RSS Feed for This Post

Atatürk İngiliz valisi olmak istedi mi?

“Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…” (Moustapha Kemal)

Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı (M.Armağan)

 1918 şartlarında İngilizleri tutmayan var mıydı ki, Hürriyet gazetesinde yer alan bir köşe yazısında(1), Mondros Mütarekesi’ni ve İngiliz himayesini kabullendiği için Sultan Vahdettin’e hain yaftası yapıştırılabiliyor?

 Açın bakın, Mondros’ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Twnshend’in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale’den nasıl birer ‘kurtarıcı prens’ olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu’nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT’sinin Mondros Mütarekesi’ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün.

O zaman Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918′de aynı gazetede çıkan söyleşisinde “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı” mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise “Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini” söylediğini ve dahi “muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır” dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa’nın 11-13 Ekim 1918′de Halep’ten Vahdettin’e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri… Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. (Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”)(3) Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da “Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız” şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin’in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.

Karabekir’in hatıratında Vahdettin

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir’in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları’nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin’le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon’a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir’e dönüp, “Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz… Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir” demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: “Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb.” Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir’e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah’ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları’nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin’i ‘beraat ettirici’ nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir’in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.

Mustafa Kemal’in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa’yı Edirne’ye, Ali Fuat Paşa’yı Ankara’ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa’yı Erzurum’a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin’le görüştükten sonra dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun’a doğru yola çıkacaktır. Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay’a anlatan Atatürk, Vahdettin’in kendisine, “Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin” dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?

İngiliz gizli belgeleri ne diyor?

Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de ‘esir padişah’ı Samsun’a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın ancak İtalya’nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar “haydut” kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4) İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin’in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: “It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him.”

 Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti. “Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Kim kahraman, kim hain?

Anadolu’da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”(5) Türk Tarih Kurumu’nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?

Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve “tarih” denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain’in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya’ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa’da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin’in başına.

En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın’a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: “İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası’ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası’na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?”(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar…

 

KAYNAKLAR :

1) Bkz. Tufan Türenç, “Tarih yalan söylemez: Vahdettin haindir”, Hürriyet, 14 Kasım 2007. 2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190. 3) Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232. 4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1′den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250. 5) Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.

Share on Facebook

7 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 79 Yorum

  2. Yazan:ertuğrul Tarih: Tem 20, 2010 | Reply

    bu yazının mahiyetinde eski defterleri yeniden ciltleyip önümüze farklı derslermiş konulduğu gibi büyük bir görüntü var o zaman atatürk ruslarında valisi olmak istiyordu en nihayetinde zamanında sırf silah yardımı karşılığın da kuracağı yeni ülkenin de bolşevik olacağını söylüyordu. şimdi kafam karıştı bir taraftan ingiliz emperyalistler diğer taraftan rus sosyalistleri ve bunları elinde çeviren bir önder sonrasın da vatan hainliğiyle itham edile dursun çalacak o kadar şeyi olmasına rağmen meteleksiz kaçtığı için onuru geri alınmaya çalışılan bir osmanoğlu ”Tarih elbette gerçekleri söyler de ah bu gelecektekiler tersten okumasa”

  3. Yazan:Metehan Onan Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Atatürk konjonktöürü kullanarak herkesle işbirliği yapmış, sonunda hedeflerinden sapmadan modern Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Kendine tarihçi diyen biri bunu hala anlamıyorsa diyecek bir şey yok. Dünyanın öbür yanından evrensel deha olarak sahip çıkılan Mustafa Kemal, günümüzde kendi ülkemizde bazı çevrelerce suistimal edilmektedir. Bu yazıda da bunu görmekteyiz. Çok acı. Atamız neredeyse vatana ihanetle suçlanmış ki, buna ancak kargalar güler.

  4. Yazan:Atılım Ateş Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Bu yazıyı günümüzde devam eden hesaplaşma sürecinin bir parçası olarak okudum. Hesaplaşılan şey, Türkiye’nin içinden geçtiği darbeler furyasıdır bence. Bu darbelerin Türkiye’ye getirdiği (ya da dayattığı) şeylerden biri de Atatürk’ün imgesi üzerine yükselen bir kişi kültüydü sanıyorum. Bugün Radikal’de bu konuyla ilgili bir söyleşi çıkmış, adresi aşağıda veriyorum:

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1008221&Date=21.07.2010&CategoryID=40

    Bu söyleşinin konusu olan araştırmaya göre en çok sayıda ve en özensiz Atatürk heykeli 1980 darbesi sonrası dikilmiş.

    Darbelerle hesaplaşırken doğal olarak darbelerin kendi ideolojilerini ve dayatmalarını üzerine kurdukları temellerden biri, yani kültleştirilmiş olan Atatürk de irdeleniyor. Hesaplaşma heyecanı içerisinde doğal olarak bazı insanlar hızlarını alamıyorlar. Ancak, yazının başlığında yapılan ek vurgu ve yazıya eşlik eden resmi saymazsak bu yazıda bir hızını alamama ya da hesaplaşma hırsıyla elinin ayarını kaçırma durumu görmedim ben.

    Tarihin bu yüzünün de ortaya dökülmesinde fayda var, tarihte yerini almış insanları üstünkörü analizlere ya da dogmatik şartlanmalara dayanarak hain ilan etmek de aziz ilan etmek de kanımca yanlıştır. Bu bakımdan yazının orijinal başlığı olduğunu tahmin ettiğim “Resmi Tarihin Sultan Vahdettin Saplantısı” bu sayfanın da başlığı olsaydı çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

    Gerçi şimdiki başlık daha sansasyonel olduğu için daha çok okuru ve yorumcuyu yazıya çekebilir.

    Selamlar,

    Atılım Ateş

  5. Yazan:MY Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Atilim Bey “hesaplasma” her zaman vardir ama bu yorumunuzdaki fikirlerinize katilamiyorum. Neden?

    Bir an için söyle düsünelim, Mustafa Kemal Pasa ve onunla ayni yasta, hayat tecrübesinde olan subaylarin, devlet memurlarinin, mürekkep yalamis gazeteci vb insanlarin yerine koyalim kendimizi.

    1880′li yillarda dogmussunuz. Dedeleriniz, amcalariniz hep savasta ölmüs. Ama maglubiyet savaslari bunlar. Bir asirdir yani 3 veya 4 kusaktan beri toprak kaybeden bir imparatorlugun çocugusunuz. Sadece askerî degil hemen her alanda sürekli gerileyen bir ülkeniz var.

    Paris’e, Londra’ya, Berlin’e gittiginizde ise sürekli yükselen ülkeler görüyorsunuz. Sizin ülkenizde at arabasi, “gavur” memlekette trenler, buharli gemiler…

    Bugün bile Türkiye’de “vatan-millet-sakarya” diye yirtinan su insanlarin kaç tanesi Avrupa’ya ya da ABD’ye “kapagi atmak”, bir kaç seneligine olsun orada okumak, çalismak, yasamak istemez?

    Mustafa Kemal de bir insandi neticede. Ingilizlerin gücüyle gözlerinin kamasmis olmasi ihtimali çok da imkânsiz degil bence.

    Zaten Kazim Karabekir’in anilarini okuduysaniz bilirsiniz, Mustafa Kemal Pasa uzun zaman bir kurtulus savasi yapmak isteMEmis. Korkmus. Direnmis bu yöndeki telkinlere.

    Kim hakli? Kazim Karabekir mi? Yoksa MK pasa mi? MK pasa Kazim karabekir’in hatiralari basilinca bu kitaplari toplatmis ve Ankara’da kireç ocaklarinda yaktirmis. Neden bu öfke?

    Cumhuriyet tarihinin ilk kitap toplama ve kitap yakma vak’asi da böylece gerçeklesmis :)

    Hesaplasma degil de, artik ak koyun, kara koyun ayrilsa iyi olacak degil mi?

    Samsun’dan bir günes gibi dogma masallari bize çok pahaliya patladi. Atatürk’ün tektiplestirici Türkçü Cumhuriyet projesi olmasaydi bugün Kürt meselesi olMAzdi, PKK terörü olMAzdi. 40 bin insan ölmezdi.

    Mustafa Kemal eger ingilizler hesabina çalistiysa bunun ortaya çikarilmasi tarihi bir hesplasma degil bugünü ve yarini kurtarma çabasidir. iki kizim var. Askerlik yapacak erkek evladim olMAdigi için seviniyorum. 2010 yilindayiz. Birileri Türk ve Kürtlerin birbirlerini öldürmesini NORMAL buluyor.

    Ya siz?

    Hesaplasma? Hayir. Vicdan. Sadece vicdan. Insan’i hayvandan ayird eden yegâne şey :)

  6. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Yazıda,bana göre bugün de hayli revaçta olan “hainlik yaftalaması”na,tarihi belgeler ışığında açıklık getirilmiş.Zira,yazarın da dikkat çektiği gibi bir köşe yazısıyla tarihi figürleri “hain”diye yaftalayabiliyoruz.Daha ilginç olanı ise,tarih bilimi yerine ideolojilere itibar edilerek bu tür yargılarda bulunuluyor olmasıdır.

    Oysa tarihin her kesitinde, devlet adamlarının/idarecilerinin,sorumluluklarında bulunuğu devletin kritik süreçlerden geçtiği dönemler olagelmiştir.Dolayısıyla,böylesi kritik dönemlerde alınması düşünülen tedbirlerin,verilecek kararların da çok zor koşullarda oluştuğunu unutmamak gerekiyor.Bu kararlar başarılı olur veya olmaz,istenen sonuç elde edilir veya edilmez ama hiçbir şekilde kolayından hain yaftasını haketmiyordur diye düşünüyorum.

    Bu bağlamda,üzerinde tekrar düşünmeye değer oldukça faydalı bir çalışma olmuş.Tabii sayın Atılım Ateş beyin de değindiği gibi kullanılan görsel ve başlık farklı olabilirdi.

  7. Yazan:Atılım Ateş Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Mehmet Bey,

    İtirazım Mustafa Kemal’in İngilizlerle işbirliği yapmış olmasına ya da bundan bahsedilmesine değil. Ama Vahdettin’i temize çıkarırken illa karşısına koyduğumuz bir karakterin batırılması gerekmiyor. Neticede bu insanlar tahterevallide değil, tarih sahnesinde. Yazının içeriğinin üzerine eklenen başlık ve resim bir hesaplaşma/rövanş alma arzusunun yansıması gibi geldi bana, tek dediğim bu. Yoksa yazının içeriği bence çok yerinde.

    Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında kafasında “Tek-tipleştirici bir devlet kurayım” fikri mi vardı? Kimse o kadar ileri görüşlü ve aklına koyduğunu harfiyen yerine getirebilecek deha sahibi olamaz diye düşünüyorum, Atatürk bile olsa. Bazı problemler öngörülemez, ortaya çıktıklarında eldeki imkanlar çerçevesinde çözüm bulunur. Dünün çözümleri de bugünün problemleri olurlar. Bu nedenle tek-tipleştirici Türkçü cumhuriyet projesi diye bir projenin varlığına katılmıyorum. Bahsettiğiniz yapı, o günün problemlerine bulunan çözümlerin bugüne yansımasıdır bence.

    Bu açıdan yarını kurtarma çabası içerisindeysek dünün çözümlerini oldukları gibi görmeye çalışmalıyız. Bu mantık çerçevesinde bizi bugüne getiren hamlelerin analizini yaparsak, bugün seçtiğimiz yöntemlerin yarına muhtemel yansımalarını da belki analiz edebiliriz.

    Selamlar,

    Atılım Ateş

  8. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Kemal’in kimin valisi olmak istemesinin ne önemi var?

    O, ‘vatanını ve milletini en çok seven insan’ değil midir?

    Ne yapmışsa bu uğurda yapmış değil midir?

    Bu iki öncül sorgusuz sualsiz kabul edildikten sonra, yapmış olduğu herşey zorunlu olarak ‘iyi’dir.

    Yanlış/hata olsa bile iyidir.

    “Ameller niyetlere göredir” nitekim.

    Yoksa burada ‘niyetler’i anlamaya/anlatmaya çalışmıyor muyduk?

    İhanet niyetten bağımsız bir şey mi?

  9. Yazan:denis Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    vahdettin kuvayi milliye karşıtı fermanları ve kv ile savaşmak için kurulan çete kuvvetlerine cevaz verdiği için hain ilan edildi. eğer yunanlılar eskişehirde kv’cileri tepelemeyi başarıp, ankaraya girebilselerdi kemal tarihe başı bozuk çeteci bir paşa olarak geçecekti. ama kemalin kuvvetleri kazanınca vahdettine ülkeyi terk etmekten başka şans kalmadı çünkü araya bir kez kan girdi.

    biraz paradoksal gözükse de, ikinci senaryonun gerçekleşmesinin, sadece gayri müslimler ve kürtler için değil, bütün müslümanlar için de en hayırlısı olacağı kesin.

