılıç” demek vücudu kesmiyorsa; aynı şekilde, sadece dille kelime-i tevhidi söylemek de kişiyi kötülüklerden (ALLAH’ın rızası dahilinde olmayan hallerden) alıkoymaz. […] Söz kabuk, mâna özdür. Söz sedef ise, mâna incidir. Öz olmayınca kabuğu neylersin. İncisi olmayan sedef neye yarar. Kelime-i tevhidin sözcükleri ve mânası, beden ile ruh gibidir. Ruhsuz beden bir işe yaramadığı gibi, kelime-i tevhid de mâna olmaksızın hiçbir fayda sağlamaz.” Read the rest

Biz Amerikanca konuşmuyoruz! »

M. Zübeyir Koçulu
Gerçek Hayat Dergisi
Dış Haberler Editörü

Güzel bir eylül sabahında, kentin lambalarının gün ağardığı için anlamını yitirmeye başladığı sırada ulaştı İstanbul’a. Bu on iki eylül sabahında nereden çıktıysa, radyoda Renato Carosone’nin, ‘we no speak americano’ adıyla yeniden düzenlenen parçası, ‘tu vuo fa l americano’ çalıyordu. “Biz Amerikanca konuşmuyoruz” cümlesinin, kentin bütün sokaklarında aynı anda söylendiğini sandı bir an. Derin düşüncelere daldı sonra. Kent adı verilen geniş meydanlarda görünmez kafesler içine hapsedilen tutsaklar geldi aklına. Cisneros’un ‘Mango Caddesi’ndeki Ev’ kitabında anlattığı, oğlu tarafından Amerika’ya gitmek zorunda bırakılan, yerleştirildiği evden bir daha hiç dışarı çıkmayan ve tek kelime de olsa, İngilizce konuşmayı reddeden Meksikalı Esperenza’yı bile düşündü. “İnsanın kendisi gibi konuşamaması ne acı” diye mırıldandı. Read the rest

Son 30 günde en çok okunanlar »

  1. Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat
  2. Ali Bulaç Hiç Melek Görmüş Müdür?
  3. Hakkımızı helâl etmiyoruz İlker Bey Kardeşim…
  4. Üstün Türkler Halk Olan Türkleri Beğenmiyor!
  5. 12 Eylül’de Anayasa Değişikliği neyi değiştirecek?
  6. Genel Görelilik Teorisi
  7. Tek Bir Doğru Yok mu?
  8. Etyen Mahçupyan’dan Utanmak
  9. Vesayet Tiryakileri
  10. Çoğulculuk tartışması; Mustafa Erdoğan’a insani eleştiri

Bu pazartesi Vicdan: 1, Korku: 0 »

Büyük görmek için haritaya tıklayınız.

Dikkat Kitap: Alaturka Laiklik »

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970’lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor?

“Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır” diye ezberletildi bize okullarda. Çağdaş, uygar, gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkmak için gerekliydi. “Sakın ha sakınçocuklar!” derdi ögretmenimiz, “laiklik dinsizlik demek değildir”.

Fransızlar Vatikan’ın baskısından kurtulmak için icad ettiler laikliği. T.C. usulü Alaturka laiklik ise babasının ceketini giymiş bir çocuktaki gibi iğreti duruyor üzerimizde. Eline sopayı geçiren “laiklik adına” patlatıyor “ötekine”. Zenciyi zenciye kırdırmaktan başka bir işe yaramadı bu güne kadar: Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, 28 şubat…

Elinizdeki bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor. Buradan indirebilirsiniz.

15 yaşında işkence gördüm 12 Eylül’de!… Cafer Solgun ile Ülkenin Toprağından Acı Sökmek »

Röportaj dahi olsa, kendimce yaptığım her çalışmanın başına, kısa bir paragraf girmeye çalışırım. Ya da sonuna bir cümle eklerim, kendimce toparlamaya çalışırım. Ancak ‘ 12 Eylül Darbesi ‘ başlığında, Cafer Solgun ile yaptığım röportaj özelinde, öyle ‘ acılar ‘ okudum ki, ne giriş yapacak kelimem, ne de sonuç çıkacak kuvvetim kalmadı. Ne diyeyim; saçlarına yıldız düşmüş anneler gibiyim, gibiyiz… Artık bitsin!

