Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

En çok okunan kitaplar »

Ekim ayında 14.048 kitap indirildi sitemizden. Genelde bu rakam 6-7 bin civarında geziyor ancak ekim boyunca FaceBook gibi sosyal ağlarda, üyelikle işleyen bir çok küçük forumda tartışmaların odağında Derin Düşünce kitapları vardı. Görünen o ki liberalizmin ahlâkî temellerindeki zayıflık ve yine hassas bir konu olan Türk Milliyetçiliğinin bölücü etkisi geçtiğimiz ay Türkiye’nin alternatif gündemini oluşturdu. Ancak sevindirici olan insanların kör bir liberallik gibi kör bir anti-liberalliği de reddetmeleri.  Bu doğrultuda Liberalizmin Ak kitabı da en çok indirilen kitaplar arasında.

Bir başka sevindirici gözlem Sanat kitaplarına gösterilen ilgi oldu. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…, Sanat’ta Ayrıntı ve Bir roman incelemesi, Baudolino (Umberto Eco)  adlı kitaplar ilk 10’a girdi. (Yukarıdaki grafik toplamı yaklaşık 10.000’i bulan ilk 10’un dağılımıdır.)

Türkiye’nin okuyan, düşünen insanları terörün şiddetle, “şehitler ölmez, vatan bölünmez” gibi sloganlarla çözülmeyeceğini daha net görüyorlar. Bu sebeple askerî çözüm arayışının ( = çözümsüzlüğün) yerini gitgide akıl ve vicdan alıyor. Sistemin, rejimin soğukkanlılıkla sorgulanması, alternatif barışçı yollar aranması elbette Türkiye için olumlu bir gelişme.  Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu‘nun en çok indirilen kitap olması şaşırtıcı değil haliyle. Bir başka dikkat çekici unsur ise ay sonunda yayına girmesine rağmen Kendi ülkesini işgal eden ordu‘nun gördüğü ilgi, 200 kez indirilmiş sadece 2 günde. Anlaşılan gelecek ayların “şampiyon” kitapları arasına girmeye aday bu kitap.

Ekim ayının en çok okunan kitaplarının tam listesi şöyle:

  1. Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
  2. Türkiye bölünür mü?
  3. Liberalizmin Ak Kitabı
  4. Liberalizmin Kara Kitabı
  5. Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
  6. Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
  7. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
  8. Sanat’ta Ayrıntı – Derin Göz
  9. Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
  10. Bir roman incelemesi, Baudolino (Umberto Eco)
  11. Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları
  12. Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?
  13. Kadın hakları ve Kemalizm
  14. Türk Solu 
  15. Derin İnsan 
  16. Yahudi oldukları için mi zalimler?
  17. Bir pozitivizm eleştirisi
  18. Amerika Tedavi Edilebilir mi?
  19. Ermeniler ve Türkler
  20. Zorunlu Askerlik Gerekli mi?
  21. Para Yenir mi?
  22. Maymunist imanla nereye kadar?
  23. Eşcinsellik ve Biz
  24. Derin Düşünce nedir?
  25. “Ötekilere” bakarken (Çeviriler)
  26. Kendi ülkesini işgal eden ordu

Duvar (Jean Paul Sartre) »

Duvar, Jean Paul Sartre(1905-1980)[1]’ın yazdığı bir hikâye kitabıdır. Duvar, beş ayrı hikâyeden oluşur: Kitaba da ismini veren, Duvar, Oda, Herosratos, Özel Yaşam ve Bir Yöneticinin Çocukluğu.

Sartre’ın varoluş felsefesine göre “tüm insanlar birbirinin aynıdır; bir kahraman ya da bir alçak olmak tamamıyla onların elindedir; insan önceden-tanımlanmamıştır; ne bir kahraman olarak doğar, ne de bir alçak”tır. Duvar adlı hikâye kitabında da toplumun içinden özellikle seçilen kahramanlar -özellikle toplumun anomalili tipleri- kendi hayatlarıyla, seçimleri/tercihleriyle toplumun içinde varoluş mücadelesindeki kişilerdir. Duvar’daki hikâyeler, bir nevi, rüzgârla dalından kopan yaprağı değil; rüzgârsız dalından yere atlayan yaprağı anlatmaktadır. Doğu edebiyatının çark-ı feleği/yazgısı/kaderi değildir sonuçları inşa eden -Duvar hikâyesinin beklenmedik sonucu hariç-, bireyin kendi seçimleridir.