  10. Yazan:sarı zeybek Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    zaten ingiliz valisi değil mi?
    ingilizlerin hilafetin kaldırılması, şeriatın ilgası ve türk milletinin islam’dan uzaklaştırılması karşılığında bu coğrafyayı kemale bırakmadı mı?
    istanbul bir kurşun atılmadan terkedilecek bir şehir mi? yoksa kemalin izmirden kaşlarını çatıp şöyle bir bakması ingilizleri korkuttu da öyle mi kaçıp gittiler.
    kemalin ingilizlere yazdığı mektup iyi niyetle yorumlanıyor da vahdettinin ankara hükumetini tepeleyecek kadar büyük bir halk gücü olmasına rağmen, milletin kendisi için kan dökmesine razı olmayarak ülkeyi iç savaşa sürüklemeden sürgüne gitmeyi tercih etmesindeki alicenaplık ve kahramanlık niye tersten yorumlanıyor?
    cumhuriyet kurulduktan sonra bu milleti ingilizlere (genelde avrupalılara)benzetmek için binlercesini sadece şapka giymediği için astırmadı mı? müstemleke valisi değilse, düşman millete benzetmek için kendi milletini bu kadar basit sebeplerle neden astırsın ki? bu kadar basit sebeplerle bu kadar çok insanın katledildiğini tarihte hiç gördünüz mü?
    sahi, birinci cihan harbindeki muzaffer osmanlı kumandanlarının hepsi maltaya sürülmüşken, kemal neden istanbul da bırakılmış? ya da birinci cihan harbinde, suriye cephesindeki korkup birliklerini geri çektiğini ve oradaki osmanlı ordusunun bu sebeple kuşatmaya düşerek ağır zayiatlar verdiğini niye yazmaz resmi tarih? en azından suriye cephesinden (kemal için) neden hiç bahsedilmez? falan filan… uyu ülkem uyu…

  11. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Sayın Sarı Zeybek,

    Türk halkını ‘çağdaşlaştırma’nın başka yolu var mıydı?

    Bence yoktu.

    Ne güzel çağdaşlaştık.

    Yani İran, Afganistan, Arabistan filan gibi mi olsaydık?

    ‘Muasır Medeniyet’ ulusal hedeftir.

    O yolda ne yapılsa yeridir…

  12. Yazan:mehmet bahadır Tarih: Tem 21, 2010 | Reply

    Sayın Sarı Zeybek

    ya da birinci cihan harbinde, suriye cephesindeki korkup birliklerini geri çektiğini ve oradaki osmanlı ordusunun bu sebeple kuşatmaya düşerek ağır zayiatlar verdiğini niye yazmaz resmi tarih? en azından suriye cephesinden (kemal için) neden hiç bahsedilmez?

    Resmi tarih yazmıyor ama derindüşünce çatır çatır yazıyor :)

    Dört Ülke Kaybettim Hükümsüzdür.

  13. Yazan:Blogcular Tarih: Tem 22, 2010 | Reply

    Kemal’in kimin valisi olmak istemesinin ne önemi var?

    O, ‘vatanını ve milletini en çok seven insan’ değil midir?

    Ne yapmışsa bu uğurda yapmış değil midir?

    Bu iki öncül sorgusuz sualsiz kabul edildikten sonra, yapmış olduğu herşey zorunlu olarak ‘iyi’dir.

    Yanlış/hata olsa bile iyidir.

    “Ameller niyetlere göredir” nitekim.

    Hitler’în de çok iyi niyetleri vardı. Yaptıkları ortada. Yukardaki hastalıklı mantık yüzünden bu haldeyiz. “Vatan” ve “millet” kelimelerine yüklenmiş saçmalıklar yüzünden bu haldeyiz. Ama ne olsa bu hastalıklı kavramlar için yapılan her şey mübah… Allah’a da böyle dersiniz öbür tarafta!

  14. Yazan:Atılım Ateş Tarih: Tem 22, 2010 | Reply

    Mehmet Yılmaz Bey,

    Yukarıdaki yorumlara bakın lütfen, sizce hesaplaşmayla ilgili yaptığım yorumlar isabetsiz mi?

    Resmi tarihin ne olduğu ve ne olmadığı konusunda ciddi bir mantık hatasına düşülüyor bence. Benim gözlediğim mantık zinciri şu şekilde çalışıyor:

    - Resmi tarih Mustafa Kemal’i övmek ve onun etrafında bir kişilik kültü kurmak üzere kurgulanmıştır.

    ve

    - Resmi tarih eksik ve ideolojik bir yorumlamadır, tamamen hatalıdır.

    öyleyse

    - İdeolojik olarak resmi tarihle taban tabana zıt (Mustafa Kemal’i aşağılayıcı ve gözden düşürücü) her tez doğrudur.

    Mantık hatası burada: Resmi tarih tamamen yalan değildir. Resmi tarihi oluşturan ideolojiye uyan kısımlar öne çıkarılmış, uymayan kısımlar yok sayılmıştır. Benim gördüğüm mantık hatası ile resmi tarih baştan aşağı yalan sayılıyor, ve resmi tarihle taban tabana zıt olan her tezin doğru olduğu iddia ediliyor.

    Anlayacağınız, yukarıdaki yorumlarda gördüğüm şey, doğruya ulaşmaya çalışmak yerine eskiye taban tabana zıt yeni bir ideoloji kurma çabası. Ben işte buna hesaplaşma diyorum, ve bu hesaplaşmanın sonucu gerçeğe resmi olanla aynı mesafede (yani çok uzak) bir gayrı-resmi tarih ortaya çıkıyor.

    Tabii resmi tarihin çarpıtılmış olması tamamen yalan olmasından daha kötüdür diyenler olabilir. Mantık açısından bakmanızı rıca ediyorum: Tezinizin doğruluğunun yegane dayanağı alternatifin hatalı olmasıysa, alternatifin tamamen yanlış olmak yerine çarpık olması sizin tezinizi de çarpıtır.

    Sayın Blogcular, ben Hitler’in iyi niyetlerini çok merak ettim. Bilgilendirebilir misiniz?

    Selamlar,

    Atılım Ateş

  15. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 22, 2010 | Reply

    Ayrımcılık, pozitif ayrımcılık ile telafi edilebildiği gibi, hesaplaşma da ‘pozitif hesaplaşma’ ile telafi edilebilir.

    Karalama demiyorum.

    Bunun pozitifi olmaz çünkü.

    Ama göklere çıkartılmış olan zavallılar sözkonusu ise, bu zavallılığın görünmesi için söylenecek sözler var.

    Hoş, işin temelinde bakış açısının daracıklığı yatıyor.

    Bunu genişletmek daha önemli ama, duygusal körlüklerin giderilmesinde ‘contra’ bulguların da önemli rolü var.

    Dileyen sever, dileyen sevmez.

    Kollamak ya da karalamak, aynı kapıya çıkar.

  16. Yazan:MY Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    “İtirazım Mustafa Kemal’in İngilizlerle işbirliği yapmış olmasına ya da bundan bahsedilmesine değil. Ama Vahdettin’i temize çıkarırken illa karşısına koyduğumuz bir karakterin batırılması gerekmiyor. Neticede bu insanlar tahterevallide değil, tarih sahnesinde.” (AA)

    Atilim Bey tahterevalli benzetmenizi çok sevdim, haklisiniz. Sahsen Vahdettin’in imajinin kurtarilmasini da ikinci derede önemli olarak görüyorum. Eger Atatürk vatan haini ise :

    1) Bu bilinmeli,
    2) Okullarda kafalara sokulan zirvalar degismeli,
    3) Atatürk’ün yaptigi ve ölümünden sonra yapilan seylerin tamami gözden geçirilmeli.

    Zira nasil ki bir cinayet islendiginde “KiME YARADI?” diye sormak gerekir, Atatürk’ün ve takipçilerinin de yakip yiktigi onca insan, kurum, gelenek ve inanç birilerine yaradi muhakkak. Atatürk ya bir kuklaydi ve haberi yoktu ya da gizlice birilerine valilik yapti. Bunu bir anlasak çok iyi olacak artik :)

    Selam ve saygi ile

  17. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Ataturk doneminde ve sonrasinda yakilan kitaplarda, belgelerde neler yaziyordu? Neden yakildilar? Matrix Cumhuriyeti mi burasi?

  18. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    @ Atilim Ates,

    Yazdiklariniza katiliyorum. Endiselerinizi paylasiyorum. George Orwell’in 1984 romaninda gecen “Tarihi kontrol eden, gelecegi de kontrol eder” ifadesindeki gibi, kamuoyunda resmi tarihin yalan oldugu kanisi yayginlastikca, halkin tarihi bilgi konusunda meraki arttikca, bu meraktan, bosluktan istifade edip, tarihi istedigi sekle sokup, digerlerine zorla kabul ettirmeye calisacak baska iktidar sevdalilari da peyda olacaktir. Ayrica, bugunlerde dahi, “bizim son kalemiz Ataturk’un kisiligi de sallaniyorsa kaybedecegimiz birsey kalmadi artik” diyerek, muhafazakar kesimin kutsallarina, tartisilmazlarina saldirmaya baslamislardir. Osmanli padisahlarinin cariyeleri, sehveti, nefislerine yenik dususleri, zaaflari, hersey ortaya dokulecektir. Boylece muhafazakar kesimin en onemli dayanak noktalarindan biri olan Osmanli padisahlari da tartisma konusu olacaktir. Ki bence bunlar da tartisilmalidir. Fatih Sultan Mehmed acaba neden 8 tane esle yasamayi kendine uygun gormus? Ne kadar az tartisilmazimiz, dogmamiz kalirsa, o kadar ozgur bir ulkede yasamaya baslariz ve bir o kadar da gelisiriz, ilerleriz.

    Fazlaca aykiri olabilir bu soyleyecegim ama, ben Hz. Muhammed’in karikaturune verilen tepkilere de karsiyim. Tepki verdikce, inadina daha fazla ve daha provokatif karikaturler cizilecegini dusunuyordum ki, aynen de oyle oldu. Hatta karikaturlerle de yetinmediler, daha asagilayici videolar, cartoonlarla da devam ettiler. Sanatcinin isidir bu, normaldir bu yaptiklari. Normal olmayan, elcilik onlerinde bayrak yakilmasidir, isi gucu birakip, gosteri yuruyusu yapmaktir. Gormezden gelinse, bu mesele bu kadar buyumezdi, dallanip, budaklanmazdi, kimsenin de boyle bir karikaturden haberi olmazdi, bu karikaturun reklaminin yapilmasina vesile olunmus olmazdi. Hz. Muhammed de, islam da bu ulkede, gelismis batili ulkelerde de oldugu gibi tartismaya acilabilmelidir. Boylece, bu sitede uzerinde hassasiyetle durulan irkcilik ve fasizm gibi sorunlarin da kaynagi olan taklidi imandan (iman sadece bir dine olan inanc olmayabilir, bir irkin ustunlugune duyulan inanc da, bir “ulu onder”in ululuguna duyulan inanc da taklidi birer iman turudur ve butun taklidi imanlar birbirini besler. Turk irkcisi olan birisi, buyuk olasilikla, ayni zamanda cok da iyi bir musluman oldugunu iddia etmektedir), tahkiki imana gecebilmenin onu acilmis olacaktir. Inanmayanlar da, inanmadiklarini ozgurce dile getirebileceklerdir. Ortalikta bir tane munafik (kim olabilir ki acaba ;) ) kalmayacaktir. Inanmayanlarin, rovansist duygularla inananlar uzerinde yarattiklari baski da kendiliginden ortadan kalkacaktir. Liberal, ancak toplumun cogunu olusturan muslumanlarin yasam tarzina saygili bir rejimle yonetilirsek, bircok sorun cozulecektir diye dusunuyorum.

    Bugun, butun ayrimlara, bilhassa cumhuriyetci kanadin islam dusmani politikalarina ve soylemlerine ragmen, arastirma sonuclarina gore muslumanlarin en mutlu oldugu ulke ABD ise oturup daha bir derin dusunmek lazim liberalizm uzerine.

    Saygilar

  19. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Vahdettin’in hainliği artık ulusalcı kesimde namus meselesi haline geldi. Öyle olmadığı ortaya çıktı, hazmedilemiyor. Çünkü bütün resmi tarih bu yalan üzerine kurulmuş; bu kabul edilmezse bütün kurgu bir yerlerden çatlamaya başlıyor.
    Tarih, “o haindi, bu kahramandı” şeklinde keskin çizgileri olan bir şey değil. Gerçekler ortaya çıktıkça bunu anlamaya başladık. Bize “duygusal” bir tarih benimsettiler. Bütün kötülüğün geçmişe ait olduğunu ve M.Kemal’in bu karanlıklar içine güneş gibi doğduğunu ve dolayısıyla halimizden memnun olmamız gerektiği, çünkü bizim için en iyi olanı yüce Şefimizin zaten yaptığını anlatan kurmaca bir tarih. Tabi bu “duygusal” tarih anlayışı, gerçek tarih araştırmaları ortaya çıktıkça insanlarda önce şaşkınlığa, sonra inkara, sonra tevile, sonra “neyse ne! ben Atamın bana anlattıklarının doğru olduğuna inanıyorum, kafamı bulandırma, hem adam ülkeyi kurtarmış, ayıp kendisine böyle şeyler söylemeniz” den, “siz satılmış vatan hainisiniz” cepheleşmesine doğru yol alıyor. Zaten genelde iddialara cevap vermek yerine ulusalcı kesimde “duygusal bağ” yaratacak anektodlarla inanç ve öfke sağlam tutulmaya çalışılıyor.
    Ulusalcıların Atatürk imajı artık daha çok dinci vampirleri uzak tutmak için bir çeşit haç-kutsal su, kutsal İsa gibi bir ikona. Tarihi gerçeklerin kimsenin umurunda olduğunu sanmıyorum.

