Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

İslamofobi mi anti-islamizm mi? »

“…Antisemitizm yani Yahudi karşıtlığı bir suç, zaten suç da sayılmalı. Ancak İslam karşıtlığı henüz suç olarak tanımlanmıyor (yaygınlaştırılmadı) bunun yerine son derece oryantalist ve suni bir tanım olan İslamofobi yani “İslam korkusu” kullanılıyor. 11 Eylül Olayları’ndan sonraki süreçte İslam karşıtı çevrelerin yaratmaya çalıştığı şey İslamofobiydı ve başardılar. Ancak bir nefretin sonucu olarak İslamofobiyi yaratanların, İslam karşıtı tutumları-buna Anti-islamizm de diyebiliriz- henüz itiraf edilmedi yani hepimizin bildiği ama mağduriyeti gideremediği bir durum mevcut. Bir Müslüman’ın dünya ölçeğinde “korkulası, tehlikeli varlık” olarak tanımlanması…” STAR GAZETE

 

… Biraz daha okumak…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Helalleşin, helalleşin… »

CHP siyasi bir partiden fazlası, bir gelenek olarak Türkiye’nin iskeletini (ayakta tutma manasında değil, şekil veren bir iskelet) oluşturan bir oluşumdur. Bu iskeletten memnun olmayan sessiz çoğunluklar yani Dindarlar, Kürtler, Ermeniler ve hatta Aleviler olarak teker teker azınlık sayılsak dahi kesinlikle hakları gasp edilmiş çoğunluklarız.

Dersim’de CHP’nin kurucusu Atatürk’ün emriyle katledilen canlardan sonra CHP’nin başında Kemal Kılıçdaroğlu gibi Alevi kökenli birinin olması gerçeği karşısında “CHP’den rahatsızlık duyan Aleviler” cümleme takılmış olabilirsiniz, takılmayın emin olun en çok rahatsız olan Alevilerdir. Bunun yanı sıra sevgili ağbim Cafer Solgun’un “Alevilerin Kemalizim’le İmtihanı” kitabında belirttiği üzere Aleviler arasında oluşan Stockholm Sendromu yahut Baskın Oran’ın bahsettiği üzere psikolojideki Kaçış Psikolojisi gerçekleri de mevcuttur. Ancak toplumsal bir sonucun tek bir adı olamaz buna bağlı olarak Alevilerin verdiği psikolojik tepkiler olabileceği gibi CHP’yi eleştirmek gibi reel gerçekler Read the rest

Doğmak isteyen Kürt siyasetini boğmak… »

 

Hasan Cemal 29 Kasım tarihli köşesini Sırrı Sakık’tan gelen mektuba ayırmış. Sırrı Bey kısaca, şu anda kendilerine yapılan baskıyla 28 Şubat döneminde Başbakan’ın nezdinde İslamcılara yapılanlar arasında paralellik kurarak, lahana turşusu ve perhiz arasındaki ironiyi sorguluyor.

Ben BDP ve onun mümessillerinin bu tarz çıkışlarına şahit olduğumda aklıma iki şey geliyor. Birincisi ve en insaflısı Sırrı Bey’in şahsında BDP’nin, dünyadan bihaber, muhtemelen cahil ve aynı zamanda yaşı o günlere yetmediği için hiçbir şeyi bilmeyen genç bir kitleye siyaset yaptığı, ikincisi ve en can yakıcısı da muhataplarının zekâlarını böylesi aşağılamaktan garip bir haz aldıkları inancı.

BDP’nin en büyük sorunu Read the rest

CHP Dersim’den özür diler mi? »

Yıldızlı Gece »

Anne Sexton

 “Bu beni dehşetli bir ihtiyaçtan alıkoymuyor – hadi söyleyeyim -dinden dinden.

Sonra gece dışarı çıkıp yıldızları resmediyorum”

Van Gogh’un kardeşine bir mektubundan

 Şehir yerinde değil,

sıcak gökyüzünde boğulan bir kadın gibi  Read the rest

CHP’nin Ne Olduğunu İfşa Eden AKP, DP’nin Mirasıyla da Yüzleşebilecek mi? »

Recep Tayyip Erdoğan Dersim olaylarının vahşetini, CHP’nin bu konudaki rolünü ifşa edip, Dersim halkından özür dileyerek bir ilki gerçekleştirdi. Çok da iyi yaptı. Bakmayın siz “ama yetmezci”, ” peki ne kadar samimi” türü yaklaşımlara, bu büyük bir adımdır. Şüphesiz taktir edilmeyi de hak ediyor.  Öte yandan siyasi tarihimizin cinayetleri bir Dersimle sınırlı değil elbette. Ve bu tarihin günah defterinde sadece CHP’nin icraatları da yok.

Yaklaşık yüz yıldır yüzleşemediğimiz 1915 kıyımından, üzerinden 20 yıla yakın zaman geçmesine rağmen hala soğukkanlılıkla konuşmayı başaramadığımız Sivas faciasına, Trakya pogromundan, Şeyh Said Olaylarına oldukça kabarık bir defter bu. 

Ama benim özellikle üzerinde durmak istediğim 6-7 Eylül olayları bir yönüyle müstesna bir yer teşkil ediyor bu defterde: 6-7 Eylül 1955’de meydana gelen olaylar, hem Turgut Özal’ın hem de Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir iştiyakla sahiplendiği bir siyasi aktörün; Adnan Menderes hükümetinin  izni ve dahili  ile gerçekleştirilmişti.  Ve bugünden geriye bakıldığında Menderes hükümetinin bilinçli ve organize hazırlanmış bir pogroma büyük oranda suç ortaklığı etmesinden  başka bir şey değildi. [Gerçek boyuttaki resimler makalenin sonunda]

 6-7 Eylül’ü konuşmak hem geçmişin günah defterlerinde sağ partilerin de, izafeten sol olarak bildiğimiz CHP’ den çok farklı bir çizgi izlemediğini faş etmek açısından önemli, hem de 1960 ihtilali ile tartışmasız mazlum durumuna düşürülmüş ve işkence ile düzmece mahkemeler ile canı alınmış Menderes ve arkadaşlarının mazlumiyetinin yarattığı duygusal zemin sebebiyle biraz daha zor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’deki muhafazakar, sağ partiler Menderes’in siyasi mirasına bu kadar sahip çıkıyorsa 6-7 Eylül olayları yüzleşmeyi ilk sıralarda hak ediyor demektir.

6-7 Eylül 1955’de neler olmuştu

1986 senesinde Anadolu’da geçen uzun memuriyet yıllarından sonra ailemin aslen yaşadığı şehir olan İstanbul’a döndüğümüzde, kentin siluetinin içerisinde en çok ilgimi çeken Tarlabaşı’ndan otobüsle geçtiğim zamanlarda gördüğüm metruk, irili ufaklı yüzlerce bina olmuştu. Şimdilerde Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkılmak için Read the rest

PKK usulü kapitalizm! »

 

“… İncelemeler sırasında, KCK’nın bazı üyelerinin, boğaz manzaralı lüks konutları bulundu. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve emniyet birimi uzmanları tarafından gerçekleştiren incelemelerde, örgütün finans işlemlerinin tamamının KCK üyeleri tarafından gerçekleştirildiği belirlendi. KCK üyelerinin her yıl, örgütün yıllık gelir ve giderlerine ilişkin bütçe hazırladığı, kimlerden ne kadar vergi toplanacağını da belirlediği tespit edildi. Yine, yurt dışında elde edilen gelirlerin hesaplarının da aynı kişiler tarafından tutulduğu saptandı. Yetkililer, fon toplama, fonların dağıtılmasının KCK üyeleri tarafından yürütüldüğünü kaydettiler …” TAMAMI

 

 

… PKK, BDP, KCK konusunda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Irkçlık ve Televizyon »

“Sevgili Özlem’in bir tespiti özellikle çok dikkat çekiciydi. Ona göre yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları böcekleştirip, kötü kalpli bir takım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş “dindar” bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine dizilere konu ediyordu. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalıydı ki, Samanyolu televizyonunda yayınlanan Şefkat Tepe isimli dizinin raytingleri de söylenildiğine göre iyi gidiyordu.” TAMAMI

 

… Milliyetçilik konusunda daha fazla okumak için…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Milliyetçilik birleştirici bir faktör, bir tutkal gibi sunuldukça insan soruyor kendi kendine: “Bu kadar kötü bir ülke mi Türkiye? Bir arada yaşamak için tutkallara ihtiyaç duyacak duruma mı düştük? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden?”
 

Aramızdaki ilişkileri kanunlara saygı, iyi niyet, güzel ahlak gibi prensipler üzerine oturtarak huzurlu bir ülke kurmak mümkün değil mi? İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Adalet ve ihsanın hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar?
Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…
150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Cemil Meriç’in Düşünceye Uzanışı: Saint-Simon* »

 “On beş gündür kuru ekmek yiyorum. Odamda ateş yok. Kitabımın kopya masraflarını karşılamak için elbiselerimi de sattım. İlim aşkı, insanlığı mutluluğa kavuşturmak, Avrupa’yı buhrandan kurtarmak arzusu beni bu hale düşürdü. Niçin yüzüm kızarsın, eserimi tamlamak için yardım istiyorum…”

 Çaresizlik içinde yazılmış bu satırlar fakirlikten boğulan bir mütefekkirin, Saint-Simon’un kalemindendir. Ömrünü adadığı fikirlerini, yazılarını, kitaplarını bastırmak için çabalamış durmuştur. Tıpkı, Türkiye’de bir asır daha yazılmayacağına inandığı bu düşünürü anlatma ihtiyacı hisseden Cemil Meriç’in uğraşları gibi. O da kitabını yayımlayabilmek Read the rest

Halkı esir etmek için modern bir silah:Borç »

“Benim önerim borçlar drahmiye çevrilsin. Böyle bir şey mümkün. Egemen Yunan devletinin bunları ödememe veya başka bir şekilde halletme yoluna gitme, ya da drahmiye çevirme hakkı var. Sonuncu şık, şirketlerin bilançolarına dokunulmaması için yegane çözümdür. Bunun aksine, eğer ülke Avro’da kalarak, fiyatları düşürme yoluna giderse, bankalara ve dışa karşı olan borçlar Avro olarak kalacağı için, gerçek ekonominin bilançoları tamamen bozulacak ve bu da, devlet dahil tüm kurumları büyük miktarda borçlanmaya sürükleyecek” (Medya)

… Bu konudaki son makaleler…

  1. Yunanistan kumar masasında ütülürken…
  2. Avrupa Muz Cumhuriyeti’nde darbe mevsimi…
  3. Sürdürülebilir Şerefsizlik: Çin ve Avrupa
  4. Kriz demokrasiyi de vurur mu?

… Liberal totalitarizm üzerine biraz okumak için…

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.