Hakkımızı helâl etmiyoruz İlker Bey Kardeşim…
By Mehmet Yılmaz on Ağu 11, 2010 in Basın günlüğü, Ergenekon Nedir?, darbe, ilker basbug
Kötü bir devlet memuru oldun. Genel Kurmay Başkanlığı gibi bir sorumluluğa layık olamadın. Sınırları koruyamadın. Emrine verilen gencecik çocukları doğru dürüst eğitmeden tecrübeli teröristlerin üzerine saldın. Onlar ölümle cebelleşirken oturup seyrettin, takviye yollamadın. Yaptığın hataların hesabını verMEmek için her türlü ayak oyununa tenezzül ettin. Türk adaleti seni yargılayacak çapta değil belki ama öldükten sonra çıkarılacağın bir başka mahkeme daha var, unutma. Hakkımızı helâl etmiyoruz. (MY)
Başbuğ’a veda konuşması önerisi (Hilâl Kaplan)
Darbe planlarını kanıtlayan belgeye “kağıt parçasıdır”, topraktan fışkıran silahlara “borudur” dedim.
“Vatandaş gerçeği ara, öğren!” deyip Kazım Karabekir’i alıntıladım ama gerçek ortaya çıkınca ne “kağıt parçası”ndan geri adım attım ne de “boru”dan.
Kuvvet komutanlarını arkama alıp kameralara parmağımı sallayarak medyayı azarladım. “TSK’yı yıpratmaya çalışıyorlar” deyip gazetecileri hain ilan ettim. Akacak kanın sorumluluğunu da onlara yükleyip tehdit ettim. Zira ülkesini ve milletini seven TSK’nın kendisine olan özgüveni tamdır, diğerleri kendilerine o kadar güvenmesinler.
Balyoz darbe planı iddialarını önce “vicdansızlık” olarak yaftalayıp sonra da “Soruşturuyoruz.” diye ekledim. “Sabrımızın sınırı” olduğunu hatırlatmayı ihmal etmedim.
PKK’lıları korumak için Heronlarımızı düşürmeyi planlayan askerleri üç yıldır soruşturtuyorum. Bu süre zarfında “Çok zayiat veriyoruz. Ya koordinatlarını değiştirin ya da Heron’ları düşürün” diyen üsteğmen yüzbaşılığa, “Çaresine bakarız” diyen yarbay da albaylığa terfi ettirildi. Soruşturma bir gün elbet sonuçlanacaktır. Açıkçası sizin “sabrınızın sınırını” pek de takmadım.
Oğlumun basına yansıyan fotoğraflarıyla ilgili aynı gün açıklama yaptım ama altı askerin Hantepe saldırısında “BBG evini izler gibi” öldürülüşünü izleyen ordu personeli hakkında sustum. Asimetrik psikolojik savaşa malzeme vermedim.
Aktütün’de, Dağlıca’da, Gediktepe’de, Hantepe’de TSK’nın ihmallerini açıklayanları PKK ile aynı safa koyup “Dikkatli olun, doğru yerde durun” dedim.
Ne Ceylan’ın öldürülüşüyle ilgilendim ne de Canan’ın. Kekik toplayan yaşlı köylüleri de pek umursamadım çünkü “doğru yer”de duruyordum. Demek ki onlar “yanlış yer”deymiş.
Basına yansıyan darbe planlarına uygun olarak Koç Müzesi’ndeki denizaltıda bomba çıkmış olabilir. Hayat tesadüflerle doludur. Bu hadiseden sonra Oruç Reis fırkateynine çıkarak söylediğim gibi “En büyük gücümüzü halkımızın TSK’ya duyduğu sevgi saygı ve güven oluşturmaktadır.” Kimse halkın TSK’ya olan sevgi, saygı ve güvenini zedelemeye uğraşmasın. Gün, birlik günüdür.
Bu güveni sorgulayanların “Türk kanı taşıdıklarına inanmıyorum” demiştim. Kuşkularımız sürüyor. Kıyaslamalı kan testi yapabilecek ilgili makamları buradan göreve çağırıyorum. Unutmayın ki muhtaç olduğumuz kudret o kanda mevcuttur.
