Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Seçim Sonuçları »

Açılan sandık oranı %70’i geçti. Sonuçların 6 ay önceki anketlerdeki gibi olması dikkat çekici. Görünen o ki kaset skandalları ve diğer olaylar seçmenleri çok fazla etkilemedi. AKP’nin 330 civarında milletvekili çıkarması hayırlı olacak. Ne fazla güçlü, ne de fazla zayıf bir AKP. Yeni anayasa için faydalı ama yine de « ötekilerle » dans etmek zorunda kalacaklar.

 CHP %20 sularında gözüküyor. İzmir ve İstanbul’daki sayımlar bitince bu oran yükselir ama %30’ları yakalar mı? Sanmıyorum. Kılıçdaroğlu’nun Baykal gibi bir karne getirmesini nasıl yorumlamak gerek? Gandhi Kemal’in vaadlerine seçmen inanmadı mı? Yoksa Ergenekoncu adaylar mı rahatsız etti seçmenleri?

 MHP barajın altında kalmadı. Demokrasi adına iyi bir şey. O kadar seçmenin TBMM’de temsil edilMEmesi çok iyi olmazdı. Ayrıca baraj altında kalsalardı CHP’nin daha fazla Ergekoncuyu meclise sokmasına kapı açılacaktı. Ammaaa… Referanduma “HAYIR” diyen, Ergenekonculara, darbecilere, işkencecilere sahip çıkan bir bir MHP yönetimi ile Ülkücü taban arasındaki ilişki yeni dönemde nasıl olacak? MHP yönetimindekiler sanırım iktidara hiç bir zaman talip olmadılar ve olmayacaklar. Sandalyelerini garantilemekle yetindiler galiba.

 Bağımsızların oyu %7 sularındaydı. Sandıklar açıldıkça %6’ya indi. İhtimal %5 sularında olacak, anketlerdeki gibi. Kürt milliyetçiliği tıpkı Türk Milliyetçiliği gibi bir açmazda görünüyor. Umud ediyorum artık sözel ve fiziksel şiddeti, molotof koktellerini ve taşları kenara bırakıp demokrasiyi kurallarına göre yaşamaya başlayacaklar.

 Hayırlı olsun memleketimize…

The man who cried »

Tarih, alternatif tarih, demokrasi »

Şükrü Hanioğlu

“..Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, “tek, kesin, tartışılmaz” bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma göre tarih öylesine bir ehemmiyeti haizdir ki onun uzmanlarca “tartışılmaz bir gerçeklik” olarak “keşfi,” kitleler tarafından ise içselleştirilmesi gereklidir…” TAMAMI

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Shostakovich (Gadfly) »

YAKINDA:Jean-Paul Sartre neden yalan söyledi? »

“…Jean Paul Sartre 1954 senesinde yaptığı Moskova gezisinin ardından Komünist Rusya’da fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu ve bu ülkenin  hayat standardı bakımından 10 yıl içinde batılı ülkeleri geride bırakacağını söylemişti.

Aynı Jean Paul Sartre 1975’te yaptığı bir mülakatta ise bilerek yalan söylediğini itiraf etti. Aslında Stalin’in soykırımları biliniyordu 1950’lerin Fransa’sında. Komünist ülkelerde aydınlara yapılan baskı ve işkenceler de biliniyordu. Zaten Sartre komünizme verdiği destek yüzünden Albert Camus gibi aydınlardan ağır eleştiri aldı. Ama 1956’da Komünist Rusya özgürlük isteyen macarları tanklarla ezene kadar komünizmi desteklemekten vaz geçmedi Sartre…”

 Önceki bölümler

 Türk Solu 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

CHP ve onun muta nikahı »

Seçim sonuçlarının üç aşağı, beş yukarı belli olmasından mıdır nedir, konu hakkında ne yazma hevesim var ne de yazılanları okumak için bir tecessüsüm. Bugün biraz hareketlenir gibi olsam da Başbakan’ın seçimlere dört gün daha süre olmasına rağmen yeni kabine yapısını açıklamasıyla gerek olmadığına kanaat getirdim.

Irkçılıkla suçlamazsanız şayet çok daha akıllı, uslu işlere vakfettim kendimi bugünlerde: Ege Bölgesinin değişik yörelerinden toplayıp bir araya getirdiğim ata sarısı, Yalova incisi, razakı, sultani gibi Read the rest

Temsiliyet ve Aynur Bayram »

Saltanat, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “devrimler” başlığı altında kaldırıldığında 1900’lerin ilk çeyreğindeydik. Akabinde TBMM bünyesinde seçme-seçilme hakkı yürürlüğe kondu. Ancak o tarihten sonra Türkiye, 1950’ye kadar Tek Parti Rejimiyle yönetildi. Çok Partili döneme geçilmesiyle birlikte 27 Mayıs 1960 Darbesi gerçekleştirildi. Sonrasında Türkiye Cumhuriyeti halkı, seçme-seçilme haklarına hemen her on yılda bir darbe aldı ve bu haklarını yeterince kullanamadı, hakları kısmen gasp edildi.