  20. Yazan:Atılım Ateş Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Mehmet Yılmaz Bey,

    Zira nasil ki bir cinayet islendiginde “KiME YARADI?” diye sormak gerekir, Atatürk’ün ve takipçilerinin de yakip yiktigi onca insan, kurum, gelenek ve inanç birilerine yaradi muhakkak. Atatürk ya bir kuklaydi ve haberi yoktu ya da gizlice birilerine valilik yapti. Bunu bir anlasak çok iyi olacak artik :)

    Kime yaradı diye sormak tabii ki doğal bir yaklaşım, ama şunu da akıldan çıkarmamak lazım: Tarihte bir gruba yarasın diye yapılan pek çok eylemin onyıllar sonra başka bir grubun ekmeğine yağ sürmesi çok rastlanan bir durum. Tarihi bugünün bakış açısından irdelemekte ısrar edince, ve en birinci kriter bugün var olan çıkar gruplarından hangisinin en çok fayda gördüğü olunca, ister istemez yüz yıl sonrayı planlayabilen gizli örgütler icat etmek zorunluluğu doğuyor. Bugün İsrail’in durumuna bakıp Holocaust bir yalandı denebiliyor mesela.

    Sebep-sonuç ilişkisi kurarken iki şeye dikkat etmek gerekiyor:

    Birincisi, zaman açısından birbirini takip eden olaylar her zaman birbirine doğrudan sebep-sonuç ilişkisiyle bağlı değildirler. Mesela her sabah kalktığınızda traş olurken dışarıdan bir korna sesi geliyor olsun. Traş oluyorum diye korna çalıyorlar sonucu çıkaramazsınız hemen. Kornayı çalan büyük ihtimalle işe giderken başka birini almaya gelmiştir, geldiğini haber veriyordur.

    İkincisi, sebepler sonuçları ortaya çıksın diye var olmazlar her zaman. Yani biz uyuyalım diye güneş batmaz mesela, ya da yağmur yağsın diye bulut olmaz.

    Tarihte meydana gelen olayları da bu gözle irdelemek lazım diye düşünüyorum. Tüm bu açıklamaları şunun için yaptım: Bugün birilerine yaramış görünen eylemlerin o gün bu bilinçle yapıldığını iddia ediyorsanız, ya Peygamber’de bile olmayan gaybı görme gücüne sahip bir planlayıcı var diyorsunuzdur, ya da pozitif bilimler çerçevesinde mantık kurallarıyla ve matematiksel yöntemlerle geleceği planlamak mümkündür diyorsunuzdur.

    İkisini de demeyeceğinizi tahmin edebiliyorum.

    O zaman sizin önerdiğiniz gibi bir kukla olmak ya da gizlice valilik yapmak dışında bir üçüncü yol daha var: Kendi kafasında bir vizyonu ve toplumu o doğrultuda şekillendirebileceği bir çerçevesi vardı, gücü eline geçirdiğinde de planını devreye soktu.

    Hangi köşe yazısında okuduğumu şu an hatırlayamıyorum, ama bir yazar Atatürk’ün kılık-kıyafet yasalarının Mao’nun ve Japonya’da İmparator Meiji’nin dönemindeki batılılaşma hareketleriyle birebir örtüştüğünü yazmış. Üstelik Çin’deki Kültür Devrimi’nin vahim sonuçları da ortada. Şimdi kime yaradı diye soracaksak Mao İngiliz ya da Amerikan ajanı mıydı da binlerce yıllık kültürel birikimi silmeye çalıştı? Yoksa onun da kendi doğruları vardı ve gücü ele geçirince planını uygulamaya mı koydu?

    Güneş biz uyuyalım diye mi batar?

    Selamlar,

    Atılım Ateş

  21. Yazan:Atılım Ateş Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Tayfun Bey,

    Ben de tarihle ve tarih bilgimiz arttıkça olabileceklerle ilgili yorumunuza katılıyorum.

    Gerçekten de garip bir iman anlayışımız var, inandıkça daha çok deşip araştırmak yerine statik olarak iman ediyoruz, birisi bize farklı bir açıdan bakma fırsatı sununca da kutsalımıza saldırmış sayıyoruz.

    Dediğiniz gibi olacak her halde, birbirinin kutsalına saldıran birden fazla grup ortaya çıkacak. Madem insanlar kendi putlarını kıramıyorlar, sizin de yazdığınız gibi belki birbirlerinin putlarını kırarlar da selamete çıkarız.

    Selamlar,

    Atılım Ateş

  22. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Dikkatimi çeken bir husus var:Resmi tarih’in dışında tarihe dokunulduğu anda resmi tarih-”duygusal”tarih diye birbirine rakip iki farklı görüşün ortaya çıkmasıyla sonuçlanıyor tartışmalar.

    Şöyle açıklık getireyim,şayet ta ilkokuldan başlanarak hafızalarımıza kazınan resmi tarihe alternatif bir tarih tezi ortaya atılmışsa,bu ve benzer tezlerin-içeriği tartışılmaksızın- anında duygusal,kurgusal ya da “efsanelere dayandığı”üzerinden bir savunma başlar.

    Evet,aslında patentine bakılmaksızın bilinçleri yanıltan tarihsel bilgilere(!)itiraz edilmesi gayet doğaldır.Elbette önümüze tarih diye konan her bilgiyi hap niyetine yutmamız çok da isabetli bir okuma biçimi olmasa gerek.

    Ancak bu hususa dikkat çekmek isterken yanılgıya düşmememek gerekir.Zira doğruluğu koşkulu bulunan alternatif görüşlerin karşısına resmi tarih konurken,bir rakip olarak değil aksine sözkonusu tartışmalı aktarımlar bir bütün olarak irdelenmelidir.Yani doğruysa doğruluğu,yanlışsa yanlışlığı nerededir?”O tarih,bu tarih” diye baştan katagorize edilip taraf olunan bir tarih okumasının “doğruları” da “yanlışları” da sıhhatli olmaz.

    Bir kere,duygusal ve efsanelere dayalı olduğu iddia edilen alternatif tarihe “resmi tarih”diye bir rakip çıkarmak hatadır.Hatanın ötesinde ideolojik bir duruşa işaret eder.”Resmi”lik nitelemesi sanki özgünlüğe,bilimselliğe çıkıyormuş gibi bir iddiaya dönüşüyor.Oysa kavramsal olarak “resmi tarih”dediğimiz şey sadece resmi değil ama aynı zamanda bir roterik,bir ezberdir de.Ayrıca,her koşulda duygusal ve efsanelere dayalı olduğu ileri sürülen tarihten de daha az kurgusal değildir.Geçtim efsaneleri yıllardır dayandığı tek nokta boş bir hamaset ve kahramanlık hikayeleridir.Dolayısıyla “resmi”liğine takılıp başka anlamlar yüklemenin anlamı yoktur…Resmiliği sadece bir otorite tarafından kitlelere dayatmacı bir zihniyetle kabul ettirilmesinden gelir.Ama bir o kadar da ezberci ve kurgusaldır da.

    Bir önceki yorumumda da değindim,tarihe mal olmuş lider ve şahsiyetleri bir çırpıda kahraman ya da hain olarak damgalamak doğru değil.Fakat ulusalcılar Vahdettin’i sırf ideolojilerine dayanak olsun diye hain ilan edebiliyorlarsa pek tabii ki bu “hainlik”kriterinin ne olduğu,neye dayandığı da araştırılabilmelidir.

    Sayın Mehmet Bahadır da bunu yapmıştır.Yapılmalıdır da.Yoksa okul kitaplarında birileri böyle buyurdu diye kimilerini kahraman kimilerini de hain görmeye devam ederiz.
    Sonuç olarak madem geçmişe dönük böyle bir ilgi var,bari insanları neyin kahraman neyin hain yaptığını öğrenelim.

    Konumuzla alakalı olmayabilir.Ertuğrul Özkök geçenlerde bölünmeyi tartışmaya açtı.Bu önerisinden ötürü de bazı çevrelerce cesur bir aydın olarak ilan edildi,kahramanlık mertebesine ulaştı.Ama mazallah bu öneriyi ülkenin başbakanı dile getirseydi sonuçlarını siz tahmin edin.Ben söyleyeyim,şu anda vatan haini olarak damgalanır ve muhtemelen yargılanırdı.Şimdi bırakın tarihin asla vakıf olamayacağımız gizli kalmış gerçeklerini,günümüzde hain ve kahraman olmak “kimin ne söylediği”ne bu denli endeksliyken,acaba zihinlerimize kazınan hain ve kahramanlıklar konusunda yanılgıya düşmemiz olası değil midir?

  23. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    @ Atilim Ates,

    Kime yaradı diye sormak tabii ki doğal bir yaklaşım, ama şunu da akıldan çıkarmamak lazım: Tarihte bir gruba yarasın diye yapılan pek çok eylemin onyıllar sonra başka bir grubun ekmeğine yağ sürmesi çok rastlanan bir durum. Tarihi bugünün bakış açısından irdelemekte ısrar edince, ve en birinci kriter bugün var olan çıkar gruplarından hangisinin en çok fayda gördüğü olunca, ister istemez yüz yıl sonrayı planlayabilen gizli örgütler icat etmek zorunluluğu doğuyor. Bugün İsrail’in durumuna bakıp Holocaust bir yalandı denebiliyor mesela.

    40 yil sonra dunyaya hukmedecek bir ulke hayaliyle 6 milyon insanini telef ettirmez kimse. Ancak, su bir gercektir ki, holokostun etinden, sutunden, yununden faydalanmislardir guclerini artirmak, hukuksuzluklarinin ustunu artirmak icin. Duygu somurusu de siyasi kazanimlar elde etmek icin gunumuzde kuvvetli bir silah olarak kullanilmaktadir.

    Turkiye’deki durum farkli. O donem yapilan zulumler hala ayni kisilere yariyor. Bunlarin haricinda kime yaramis acaba? AKP iktidariysa bahsettiginiz, bu hukumet o koltuga darbeyle gelmedi ki. Onca aleyhte medya propagandalarina ragmen hem de. Yani, sistemden nemalanarak iktidarda olduklarini hic kimse iddia edemez. Milletin 1 asirdir yaralanan vicdanindan cikmis bir partidir. Sagcisi da, solcusu da, dincisi de, liberali de oy vermistir.

    Tarih, bu yazida ve bilhassa Ataturk’un Ingiliz valisi olmakla ilgili sozlerinde tam da resmi tarihimizi yazan zihniyetin bir asirdir taktigi gozlukle irdenlenmis ve o bakis acisi tiye alinmistir bence. O “kahraman, hain” gozluguyle bakinca ayni olaylari tersten okuyup, kahraman bildiklerimizin de hain olabildikleri soylenmeye calisilmistir bana gore. “Mustafa’yi mi daha cok seviyorsun, Tayyip’i mi?” isimli bir yazida da yine, ulusalcilarin spamlerle yaydigi Tayyip Erdogan’la Ataturk’un resimlerinin yanyana oldugu, Tayyip’in eliyle but yedigi, Mustafa’nin “efendi” gibi masada oturdugu bir resim vardi. Bu sitede, o ulusalcilarin bakip, Tayyip’i kiro diye damgaladigi ayni resim, hic yorumsuz yayinlandi. Ayni resme bakan farkli goruste insanlar, farkli yorumlar cikardi. Ben, mesela Ataturk’un narsisist, Tayyip’in mutevazi oldugu seklinde yorumladim resmi. Ancak, burada mesele kemalistlerin kendi subjektif yorumlarini karsi tarafa zorla kabul ettirmeye calismasi, farkli goruslere tahammul edememesi. Cunku, bunlar Ataturk’u hatasiz bir tanri kral olarak goruyorlar. Yatmaz, uyumaz, hapsurmaz, dili surcmez, osurmaz… Belki, Ataturk’un de hata yapabilecek bir insan oldugunu kabul edebilirlerse, devriminin de icinde hatalar barindirdigini kabul ederler. Boylece, bircok problemin temelinde yatan, tartisilamaz Ataturk ilkeleri ve inkilaplari da sorgulanmaya baslanabilir. Ben, bu tartismalarla birlikte, Ataturk aleyhinde bir intikam, hesaplasma durumu olacagini dusunmuyorum. E tabi haliyle, artik yolda, sokakta, okullarda, devlet dairelerinde, kamusal alanda herkesin sevmek zorunda olmadigi bir kisinin resimleri, heykelleri azalacaktir. Sevenler, resimlerini evlerinin duvarina, Brad Pitt, Shakira posterlerinin yanina asmakta serbesttirler tabi. Oyle demiyorlar miyidi: “kimse sizin sokakta, evinizde nasil giyindiginize, ibadetinize karismiyor, ancak kamusal alanda uyulacak bazi kurallar vardir” Dedesini olduren bir adamin resmini kendi verdigi vergilerle yapilan kamusal binalarda gormek zorunda birakilan bir adamin ruh halini de dusunmek lazim en azindan.

  24. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    @ Atilim Ates,

    Dediğiniz gibi olacak her halde, birbirinin kutsalına saldıran birden fazla grup ortaya çıkacak. Madem insanlar kendi putlarını kıramıyorlar, sizin de yazdığınız gibi belki birbirlerinin putlarını kırarlar da selamete çıkarız.