Gediktepe baskınını Emniyet İstihbarat önceden haber vermiş olabilir. 11 şehit vermiş olabiliriz. Ancak Mehmetçiğimiz kahramanca şehit olmuş, Gediktepe karakolundan sorumlu komutan ordu içindeki konumunu korumuştur. Şehitler ölmez, TSK yıpratılmazsa vatan da bölünmez.
Bana gençleri ölüme terkeden ordu personeli için “Vatana ihanet etmiştir” dedirtemediler ama ben TSK’nın ihmallerini ortaya çıkaranları hainlikle suçladım. Çünkü TSK bu milletin göz bebeğidir, onu korumak kollamak her vatandaşımızın görevidir.
Çukurca’da şehit olan altı askerin ardından “Her şeyden evvel, bu şehitlere haksızlık yapıyorsunuz. Hakkınız yok.” demiştim. Şehitlerimizin bastığı mayınlar TSK’nın çıkınca “sözlerimi yuttum. TSK’nın terörle mücadeleki azmi ve kararlığı şehitlerimize haksızlık yapma pahasına da olsa aynı güçte devam etmektedir.
TSK’nın kasıtlı ihmali olduğunu iddia eden basına “mütareke basını”ndan beter dedim ama şimdiki TSK’nın içindeki bazı askerlerin mütareke zamanındaki gayri nizami ordudan bile daha beter olabileceğine ihtimal vermedim.
Eşi başörtülü olan kimseyle yan yana gelmemeye dikkat ettim ama güneşli bir Ankara günü Hurşit Tolon’u da arkama alıp devre arkadaşlarımla Atamızı ziyarete gittim. Ziyaretin ardından verdiğim beyanatta Tunceli’de saldırıya uğrayan karakola 12 saat boyunca yardım gitmemesini oradaki hava şartlarına bağladım. Yağan yağmurdan da TSK sorumlu olacak değil ya, Allah’ın işi işte.
Üstelik bizim askerimiz “Allah Allah!” nidalarıyla savaşa gider. Bakın daha önce de yaptığım gibi yumruğumu masaya vurarak tekrar söylüyorum: “Mehmetçik “Allah Allah!” sesleriyle eğitim yapıyor. Talimnamemizde var. Bu ordudan darbeci çıkar mı? Lanetliyorum”.
TSK mayınına basıp şehit olan altı asker için “ufak tefek hata” diyen komutanla yan yana çömeldim. Kılıçdaroğlu istedi, ayakta da poz verdim. Milletin diğer vekillerineyse “Dağa çıkın” dedim. Demokrasilerde söz sahibinin millet olduğunu iddia edenlere rağmen demokratik açılımda “sözün bittiği yeri” hep ben işaret ettim, iyi ettim. Bölücülere geçit vermedim.
Darbe suçlamalarının sanığı olanları terfi ettirmeyip yasalara uyan Başbakan’a tavır koydum. Sivil iktidarı köşeye sıkıştırmak için kuvvet komutanları bile istifaya zorlandı ama darbe planladığı ortaya çıkanları ya da askerlerimizi ihmalleriyle ölüme yollayanları istifaya zorlamak aklımın ucundan dahi geçmedi.
Neden?
Çünkü teamüllere uydum.
Türküm, övünüyorum, emekli oluyorum, güveniyorum. Siz de öyle yapın.
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.
Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.
Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.
Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar.
Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.
Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
2 [?]



11 Yorum
Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Ağu 11, 2010 | Reply
Mehmet Bey’e katılıyorum. Gayretullah’a dokunacağıni düşündüğüm için ben de hakkımı helal etmiyorum. Veda önerisine de, gülüyüm mü ağlıyayım mı bilemiyorum…
Yazan:ismailş Tarih: Ağu 12, 2010 | Reply
Gidiyorsun demek Paşa…
O makamı hiç hak etmediğin kadar giderken mağlup olmayı hak ettin Paşa…
Senden kimse vicdan muhasebesi yapmanı beklemediği için böyle acınası şeyler söylemen bekleniyor Paşa…
Harp okullarında size vicdanla ilgili hiç bahis açılmıyor olmalı ki bu ülkenin vicdan sahiplerini mütareke basını ilan etmiştin hani ama bil ki bu ülkede artık sıra vicdanlı insanlarda
Yazan:ismailş Tarih: Ağu 12, 2010 | Reply
Paşa sana karşı vicdanım dahi birşey hissetmiyor çünkü vicdanları o kadar çok kereler kanattınızki… Neydi o Hantepe deki görüntüler Paşa… Bu belki de çuvala hiçbir şekilde sığdırmanızın mümkün olmadığı büyüklükte bir mızrak… O yüzden çıkıp özür dileme erdemini gösterebilir misin Paşa…
İhanetin özrü olur u bilmem ama canlı yayında katledilen çocukların görüntülerini silemezsiniz zihinlerden ama siz silineceksiniz Paşa…
Bir gün Paşa birgün sizi de yargılamaya cesaret edecek bir nesil geliyor eğer ömrün olursa göreceksin Paşa…
Sizi sevmedik Paşa hiç sevmedik bi kaç gün sonra çıkacaksınız hayatımızdan ama özür mahiyetinde o birkaç gün bekletmeseniz bizi ha olmaz mı…
Yazan:Kemalist Muhammed Tarih: Ağu 12, 2010 | Reply
@ Mehmet Yılmaz;
Haksızlık yapıyorsunuz.