  Seçme-Seçilme hakkı, bir meclis içinden sadece sunulmuş seçenekler arasından seçim yapma hakkından fazlasıdır. Zira sadece sunulan seçenekler arasından seçim yapmak seçme-seçilme hakkının tam anlamıyla var olmadığının ispatıdır.

  Totaliter laik sistemin, “Şapka Kanunu” başlığıyla başlayan yasakçılık geleneği, 28 Şubat süreciyle birlikte ayyuka çıktı ve 80 yıl sonrasında dahi kendini gösterdi… Bunun sonucu olarak kadın nüfusunun %65’i başörtülü kadınlardan oluşan Türkiye Cumhuriyetinde, barajı Read the rest

Aşk Vakti »

Yıllar ve yıllar önce, bundan hayli zaman önce ve zamanların birinde, bir şehir varmış. Adı Çok Kapılı Şehir olan şehrin çok kapısı varmış; her biri kendi görevini eda eden. Şehrin ileri gelenleri ayrı kapıdan, askerleri ayrı kapıdan, ahalisi ayrı kapıdan, alimleri ayrı kapıdan, misafiri ayrı kapıdan, her bir meslek grubu ayrı ayrı kapılardan girer ve çıkarlarmış. Şehir bu ya, şehrin bir de kimsenin bilmediği, bilenin unuttuğu, iki kişinin kullandığı bir kapısı daha varmış. Sırra Kadem Kapısı. Orayı bir tek şehrin güzeller güzeli on yedisine yeni adım atmış prensesi ve şehrin her sırrının aslını bilen Şifacı’sı kullanırmış. Prenses elbiselerini değiştirip köylü kıyafetleri giyerek süzülürmüş o kapıdan dışarı, şehri Tek Kapılı Şehir’le birleştiren ormanda gezer, akşam etmeden sessizce yine Sırra Kadem Kapısından içeri süzülürmüş. Kimsenin bilmediğini sadece prensesle Şifacı bilirmiş. Aralarındaki anlaşma sözlere dökülmese de, gözlerle imzalanmış, sır ikisinin gözlerinde mühürlü kalmışmış.

Şehri diğer şehre bağlayan ormanda gezerken prenses, köylü kıyafetleriyle, ormanda bir avcıya denk gelmiş, avcının elinde ok ile yay, karşısında dereden suyunu içen ceylana hedeflenmiş.

Dayanamamış prenses, “Yapma!” demiş aceleyle, kayıvermiş elinden Read the rest

Kasetler Kurtlu muydu? »

İnsan kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan MHP İstanbul İl Başkanlığı Disiplin Kurulu Üyesi Adnan Gürbüz’ün MHP’deki kaset skandalı ile ilgili Yüksel Aydın’ın bilgisinin olduğunu belirtmesi üzerine polis Aydın’ın ev ve işyerine operasyon düzenledi. İkitelli’de bir ev ve iş yerinde yapılan aramalarda bilgisayar ve dijital materyallere el koydu. Adnan Gürbüz’ün polisin teknik takibine takılan konuşmalarında ve polisle yaptığı sohbetlerinde kaset skandalını anlattığı öğrenildi. Gürbüz’ün MHP’nin Teşkilatlardan Sorumlu İstanbul Eski İl Başkan Yardımcısı Yüksel Aydın’ın olayla ilgili bilgisi olduğunu söylediği öğrenildi. Yüksel Aydın’ın İhsan Barutçu’nun ardından İstanbul İl Başkanı olmak istediğini ancak olamadığını söyleyen Gürbüz’ün, Yüksel Aydın’ın kasetleri şantaj aracı olarak kullandığını ifade ettiği iddia ediliyor. TAMAMI

Gazze ablukası bütün şiddetiyle devam ediyor »

Mısır’a açılan ve Gazze için hayati öneme sahip olan Refah sınır kapısındaki kısıtlamalar bütün sertliği ile devam ediyor. Refah sınır kapısından hiçbir yardım malzemesi ve ticari amaçlı malzemenin Gazze’ye girişine izin verilmezken, halkın giriş çıkışları da belirli sınırlamalara tabi tutuluyor. Gazze’de yaşayan ve İsrail’in belirlediği 15 bin kişi ise bırakın kapıdan geçmeyi sınır kapısına bile yanaştırılmıyor. TAMAMI