1920-1930’lu yılların anlatıldığı bu hikâyelere tek tek bakalım: Read the rest

Dikkat! Milli Görüş Geçiyor! »

Okan Kemal

  “Bir toplum ancak yaşlıları, gölgesinde hiçbir vakit oturamayacaklarını bildikleri ağaçları diktiklerinde gelişir”  (Yunan Atasözü ) 

Saadet Partisi’nde (SP),  Referandum sürecinde başlayan; Ramazan sırasında çatallı bıçaklı gösteriler şeklinde kendini gösteren yaygara, SP kongresinin yeniden toplanması ve Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının partiden ayrılmasıyla sona erdi. SP’nin “kendin çal; kendin oyna” tarzından, aile içinde yapılan nişan, düğün merasimlerini aratmayan kongresinde, Milli Görüş hareketinin biricik lideri Necmettin Erbakan sahneye, rahmetli Michael Jackson gibi çıkıp; sahneden, Terminatör 1 filminde iyi bir rolde oynayan ve filmin sonunda kendisini, robot olduğu için, eriten ve erirken en son baş parmağı havada kalan Arnold Schwarzenneger gibi indi.  Kongre’de, Erbakan’ın oğlunun ya da kendi ekibinden yaşlı bir zatın başkan olması beklenirken Erbakan’ın bizzat kendisinin lider olması, Saadet Partisi’nde oldum olası ağır basan Gerontokratik geleneği bir kez daha gözler önüne serdi. Bilindiği üzere, Siyaset Bilimi’nde Gerontokrasi, bir ülkeyi ya da kurumu başta en yaşlı lider olmak üzere; yaşlılardan oluşan bir ekibin yönetmesi anlamına geliyor. Gerontokrasinin tarihsel örneklerine, eski Çin Komünist partisi ve yönetiminde; Kuzey Kore’de ve halen Afrika’nın bazı kabilelerinde Read the rest

Atatürkçüler tedavi edilebilir mi? »

Altemur Kılıç:

“…Bu cumhuriyet bir avuç aydınla, halka rağmen kuruldu. Onun için şimdi bunu “demokrasi” laflarıyla feda edemeyiz…. Hayvanları toplanmışlar, öküzler, inekler, hepsi bir yerde.  Aslan bulduğunu, yakaladığını yiyor. Aslana demişler ki, “Biz sana sarı öküzü verelim. Bizi rahat bırak.” Aslan sarı öküzü yemiş, sonra da teker teker hepsini yemeye devam etmiş. Şimdi sizin bütün soruların gittiği yer o hesap; insan hakları, kadın hakları, ana dil-baba dil hakkı, hadi verelim sarı öküzü! Bizi rahat bıraksın! Orduda Ergenekon tutuklaması olup paşa suskun olunca, sarı öküzü verdi. Taviz başladı mı, çorap söküğü gibi gider. Çorap kaçınca da öyle ojeyle filan düzeltemezsiniz! Bunu bildikten sonra da artık pazarlık yapmaya ihtiyaç yok. Hadi gelelim anadil, özerklik pazarlıklarına? Apo’yla nasıl anlaşacaksın? Alın bakın size bir “sarı öküz” örneği daha. Apo yakalandığında avaz avaz bağırdım. “Bu adam idam edilmezse başımıza Mandela olacak” dedim.

KAYNAK: http://www.t24.com.tr/haberdetay/108724.aspx

HEPAR: Bir dialog yöntemi olarak idam? »

Star Gazetesi Yazarı Mustafa Akyol ve Taraf Gazetesi Yazarı Yıldıray Oğur, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Hangimiz Laik Değiliz ki?’ isimli panele konuşmacı olarak katıldı. Read the rest

YAKINDA: Roman Nedir? »

Yazarımız Suzan Başarslan‘ın yeni yazı dizisi 8 kasımdan itibaren her Pazartesi öğleden sonra yayında:

“…Romans ve destan Eflatun ve Aristo’nun idealist felsefelerinin gerçek anlayışı üzerine inşa edilmiş zaman ve mekana göre değişmeyen evrensel insan tecrübesi üzerine kurulmuş iki edebi çeşittir. Modern roman için de bu hüküm kolaylıkla seslendirilebilir. “Bir burjuva destanı olan roman, klasik destandaki komik ve trajik unsurları zaman ve mekâna göre değişen, insan tecrübesine bağlı sosyal değerler olarak sunar. Bu karmaşık tanımın biraz daha anlaşılır halini Stevick, Schroder’den alıntıladığı roman tanımında yapmıştır: “Gerçek bir dünyada inanılır şeyler yapan gerçekliğine inanabileceğimiz kişilerin tecrübelerini konu edindiğini, romanın konusunu insani ilişkiler, insani değerler ve insan tabiatının teşkil ettiğini söyler.

