Bu Pazartesi bir insanı dinliyoruz… »
By Katrin Baskiotis on Kas 1, 2010 in atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Laiklik, Özgürlükler, Psikolojik harp, Ulus-Devlet, vicdan, Yobaz Laikler | 0 Comments
Önceki YazılarBy Katrin Baskiotis on Kas 1, 2010 in atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Laiklik, Özgürlükler, Psikolojik harp, Ulus-Devlet, vicdan, Yobaz Laikler | 0 Comments
By Editorden on Eki 30, 2010 in En çok okunan yazılar | 1 Comment
By Sevan Nisanyan on Eki 30, 2010 in Aleviler, Anayasa Değişikliği, Diyanet, Özgürlükler, Yeni Anayasa | 1 Comment
Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.
Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?
İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep mi yazdıracağız?
Üç, mesela Aleviler ayrı din veya mezhep olarak tanınacaksa bunu kimin temsil ettiğine nasıl karar vereceğiz? Üçe beşe bölünseler ne yapacağız?
Endişe etmeyiniz, hepsinin cevabı hazır. Sıradan gidelim.
Mantıksız ama gerçek
Diyanetin akla, mantığa aykırı bir kurum olduğunu Read the rest
By Konuk Yazar on Eki 30, 2010 in Demokrasi, Sivil Toplum, Yeni Anayasa | 4 Comments
İbrahim Becer
Hoş, böyle bir soruyla musalla taşında muhatap olunacağı düşünüldüğünde bir Ermeni ve inanmış bir ateist olan Sevan Nişanyan’ın (Allah geçinden versin) vefatı halinde karşılaşması pek kabil değil.
Peki sağlığında Sevan Nişanyan’ı nasıl bilirsiniz desem? Belki iyi okurlar için O bir Yazardır, bir Dilbilimcidir; biraz daha günceli takip edenler için Şirince’de Konakları olan ve her daim Jandarmayla, hukukla arası hoş olmayan, mahkemelere gidip gelen bir adamdır.
Ben kendisiyle üç hafta önce tanıştım. Ali Nesin’le birlikte “Anayasa Toplantıları” adı altında bir etkinlik düzenlediği haberini aldığımda hem kendisiyle tanışmak, hem de neler konuşulacağı merakımı yenemediğimden Nesin Matematik Köyünün yolunu tuttum. “yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” derseniz, ki dersiniz şöyle anlatayım: Ali Nesin Türkiye’nin en büyük matematikçilerinden, bir o kadar da mantıkçı, şu anda dışarıdan bakan bir insan için son derece mantıksız bir iş yapıyor ve Nesin Matematik Köyünde Read the rest
By Aliye Özkul on Eki 29, 2010 in islamcilik, Kadın, Toplum, Ulus-Devlet | 5 Comments
Sunuş: İslâmcı bir devrim ile devirmek mi yoksa İslâmcı bir muhafazakârlık ile muhafaza etmek mi? İslâmcı / Müslüman / müteyeddin kesimlerdeki siyasî arayışları ve kafa karışıklığını irdeleyen ilginç bir yazı sunuyoruz. Cemile Bayraktar’ın kaleme aldığı “Qua Vadis Ümmet?” ve Ümit Aktaş ile yaptığımız söyleşinin de kapsamında olduğu uzun süreli bir sorgulama bu. Modern dünyanın getirdiği değişimlerin, ulus devlet ile, teknoloji ile, para ile, “öteki” ile sağlıklı ilişkiler inşa edebilme süreci. (MY)
Müslüman Aydın, kadın projeleri, sosyal inşa denemeleri üzerine
Aliye Özkul / Sosyolog
-Bir proje olarak kadın
Türkiye de diğer devletlerin aksine kadınların toplumsal dönüşümleri erkeklerin teşvikiyle başladı. Osmanlının son döneminden beri muasır medeniyetler seviyesini yakalama “arzusu” tüm benliğini kaplayan aydınlar için, istenen değişim ancak eğitimle gerçekleştirilebilirdi. Batıcısı, Turancısı ve İslamcısı için hep ideal bir insan modeli vardı. Bu insan modeline ulaşmanın yolu ise temelden bir inşayı gerektiriyordu. Ütopik düşüncelere gark olmuş aydınlar için gerekli terbiyenin yolu rahme kadar varıyor. Yani eğitim kurumları kadar çocukları ve dahi toplumu doğuracak kadınların donanımlı olması en yüksek ideal olmuştur.
Bu nedenledir ki, hangi idealize düşünce olursa olsun kadınların “olunması gereken” kutsal bir modeli olmuştur önce… kimisi kadınlarını batılılar gibi giyinen ve okuyan olmasını istemiş, kimisi Hz. Meryem Hz. Sümeyye gibi olmasını istemiş, kimisi ise hiç var olmayan Asena denilen mitsel varlığa benzemesini istemişlerdir. Arzu edilen kadın modeli -değişimciler için- hiçbir zaman annesi gibi olmamalıdır. Böylece gelenekten etkilenen değil sadece ideolojiden ve aydının “talep ettiği/kurguladığı modelden” etkilenecek kadınlar değişimin dinamosu olacaklardır. Kadınlar sadece çocuk yetiştirmekle kalmadıklarından aynı zamanda içinde bulundukları toplumun içinde değişimin misyoneri olacaklardır.