    En cok “putlari devirdik” diye sevinen milletler Ortadogulular olmasina ragmen, billboardlarinda en cok putlastirilmis lider figurleri olan ulkeler de Ortadogu ulkeleri. Iran’da mollalar, Lubnan’da seyhler, Arabistan’da krallar… Ortada ciddi bir celiski var. Birey olamama problemi Ortadogu halklarini kendi baslarindan gecen olaylari dahi dusunemez, yorumlayamaz hale getirmis. Bu durum, Ortadogu halklarini kontrol etmek isteyen dis gucler icin de oldukca elverisli bir durum. Onlerine bir tane “ulu onder” servis ediyorlar el altindan, o sayede bu ulkelerin icislerine, disislerine mudahil oluyorlar. Salaklastirilmis halk da, bagimsiz oldugunu falan zannediyor. Ortadogu halklarinin uyanabilmesi icin, oncelikle birey olabilmeyi, ozgur dusunebilmeyi ogrenmesi lazim.

  25. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Birey olamama problemi Ortadogu halklarini kendi baslarindan gecen olaylari dahi dusunemez, yorumlayamaz hale getirmis. Bu durum, Ortadogu halklarini kontrol etmek isteyen dis gucler icin de oldukca elverisli bir durum. Onlerine bir tane “ulu onder” servis ediyorlar el altindan, o sayede bu ulkelerin icislerine, disislerine mudahil oluyorlar. Salaklastirilmis halk da, bagimsiz oldugunu falan zannediyor. Ortadogu halklarinin uyanabilmesi icin, oncelikle birey olabilmeyi, ozgur dusunebilmeyi ogrenmesi lazim.

    Kesinlikle.

  26. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Tem 23, 2010 | Reply

    Birey olamama problemi Ortadogu halklarini kendi baslarindan gecen olaylari dahi dusunemez, yorumlayamaz hale getirmis.

    “Ben niye basimdan gecen olayla ilgili dusuneyim ki, falanca ulema, ulu onderimiz, isyancibasimiz, agamiz, reisimiz, babamiz, dedemiz, atalarimiz bizim yerimize her seyin en iyisini dusunup, en dogru kanaate varmistir. Ben, neden dusuneyim ki?” deyip, onune konan her yalana inanir hale getirilebilen koyun surulerine cevirdiler Ortadogu’lulari. Bu duzen, “Suruden ayrilani kurt kapar” gibi atasozleriyle de kulturel koruma altina alinmis, bilinc altina yerlesmesi icin elden gelen yapilmis, bu korku ve itaat kulturunun, kulturumuzun, kimligimizin bir parcasi oldugu bilincaltlarina islenmis. Bu korku ve itaati de “buyuklere saygi”, “vefa”, “sadakat” gibi pozitif sozlerle kamufle edip, bu duzenin devamini saglamislardir.

  27. Yazan:mehmet fatih koç Tarih: Tem 24, 2010 | Reply

    Vatan hainliği ve kahramanlık acısından yazdıgınız yazı gercekten dikkatımı cekti.Bir yanda kahraman Mustafam Kemalim diğer yanda hain yandaş(bugunlerdede cok moda bu söz)Vahidettin.Tarihe mâl olmus olaylay tartısılırken birine kahraman diğerine vatan hainliği yaftası yapıstırmak….Çoook basit ve anlamalı.

    Gözden kaçan öyle bir nokta var ki bu yazıda ikisinide hain olmadıgını anlatan özellikle gözden kaçırılmıs.Ancak Atatürkçülerin gözünden bakınca nasıl Vahidettin hainse ,Diğer taraftan bakınca da Mustafam Kemalımın hain olması gerekir öyle değil mi?
    Yazı da deniyor ki Mustafa Kemalın daha önceden hazırlanmıs 3 lü ayağın başına gönderildiği aşikar.Bu yüzden de Vahidettin hain olamaz.Ve Mustafa Kemal Pera Palas Otelinde gazetecinin biriyle yaptıgı konusma da ise valilik bile olsa kabul ederim yeter ki siz isteyin tarzında yalvarışları!!! gösteriliyor.Yada daha öncesinde cıkardıgı gazetede ingiliz hayranı tavırları.
    İşgal altında bir ülke ,ülkenın padişahı esir edilmiş düşman saraya gemilerdeki namluları cevirmiş bir şekilde ....Yaver Mustafa Kemal de hainlik için de ki o da ingilizlerle flört halinde.Padişah zaten öyle.Herkesin birbirine ihanet etiiği bir zamanda kurtuluş savası oluyor İhanet etmiş padişaha ragmen Kemal Paşa Samsuna cıkıyor.Erzurumda Kendi padısahına ihanet ettiğini bile bile kazım karabekir Mustafa Kemale selam durup emrinizdeyim paşam diyor.Samsuna gitmeden pera palasta valilik isteyen kemal paşa ingilizler ve onun usakları ile bir anda savasa başlıyor.Valilikle yetinmiyor adam gözünü hırs buyuyor ve neden vali olayım ben devlet baskanı olsam fena mı olur diye düşünmeye başlıyor:)

    Bu kurtuluş savasının bu kadar ihanete ragmen verilmiş olması bu kadar haıne ragmen mumkun mu.En azından savaslarda mustafa kemalın bizim ordumuzun düzenı hakkında bilgi sızdırıp bızım yenılmemız gerekmez mıydı.Yani her ikisinin de hain olma olasılıgı aklınıza geliyorda bunların organıze sekılde calıstıkları neden aklınıza gelmez.

    Ben neden gelmez söyleyeyım.Sol grup sürekli vahidettini suclar sağcılar da atatürkü.Bu sürekli sürekli olacak ki halk sürekli bi problem var mıs gibi hissedecek ve allahtan korkmayanlşarın kesesı sureklı dolacak.Garibanların dikkatı bu yone cekılcek ki sizin tekerinize comak sokulmasın.Sermaye bir sol grubun elınde olur simdide sag grubun elınde .Bir elden baska ele kar gider ama asla ve asla ve gercekten asla garıbana bu sermayenın hıç faydası olmas.Gercekten helal olsun sizlere böyle tartısma konuları acıp durun buralarda kı keseler rahat dolsun.

    Rahmetli kemal sunalın dediği gibi’Bu milletin eline ver bir seker yalasın dursun’..Allahın hesabı var unutmayın……

  28. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Tem 24, 2010 | Reply

    Sayın Mehmet Fatih Koç,

    Kaygılarınızı kısmen anlıyor ve paylaşıyorum.Elbette aklamak için başka suçlulular yaratmak gerekmiyor.Açıkçası,haksız ve boş yere hainlikle suçlanmış bir şahsiyetin hain olmadığının kanıtı başka hainler üretmek olmamalı.Sanırım itiraz ettiğiniz nokta burası.

    Fakat bence yazarın böyle bir gayreti bulunmuyor.Kimseyi hainlikle de suçlamıyor.Çok kısa ve öz bir soru soruyor aslında.İngilizlerle kurulan her temastan hain/işbirlikçi emeller anlaşılıyorsa;BU İLİŞKİLERDE BULUNMAK HAİNLİk MİDİR? soru budur.

    Sorulmalı mıydı derseniz,evet sorulması gereken bir sorudur bence.Yıllarca doğruluğundan,kesinliğinden şüpheye düşmediğimiz düşünce konforumuzu bozacak her sorgulamaya açık olmalıyız.Yoksa dogmatik putlarmızı nasıl yıkacağız,önyargılarımızdan nasıl kurtulacağız?

    Tekrar başa dönersek,bakın savaşla burun buruna gelmiş bir ülkeden ve bu savaş ikliminin yarattığı bir dönemden bahsediyoruz.Bir kader anı gibi tüm ülkeyi kuşatmış ve savaş ile diplomasi kulislerinin eş zamanlı yürüdüğü oldukça hareketli bir zamandır bu.Bir bakıma en za kayıpla en iyi ve selametli sonuca ulaşmanın zihinlerde ikilem yarattığı bir süreçten bahsediyoruz.Daha önce de belirttim “hangi yol tercih edilmeliydi”den ziyade bu psikolojiyi iyi okumak gerekir.Hiçbirimiz o günleri yaşamadık ve bilmiyoruz.Onların adına-Mustafa Kemal,Vahdettin vd-kararlarını yargılama hakkına çok da sahip değiliz.Doğru karar vermişlerdir ya da kararları bugün itibariyle isabetli sonuçlar vermemiştir.Hepsi muhtemeldir.Ama buradan tarihe dönüp şu kahramandı,şu haindi deme hakkımız da yok.Papatya falı değil ki mübarek:)

    O halde birileri çıkıp nerede yanıldığımızı hattırlattığında bunu çok görmeyelim…Başka amaç ve maksatlar olacağını düşünerek farklı anlamlar yüklemeyelim.Ha,bazı kriterler koyarak kestirmeden hain,kahraman diyeceksek o zaman da adil olalım.Çifte standartlara kaçmayalım.

    Netice itibariyle bugüne değin vatan hainliğiyle suçlanan hep Vahdettin olmuştur.Hayır bu doğru değil diyenler de hain ilan edilerek susturulmuştur.İşte Kazım Karabekir’in yakılan kitabı…Daha açılmadan kapatılan Serbest Cumhuriyet Fırkası…Ve bir müddet süren tek partili rejim.

    Görüldüğü gibi bugün yapmakta olduğumuz tartışmayı bıraktım,en ufak bir muhalefetin kanla bastırıldığı,kahramanların siparişle beyinlere kazınırak toplumun buna inandırılmaya boyun eğdirildiği bir diktatörlükle geldik bu günlere.

    Bu zorba imparatorluk sorgulanmaya görsün ne hikmetse “dönemin koşulları”savunusu başlıyor.İyi tamam da,koşul muşul diye toplum susturulduğunda da kusura bakmayın sağlıklı bir münazara ve karşılaştırma da mümkün olmuyor.Daha yeni yeni bazı şeyleri tartışmaya/sorgulamaya başladık ve bu da doğal olarak bir şaşkınlık yaratıyor.

    Sonuç olarak fikir ve düşüncenin özgürce ifade edilmesi ille de bir yıpratma propagandası ve “karşı taaruz” olarak algılanmamalı.Gerçekleri öğrenmek en azından hepimizin hakkı.”Bu tek seslilikle nereye kadar?”diye bir sormak gerekmez mi?Her eleştiriye,her görüşe;psikolojik savaş,yıpratma,odak vs diye diye bu hale geldik.Yetmedi mi?Hayır,artık söz milletindir!Usanç geldi bu resmi tarihten…Bıktık artık bilinçlerimizin hakim paradigmalarla şekillenmesinden,gerçeklerin sistemli olarak gizlenmesinden.Yeter ya hu!Kendi özgür irademizle özgürce düşünmeye hiç mi hakkımız yok.Hep böyle tornada şekil verilen sürü olmaya mı devam edelim.

  29. Yazan:hidayet demir Tarih: Tem 25, 2010 | Reply

    Mr.Shaibe ..

  30. Yazan:Nihal Oğuz Tarih: Ağu 3, 2010 | Reply

    Mustafa Kemal de sıradan bir asker ve siyasetçi değil. Dünya geçtiğimiz yüzyılın dahileri arasında görüyor.
    Devletlerin tarihinde öyle zamanlar olmuştur ki açık ve acele karalar hep zarar vermiştir. Bu genellikle de böyle olacaktır.
    Bitmişsiniz, teslim olmuşsunuz, işgaldesiniz. Önce düşman bizi zararsız görsün, hatta güven duysun.Sonra biz koşullar olgunlaştığında, doğru zamanda kesin ve tavizsiz tavırla yapacaklarımızı yaparız. Başarıya ulaşma olasılığımız oldukça yükselir.

    Geçmişte olanları, kişisel sempati ve nefretlerimizi bir yana bırakalım. Tarafsız ve sorumlu davranalım. Hatta, değişen dünyada bağımsız ve güçlü Türkiye için hep beraber ne yapacağımızı düşünelim.(Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.MKA) Mustafa Kemal’in dine saygısı olmasaydı, Kur’an’ı türkçeye çevirtmezdi, kurduğu Cumhuriyet de laik olmazdı.Ben hem Atatürkçü hem de müslümanım.

  31. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Ağu 4, 2010 | Reply

    @ Nihal Oguz,

    Bu sozlere karnimiz tok artik. Sizin bilmediginizi dusundugum neler var daha neler. Bir tek bu sozuyle Ataturk’un sorgulandigini dusunmediniz heralde? Neden odalar dolusu kitap, belge yakildi, yok edildi? Dedeleri oldurulenlere sorun neler oldugunu. Korkudan 1 asirdir agizlarini bicak acmasa da israrla sorun. Neden oldurulmus dedeleri? Bize anlatilan tarihin gercekle uzaktan yakindan bir ilgisi var mi, yoksa bir manipulasyondan, beyin yikamadan mi ibaret, o zaman belki anlarsiniz. Belki o zaman daha iyi anlarsiniz ki, milyonlarca insan “patatese, buzdolabina” oy vermiyor. Buzdolabini alip, gidip pek ala baska partiye de oy verebilirler. Ki oyle de oldu. “AKP’nin buzdolabi dagittigi” Tunceli’de DTP %69 oyla kazandi. Bitti artik o acik oy, gizli sayim donemleri. Herkes, istedigi partiye oy veriyor artik. Merakim su:
    Acaba bugun CHP-MHP koalisyonu bir sekilde iktidara gelse, medyasiyla, ordusuyla AKP hukumetinden intikam alinmaya baslansa, Tayyip Erdogan, Menderes gibi “vatana ihanet” vb. suclardan yuce divanlarda yargilatiliyor olsa, ayni tatlilikla konusur muydunuz, yoksa agzinizdan salyeler akarak “asin bunu, gebersin! Kahrolsun seriat! Orumcek kafalilara olum!” diye naralar mi atardiniz? Guc sizdeyken baska, baskasindayken baska konusanlardan misiniz? Ergenekon, darbe hazirliklari yaparken, o aralar herkese buyuk bir hizla spam maillerle AKP aleyhinde propaganda videolari gonderilirken de boye tatli tatli mi soyluyordunuz bunlari? Yoksa darbe planlari suya dusunce mi boyle “ben de muslumanim, Ataturk de muslumandi, bakin biz dostuz, ciciyiz” mi oldunuz?

