Kemalizmin Zararları(7): İnsanları dağlarda gezdirir »
By Sevinc Gul on Eki 17, 2010 in Kemalizmin Zararları, Makale, Yobaz Laikler | 21 Comments
Önceki YazılarBy Sevinc Gul on Eki 17, 2010 in Kemalizmin Zararları, Makale, Yobaz Laikler | 21 Comments
By Tavit Kilimciyan on Eki 17, 2010 in Filistin, vicdan | 0 Comments
Dr. Nurit Peled-Elhanan, Eylül 1997’de Kudüs’te bir intihar bombacısı tarafından öldürülen 13 yaşındaki Smadar Elhanan’ın annesi. Aşağıdaki yazı, Nurit’in bu ayın başlarında Uluslararası Kadın Gününde Strazburg’da, yaptığı konuşmadır. Kızı, şiddetli ve ayrım gözetmeyen terörist saldırının kurbanı olmuş ve elinden alınmış annenin sözlerine lütfen kulak verin.
Konuşma:
Beni bugün buraya davet ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Burada (Avrupa Parlamentosu’nda) sizlerle beraber olmak, benim için daima bir onur ve memnuniyet vesilesidir. Ancak itiraf etmeliyim ki, buraya, benim yerime bir Filistinli kadını davet etmiş olmanız gerekirdi, çünkü Read the rest
By Sevan Nisanyan on Eki 16, 2010 in Akıl, Anayasa Değişikliği, vicdan, Yeni Anayasa | 1 Comment
Ne anlam ifade ettiği artık belli olmayan “laiklik” kelimesine bence Anayasada yer verilmemelidir. “Ay şekerim bu Müslümanlar da çok oluyor artık” dışında bir anlamı kalmış mıdır bu terimin? Sanmıyorum. Öyleyse at. Taze bir şey söyle. Mesela:
MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve ibadeti kısıtlanamaz. Bu din ve mezheplerin mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz.
İşin özü birinci cümlededir. Devlet, bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz, o kadar. Müslümanlığa da tanıyamaz. Devlet görevlisi kalkıp “elhamdülillah hepimiz Müslümanız” diyemez; diyememesi gerekir. Çünkü “hepimiz” Müslüman değiliz. Ben değilim mesela. Benim bu memleketteki hakkım Müslümanınkinden az veya fazla değildir.
Devlet ceketini üstünde taşımadıktan sonra git istediğin dini savun, istediğini tebliğ istediğini irşad et, kendi bileceğin iş. Bana söz düşmez. Devlete de düşmez.
Din ve mezheplerin yalnız ibadetini değil, ifadesini de Read the rest
By Konuk Yazar on Eki 16, 2010 in Çocuk, Karikatür | 2 Comments
Çocuklarla gülmek, çocuklarla hüzünlenmek…
Yayımlandığı dönemde Gırgır’ın en meşhur karakterlerinden Avni’nin bir karşılığı vardı; ezilen, dayak yiyen, saf ama kimi zaman hınzır ve kurnaz bir kenar mahalle keloğlanı. Bir çocuk-kahraman olarak dergide de müstesna bir yere sahipti. Dönüp bugün tekrar Avni’ye göz attığımızda belki sadece nostalji hevesiyle bir tebessüm kaplıyor suretimizi. “Kahkaha” karşılığı oldukça zayıfladı artik o naifliğin, saflığın; şimdi yalnızca belli bir yaş üstü gruba dâhil insanların hatıralarında kaldı. Bir popüler kültür anlatısı olarak dönemine mahsustu, dönemini anlattı ve döneminde güldürdü. Artık bir popüler kültür klasiği haline gelmiş durumda. Read the rest
By Konuk Yazar on Eki 15, 2010 in Akıl, atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, CHP, Kemalizm, Laiklik, Yobaz Laikler | 27 Comments
Türkiye’de hiçbir şart altında uzlaşma zemini aranmaması gereken tek konu başörtüsü konusudur çünkü.
Ne Butto’nun Pakistan’ından referans almaya gerek var, ne de İran’dan akıl devşirmeye. Bu Ülkede isteyen istediğini giyer veya giymez ‘nokta’. Eskiden şöyle giyiliyormuş da, şimdi böyleymiş de falan filan bunların hepsi zırvadır. Yapılan da öyle aman aman bir reform değildir sanıldığı gibi. Sadece su yatağını bulmuştur o kadar. “Bırakın yatağında aksın” diyeceğim de demeye gerek yok çünkü kimseye soran yok.
Çözümün parçası olamadığımız zaman sorunun ilelebet sürmesinde mahsur görmemek gibi salakça bir tutumumuz var Millet olarak. Yirmi beş senedir sonlandıramadığımız bir kardeş kavgamız var, onbinlerce cana mal olmuş bir savaşın taraflarıyız, kazananı ve kaybedeni olmadığı gibi istikbalde de öyle bir umut yok ama ne gam; şahadet ve kahramanlıkla bir yirmi beş seneyi daha nasıl kotarabilirizin derdindeyiz.