-Sınıf atlama
Aydınların değişim arzusu, kadınlara bir proje gözüyle bakmasına neden olmuştur. Bu bir ideal… Birde toplumun değişmesinde kadınların sınıf atlamasının reel sonuçları Read the rest
By Korsan Mahyaci Kamil on Eki 29, 2010 in atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Yobaz Laikler | 13 Comments
By Editorden on Eki 28, 2010 in 12 Eylül, 27 Mayıs, 28 subat, atatürkçülük, CHP, darbe, Demokrasi, Dikkat Kitap, Kemalizm, Özgürlükler | 24 Comments
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.
Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.
Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.
Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar.
Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.
Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
By Editorden on Eki 28, 2010 in vicdan, Zulüm | 2 Comments
Mehmet Atak
Hitap şeklim sizi şaşırtmasın lütfen. Size bir davette bulunurken, adeta bir seçime döndürülen referandum öncesi ucuzluklara iştirak etmek gibi bir niyetim olmadığı aşikardır zannederim. Evet TC Başbakanına sesimi duyurmaya çalışıyorum, ama öncelikle bağışlanmış bir akıl ve kalp taşıyan, insan Recep Tayyip Erdoğan’a seslenmek istiyorum. O sebepledir ki, tıpkı TMK Mağduru Çocuklar için bizi kabul ettiğinizde yaptığım gibi size öncelikle bir insan olarak seslenip meramımı anlatmak istiyorum. Nüfusu 72 milyonu aşmış bir ülkenin derdi de milyonlarca ve bir başbakanın bunların tümünü detayıyla içselleştirebilmesi imkansız. Ve o noktada maalesef pek çok mesele iyi niyetle havale edilmiş olsa bile, bürokrasi cehennemimde daha da arapsaçına dönüyor. Oysa önceki tecrübemden biliyorum ki, insan olarak alakanızı çekebilirsek dinliyorsunuz, sorular soruyorsunuz ve devamında bir şeyler kendi güç vesayetlerinin daimi için devletten çok devletçi bürokrasi cehenneminde deforme edilmeye başlarsa, sesimizi duyup müdahale ediyor ve neticeye erdiriyorsunuz.
By Suzan Nur Basarslan on Eki 27, 2010 in edebiyat, Kitap Sohbeti, roman, Sanat | 7 Comments
Sis / La Niebla[1]
“Bize ne ad verirlerse adımız odur. Homeros zamanında insanların ve nesnelerin ikişer adı vardı: birisi insanların taktıkları ad, öteki de tanrıların verdikleri ad. Tanrı beni nasıl adlandıracak?”[2]
Miguel De Unamuno (1864-1936), İspanyol bir yazardır. 20.yy olan yaşadığı dönemde önce diktatör Rivera ardından da Franco’ya tavır alması yüzünden hayatı sürgünde ve ev hapsinde geçmiştir. Şiir (Poesias), deneme, hikâye ve romanları (Niebla/ Sis, Abel Sanchez/Bir Tutkunun Öyküsü, Tres novelas ejemplares y un prólogo, La tía Tula, La novela de don Sandalio, Jugador de ajedrez, Un pobre hombre rico/Yaman Adam, San Manuel Bueno, Mártir/ Ermiş ve Kurban) vardır. Felsefeyle (Del sentimiento trágico de la vida, 1913 / Yaşamın Trajik Duygusu) de uğraşmıştır[3]. Özellikle varoluşçuluk üzerinde durmuştur.
Sis, 1914 yılında yayımlanmış bir romandır. [4]
Eser Victor Goti’nin önsözüyle başlar. Goti; Don Miguel Unamuno’nun Agusto Perez’in gizemli ölümünü anlattığı kitabına önsöz yazmasını istemesi üzerine, bu önsözü yazar. Perez’in özelliği Hamletvari bir şüpheyle varlığından şüphe etmesidir. Read the rest
By Özlem Yağız on Eki 27, 2010 in AKP, atatürkçülük, Başörtüsü Yasağı, Kemalizm, Ulus-Devlet, Yobaz Laikler | 15 Comments
Geçen hafta okuluna başörtüsü ile girmek isteyen bir ilköğretim öğrencisinin televizyona düşen görüntülerinden ardından medyanın bu çocukların ailelerini provakatör olarak işaret etmesi ve ardından gelen gittikçe dozu yükselen bir dizi devlet yetkilisinin açıklamasından sonra bugün Ece Nur isimli öğrenci müfettiş marifetiyle zorla başı açılmaya zorlandıktan sonra başını açmamakta direnince hakaretlerle sınıftan kovuldu. Ece Nur isimli öğrencinin geçirdiği şoku, babasının maruz kaldığı hakaretleri uzun uzadıya anlatmayacağım.
“Malum medya” her zamanki “malum” tavrı ile yapması gerekeni tam yapması gereken zamanda yaptı, şaşıracak hiçbir şey yok. Zira Yaklaşık 30 yıldır bu ülkede başörtüsü sorunu ile bir şekilde muhatap olanlar bu konuda bir çözüm ışığı göründüğünde ortaya çıkan bu tür operasyonel ‘provakotörler ülkeyi karanlığa götürüyor, demedik mi’ haberlerine alışkınlar.
Öte yandan bir taraftan üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını savunup bir yandan da bu çocukların durumu ile ilgili gelişmeyi provokasyon olarak değerlendiren Read the rest