Milan Kundera ise “Roman, yazarın deneysel egolar (kişiler) üzerinden varoluşa dair birtakım temaları sonuna kadar incelediği büyük düzyazı biçimi.” ve roman hakkındaki görüşlerini açıklar: “roman, yazarın deneysel öğeler (kişiler) aracılığıyla varoluşun bazı büyük temalarını sonuna kadar irdelediği bir fikir atmosferinin mahsulü olduğunu söylemek adet olmuştur. Bu hakikate rağmen günümüz romanı sosyal ve ferdi değişime ayak uydurarak, insanın, insanlığın karmaşık hayatına, ruhuna eğilmek yerine, “umut ve acılarını yüreğinde duyan, çözümler üreten belirgin tipler yaratamaz hale geldi. Roman olarak okuyucuyu şaşırtan yer yer anlamsızlaşan bir sözcük yığını ortaya çıktı. Bazen de romancı toplumun medeniyetini ve kültürünü daha değişik anlatabilmek için dil üzerinde oyunlar oynadı ve daha çok kelimeyle düşünmeye başladı. Romanı evrensel insan tecrübesine değil, ferdi tecrübeyle, gözlemle kazanılan tecrübenin ayrıntılarını fikirlerinin şekillendirilmesinde bazı yazarlar gerekli bir araç olarak ön plana almıştır…”

Şehrin ışıkları »

İbrahim Becer

Şırnak’taki en büyük keyiflerimden biriydi!

Özellikle aysız gecelerde, lacivert gökyüzündeki yıldızlara asayişin elverdiği ölçüde bakardım. Onların kendi aralarında oluşturdukları şekilleri seyretmek, kiminin yekdiğerine karşı olan parlaklığına değişik anlamlar yüklemek bitmez gecelerimde şafaktan düştüğüm anlara tekabül ederdi. Biraz da Üstadın: “Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan, dakika düşelim senelik paydan/ zindanda dakika farksızdır aydan/ karıştır çayını zaman erisin/ Köpük köpük, duman duman erisin…” mısralarına öykünürdük, ne bileyim…

Sonra askerlik bitti ve biz de şehir ışıklarının arasına dalınca Read the rest

Nefesler (Ganiyy-i Muhtefî) »

Ekmek yapmaya merak sarmıştık bir zaman. Ama öyle ekmek makinasıyla filan değil. Kendimiz, elle yoğuracaktık hamuru. Sanayi mayası da kullanmayacaktık. Araştırdık, ekşi maya yapmayı öğrendik. Hani şu eski kadınların komşudan ya da mahallenin fırıncısından aldığı maya. Daha neler öğrendik. Kepekli un kolay kabarmıyordu. Tuz ekmeğin rengini koyultuyor, şeker kabuğunu Read the rest

Anayasa Sohbetleri 4:Yerel Yönetim »

[Agos’ta yayınlandı]

Yerel Yönetim

Federal sistem Türkiye’de olmaz, onu bir kere geçiniz. Federasyon yapmak için federe birimlerin şöyle üçyüz beşyüz senelik bir geçmişi, bağımsız kimliği, geleneği vs. olması lazım. Federe birim varlığını ve meşruiyetini merkezi yönetimden almaz; kendi başına zaten varolan bir organizmadır. Ezelden gelen yetkilerinin bir kısmını kendi rızasıyla merkeze devreder. Var mı Türkiye’de böyle bir şey?

Birbuçuk porsiyon sistemi de iyi sonuç vermez kanımca. De ki Kürtlere özerk yönetim hakkı verdin, İskoçya parlamentosu gibi Diyarbakır’da meclis kurdun. Bir kere Türk kamuoyu böyle bir çözümü hazmetmez, kavga çıkar. İkincisi, öbür şehirler isyan eder neden bizim böyle bir hakkımız yok diye. Sonra ister istemez Diyarbakır’da zamanla başka havalar çalınmaya Read the rest

Bu Pazartesi bir insanı dinliyoruz… »