  32. Yazan:tayfun_korkut Tarih: Ağu 4, 2010 | Reply

    Ben neden gelmez söyleyeyım.Sol grup sürekli vahidettini suclar sağcılar da atatürkü.Bu sürekli sürekli olacak ki halk sürekli bi problem var mıs gibi hissedecek ve allahtan korkmayanlşarın kesesı sureklı dolacak.Garibanların dikkatı bu yone cekılcek ki sizin tekerinize comak sokulmasın.Sermaye bir sol grubun elınde olur simdide sag grubun elınde .Bir elden baska ele kar gider ama asla ve asla ve gercekten asla garıbana bu sermayenın hıç faydası olmas.Gercekten helal olsun sizlere böyle tartısma konuları acıp durun buralarda kı keseler rahat dolsun.

    Hay Allah ya, ben sagci MHP’nin de Ataturkcu oldugunu saniyordum. Ataturk’u suclamak gibi bir hak var miydi bu ulkede? Ya da siyaset yaparken bunu arguman olarak kullanabilmis ve hayatta kalabilmis bir sag ya da sol parti biliyor musunuz? Artik sag-sol kalmadi hocam. Sizin akliniz 80 oncesinde kalmis. Kimse Vahdettin’e tapmiyor. Ama, Turkiye’de tek tartisilmaz dogma olarak kalmis Ataturk’un de artik tartismaya acilabilmesi gerekmiyor mu? Bunu tartismaya acanlar yalnizca “sagcilar” mi? Siz, butun solcularin Ataturk’u gonulden sevdigini falan mi zannediyorsunuz? 80 oncesinde de Ataturk’u sevmeyen sol gruplar vardi. Ataturk’e toz kondurmayan da bir MHP var. Demek ki bu isler sizin anlattiginiz gibi basit degil. Bu insanlar hapisleri, darbeleri, olumu goze alarak bu gorusleri savunuyor. Sizin sandiginiz gibi kupunu falan doldurmuyor. Ben de issizim, ama savundugum fikirlerden bir para elde etmiyorum. Fukara edebiyatina da karnimiz tok. “Milletin gundemi ekmek” bahaneleriyle bu sorunlari oteleyemez, gundemi degistiremezsiniz. Ekmegi devlet tekeliyle satip, milleti ekmege muhtac hale getiren; tam gun yasasini mahkemelere tasiyip, bu milleti en dogal hakki olan ucretsiz saglik hizmetlerinden yararlanmasina musade etmeyen zihniyeti bu ulkeden tamamen tasfiye ettigimizde zaten “fukara edebiyati” yapacak bir durum kalmayacak.

  33. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Ağu 4, 2010 | Reply

    Sayın Nihal Oğuz,

    Burada Kemal’in iyiliği, kötülüğü, zeka seviyesi filan değil ki konu.

    Kemali sevmek ya da sevmemek de değil.

    Dileyen dileyeni sever, bunda sorun yok.

    Ancak, ‘yakın tarih’ adı altında “birilerini sevdirip diğerlerinden nefret ettirme” hikayelerinden de usandık artık.

    Okullarda ders diye masal anlatmak artık yeter.

    Kemal müslümanlığa saygılıydı, değildi ne işimiz olur?

    Kemalciler saygılı desin, diğerleri değil desin ne çıkar?

    Dileyen eldeki kaynakları inceler, ne olduğunu anlar.

    Burada sorun, ‘illa da seveceksin’ sorunu.

    ‘İlla da sevmeyeceksin’ demek kadar absürd bir şey.

    Gerçi bu tabiki orada burada söylenebilir, dileyen dileyeni dilediğine sevdirmeye çalışabilir.

    Ama kamu kurumlarında yapılmaz bu, yapılmamalı.

  34. Yazan:Mustafa ESER Tarih: Ağu 4, 2010 | Reply

    Toplum olarak huyumuz bu maalesef.Atatürkte bunu yaptı.Yeni bir devlet kurunca eskiyi -mecburen-kötülemese bile,yeniyi öğmek zorundaydı.Ama yanındaki yalakalar eskiyi tamamen inkar ederek eskilerin tamamını hain ilan ettiler.Mantık saçmaydı elbette.Çünkü işgal altındaki bir ülke kurtarılmıştı.Yeni bir idare kurulmuştu.Halkın tamamı istiklal mücadelesine destek vermiş ve bağımsızlık için her türlü fedakarlıkta bulunulmuştu.Eski ihmal edilse bile inkar edilmemeliydi.Yalakalar her dönem iş başında olduğu gibi yine iş başındaydı.Zorlamayla hiç bir şey olmuyor.Meşruiyetini eskiyi inkar ve kötüleme üzerine kurunca ortaya bir aşırı eski sevgisi çıktı.Karşılık olarakta yeni kötülenmeye başlandı.Yalanlar bir gün mutlaka açığa çıkıyor.

  35. Yazan:Tayfun Tarih: Ağu 4, 2010 | Reply

    Burada sorun, ‘illa da seveceksin’ sorunu.

    ‘İlla da sevmeyeceksin’ demek kadar absürd bir şey.

    Gerçi bu tabiki orada burada söylenebilir, dileyen dileyeni dilediğine sevdirmeye çalışabilir.

    Ama kamu kurumlarında yapılmaz bu, yapılmamalı.

    Kesinlikle! Kamusal alan, herkesin vergileriyle yapılmış bir alandır. Burada duvarlarda herkesin sevmediği birinin portreleri, büstleri olamaz. Herkes sevse dahi saçma. ”Türkiye’nin %99′u müslümandır” deniyor ama her kamu kurum ve kuruluşunda duvarlarda ”Allah” yazısı olsa bu da saçmadır. Kabilecilik, ”burası bizim kurtarılmış bölgemiz, burada bizim dediğimiz olur” tarzı bölücü, çeteci anlayıştır bugün bu portreleri, büstleri orada tutan. Anlayabileceğim tek bir mazeretleri olabilir. ”Efendim, islami baskılara karşı tutunabileceğimiz tek dal bu kaldı. Onu da kesersek düşeceğiz, o duvarları dini lider resimleri işgal edecek sonra, bize zorla namaz kıldıracaklar, içkimize, özel hayatımıza karışacaklar. Bu kaygıyı duymak için de yeterli sebebimiz var. Yanıbaşımızdaki İran, milyonlarca insanımızın hacca gidip, örnek aldığı Arabistan…” Ama holokosttan sonra psikolojisi bozulmuş paranoyak İsrail devleti gibi bu korkuyu abartıp, etrafa kin, nefret saçarsan birileri ”DUR” diyecektir size eninde sonunda. O duvarlardaki Atatürk portreleri de fundamentalist islamı korkutmayı, sindirmeyi bırakın, daha da inatlaştırıyor, daha da koyu bir islami zihniyete sevkediyor. Özgürlüklerden kimseye zarar gelmez.

  36. Yazan:Abdurrahim Tarih: Ağu 11, 2010 | Reply

    Arkadaşlar meselemiz tarafgirlik değildir. Hakkın hatırı M.Kemal’in, Vahdettin’in yada herhangi bir faninin hatırından daha yücedir. Bence bu doğrultuda düşünüp konuşmak daha faydalı olur tüm farklı görüşü savunan katılımcılara. Ayrıca bu konuda ideolojik yaklaşımları (referansını dinden yada seküler dünya görüşünden alan vs) da bir kenara bırakarak daha sağlıklı sonuçlara ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Unutmayınız ki Hakkın yada haklının dindarı, dinsizi, kemalisti, osmanlısı, vs. olmaz.

    Haklıya hakkını teslim etmek için temelde iki yol izlenebilir.Birincisi Adaleti Mahza(Mükemmel,Katıksız adalet) İkincisi Adaleti İzafi (Görece, relatif).
    Buna göre, adalet-i mahza, “tam ve katıksız adalet, mükemmel adalet,” demek olur. Bu adalette, hiçbir kimsenin en küçük bir hakkının bile çiğnenmemesi esastır. Adaletin diğer şubesi olan adalet-i izafiye ise katıksız, tam değildir.Zira, Toplumun menfaati için ferdin hukukunu nazara almaz. Adalet-i izafiyede ehven-i şer esas alınır.
    Tarih boyunca toplumları idare eden otoriteler ne zaman gerçek adaletten ayrılarak bu görece adalete yönelmişler se o zaman haksızlıklar ve zulümler olmuş.
    Hakikatte adalet birdir ve izafi olamayacağı da aşikardır. Lakin insanın bencilliği ve menfaatperestliği gerçek adaleti uygulamaktansa işine gelmeyen her meseleyi kendine göre kıvırarak Hakkın hatırı yerine başka şeylerin hatırını yüceltmeye meyletmiştir.
    Adaleti mahza Vahiy eksenli olup transandanteldir. Bu adaletin uygulayıcıları da Peygamberler ve onların kutlu yolundan giden Hz.Ali gibi zatlar olmuştur.
    Adaleti izafi ise pratik, opportunist ve makyavelist amaclara hizmet eder.
    Adaleti Mahzadan bahsedilince akla Hz. Ali,Adaleti İzafiden bahsedilince akla Muaviye ve Ümeyye Oğullarının akla gelmesi boşuna değildir.
    Dolayısıyla hakkaniyet ve adalet açısından tarihi ve olayları yada kişileri eğerlendirirken bu ölçüleri kullanmayı tercih ederim. O zaman toplumun menfaati için yapılan yanlışlar bize doğru gelmez… Unutmayınız aslolan her ne olursa olsun sonuça varmak, amaca ulaşmak vs. değildir. Amaca ulaşırken kullanılan araçlar ve eylemler de meşru olmalı ki zulüm olmasın.
    Bu ölçüleri kullanırsak artık bahse konu olan Padişah olmuş, Komutan olmuş ne değişir ki?
    Biz hakikat peşindeysek ne gam!!!

  37. Yazan:Umit Erdal Tarih: Ağu 11, 2010 | Reply

    Atatürk’le ilgili tartışmaların bitmeyişinin en önemli nedenlerinden biri, arşivlerin açılmayışıdır. Hala 80 sene önceki arşivler Türkiye’de kapalı tutuluyor. Ancak kemalist dünya görüşüne sahip, devletçi ideolojiye yakın araştırmacılar arşivlere girebiliyor.

    Atatürk’ün el yazması notlarının bir kısmını Kaynak Yayınları basmıştı. Bu notlarda, Atatürk, “Tanrı fikrinin insanın yarattığını” ifade eden fikirlerin altını çiziyor ve onaylıyordu. Ancak kemalistlerin birçoğu bu notların doğruluğuna inanmıyor. Sorun şu ki, arşivler herkesin erişimine açılmadığından, objektif bir şekilde, bunların doğru mu yanlış mı olduğunu test edemiyoruz.

    Bense meseleye şu açıdan bakıyorum: Arşivler neden kapalı tutuluyor? İngiltere’de ne olursa olsun, 20-25 sene öncenin belgeleri düzenli olarak açılıyor. Türkiye’de niye açılmıyor? Demek birileri bir şeyleri milletten saklamak istiyorlar ki, arşivleri açmıyorlar, diye düşünüyorum.

  38. Yazan:yq Tarih: Ağu 11, 2010 | Reply

    Sayin “Atilim Ates”,
    evet M.Kemal Pasanin Samsin’a cikarken kafasinda bahsettiginiz gibi bir plani yoktu. Daha Selanikten cikmadan önce vardi. Lütfen önce arastirip okuyun, okumaktan hosnut degilseniz eger, son yillarda gösterime giren Atatürk filmlerini seyredin.

  39. Yazan:Kemalist Tarih: Ağu 14, 2010 | Reply

    Böyle bir belge yoktur, bir gazetecinin röportajı söz konusudur ve o röportaj yapıldıktan sonra hemen yayınlanmış ve böyle bir ifade yer almamıştır 17 yıl sonra tekrar bu görüşmesini yazmış ve yine bu konu yer almamıştır ancak 39 yıl sonra yazdığı kitapta o görüşmeye Atatürk’ün ingiliz valisi olma talebi eklenmiştir.

    Şimdi bir görüşme yapılıyor ve görüşme yabancı basında yayınlanıyor bundan 18 sene sonra yine yayınlanıyor hiç bir değişiklik olmadan ama 39 yıl sonra görüşme metnine bir ekleme oluyor…

    Yazılı hiç bir belgesi yoktur, Belgesi var diyenler çıkıp gösterecek.

    Belge yok ? Röportajı yapan şahıs 39 yıl sonra böyle bir şey ekleme yapıyor ve bunu doğru kabul edeceğiz :)

    Atatürk böyle bir talepte bulunmamış ve ingilterede böyle bir talebin olduğunu kabul etmemiştir.