İlker Başbuğ Paşa, en zor şartlarda ordu komutanlığı yapmıştır. Daha iyisi olamazdı. Şartlar ortada.
Korumak istedi ama AKP elini kolunu bağladı. Askerlerin tüm yetkilerini hükümet elinden aldı. İlker Başbuğ Paşa’nın suçu ne?
Doğrudur çocuklarımız, paşamızın emrine verilmiştir. Fakat silahı eline alıp dağa çıkacak değil ya. Doğuda yaşananları anlamak için orda yaşamak gerek. Uzaktan takviye göndermedim demek kolaycılık olsa gerek. Takviye gönderse onların ölmeyeceği ne malum? AKP, terörle mücadele için kararlı bir tutum almadığı sürece TSK’nın yapacağı bu kadardır.
Yazan:ismailş Tarih: Ağu 14, 2010 | Reply
Eline silahı alıp dağa çıkacak değildi ya demenin nasıl bir mantığı vardır anlamak mümkün değil…
Emri altındaki insanların başarısızlığı o kurumu yöneten kişiden sorulmayacak da benden mi sorulacak…
Yazan:Umit Erdal Tarih: Ağu 14, 2010 | Reply
Aynen katılıyorum. Ben de helal etmiyorum hakkımı. Başbuğ hep hukuk dışı işler yapanları korudu.
Ancak bir umudum var: Büyükanıt, “Ne mutlu Türküm demeyen” herkesi devletin düşmanı olarak ilan etmişti. Sonunda, kendisini alkışlayanlar, en büyük düşmanı haline geldi. Kendisi “dostlarının” düşmanı haline geldi.
Halkı aşağılayan, otoriter devletçi, kemalist ideoloji için, tüm hukuksuzlukları meşru gören insanların içinde aşırı bir öfke ve kibir hali sürdürdüklerini gözlemliyorum. Bu kibir ve öfke, er ya da geç, kendi gruplarının içindeki ayrılıklara yöneliyor.
Bu yüzden, Başbuğ’un da en büyük düşmanı, otoriter kemalistler olacaktır, diye bekliyorum. En yakın dostları tarafından aldatılmanın ve yalnız bırakılmanın sıkıntısı, Başbuğ’un yaptığı haksızlıklara karşı uygun bir ceza olur, kanısındayım.
Yazan:ismailş Tarih: Ağu 16, 2010 | Reply
Paşa biz çok şanslıyız sizinle onu anladım o kadar şanslıyızki sizin döneminizde ülkem bir savaşa girmedi gerçi sizin kol kanat gerdiğiniz yargıdan kaçırmak için çırpındığınız subaylarınız ülkeyi savaşa sokmak için ciddi planlar yapmışlar ama Allah ın hikmeti başaramışlar…
Düşünmek bile istemiyorum Paşa topyekün bir savaşta sizin başında olcağınız bir ordunun ülkeyi nekadar savunabileceğini…
Paşa koskoca orduyu ne hallere düşürdünüz siz ve sizin zihniyetinizdeki subaylar nasıl bir eğitim mekanizmasından geçiriliyorsunuz inanası gelmiyor insanın…
Paşa nedir bu resmen karargah hantepe baskınında canlı yayında katliamı seyretmiş neden Paşa neden…
Neden yardım göndermediniz Paşa o çocukların görüntüleri snuff filmimiydi cevap verin Paşa temize çıkarın koca kurumu bunu borçlusunuz bize…
Yazan:TEKİN BEY Tarih: Ağu 17, 2010 | Reply
Geldiğinde Büyükanıtın yerine umut olmuştu,Çok sözler verdi ama hiç birini yerine getirmedi….
