Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Türk Solu Uyanıyor! »

Geçen gün Türk televizyonunu açtım. (“Bizim” Fransa’da böyle diyoruz).  ODTÜ’de solcu öğrenciler fakirlik, sefalet ve kapitalizm karşıtı sloganlar ile yürüyorlardı. Kendilerini durdurmak isteyen polislere sanırım 300-400 kadar yumurta attılar. Yumurtalar polislerin sert plastikten yapılmış kalkanlarına çarpıp kırıldı, yere aktı.

Bu kırılan yumurtalar bana hayatımın ilk kara gününü hatırlattı. Yurt dışında yaşayan hemen herkesin bir “kara günü” olmuştur. Yurtdışı diyorum çünkü akraba, komşu, eş-dost bağları sizi böyle günlerden korur genellikle.

Nedir o kara gün? Aç karnına yatıp uyuduğunuz, paranız yetmediği için otobüse binemediğiniz, yağmur altında yürümek zorunda kaldığınız o ilk seferden bahsediyorum. Sağda solda yaptığınız ufak işlerin ücretini vermemişlerdir. Türkiye’den para gelmemiştir. Borç alacak arkadaş kalmamıştır… Yoktur yani, yok, yok, yok!

Sonrakiler o kadar mühim değildir. Ama Sayın Yok Efendi ile ilk tanışma unutulmaz. Halbuki Sayın Yok Efendi bütün o acımasız görüntüsüne rağmen yumuşacık kalbi merhamet dolu Read the rest

Füze Kalkanı ve Türkiye »

NATO’nun Lizbon zirvesinde NATO ülkelerinde bir füze savunma sistemi kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. Füze kalkanı projesi bir Amerikan projesiydi ancak atılan son adımlarla bu bir NATO projesine dönüştü. Zirvede sistemin teknik ayrıntılarıyla ilgili karar alınmadı; sonraya bırakıldı. Ayrıntılar dedik ama aslında projenin yapısını da bu ayrıntılar belirleyecek. Sistemle ilgili olarak pek çok cevaplanmayı bekleyen soru var.

 ABD’nin füze savunma projesi Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ni kapsıyordu. Çek Cumhuriyeti’ne radar ve Polonya’ya füze yerleştirilmesi planlanmıştı. Ancak Rusya bu duruma sessiz kalmadı ve bu füzelerin kendisine bir tehdit oluşturduğunu Read the rest

Dersimli Ermenilerin Halk Şarkıları »

 Vartan Margosian/Dersim Dört Dag Icinde 1937 New York [HQ]

Mikail Aslan ve kalabalık bir ekibin 4 yıldır üzerinde özenle çalıştığı Petag – Dersim Ermeni Halk Şarkıları adlı proje-albüm çalışması Kalan Müzik tarafından yayınlandı. Albümdeki… şarkılar, 1915 felaketinin Read the rest

Bela, Suzan Nur Başarslan’ın Romanı »

İnternetten almak için (Kitap Yurdu)

 “Gitmek  hep  zordur. İnsanın  yürek  gardırobu  tıka  basa doludur.
Çünkü  hayallerini, umutlarını, sevinç  ve  üzüntülerini, ilkleri, sonları,
yağmuru, gözyaşını ve  sevgilerini koymuştur içine. Çok  ağırdır. İnsan
taşınırken/giderken en çok bu yükün altında ezilir.”

(Yürek Gardırobu’ndan SNB)

İnsanın ilk kelimesi belâ.  Bela, kabul etmek, evet  anlamına geliyor; ama aynı zamanda bela, dert ve üzüntü anlamına da geliyor. Bu yüzden bela, bazen teslimiyetken insanda; bazen de isyan olarak karşımıza çıkıyor.
Cem, Nursu ve İstanbul; Giz ve Işık; Toprak ve Suaytan’ın, hayatlarının bir anında birleşen yazgıları, sonra tamamen dağılan. Birbirinden bağımsızmış gibi duran tüm bu insanların bir bütünü oluşturmaları ve bir şekilde bir kazayla ortak bir anı paylaşmaları… Birbirlerinden farklıdırlar, hayatları farklı, yaşam kültürleri farklı, hayata bakışları farklı, zevkleri farklı ama bir şekilde aynı ana/olaya tanıklık ederler ve o anın/olayın parçalarından birini oluştururlar. O ortak andan sonra asla aynı insan olamazlar, büyük bir kırılma yaşarlar ve alakasız gibi duran küçük bir ayrıntı, yaşam parçası, acı… bu insanları birbirine kopmamacasına bağlar/ayırır. Sorgulamalar, aşk, sevgi, kin, nefret, aldatılma… Hesaplaşmalar en dibine kadar yaşanır ve tüm taraflar kendi sorgulamalarını bitirmeden, diğerini anlayamazlar ve affedemezler, ne zaman ki sorgulamada asıl sorgulamanın kendilerine karşı olan hesaplaşma olduğunu anlarlar, işte o vakit suçlu görünenin aslında varlığıyla, yaptığıyla suçlu olmadığını anlarlar ve hayat kaldığı yerden devam eder ama asla aynı şekilde değil. Parçalanmış olarak ve bu parçalarla yeni bir bütün oluşturarak.
Bilinçakımı, flashbackler, onlarca yapıta, kurgu kahramanına, işaret ve sembollere göndermeler… yer yer sürrealist bir havaya bürünen, iki farklı zaman düzleminde birçok kahramana ev sahipliği yapan post-modern bir anlatı Bela. Sorgulamalar: Sevgi, aşk, pişmanlık, dostluk… Sorgulamalar: Gerçeklik ve kurgunun gerçekliği – bu gerçeklikle paralel olarak sorgulatılan yazgı-… Yazılan mı olur, yoksa olan mı yazılır? Ve insanın ismiyle karakteri ve yazgısı arasındaki bağlantı nedir?

