Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Son Vagonda Mevsim Kış »

 İnce bir melodi duyuldu önce; evet duydu, elini uzattı, yetişemeyeceğini anlayınca kalkıp doğrulmak yerine, iyice gömüldü, vazgeçti. Birden simgeleştirdi bu hareketi zihninde, tüm hayatının ‘keşke’lerinin yekününü hissettiği sık zamanlardan birinde, bir öç alma haliydi bu tepkisizlik, boş vermişlik. O ince melodi, bir hareket olsa dahi hiçlenmişti umursuz mutsuzluğu karşısında, diğerleri gibi.

 Kaçırdığı bir fırsat mıydı yoksa kaçırdıklarının, yok yok kendine verilmeyenlerin bir kez daha yüzüne vurulacağı ihtimalinden kaçış mı? Bunları düşünmek bile Read the rest

Romanda Mekân Ve Tasvir »

Aktaş, itibari bir eserde mekânın da itibari olduğunu belirtir ve olay zincirini oluşturan halkaların mâhiyeti ve ona eşlik eden şahıs kadrosundaki fertlerin içinde bulundukları şartların bu itibari mekânın şekillenmesinde etki eden faktörlerden olduğunu ifâde eder. Mekânın oluşturulmasında bu mekânın kim tarafından ne zaman gürüldüğü ve kime anlatıldığının, ayrıca eserde anlatılan olay için nasıl bir mekâna ihtiyaç olduğunun önemli olduğunu belirtir. Mekânın seçiminde itibari mekân, dış alemi aksettirme endişesiyle tasvir edildiğinde mimesis’e bağlı yapma ve yaratma tarzına uygun bir eser oluşturulmakta, tedric esası çevresinde kaleme alınıyorsa mekâna ait özellikler bir intibayı sezdirecek tarzda bir eser oluşturmaktadır, birincisinin resmini yapmak mümkünse de, ikincisinde resim yerini minyatüre bırakır yani dış alem göründüğü gibi değil insanın üzerinde bıraktığı etki ile[1]  anlatılır.

Romanda anlatılan olay/olaylar belli bir yerde geçer ve mekân romanın diğer unsurlarıyla hatta olayla bağlantılı olarak -anlatıların, kırsal ya da kentsel kesimlerde geçmesine göre havası, anlamı- değişik özellikler gösterir. Özdemir, roman kişilerinin Read the rest

Bu pazartesi başörtümüzle seçilme hakkı istiyoruz! »

Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu 294.hafta basın açıklaması, 4 Aralık Cumartesi 2010 tarihinde, saat 12.30’da Platform birleşenlerinden MAZLUMDER Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Medine Küçük Read the rest

Adalet… Herkes için… »

Pırıl pırıl bir pistin başına, gıcır gıcır eşoftman ve son model ayakabılarla geldikten sonra koşmak için start alan ve ilk çıkışında bağcıklarını bağlamadığı için yüzüstü yere kapanan şaşkın atletler gibiyiz.

O kadar acemice hatalarla kendimize zarar veriyoruz ki anlaşılır birşey değil. Fransa’da bir müddet kalan bir arkadaşım bana orada kullanılan bir deyimden bahsetmişti: “Türk gibi sigara içmek”. Dolmabahçe’de polislerle öğrencilerin biribirlerine girdikleri anın görüntülerini izleyince “Türk gibi Read the rest

Protesto hakkı, öğrenci olayları ve adalet borcu »

Platform Haber’de yayınlandı

Öğrenci olaylarını konuşuyoruz. İngiltere, Fransa ve Yunanistan gibi ülkelerde de öğrenciler, işçiler, memurlar ayakta. Benzer ya da farklı sorunlardan dolayı dünya insanları harekete geçmiş vaziyette. Herkes kendince protestolar düzenliyor. Hiçbir sakıncası yok, en temel haklarıdır. Ülke coğrafyamızda ise bu devletin bir lütfu gibi gösterilir. Haliyle lütfeden protestonun şartlarını, sınırlarını da çizmek ister. Protesto et ama şöyle olsun, şurda dursun, böyle yapılsın… İyi de işin ruhunu öldürdükten sonra geriye ne kalır? Read the rest

Diriliş Neslinin Amentüsü (Sezai Karakoç) »

Genç yazarımız Kübra Nur Ayar bir süredir Sezai Karakoç kategorisi altında üstadı ve eserlerini tanıtıyor. Çok da iyi ediyor zira Sezai Karakoç’un fikirlerinden yeterince istifade edilmediğini düşünüyorum. Örnek?

Bir zaman önce dahil olduğum “sol ilâhiyat / sosyalist İslâm yorumu” tartışmalarında sormuştum: İslâm’ın adalet ve hukuk alanında nesi eksik ki sosyalizm ile bunu tamamlamak istiyorsunuz?” Aynı soru liberallere veya İslâm’a yama yapmak isteyen başka akımların temsilcilerine de sorulabilir. Bir şeyi düzeltmek için o şeyi çok iyi bilmek ve dört dörtlük bir eleştirisini yapmak gerekmez mi?