    Bir gazetecenin hiç bir yazılı, sesli, görüntülü, şahitli delili yokken yayınladığı röportajından 39 yıl sonra ekleme yapmasına belge diyenelerin Tarih te dedikodu olmadığını belge olduğunu anlamaları gerekmektedir.

    Atatürk ölecek sen öldükten sonra böyle bir ekleme yapacaksın ve ne ingiltere kabul edecek nede her hangi bir delilin olacak buna belge diyeceksin…

    Objektif olmak lazım TARAF değil.

  40. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Ağu 15, 2010 | Reply

    Sayın Kemalist


    Yazılı hiç bir belgesi yoktur, Belgesi var diyenler çıkıp gösterecek.

    Arşivler açılsa da dediğinizi yapabilsek. Şimdilik kaynaklarla idare edeceksin kusura bakma.

    Özellikle; Türk tarih kurumunundan alınan kaynağa dikkatinizi çekerim. Yani Atatürk’ün direktifiyle kurulan bir kurumun yayınından alınan bir bilgidir.

    ** Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara: 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98.

    Yazının ana temasını kaçırdığınızı düşünüyorum. En iyisi sakin bir kafayla, mümkünse iftardan sonra çayınızı yudumlarken yazıyı bir daha okuyun…

  41. Yazan:cade Tarih: Ağu 18, 2010 | Reply

    valisi olmak istemiş mi istememiş mi bunları bilemem ama bilinen ve görünen şeylerde şunlar İngilizler Osmanlı milletini DİNSİZLEŞTİRMEK veya DİNDEN UZAKLAŞTIRMAK istediği KESİNDİ… bunları yani bu MİLLETİ kim Dinden uzaklaştırmış veya DİN gericilik, mürtecilik, irticacılık, yobazlık demişse o İngilizlere HİZMET etmiş demektir..
    TC deki Laiklik asla Avrupadaki Laiklik değildir ve DİN DÜŞMANLIĞIDIR

  42. Yazan:ben Tarih: Ağu 24, 2010 | Reply

    Slahsız savaş diplomasidir. Mustafa Kemal silah savaştada gayet başarılı bir kişiliktir, önderdir.

  43. Yazan:ben Tarih: Ağu 24, 2010 | Reply

    Aslında daha çok Tayyip Erdoğan’ın hangi küresel şebekeler ile dirsek temasında olduğunu tartışırsak daha anlamlı olur.
    Yukarıdaki ifadeden Atatürk’ün malum dönemde birileriyle dirsek temasında olduğu iddialarını kabul ettiğim anlamıda gelmemelidir.
    I.Dünya savaşı genel şartlarına bakıldığında; Atatürk’ün gerek savaş alanında gerekse diplomasideki çizgisinin anti emperyal eksenli olduğu çok açıktır. Teşekkür ederim.

  44. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Ağu 24, 2010 | Reply

    Atatürk’ün gerek savaş alanında gerekse diplomasideki çizgisinin anti emperyal eksenli olduğu çok açıktır.

    Bence hiç de açık değil.

    İnanan inanır tabi de, öyle açık bişey yok.

    Bunun tam aksi de aynı ‘milli’ duygularla ileri sürülebilir.

    Nitekim sürülmüştür de.

    Bu sevme-sevmeme işi acaip bir şey.

    Ortak bir noktada buluşma şansı yok.

    “Ata”dan vazgeçmek birçoğu için “Tanrı”dan vazgeçmek gibi bir şey.

    Hayatını adeta bu kabul üzerine kurmuş.

    O’nsuzluk düşünülemez. Hayır, asla olamaz bu…

  45. Yazan:ali duman Tarih: Ağu 24, 2010 | Reply

    kurtuluş savaşında ankara hükümetinin dış politikası incelendiğinde, ikircikli bir siyasetin yürütüldüğü, müttefik sscb’ye ihanet edercesine, perde arkasından emperyalist ingiltere ile işbirliği içinde olunduğu görülecektir.

    sscb’den gelen yardımların devamını sağlamak için ankara hükümeti sscb yanlısı siyaset izliyormuş gibi yaparken, aynı zamanda Londra konferansına davet edilen istanbul hükümetinin yanısıra kendisini de bu konferansa davet ettirmek için, TKP önderi mustafa suphi ve 14 yoldaşı karadenizde boğdurulmuş, anadolu da komünist avına çıkılmış, tek bir komünist dahi sağ bırakılmamış, çerkez ethem tasfiye edilmiş, sscb toprağı olan batum işgal edilmiş, tüm bunlara karşılık Lenin, ankara hükümetine “sizin bolşevik olmadığınızı biliyorum, bolşevik olmanız şartta değil, herşeye rağmen size yardıma devam edeceğiz” demmiş, emperyalist ingilterenin gözüne girmek için yapılan komünist düşmanlıkları, sscb toprağı batum’un işgal edilmesi üzerine sscb dışişleri bakanı ciceron, “sizinle dost olmayacağız, ancak yaptığımız barış antlaşmasına sadık kalacağız” açıklaması yapmış, emperyalist ingilterenin gözüne girebilme siyaseti abartılarak sürdürülmüş, ingilterenin gözüne girilmesi üzerine en nihayet ankara hükümeti londra konferansına davet edilmiş, hızını alamayan ankara hükümetinin baştemsilcisi ve dış işleri bakanı sıfatlı bekir sıtkı bey, londra gazetelerine “yeter ki siz isteyin sscb’ye savaş dahi acarız” beyanları vermiş, bu durum için ankaradan açıklama isteyen sscb’ye atatürk bizzat, “o açıklamaların kendilerini bağlamadığını” söyleyerek durumu kurtarmıştır.

    ulusal kurtuluş savaşını bir anti-emperyalist savaş diye yutturmaya kalkan hokkabazlara tarihi ezberlerinden kurtularak yukarıda bahsetmiş olduğum gerçekleri görmelerini de şiddetle tavsiye etmekteyim.

    zira anti-emperyalist savaş denen savaşın özünde müteffik ve sosyalist sscb’ye ihanet, düşman ve emperyalist ingiltere ile işbirliği yatmaktadır, emperyalist ingilterenin tüm talepleri karşılanmış, ingiltereye karşı tek mermi atılmamış, tek mermi dahi atılmayan düşman ingiltere tüm istediklerini aldıktan sonra işgaline son vermiştir.

    bir tek yunanistan karşı savaşılmış, ancak bu savaşı bile kazanıp kazanmadığımız belli değildir, zira yunanistana bir savaş tazminatı ödedilmemiştir, esasında kurtuluş savaşı sonrası imzalan lozan antlaşması bir yenilgi antlaşmasıdır, sevr ile ölüm gösterilmiş, lozan ile sıtmaya razı edilmiştir.

    varolduğundan bahsedilen lozanın gizli maddelerinden ise bugüne kadar bilgi sahibi olamamışlığımız ise ayrı bir hakikattır.

    kurtuluş savaşını anti-emperyalist savaş olduğunu iddia edenlere bir sorum olacaktır, şayet ülkemizi emperyalist ülkeler değil de, sosyalist sscb işgal etmiş olsaydı, bu ülke emperyalist değil diye bu işgale karşı savaşmayacak mıydık?

    kurtuluş savaşı/milli mücadele ile anti-emperyalist savaşı dahi birbirinden ayırt edememek, bir cahalet değil, olsa olsa tarihi çarpıtma ve yalandan bir siyaset üretme tiyniyetsizliğidir, bu tiyniyetsizlik ise malum siyasi düşüncenin meşrebine oldukça uygundur.

  46. Yazan:melek Tarih: Ağu 24, 2010 | Reply

    neye göre çağdaş kime göre çağdaş.çağdaşlığın kuralını yazan kim,koyan kim ne saçmasınız bazılarınız.çağdaşlık hala tuvalet temizliğinden haberi olmayan,tarihte ne kadar kaşif varsa hepsinin keşfinin hırsızlığını yapan batılı menfeat düşkünlerinin tekelinde mi? bu ecdadın bu zihniyet ve mantalitedeki torunlarısınız ya yazıklar olsun

  47. Yazan:muhammet Tarih: Kas 11, 2010 | Reply

    aslında bende bunu uzun cümlelerle anlatırdım ama gerek kalmamış birkaç arkadaş çok güzel açıklamış. söyleyecek tek sözüm var “xxxx xxxx xxxxx” atatürk’in ingiliz valisi olmak istediğini söyleyecek kadar?
    aslında siz yanlış biliyorsunuz afrikanın bi köyü vardı -neydi adı- gitmiş orda muhtarlık yapmak istemiş, yerliler sen anlamazsın demiş :)))
    bu kadar basit bir yalan sizinkide.
    saçmalamayın, kafa karıştırmaya hiç gerek yok

  48. Yazan:muhammet Tarih: Kas 11, 2010 | Reply

    bir de mümkünse şu arkasındaki ingiliz bayrağını kaldırın da görüntü kirliliği yapmasın

  49. Yazan:Mustafa Akbaş Tarih: Kas 11, 2010 | Reply

    muhammet yorumcu cok hakliysin. Ingilizler Selanikli Mustafa Kemal gibi beceriksiz birini Vali yapacak kadar aptal degildiler tabii.

  50. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Kas 11, 2010 | Reply

    Muhammet Bey

    Sizi çok gergin gördüm.
    İsterseniz yazıyı bir kere daha okuyun…

    Bu yazı kimseyi hain ilan etmiyor…Üstelik, yazının hoşunuza gitmeyen kısımları benim ya da bir başka şahsın kuru iddiaları değil, Türk Tarih Kurumunun yayınlarından alıntıdır sadece…

    Saygılarımla…

  51. Yazan:mehmet Tarih: Oca 15, 2011 | Reply

    METEHAN ONAN kardeşim sadece gerçek tarihi öğrenmek istiyoruz.. atatürk devrimleri diyerek silahlı ihtilalin adına devrim diyorlar..devrim halkla yapılır..oysa mustafa kemal devrimi halka için halka rağmen yaptı.ne demek bu.bakbakalım bi herhangi bir sosyoloji veya siyaset bilim sözlüğünde var mı şapka inkılabı diye bir inkılap .. öncesinde bunun adı inkılabtı (farça kelime olduğu için literatürden kaldırdılar.batılı devrimi benimsedik devrim şimdi türkçe bir kelime mi?kelimler de bile tarihi, kanla dolu bir tarih olan batıyı örnek almak.. ben ce farsça türkçeye daha yakın orda kalsaydı derim. ) hani albert camusun bir sözü vardır:’resmi tarih katillerin tarihidir”diye mesele bu.1921 de iskilipli atıf şapka üzerine bir kitap yazıyor ama atatürk 1924 de kanun çıkarıp astırıyor.. iskilipte atıf hoca sonuçta halktan biri.. daha nice başlar gidiyor çünkü mustafa kemale göre ‘bir devrim ancak kanla beslenebilirse muhkem olabilir’ miş.bununlada sınırlı olsa iyi HALKI KURTULUŞ SAVAŞI VEREN BİR MİLLET SAVAŞI KAZANDIKTAN SONRA EVİNE DÖNÜYOR AMA GEL GÖR Kİ SAVAŞTA YENDİĞİ BATILI DÜŞMAN’A DEĞİLDE MUSTAFA KEMAL’İN DEVRİMLERİNDE CAN VERİYOR.DEVRİMLER SONUCU BİNLERCE İNSAN CAN VERİYOR.. O İNKILAPTI BU İNKILAPTI DERKEN ŞEHİT EDİLİYOR’dikkat et şehit edilneler arasında senin dedende olabilir.kaldıki mustafa kemal kazım karabekire görede çabuk sonuç almak isteyen ihtiraslı bir politikacı bu yüzden burda sosyolojik bir tepsit devreye giriyor..’batının 150 yılda hazırlık sürecine gidrği devrim sürecini 15 yıla sığdırmaya çalışıyor.. yetmiyor lider kültü yaratılıyor.ona tanrılık vaazeden şiirler.. sonuçta şevket süreya aydemir’in tabiriyle ‘o dönem atatürkü putlaştırmaya mecburduk ama bir kahraman putlaştığı zaman ölürmüş’ şeklinde itirafa da konu ediliyor.. sadece bu kadarla kalsa iyi.. nerden tutalım mustafa kemali bilmem ki..1936′da yine mehmet akif vefat ediyor.ama cenazesine katılmak isteyen i.ü öğrencilerinin katılması yasaklanıyor.. bununla da sınırlı kalınmıyor.şimdi devrim mi diyelim yoksa başka bir ad mı bulalım…vs,vs kısaca çok sorunlu bir tarih,baştan sona yalan bir tarih.. oysa tarih bir bilim değil herşeyden önce bir bilinçtir.. ‘yazanlar yapanlara sadık kalması gerekiyor’ mustafa kemal acımasız bir adam,çünkü ihtiraslı,çünkü babasız büyümüş bu yüzden freud’un tesptiyle babasız büyüyen çocukların hayatı feth etme olur’muş.bu tutkusu öldürme aruzuna yenik düşecek kadar gurura kapıldı. DÜŞÜNSENE HEM BATIYA KARŞI BİR SAVAŞ VERİYORSUN HEM DE SAVAŞI KAZANDIKTAN SONRA BATIYI ÖRNEK ALIYORSUN.ZATEN DÜŞMAN BİR ÜLKEYE İLK ÖNCE KENDİ KÜLTÜRÜNÜ VERMEK İÇİN SOKAR.. bu yüzden kurtuluş savaşı değil, batıya köle olma savaşı verdik.. eh ne diyelim cemil meriç’in tabiriyle ‘efendisnin murdarlığını şifa niyetine içen uşak olduk’… yine cemil meriç’in (jurnal 1 mi 2 de mi yazıyordu hatırlayamadım )ifadesiyle atatürk kaprisli bir kişiliğe sahip çekilmez biriydi’… sana tavsiyem mete tuncayın belgeleriyle yazdığı tek parti dönemini oku derim…

  52. Yazan:Rıdvan Işık Tarih: Oca 15, 2011 | Reply

    kardeş,neylersiniz,tükenmiş,200 yıl dört beş çeşit düşmanla savaşan Osmanlı öyle bir hale gelmiş ki,Kur’an da anlatılan firavunların baskısında inleyen beniisraile dönmüş,tek başına yapacağına,kendi gücüne inanmıyor,umutsuzluğun batağına saplanmış,”Allah tan umudunu kesmiş gibi,ve Rabbin bir mücizesi ki kurtuluşu nasip ediyor,kulların da çabasıyla,,,,Rabbim ikikesimin de kusurlarını af etsin…

  53. Yazan:ufuk tan Tarih: Oca 15, 2011 | Reply

    Sadece yazıda itiraz edeceğim nokta şu;”Aslı İngiliz arşivlerinde gizili olan gelgede…”.Madem aslı çok gizli siz nasıl ulaşabildiniz.Özelliklemi verdiler size.Aslı gizliyse suretinin doğru olduğuna nasıl ikna oldunuz.