Sana güle güle, paşa eskilerinin arasında devlet imkanlarından yararlanmaya devam edip kendin teselli bulursun…
Eğer ilahi bir hesaplaşma varsa orada ne yapacaksınız bakalım….Benden hakkım haram olsun…Güle güle, yenisi gelsin….
Yazan:Fatih Öksüz Tarih: Ağu 29, 2010 | Reply
Tanıdığım tüm askeri personelde aşağı yukarı düşünce yapısı aynı şablon.Çok düşündüm bu konuyu gerçekten,askeri personeli yetiştirirken özgür düşünce ve düşündüklerini özgürce ifade edebilme yetisi askere verilmeli midir?
İlker Bey’i birçoğumuz emekli oluken şöyle hayal ettiği hissindeyim,
” Sayın Türk halkı,size karşı çok büyük yanlışlar yaptım,paranızla paşalar gibi yaşadım (çoluğum çocuğum da dahil),siyaset yaptım veya yapmak zorunda bırakıldım,sizin paranızla aldığımız uçakları yine sizin çocuklarınız ölürken gönderemedim,tüm vatandaşlardan özürü borç bilirim.Baybay İlker kaçar.”
Yazan:schoolmaster Tarih: Ağu 31, 2010 | Reply
Ben de hakkımı helâl etmiyorum İlker Bey kardeşim.
Daha öbür alemdeki mahkemeye varmadan, postallarını çıkarıp üniformanı soyunur soyunmaz sivil mahkemelerde hesap vereceksin tabi sağlık raporu almak için doğruca GATA’nın yolunu tutmazsan.
Bugüne kadar şehit haberlerini televizyonlardan izliyoruz. Şehitlerin hepsi kırsal bölgelerden fakir-fukara, çiftçi-köylü çocukları. Bu nasıl bir tesadüftür ki aralarınada hiç mi hiç bir paşa oğlu veya bir işveren ya da meclisten birinin oğlu olmaz, paşam! Yoksa bu sizin ağa-paşaların hiç mi oğulları yok? Yoksa sizin çocuklar askeri tesislerde yüzme havuzlarında yüzme dersi mi veriyorlar? Yoksa orada garsonluk mu yapıyorlar?
Hemen yarın meclisten bir üye bir soruşturma önergesi vermeli ve bu ağa-paşaların çocuklarının hangi garnizonda askerlik yaptıkları tesbit edilmeli. Ve sınır boylarına er seçimi hangi ölçütlere göre yapıldığı İlker Bey kardeşim’e sorulmalı.
Acaba baskına uğrayan karakolda kendi oğlu olmadığı için mi saatler sonra oraya yardım gönderebildiler? Adım gibi biliyorum, eğer karakolda bir paşa oğlu olsaydı, bütün orduları oraya sevkederler ve teröristleri yerle bir ederlerdi.
Ben de hakkımı helâl etmiyorum İlker Bey kardeşim. Yüreğin kaldırıyorsa, postallarını çıkarır çıkarmaz doğruca sivil mahkelere git ve hesabını ver. GATA’ya giderek hiç vakit kaybetme.
Yazan:Oğuzhan ÖZAYAZ Tarih: Oca 3, 2012 | Reply
SİZLER SADECE O İMKANLARA SAHİP OLMADIĞINIZ, SİZ YADA ÇOCUKLARINIZ TSK MENSUBU OLAMADIĞINIZ İÇİN xxx xxxxx xxxx YORUM YAPAN xx xxx xx !!!!!!!!!!!!!!!!
SİZDE İNANMIYORSUNUZ YAZDIKLARINIZA AYNI İMKANLARA SİYASETÇİLER, YANDAŞLAR, MÜŞTEŞARLAR, YARGI, BELEDİYELER V.B. DE SAHİP NEDEN ONLARA HAKARET EDEREK YORUM YAPAMIYORSUNUZ YAPAMAZSINIZ xxx xxxx xxxx xxxx İLKER BAŞBUĞ KARŞINIZA ÇIKIVERSE xxxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx xxxxx xxxx xxxxx !