Müslüman ülkelerin içinde bulundukları olumsuzluklar karşısında “biz nerede hata yapıyoruz?” diye sormak gerekirken insanlar “İslâm’ın neresini düzeltelim?” şeklinde tuhaf arayışlara giriyorlar. (Bkz “Müslüman’ın Zaman’la imtihanı” kitabı) Batının teknik ve ekonomik üstünlüğü karşısında müzmin mağlubiyet hissine kapılan yarı-aydınların kendilerini düzeltmek yerine bilmedikleri ve tatbik etmedikleri halde İslâm’ı düzeltmeye / tamamlamaya / reform yapmaya kalkmaları sanırım bir kibir göstergesi. “Ben kusurlu olamam demek ki dinim bozuk, düzelteyim!”. Oysa nefsinin tuzaklarına düşmeden, aklı kullanarak ilerlemenin yolları var:

“ALLAH’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.”

Böyle diyor Sezai Karakoç “Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı kitabında(sf. 15).  Bir yakınma ya da geçmişe özlem kitabı değil söz konusu eser. Müslüman aydınların bazen açıkça sormaya bile çekindikleri Read the rest

Başbakan Erdoğan bu ülkenin ağası mıdır? »

Ahmet Altan’dan çok güzel bir yazı, gözden kaçmasın:

“…Ali Bayramoğlu dün Yeni Şafak’ta, AKP için daha önce yaptığı bir tanımı yeniden yayınladı. “AKP yönetiminin vermeyi sevmesi ama istenmesinden aşırı ve tepkisel bir tedirginlik duyması…” AKP vermeyi seviyor, kendisinden bir şey istenmesine ise çok öfkeleniyor. Baktığınızda gerçekten öyle. Büyük riskleri göze alarak Kürt açılımını, Ermeni açılımını, Alevi açılımını başlatabiliyor, AB yolunda büyük reformlar yapabiliyor… Ama kendisinden talep edilen hiçbir şeyi de vermiyor, tam aksine öfkeyle reddediyor, bu isteğin “anlamsız” olduğunu söylüyor. “Kendisi verir ama ondan istenirse öfkelenir.” Bu, AKP’nin tanımı. Peki, başka neyin tanımı? Bu, “ağanın” tanımı aynı zamanda ya da Osmanlı sultanının tanımı….”

TAMAMI: http://taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-akp-ve-yumurta.htm

Son 30 günde en çok okunanlar »

  1. Kemalist İslâm : Atatürk’ün vecizeleri Yeni Kuran’a eklenecek!
  2. Füze Kalkanının Hedefinde Türkiye
  3. Atatürkçülük Nedir?
  4. 28 Kasım, HAS Parti, İlk Adım, Kurultay
  5. Kemalist Aklın Dramı
  6. Hızırla Kırk Saat (Sezai Karakoç)
  7. Ertuğrul Özkök kim, Etyen Mahçupyan kim?
  8. Atatürkçülük ve İslâm
  9. AB İle Yola Devam mı?
  10. Erste Begegnung – ilk Karşılaşma (Robert Schumann)

Dikkat Kitap: Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak »

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Neden? Suzan Başarslan’dan bir alıntı ile cevap verelim:

“…Bir olgunun/durumun/olayın gerçek zaman süresini dolaysızca yansıtmak zorunda olmayan yazar, sanatsal zaman denilen “yoğunlaştırılmış ya da yayılmış”[1] bir zaman dilimi kullanır ve roman, modern bir ifâde şekli olduğuna göre, onun zaman bilincimizin çeşitli şekillerini ifâde etmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda roman, içinde yaşanılan şartların çoğunun etkilendiği insan tecrübesini sürekli bir şekilde ortaya serdiğine göre, insanın zaman bilincini ayrıntılı bir şekilde ve bu tecrübenin bir parçası olarak vermesi de tabiidir. Bir romanda zaman kavramını araştırmak, romancının metafizik kavramlarını, psikoloji anlayışını ve ustalığını araştırmak demektir. Bu aynı zamanda romancıyı, onun içinde yaşadığı tecrübe dünyasını, yarattığı roman dünyasını, aynı devirde yaşayan okuyucuları, o günden bugüne kadar romana yazarın düşünce ve hesaplarının dışında kalan bir zaman mesafesinden yaklaşan okuyucuları içine alan bir ilişkiler ağını incelemek demektir. Bu da, şüphesiz, romandaki en önemli olgulardan birisinin zaman olduğu sonucunu ortaya çıkarır…”

Buradan indirebilirsiniz.

Bir salon dolusu şapşal! »

Anonim

-Hiç merak etmeyin, güzel günler gelecek. Çok yakın. On yıla kalmaz bu ülkede çok güzel şeyler olacak.
– Tekbiiir, Allaahu ekber! Allahu Ekber,  Allahu Ekber!
-Ahir zamanı yaşıyoruz biz. Nurani günler yakındır. Tekrar söylüyorum merak etmeyin. Nur devrimi yakındır. Çok güzel işaretler var.
-Tekbiiir! Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber!
Millet tekbir getirdikçe aşka geliyor hazret. Yüzünden hiç eksik etmediği o sahte sırıtışı ile tüm şirinliğini takınarak kürsüden salona oynuyor. Salon coşmaya hazır. Güzel masallar duymaya ihtiyacı var insanların. Saatlerdir Afganistan, Filistin, Kanlı Kabe katliamı, müstekbir rejimlerin, Amerikan uşağı, işbirlikçi devletlerin halklarına yapıp ettikleri konuşuluyor sahnede. Bizim mehdi hazretlerinin Read the rest