    Yazının gerisi propagandadan ibaret.

  54. Yazan:durhat Tarih: Oca 16, 2011 | Reply

    alla alla “yazıda sadece bir noktaya itirazım var”deyip, sonunu”yazının gerisi propagandadan ibaret”şeklinde bağlamak nasıl bir okuma şeklidir acaba?üstelik epi topu iki üç tümcecik yorumda geçiyor bunlar.walla ne diyeyim,bu denli kıvrak bir zekaya,böyle bir maharete kocaman bir BROVAVO demek lazım:)

  55. Yazan:durhat Tarih: Oca 16, 2011 | Reply

    pardon, BRAVO demek istemiştim.

  56. Yazan:Tayfun Korkut Tarih: Oca 16, 2011 | Reply

    @ Ufuk

    Sadece yazıda itiraz edeceğim nokta şu;”Aslı İngiliz arşivlerinde gizili olan gelgede…”.Madem aslı çok gizli siz nasıl ulaşabildiniz.Özelliklemi verdiler size.Aslı gizliyse suretinin doğru olduğuna nasıl ikna oldunuz.

    Yazının gerisi propagandadan ibaret.

    Yazının gerisini okuduğunuzu hiç zannetmiyorum. Peki sizi resmi tarihimizin doğru olduğuna kim ikna etti? Okullarımızda tarih derslerinde anlatılan herşey belgelere mi dayalı?

  57. Yazan:ufuk tan Tarih: Oca 16, 2011 | Reply

    Yukarıdaki yazı doğrudur,yada yanlıştır demedim.Bir propaganda yazısı olduğu açık.Propaganda yazısınada itirazım yok,yazılabilir kim yerse.Belge yok,o öyle demiş,bu böyle demiş.Buna itiraz ettim.

  58. Yazan:MB Tarih: Oca 16, 2011 | Reply

    Ufuk Bey
    Zataliniz tarafından, “İngiliz Belgeleri” belge olarak kabul görmüyor mu? Ya da belge ingiliz olursa, “kağıt parçası” hükmüne mi geçer? Ve yahut propaganda mı olur?

    Siz boşverin bunları. Zaten bizler, ortalığı karıştırmak isteyen bir avuç tayfalarız. Bu belgeleri de bize özellikle verdiler. İşbirlikçiyiz ya o yüzden. Bir ayağımız dışardadır bizim.

    Siz sorunu dışarda aramaya devam edin. Etrafınıza hiç bakmayın. Hiç sorgulamayın. Tarihinizle hiç yüzleşmeyin. Düşünmeyin bile. Ne de olsa M.K. düşünmüş yerinize…

    Sorun içimizde belki kafalarımızdadır ne dersiniz?

  59. Yazan:ufuk tan Tarih: Oca 17, 2011 | Reply

    sayın MB;”Sadece yazıda itiraz edeceğim nokta şu;”Aslı İngiliz arşivlerinde gizili olan gelgede…”.Madem aslı çok gizli siz nasıl ulaşabildiniz.Özelliklemi verdiler size.Aslı gizliyse suretinin doğru olduğuna nasıl ikna oldunuz.”

    Bunu sorguladım sadece.İngiliz belgereri varsa”gizli İngiliz belgeleri” olmaz artık.Belge varsa ortaya konur,şunun gördüğü yada bunun aktardığı belge,belge sayılmaz.Gizli İngiliz belgelerini yayınlayın,aslıyla beraber,hepimiz inanalım sorgulayalım.

    Resmi tarihi en çok sorgulayanlardan biriyim.Ama başka bir resmi tarih yaratılmasına da karşıyım.Kemalistlerin nasıl beyni yıkanmışsa,anti-kemalistlerinde aynı şekilde beyni yıkanmış.

  60. Yazan:MB Tarih: Oca 17, 2011 | Reply

    Ufuk Bey’im

    Genelkurmay taktiğine benziyorsunuz…Asli belgeyi yayınladıktan sonra, belgenin altındaki imzanın yaş mı, kuru mu olduğunu sorgulamayacaksınız değil mi?

    Ne biliyim o bile kesmeyebilir sizi…İsterseniz adli tip, jandarma kriminal, emniyet kriminal olmadı canınızın istediği herhangi yabancı üniversiteye de gönderelim tahlil etsinler…Nasıl alırdınız?

  61. Yazan:mehmet Tarih: Oca 18, 2011 | Reply

    çağdaşlık tartışmaları.. her ülke kendi çapında ve kendi tarihsel şartlarıyla çağdaş olur.. atatürk olmaysadı gördüğümüz yolar binlara evler arabalar olmayacak mıydı yani.. yine aydınlar, akademisyenler,düşünce özgürlüğü felan… genelde yaygın olan bir kanı var.. deniliyor ki eğer atatürk olmasaydı şunlar ülke arabistan olurdu.. biz hiçbir zaman arapistan olamayız çünkü araplar devlet deneyimi yok.. kendi içinde bile araplar sorunlu iken. ayrıca suudi arapsitan şeriatle yönetiliyormuş.. bir kere suudlar abd güdümünde bir yenik ülke şeriatle değil krallıkla yönetiliyor.. mustafa kemal olmasaydı bu ülke iran olurmuş… yahu iran bir kere şii mezhebi var şeriatin yorumundan çok bir anlayış var…

  62. Yazan:ufuk tan Tarih: Oca 20, 2011 | Reply

    “Yazan:MB Tarih: Oca 17, 2011 | Reply
    Ufuk Bey’im

    Genelkurmay taktiğine benziyorsunuz…Asli belgeyi yayınladıktan sonra, belgenin altındaki imzanın yaş mı, kuru mu olduğunu sorgulamayacaksınız değil mi?

    Ne biliyim o bile kesmeyebilir sizi…İsterseniz adli tip, jandarma kriminal, emniyet kriminal olmadı canınızın istediği herhangi yabancı üniversiteye de gönderelim tahlil etsinler…Nasıl alırdınız?”

    Allah aşkına size sorduğum soruya verilecek bir yanıtmı bu :).Daha yaratıcı olmanızı beklerdim.Sırf karalamak için gözü kara savunmak.Sorgulanmayı bile hazmedemiyorsunuz,ne farkınız var onlardan.

  63. Yazan:Orhan Kınık Tarih: Şub 16, 2011 | Reply

    Filistin bozgunu iyi analiz edilmeli. İngiliz Komutan Allanby kimi önermişti araştırılsın.

    1981 doğumlu, 1923 ölümlü, 6 dil bilen, Türkçeye çok iyi hakim, bir dönem ARNAVUTLUĞUN BAŞINA GEÇMESİ İÇİN TEKLİF GÖTÜRÜLEN, Arnavutluğun tek kurtarıcısı ilan edilen ünlü İngiliz İstihbarat şefi Aurby Herpert nereye kayboldu araştırılsın. ÖLDÜ MÜ BAŞKA BİR KILIĞA MI GİRDİ ARAŞTIRILMAYA DEĞERDİR.

    Zamanın İngiltere elçisi Sir Percy Loraine’e cumhurbaşkanlığı teklifi iddiası ”Onun bir reis olarak vefatından evvel, kendi makamı için birisini takdim etme selahiyeti vardı. Onun en büyük arzusu kendisinden sonra “Türkiye’nin Reisi” olarak onun vazifesini üzerime almam idi. Teklifi karşısında benim nasıl bir cevab vereceğimi bir an evvel bilmek istiyordu.”

    Piers Dixon’un dökümanları arasında Sir Percy Loraine tarafından zamanın İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Halifax’a gönderilmiş bu telgraf gerçek mi?

    (The Sunday Times (London) 11 şubat 1968 )“How Our Man Declined To Rule Turkey”

    Tüm bunlar basit karalama mı yoksa gerçeklik payı ne derece doğru?

  64. Yazan:Kanoglu Tarih: Nis 7, 2011 | Reply

    xxx xxxx xxxx . Yaziklar olsun. Sizin begenmediiniz Ataturk ve silah arkadaslari sayesinde bugun ezan din.eyip, ibadet ediyorsunuz. xxxxx xxxx

  65. Yazan:ilker tez Tarih: Haz 6, 2011 | Reply

    Bakın şunu unutmayın bunu bugüne kadar kimse yazmadı bugün dünya üzerinde müslümalık var ise bunu atatürke borçludur çünkü hristiyanlar anadolu topraklarını aldıktan sonra oradan suriyeyi oradan iranı oradan arabistanı vs alacaklardı bu akımı engelleyen ve dünya üzerinde müslümanlığın bu derece yaygın olmasını sağlayan yine atatürk ve türklerdi siz zannediyormusunuz ki anadolu toprakları alındıktan sonra bu hristiyan akımlarının duracağını TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE 70 milyon müslüman varsa bunu yine MUSTAFA KEMAL ATATÜRKE borçlusunuz eğer o olmasaydı bu topraklarda camiler değil kiliseler olacaktı ve bugün karşı gelenler belkide kilisede temizlik görevlisi olarak çalışacaktı.

  66. Yazan:HASAN YILDIZ Tarih: Haz 6, 2011 | Reply

    Ne Atatürk ne de Sultan Vahdettin.. Hiçbirisi Vatan haini değil. Atatürk askeri ve siyasi bir dahidir.. Sultan vahdettin de Atatürk te bu ışığı görmüş ve vatanı kurtarmak için onu görevlendirmiştir.. Öyle olamasa Rütbece kendisinden yüksek olan ve Padişaha çok bağlı olan Kazım karabekir paşa Mustafa Kemal’ in emrine girermiy di??Bize tarihimiz yanlış anlatıldığından ecdadımızla gurur duyacağımıza onlardan utanır bir hale sokulduk.. Artık gerçekler ortaya çıksın.. günahıyla sevabıyla herkesi değerlendirelim..Ben ecdadımla gurur duyuyorumm..

  67. Yazan:Emre sakarya Tarih: Eyl 7, 2011 | Reply

    M.Kemal’in yukarida farkli goruslere sahip insanlarin hic biri fasist bir diktator oldugunu inkar edemez tarih boyunca planladigi duzene comak sokan , muhalefet eden herkesi bir sekilde yok etmistir. Dersim isyani ni bastirmak adi altinda binlerce insanin olumunnden dogrudan sorumludur. Gucunu halkdan alan ve bu gucunu ayni halkin baskilanip tektiplestirme ye maruz birakan yine kendisidir. Tarih spekulatif ogretileri ile by gune kadar dayanabildi ama artik at izini it izinden ayiracak kadar atdinlandiginmizi dusunuyorum…

  68. Yazan:aliyazar Tarih: Eyl 7, 2011 | Reply

    Altinda islak imzasi !da ciksa Atatürk ün Ingiliz isbirligiyle alakali, yine de Inandiriciligi,ya da manasi bir hictir..

    Tipki Hitlerin 2.dünya savasinda sscb ile gizli saldirmamazlik anlasmasi imzalayip birkac yil sonra 20 milyon insani öldürerek moskovaya dayanacak kadar planli saldirisindan sonra O gercek belgenin bir Hic i ifade ettigi
    gibi..

    pkk (Toprak talep eden Kürt isyani)yi bile TC nin eseri diye yutturmaya calisan zihniyet ,Osmanlida ki kürt isyanlarini bir google ile tarasalar hakikati göreceklerdir..Türk -kürt Isbirligi ve problemleri taa Alpaslanla baslar ,yavuzla devam eder.,Hamidiye alaylariyla .nihayetinde .Atatürk ün kucaginda da nihayet bulmaz(Osmanlilar da M.Kemal de ver kurtulcu olmamistir Güneydoguyu .Tarihin en zor aninda bile!)..günümüze kadar devam eder..
    Sevr ile Lozan arasindaki ucurumu göremeyen ,ayni dönemde Kürt isyanlarini destekleyen Ingiliz hangi mantikla M.Kemal e destek versin!..
    Tipik bir derindüsünde ince polemik calismasi..! ..