DD: Cafer bey, sizi zaten daha önce yaptığımız çalışma nedeniyle tanıyoruz. Ancak hafızaların tazelenmesi açısından, bize kendinizden bahseder misiniz? 12 Eylül dönemi ve bugüne dair kendinizi tanıtabilir misiniz?
C.S: Dersimliyim. Aleviyim. Bazı çevreler solcu olmayı neredeyse ulusalcı, devletçi, statükocu olmakla eşdeğer hale getirdiler uzun zamandır; ama eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet değerlerini savunmak, ölçüsü ve ölçütü özgürlük olmak manasında solcuyum. Öğrenim hayatım liseli bir genç iken “içeriye” atılmam sebebiyle yarım kaldı. İlk olarak, Ülkücülerin işlediği bir cinayeti protesto etmek için okulumuzda (Çağlayan Lisesi) düzenlenen boykota katıldığım için tutuklandım Read the rest

12 Eylül referandumundan sonra Türk solu ne olacak? »

 Ozan Yardımoğlu

 12 Eylül 2010’da referandum sonucunun ”Evet” çıkma olasılığı Türkiye solunun kurtuluş sinyalini her geçen gün biraz daha güçlendiriyor.  Ulusun askeri ve sivil bir vesayet sisteminin altında bulunduğunu ortaya koyanlar ne yazık ki Türkiye solunun da bu vesayete tutsak edilişine vurguda bulunmuyorlar.

  Sağlıklı bir demokrasiden bahsedebilmek için şüphesiz bireyciliğin salt liberal parlamenter demokrasi taraftarları ile savunulması, Türkiye demokrasisini yıllardır tek ayaklı bir kötürüm durumuna getirmiştir.  Sağ ve sol ayaklarından sol ayağını yıllar önce kaybetmiş ve CHP denilen protez bir ayakla demokrasi yürüyüşünü sürdürmeye çalışan Türkiye’nin Read the rest

Dersim Katliamı: Büyük Hesaplaşma »

Hani Şair der ya:

“Demagog iyi bilen nasıl avlanır gafil/ hakikati bayıltıp ırzına geçen sefil”. Demagog, yani demagoji yapan, lafı eğip büken ve gerçekleri kendine uygun dizayn eden, amiyane tabiriyle ‘laf ebesi’ diyebileceğimiz tiplerden bahsediyorum.

Kum gibi demagog kaynayan ülkemde Osman Pamukoğlu namında bir yiğidin güneş gibi doğması beni dumura uğrattı. Geçmişin tozlu raflarında fikirleri recmedilmiş Rıza Nur’dan, Şevki Yılmaz’dan, Hasan Mezarcı’dan beklerdim de ne yalan söyleyeyim bu çıkışı Osman Pamukoğlu Paşadan beklemezdim.

Buyurun Paşama kulak kabartalım: ” Hiç uzatmanın gereği yok. Dersim birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk’tü. O kadar Atatürk’tür ki Trabzon’da Atatürk’ün kaldığı bir ev var. O evde Atatürk bu Dersim isyanında Karadeniz bölgesindeydi, bizzat haritaya kırmızı ve mavi, kendisi Read the rest

Savaş Oyunu »

Önce Aktütün saldırısının görüntüleri düşüyor ekranıma. Hani şu 17 askerin öldürüldüğü 20 nin üzerindeki askerin yaralandığı PKK saldırısı. Çok tartışılmıştı Türkiye basınında. Saldırının ihbarının bir ay öncesinden yapıldığı, saldırı öncesi hava araçlarının gelen PKK grubunu saniye saniye tespit ettiği, buna rağmen hiçbir önlemin alınmadığı, saatlerce karakola yardım gitmediği söylenmişti.

 Kaç kişi olduklarını kestiremiyorum ama kalabalık bir gerilla grubu ağır ağır silahlar ve yanlarındaki eşeklere yüklenmiş roketatarlarla ilerliyor dağ yollarında. Sakin, telaşsız. Sanki bir hafta sonu gezintisine Read the rest