Tüm bu sorulara, sorgulamalara verilen cevap: Bela. Kimi kabul, kimi red anlamında; kimi teslimiyet, kimi isyan anlamında… ve tüm hepsini bulabileceğiniz roman: Bela.

Hayata bir de Bela’nın gözünden bakın…

Davetlisiniz: Demokratik Anayasa Arayışları, Bekir Berat Özipek »

Risale-i Nur Enstitü bünyesinde gerçekleştirilen “2010-2011 Pazar Seminerleri”nin 4. sünün konuğu Bekir Berat Özipek. İsanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi olan Özipek, demokratik anayasa hakkında görüşlerini bizlerle paylaşacak. Ülkenin gündemini uzunca süredir meşgul eden anayasa tartışmalarına demokratik Read the rest

Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (6) »

Dikkat: Hassas insanları rahatsız edebilecek fotoğraflar içeren bir yazı okuyorsunuz.

Ünlü fotoğrafçı Robert Capa’nın İspanya iç savaşında çektiği bir kare. Başından vurulan cumhuriyetçi milis silahını tutamıyor artık, güneşin kavurduğu kısa otların üzerine gölgesi düşüyor, yüzü sanki ifadesiz, gökyüzü bulutsuz, ufukta kayda değer bir şey görünmüyor. Sonradan kurgu olduğu iddia edildi bu fotoğrafın. Milisin gerçekte ölmediği, ölüyormuş gibi yaptığı söylendi. Tartışmaların neticesini bilmiyorum ama bu yazıyı okumaya başladığınızdan beri bu şüphe yüzünden resimle aranıza bir mesafe girdi değil mi? Yani askerin ölümünün “gerçek” olması ile “ölüyormuş gibi yapması” arasında fark var.

-mış gibi yapmak insan yavrusunun çok küçük yaşlarda öğrendiği bir kabiliyet. Anne 6 aylık bebeğin karşısına geçip elleriyle yüzünü kapıyor, “üühüü” diyor. Anne ağlıyormuş gibi yaptığında bebek ilk defa tanışıyor bu “rol kesme” ile. Bazen riyakârlık diyoruz, bazen oyun, bazen sanat, yapmacık, ART-ifical:

“Su içmek için elimi masanın üzerinde duran bardağa uzatıyorum. Bardağı kavrıyorum, ağzıma götürüyorum, suyun soğukluğunu hissediyorum ağzımda, yutkunuyorum. Şimdi dans ettiğimi Read the rest

Yorumsuz… »

Siyonizmi dinlemek? »

israil ordusu abd’de üniversite kampuslerini hedefleyen bir halkla iliskiler kampanyasi baslatmis. israil askerler kampuslerde israil ordusu’nun “etigini” anlatiyorlarmis. Öğrenci gençlerin muhteşem protestosu.
cocuklar salonu terkederken asker “lütfen salonda kalıp soru sorun diyor”.
ögrencilerin üzerindeki isimler gazze saldirisinda öldürülen cocuklar. askerin sözünün ardindan yazi giriyor: ” öldürülen cocuklarin soru sorma şansı olmadi”
zaten kagitlarda da ayni sey var, her cocugun isminin üstünde: susturuldu.

Gözlerden kaçmasın… »

  

Site ekibinin diliyle:

“…Bediüzzaman’ın bu müjdesine ulaşmaya çalışan, Risale-i Nur’a talebe olma azminde bir grup genç tarafından kurulan www.layetezelzel.com ismiyle müsemma olma iddiasında.
Risale-i Nur’u okurken aklımıza takılan bahisleri paylaşmak, fark ettiğimiz nüansları duyurmak, ve belki şerh vazifesinin bir ucundan tutmak çabasındayız.
Layetezelzel.com tüm Risale-i Nur talebelerine açık bir oluşumdur. Nihai referansı Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur’u referans alan tüm yazıları yayınlamaya gönüllüdür.
Risale-i Nur’daki metinleri tahkik etmek, kalbinde uyanan manaları paylaşmak isteyen tüm talebelere açık bir platformdur.
Siz ve yazarlarınızdan ricamız, eğer Risale-i Nur ile ilgileniyor ve birikimlerinizi bizlerle paylaşmak isterseniz, iletişime geçmemiz. Sizleri de aramızda görmekten müteşekkir oluruz….”

Anayasa Sohbetleri 8 – Eğitim konusuna devam »

Agos‘ta çıktı.

MADDE:  Kamu okulları, Yerel Yönetim tarafından kurulur ve yönetilir.
 
Maksat ne? Kamu eğitimini merkezi sistemin ölü sıkletinden kurtaralım. Okul üst yönetimini, hizmet alan ailelerle daha yakın diyaloğa girebileceği bir boya indirelim. Ayrıca yerel koşullara göre az veya çok farklılaşan eğitim modellerinin ortaya çıkmasını teşvik edelim ki çeşit olsun, rekabet olsun, yeni fikirlere ve denemelere kapı aralansın. Read the rest