Gencecik kız çocukları üniversiteyi kazanıyor ve okuluna gidiyor, karşılaştığı manzara “kapı duvar”. Anlayamadığım nokta şu ki, erkekler başına örtü almadığı için mi “ihanet-i vataniye” suçundan muaf tutuluyorlar? Ya da bu köhnemiş rejimi savunanlar bir türbandan bu kadar korkuyorlarsa neden bu rejime sıkı sıkıya bağlılar? Sorun buysa eğer kapatın mefruşatçıları olsun bitsin diyeceğim de fakir fukaranın ekmeğiyle oynadığımızla kalacağız o kadar. Neymiş, başında türban olduğu halde daracık kot giyiyormuş bazıları…
İki derviş yolda yürürken bir dereye rast geliyorlar, derenin başında da bir kadın. Kadın, dervişlerden birine kendisini karşıya geçirip geçiremeyeceğini sorunca Read the rest
By Editorden on Eki 15, 2010 in En çok okunan yazılar | 0 Comments
By Yusuf Mehmet Bahadir on Eki 14, 2010 in Akıl, atatürkçülük, Kemalizm, Osmanlı, Resmî Tarih, Tarih | 22 Comments
Doğrusu, mevcut cumhuriyetimizi nasıl adlandırmalıyım, bu konuda çok kararsızım. İnsan merkezli “Demokratik bir Cumhuriyet” olması gerekirken, millet olarak ancak “Muz Cumhuriyet”lerinde görülebilecek uygulamalara ve Cumhuriyetin Vesayet taraflarına tanık olabildik çoğu zaman.
Kendi zihniyetleri doğrultusunda, beni adam etmeye uğraşan sözde aydın pozitivist entelektüel, bana sürekli, yere göğe sığdıramadıkları, kıymeti kendinden menkul “Cumhuriyet Kazanımlarından” bahsetti yıllar yılı…
Oysa, bu kazanımların ne ya da neler olduğuna dair derin şüphelerim var benim. Hatta biri beni ikna edene kadar, şüphe bile etmiyorum…
Aslında, küçük ve mutlu azgın bir azınlığın amentüsü haline gelmiş dogmatik bir zihniyetti karşımdaki. Sorgulanamazdı, zira devletin temel kurumlarını sorgulamaya ya da dünyadaki benzerleri ile mukayese etmeye başladığınız zaman, malum zihniyet hemen bir savunma ve saldırma pozisyonu alıyordu. Kutsalıma dokundurmam refleksi ile hareket ediyor ve hatta sizi, yobaz olarak yaftalayıp dışlayabiliyor ve sonuçta kendine sürekli iç düşmanlar üretebiliyordu. Geçen onca sancılı ve acılı yıllar ve hatta tecrübelerimiz “Cumhuriyet Kazanımları” hakkında Read the rest
By Fatma Sancak on Eki 14, 2010 in Akıl, Ergenekon Nedir?, FETÖ ve Gülenistler, vicdan | 34 Comments
… Müslüman görünüp Müslüman’a tuzak kuranlar üzerine okumak için…
(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)
Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.
Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.
Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.
Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.
Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi
T.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?
Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…
Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.
… Darbeler, Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…
Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?
4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.
Dünyada da tuhaf şeyler oldu:
“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:
Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.
Kendi ülkesini işgal eden ordu
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarındanYABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleriİÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış
By Özlem Yağız on Eki 13, 2010 in Kadın, Türk Silahlı Kuvvetleri | 46 Comments
Bir ara Fatih Altaylı hazretleri şöyle bir laf buyurmuştu da bir süre milletçe derin tartışmalara gark olmuştuk:
“Geçen hafta bir Haber programı izliyorum. Bir hanımefendi Türk ordusuna verip veriştiriyor. (Gülay Göktürk) Entel dantel camiada giderek “Referans” haline gelen ordu düşmanlığını seslendiren sıradanlardan biri. … Hanımefendi o ordu aslında neyi koruyor biliyor musunuz?”
Ne yanıt vereceğini bilmiyorum. Büyük ihtimalle demokrasiden, ordunun siyasete müdahalesinden, Güneydoğu’dan falan söz ederdi. Bense ona çok kısa bir yanıt verirdim.
“Hanımefendi belki farkındasınız, belki değilsiniz ama o ordu sizin bacak aranızı da koruyor”
Ağır konuydu. Çözülmesi zor bir problem, ordu nereyi nasıl koruyor. Doğrusu ben de bir türlü işin içinden çıkamadığım için düne kadar bu meseleyi zihnimin raflarından birine kaldırmıştım. Sonra dün gece PC başında sıradan can sıkıntısı giderme seanslarımdan birinde Ayşe Arman’ın bir röportajına attığı başlık ilgimi çekiverdi.
“Askerken tiyatrocuyum diye Hakkari Yüksekova’da ‘Aç aç’ sorumlusu yaptılar” Read the rest
By Suzan Nur Basarslan on Eki 13, 2010 in edebiyat, İnsan, roman, Sanat | 6 Comments
“İnsan niçin roman yazar? Tarihi yeniden yazmak için. Sonradan gerçekleşen tarihi” (Belbo / Foucault Sarkacı’nın kahramanı)
…bu çok klasik olurdu, romanlardan çalıntı sahnelere benzerdi, romanlar hayata yön verirdi, önce olaylar romanlarda olur, sonra hayata aksederlerdi ya da tam tersi, kim ispatlayabilir ki, öyleyse romanları taklit etmesinin ne zararı olabilirdi ki, Anna gibi treni beklerken, ümitsizliğin kapıya dolandığı o gün, ölüme koşmak için acele edebilirdi, yazarı da aynı sona koşarak gitmemiş miydi, Ahmet Cemil’i taklit etmiş olmalıydı o, kaçmak edilgenliğin siyah dünyasından, ama onun yanında annesi yok muydu, onun bile mavi bir noktası geriye kalmıştı kaçarken hayallerinden, kimi taklit etmişti, kendi tablosuna aşık olan Dorian Gray miydi günden güne çirkinleşen, sonunda gerçeğinin farkına varan, kimdi o, kendisini kurban eden anka mı küllerinden yeniden hayat bulacağı sanılan, kimdi, Necip miydi aşkı aşkı aramaması gereken yerde bulan ve ölüme kaçmak zorunda kalan Read the rest