  69. Yazan:ahmet uysal Tarih: Eyl 11, 2011 | Reply

    RABBİM HEPİNİZE AKIL FİKİR İHSAN EYLESİN.HEM İNANÇDAN BAHSEDECEKSİNİZ,HEM DE İFTİRADAN KENDİNİZİ ALAMAYACAKSINIZ.ALLAH ISLAH ETSİN

  70. Yazan:serdr Tarih: Eki 1, 2011 | Reply

    bi dusunun daha dune kadar bizi isgal eden bi ulkenin hemen ertesi 5-10yılda muttefiki olmamız ustteki makaleyi haklı cıkarmazmı=?

  71. Yazan:Kemalist Düşünce Tarih: Eki 18, 2011 | Reply

    Yüce Ata’mıza nasıl böyle hakaret edersiniz? Kaldırın çabuk o ingiliz bayrağını oradan. Yoksa pişman olursunuz !!!!!!!!!!!!!!!

  72. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Eki 18, 2011 | Reply

    Kemalist düşünce,

    Çok korktuk, hemen dağılıyoruz:)

    Başka bir emriniz?:)

    Yahu ondan sonra afakanlar geçirip havale krizlerine kendiniz giriyorsunuz.DD’ye kızıp tehditler savuracağına bir kaç satırla karşı argüman sunsaydın birader.Sonra da Ali Duman’a ve DD’ye kızıyorsunuz:)
    Adamlara koz verip kendinizi gülünç duruma sokmak için bu kadar tiyatro yapmanıza gerek yoktu:)

    Amacım DD yada başka birini savunmak falan değil.Yanlış anlaşılmasın ama sizin gibileri de görünce insan kayıtsız kalamıyor ki birader?:)

  73. Yazan:iltem Tarih: Eki 29, 2011 | Reply

    atatürke hain demek bilgisizlik,beyinsizlikten öte şerefsizliktir aşşağılık insanların yapmış olduğu siyasettir.

  74. Yazan:Kaplan Tarih: Ara 14, 2011 | Reply

    Bu yaziyi yazanin tek amaci Ataturke saldirip onu itibarsizlastirmak ve kucuk dusurmek ve buda Turkiye deki giderek artan Cumhuriyet karsitlarinin hesaplasmanin bir parcasi.

    Ataturk’un olumunden 73 yil sonra bile hala ona alcakca ve serefsizce saldirmaya devam ediyorsunuz!!!

    Onu karalamaya calismak gunesi balcikla sivamaya benzer.

    Bu yazi bir kere daha sunu teyit ediyor, gercek tehlike iceride ve bunu Turkiye’yi yok etmek isteyen butun dis mihraklarda cok iyi biliyor ve o yuzden bu icimizdeki soysuzlari surekli destekliyorlar. Cunku bu dis mihraklarin hic biri Turkiye’ye saldirmaya cesaret edemez ama icimizde hainler besleyerek amaclarina ulasmaya calisirlar!!!!!!!!!

    Eger bir gun bu Cumhuriyeti ve vatani savunmak gerekirse ayni buyuk dedem gibi hic dusunmeden canim ve malimla savunmaya her zaman hazirim.

    Eminim benim gibi yuzbinler ve milyonlar var, BUNU SAKIN AMA SAKIN UNUTMAYIN!!!!!!!!!!!!!

  75. Yazan:niyyazzi Tarih: Oca 14, 2012 | Reply

    M. kemal ayrica bir masondu!
    bir alman mason locasinin kendi internet sayfasinda, soru-cevab bölümünde..
    m. kemal masonmuydu, nasil olur 1935 localari kapattirdi.. sorusuna cevab MASON LOCASI YETKILISINDEN aynen söyle:
    Elimizdeki bütün belgeler Atatürkün mason oldugunu gösteriyor ve ZATEN HIC BIR “RESMI” ACIKLAMADA DA BUNUN TERSI (yani mason olmadigini) BULAMASSINIZ !!!

    birde youtube daki su videoyu izleyin:

    http://www.youtube.com/watch?v=Dx-oYVEtLzo&feature=channel_video_title

  76. Yazan:herackles Tarih: Oca 21, 2012 | Reply

    “…benzetmek için binlercesini sadece şapka giymediği için astırmadı mı?”
    Cehaletin de böylesi! İki tarafın da cahillerine Allah az nefes versin, zira çok kalabalığız!

  77. Yazan:Şapka Kanunu’na muhalefetten asılan bir kadın! Tarih: Oca 21, 2012 | Reply

    Şapka Kanunu’na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkum olanlar arasında bir kadından da söz edilir. Bu, bohçacılık yaparak hayatını kazanan ve “Şalcı Bacı” diye tanınan bir kadındır. Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikaye yazdığını ve adını “Şalcı Bacı Asılmağa Gidiyordu” koyduğunu anlatır. Nimet Arzık, Şalcı Bacı’nın “Şapka Kanunu’na Muhalefet suçundan asılacağı” kararına şaşırdığını, “candarmalar” onu iterek götürürlerken “Kadın şapka giye ki asıla?” diye sorarak geçtiği yollardaki “donuklaşmış” insanların içlerini kabarttığını da ifade eder.

    Şalcı Bacı’nın “Kadın şapka giye ki asıla?” şeklindeki safça şaşkınlığı yansıtan sorusunu Nimet Arzık şöyle cevaplandırır:

    Giyer, giymez, ama “icaplar” vardı… Görev icapları, ödev icapları, ibret icapları, gösteri icapları… Şalcı Bacı’yı iki metre boyuyla, “isli” yüzüyle, yılan yılan incelmiş örgüleriyle, siyah puşusuyla ve bütün sabır felsefesiyle darağacına vardırıyordu bu icaplar… Bildik evler arkasında kalıyordu, hükümet meydanına dek… Erkek adımlarla, bilmedik bir dünyaya doğru yürüyordu… Donuklaşmış halkın arasından, koşuşanlar vardı ağlayarak, onu o bilmedik dünyanın eşiğine kadar uğurlayan.

    “Şapka Kanunu’na Muhalefet” suçundan Şalcı Bacı’yı idama gönderenlerden biri, gazeteci-yazar Çetin Altan’ın dedesi Kumandan Tatar Hasan Paşa’ydı. Altan bir kitabında bu olayın kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatmıştı:

    Dedem Hasan Paşa çok sert bir askerdi. İsmet Paşa topçu okulunda öğrenci iken, Hasan Paşa okul müdürüydü. Sonrası ünlü komutanlar olan o dönemin öğrencileri, anlatıp dururlar Hasan Paşa’nın sertliğini. Bir şapka isyanını bastırmakla görevlendirildiği bir kentte, hızını alamayıp bir de kadın asmıştı. Sanırsam siyasal duçtan ilk asılan kadın odur tarihimizde. Kadın sehpaya çıkmadan önce “Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki” demiş galiba. Ben o tarihte henüz doğmamıştım. Çok ama çok sonradan öğrendim bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde.

    Erzurum’da halk içinde Şapka Kanunu’na gösterilen muhalefet üzerine Vali Paşa’yla Kumandan Tatar Hasan Paşa kafa kafaya ererek bu muhalefeti kırmak için “daha kestirmeden” bir çözüm arayışına düşmüşlerdi. İşte Şalcı Bacı’yı idama götüren gelişmeler böyle başlamıştı. Nimet Arzık’ın anlattığına göre Vali ve Kumandan Paşa şöyle demişlerdi:

    Ne yapalım, muhayyelelere dehşet salmak için kimse hükümetin emrinden dışarı çıkmaın diye. N’apalım? Bir kadın asalım, inkılaplara karşı geldi diye.

    Sonrası da şöyle:

    …inkılaba karşı, gösterişli boyundan ötürü Şalcı Bacı’yı bulmuşlardı. Bohçacıydı yazık… Evden eve gezer, çarşaflar, yatak örtüleri, puşu’lar satardı, dolaştıkça yassılaşan bohçasına sarılı…

    Ve evlerinde rahat oturan kadınların şikayetlerini dinlerdi, “izli” yüzünün huzuru bozulmadan bazan bir “kitaplık” laf ederdi, yerini bulan… Şalcı Bacı’nın ne şapka’dan, ne de inkılaptan haberi vardı… Ama “ihbar” diye bir müessese ardır, hala acı acı işler Türkiye’de… İşte o müessese işlemişti.

    Böylece Şalcı Bacı’nın yüzü inanamazlık ve şaşkınlıkla karışmıştı. İkide bir de duralarken “Kadın şapka giye ki asıla?” diye sorarak direnmişti. Arzık hikayesinde diyor ki:

    Ve asıldı… Sarkmış vücudu ne kadar, ne kadar uzandı, Türkiye’nin her tarafına gölgeler salacak kadar uzun.

    İşte Tatar Hasan Paşa’ların ve Vali Paşa’ların işine öyle geliyor diye, kendi halinde zavallı bir bohçacı kadın, şapka giymesi mümkün olmayan savunmasız Şalcı Bacı bir çırpıda Şapka Kanunu’na muhalefetten idam edilenler kervanına katılmıştı

  78. Yazan:Gülsah Tarih: Şub 8, 2012 | Reply

    Atatürk’ü, hain ilan eden kisi veya kisilere, bu yukaridaki yaziyi yazan kisiye Allahtan, acil sifalar temenni eder bir an önce bu cahil kisi veya kisileri yanina almasini en icten dileklerimle niyaz ederim!!! Insanlar ancak bukadar kinci, bu kadar fesat, bukadar cahil, bu kadar intikamci, bukadar kötü ve bu kadar igrenc olabilirler!!! Sizin Türk’lügünüzden ben utaniyorum ey ahari utaniyorum, hemde cok utaniyorum,rezil oluyorum!!! Türklügün yüz karalari, Türk’lügün hainleri!!! Bu ülkeye okadar iyiligi olmus, emperyalist kafirlerinden kurtarmis bir vatansever ve ölmüs bir kahraman hakkinda bu kadar isnat ve iftralarla siz ancak o umdugunuz cennete degilde cehennemi boylarsiniz…”Bir insani kurtarmak bütün insanligi kurtarmak demek, bir insani öldürmek bütün insanligi öldürmek demek bizim dinimizde”… Sen rahat uyu ATA’M vatanimizi kurtardin evel Allah.. Seni, Allah yaptigin iyiliklerden dolayi su an cennetine koymussa, su an senin bir elin yagda bir elin balda “cennette keyif catiyorsan”(insallah) Bu Allahtan korkmaz kuldan zerre utanmaz iftracilar, nankörler varsinlar seni hor görsünler, varsinlar sana iftira atmaya devam etsinler, varsinlar günahlarini katlayadursunlar!!! Ruhun sad olsun mekanin cennet olsun (Büyük ruh)

  79. Yazan:mümin Tarih: Şub 9, 2012 | Reply

    öncelikle selamlar benim anlamadığım konu şu ingilizler hemen hemen bütün topraklarımızı elegeçirmişken neden vazgeçtiler de Mustafa Kemal’e bu toprakları bırakıp uzaktan idare etmeye kalktılar. El insaf insanda biraz utanma olur yok hainmişler yok masonmuşlar yok kapitalistmişler. İşin kötüsü bu yalanlarınıza bir müddet sonra kendinizde inanmaya başlıyorsunuz. İnsan bu kişilerin yaptıkları için hayır duası eder sizin gibi karalamaz tabi Allahtan korkuyorsa!!!!

  80. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Şub 10, 2012 | Reply

    @ Gülsah

    Anlaşılan o ki sizin inandığınız masallara inanmayan herkes hain bilmem ne. İyi de onlara göre siz hainden de öte bişeysiniz. Ettiğiniz hakaretlerin çok daha kalitelisini size düzebilirler. Sizden tiksinti duyabilirler. Ne olacak o zaman? Bu mu sizin derin düşünceniz. Aklınıza gelen ne kadar abüdik pespaye laf varsa onları saydırmak mı? Bu HAİN HAİN bağırtılarını kimse yutmaz artık. Çünkü bunun ihanetin en büyüğünü yapmaktayken yakalananların yavuz hırsız misali üste çıkma çabası olduğu kabak gibi çıktı ortaya. O “çocuk kandırma” devri bitti. Ne yüzsüz ihanetlerin yapılmış olduğu hergün bir taraftan artezyen gibi ortaya çıkıyor. Siz hala masal dünyanızda yaşayıp millete avazınız çıktıkça bağırıp çağırmaya, “atam sen kalk ben yatam” türküsünü söylemeye devam edin. Sağda solda cahiller görürseniz onları da kandırmaya, uyutmaya bakın. Çünkü gerçeği gördükleri vakit artık onlar da sizin yüzünüze bakmaz. Normal şartlarda ılımlı ve hoşgörülüyümdür. Ama bu gibi bir sitede bu denli ölçüsüz de olmamak gerek.

  1. 5 Trackback(s)

  2. Tem 26, 2010: Türk ordusu neden (artık) darbe yapamıyor? (Darbe Tekniği - Curzio Malaparte) : Derin Düşünce
  3. Ağu 10, 2010: Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce
  4. Ağu 17, 2010: Son 30 günde en çok okunan ve yorumlananlar : Derin Düşünce
  5. Ağu 29, 2010: Son 90 günde en çok okunan ve yorumlananlar : Derin Düşünce
  6. Eki 15, 2010: Son 90 günde en çok okunan ve tartışılan yazılar : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin