Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Halksız halk direnişi: PKK Holding »

“Lice kırsalında inşaat çalışması yapan bir müteahhit, terör örgütünün dağ kadrosundaki kardeşine güvenerek esrar ekimi ve ticareti yapmaya başlar. Terör örgütünün ‘benden izinsiz bu işi yapamazsın’ uyarısına rağmen söz konusu kişi, ikinci kez esrar eker. Bunun üzerine inşaata gönderilen örgüt mensuplarına, işadamı, “Parti (PKK) babanızın malı değil. Benim de kardeşim dağdadır. Ben esrar ekerim, kimse bana karışamaz.” diye konuşur. Bunun üzerine müteahhidin 800 bin TL değerindeki makineleri ateşe verilir. “ TAMAMI

Seyit Rıza’nın asıldığı gece Atatürk’ün Elazığ’da ne işi vardı? »

Tipik bir zamane çocuğum var benim. Dünyanın sadece SBS sınavından ibaret olduğunu sanan, Facebook kullanmayı iletişim kurmakla eşdeğer gören bir çocuk benimkisi. Geçende televizyonda duymuş ve bana “Dersim ne demek” diye sordu.

On dört yaşında bir kız çocuğu için belki de büyük beklenti bizimkisi. O yaşlarda biz de pek farklı değildik muhtemelen; bırakın Quinze- vingt gecelerini, Cemil Meriç’in varlığından bile bihâber olduğumuz yıllar. Raskolnikovlar, Rastignaclar, Bazarovlar, Jan Valjanlar hiçbir anlam ifade etmiyor o yıllarda. Cahiliye Devri, belki bir millet için taassubu, utancı, trajediyi beraberinde getirir ama genç bir dimağ için çokça bahtiyarlıktır. Kızıma dilimin döndüğü kadar orada, o yıllarda olan biteni anlattıktan sonra Read the rest

Alimler ve alimcikler »

Onlar Ulema Değil; “Ulu A’mâlardır!..”
Handan Özduygu
2007 – Eylul, Sayı: 259, Sayfa: 058

İnsanı hazin-hazin düşündüren bu ifade, “onlar ulema değil; ulu a’mâlardır” sözü elbette ki Mesnevi’den. Lügatte, “ulu” şan ve şeref sahibi kişiler; ulema: âlimler, ilim sahibi kişiler, bilginler gibi ilmiye mensuplarına denir, diye bilgi verilmiş. “Amalar” de herhalde kalp gözleri görmez olmuşlar manasına söylenmiştir. Ortalıkta bir ulema enflasyonudur gidiyor… Avamın vehmi, fehimlerine galip olduğundan, kalp olanla, sahih olanı ayırt edemediğinden, bir sisli ve puslu hava devam edegidiyor. Adamcağızların ya göz dolduracak akademik ünvanları var, ya cemaatleri cemiyetleri var, ya da bir şekilde bir göz boyamacılığı ile işi götürüyorlar. Böylece dinin kodları ile oynayıp, hakka batıl karıştırarak, bir nevi istidrac halinde, Amerika’yı yeniden keşfetme heyecanı içinde, yeni bir din oluşturma hevesleri ile her gün yeni fetvalar, hükümler vaaz ediyorlar. Bu ulu a’malar, harf harf, hece hece, sessizce ve derinden, yavaş yavaş, dinin hükümlerini yeniden ihdas etmeye çalışıyorlar. Yüzyıllardır beş vakit olan namazı üç vakite indirmeye çalışanı mı, “Hac senede bir gün olur mu? Hac ayları boyunca takılın kafanıza göre” diyeni mi, peygambere salât-u selamı red edeni mi, ya da direkt peygamberliğini ilan edeni mi ararsınız, örnekler, malum, çoğaltılabilir… Gayri müslimler nasıl Allah’ın dinini bozarak kendi yanlarından bir din yazıp, yürürlüğe koymaya çalıştılarsa, bizdekilerde bir heves aynı oyunu sahneye koymaya çalışıyorlar… Hakkı batıldan ayırabilme yeterliliği olmayan, nefsiyle, enaniyeti ile oturup kalkan feraset kesbedememiş bir takım avamı da, yanlarına alarak, entrikalar içindeler… Bunlar dini yeniden vaaz etmeye çalışırken, ortaya atılan fitne tohumları, ister istemez tefrikaya sebep olmaktadır. Bileğini bükemediğin, yok edemediğin düşmanı bölüp parçalara ayırıp, etkisiz hale getirmek en etkili yöntem, elbette. Mesnevi sahibi bu konu için: “Tefrika ruh-u hayvanide olur; ruh-u insani ise nefs-i vahid olur.”Buyurmuş. “Fitne katilden beterdir” ayet-i kerimesi ne büyük bir nizam, ne büyük bir ölçüdür. Öyle ya ortalığa fitne salıp zihinleri bulandırınca, yanlışı doğru gibi sunmak çok daha kolay oluyor. Malum, dünya imtihan sahası. Her bir şeyin hayr mı şer mi olduğuna hükmetmek için illa imtihana tabi tutmak gerektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, zamanında bile sırf fitne ve tefrika yaratmak için adamlar Mescidi Dırar yapmamışlar mıydı? “Dediler ki: “Din-i Ahmed’in izzeti için bir mescid yapalım!” Hâlbuki o hasedcilik idi.” “Onların kasdı ashab-ı Resul’ü tefriktir. Fuzuli olan, Hakk’ın fazlını ne vakit tanır?” “Her münafık hile cihetinden, koltuğunun altında bir Mushaf ile geldi.” İşte samimi, ihlas sahibi her müslümanın agâh olması gereken nokta bu. Her münafığın, her bir ulu a’mânın koltuğunun altında bir Mushaf ile dolaşması. Değişen bir şey yok, bu gün sadece dekor değişik. O gün Dırar mescidi inşa edenler, bu gün eğitim kurumları, vakıflar, dernekler, televizyonlar ile sinsice işi götürüyorlar. Hakka batıl karıştıran ya da batılı hak kisvesi ile sunan bilirkişi mevkiinde olan bu zevatın nasıl müşteri bulduğu da ayrı mevzuu. Yine Mesnevi de:

“Ahmak kalpı altın kokusuyla satın alır. Zira bir batıl haksız zail gelmez!..”

Buyrulmuş. Batıl her zaman hak ve hakikat kisvesi içinde gelmiştir. Aksi takdirde rağbet görmez, revaçta olmazdı. Hak ile batılın karışmasındaki hikmet budur.

Eğriyi doğru ümidi üzere satın alırlar. Zehir de bir şekerin içine gider, ondan sonra yerler!…

“Mademki hakkı ve batılı karıştırdılar, nakdi ve kalpı çeramdana (Bir nevi kese) döktüler.

Yani hakkı ve batılı, saidi ve şakiyi birbirine karıştırdılar ve hepsini insan suretinde gönderdiler. Bu yüzden “Mezbelede biten yeşillikten, sakınınız.” Buyrulmuştur. Mezbelede yetişen yeşillik için de: “Ona uzaktan bak geç, ey oğul, yemeye koklamaya layık olmaz!

Buyrulmuş. Nitekim Sure-i Fatır, 32. ayet-i kerimede “Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi, kendisine zulmeder, kimi orta yolda gider, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.”

Bir hadis-i şerifde de Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: “Allah’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilim bol yağmura benzer. Bu yağmur kâh öyle bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder de çayır ile bol nebatat yetişir. Bir kısmı da kurak olur, suyu üstünde tutar da Allah-u Teala halkı onunla faydalandırır. Ondan hem kendileri içerler, hem hayvanlarını suvarırlar, ekin ekerler. Bu yağmur, diğer bir nevi toprağa daha isabet eder ki, düz ve kaypaktır. Ne suyu üstünde tutar, ne çayır bitirir. Allah’ın dinini anlayıp da, Allah’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilimden faydamend olan ve bunu bilip başkasına bildiren kimse ile bunu duyduğu vakit kibrinden başını bile kaldırmayan ve Allah’ın benimle irsal olunan, hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir…” (Sahih-i Buhari-c.1-syf:81) Hülasa pirincin içindeki beyaz taştan imtina etmek gerektir. Topraktan yaratılmış olan insan, toprak gibi tüm halleri altın ve gümüş gibi madenleri de iyiyi de kötüyü de ihtiva etmektedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bir takım hikmetleri ve marifetleri, iyilikleri ve güzellikleri sadece kendi kötü emellerine hizmet için, oltanın ucunda ki yem gibi sunan ulu a’mâların bu hallerini; avcıların kuş tutucuların, kuşları yakalamak için kuş seslerini taklit etmelerine benzeterek, Mesnevide şu manidar beyit ile anlatmaktadır:

Senin maariflerin sada-yı safir gibidir. Kuşların sesidir, lakin kuş tutucudur”

 

… Komşu mevzularda kitap okumak için …

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

İnsan… görür. Gören… verir. »

“Gözlerimizi kapatıp bir denesek yürümeyi, çay içmeyi, yemek yemeyi, tuvalete gitmeyi… O zaman anlardık bir nebze belki görmenin ve gözlerimizin önemini. 120 TL tutarındaki bir ameliyata gücü yetmediği için torununu göremeyen dedeler, doğurduğu çocuğunu göremeyen anneler, anne ve babalarını sadece dokunarak tanıyan çocuklara ne demeli? “Keşke şu Kur’an’ı bir kez daha görsem de okusam” diyen adama, “keşke evlenebilsem” diyen hayatının baharındaki genç kıza ne demeli? “Doğup büyüdüğüm şu vatanı bir kez daha görebilsem” diyen dedeye ne demeli?” TAMAMI

Ve Bir Haber Yoldaki »

Sohrab Sepehri

bir gün

geleceğim ve bir Haber getireceğim

 

damarlara ışık saçacağım

ve sesleneceğim içerden:

ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!

elma getirdim, elma

…kızıl güneş.

 

geleceğim.

dilenciye bir yasemin vereceğim, Read the rest

Dersim’in Resmî Tarihi »

Dersim’de ne oldu? »

Bölüm 1

Bölüm 2

Bölüm 3

Anam Aklıma Geldi Ağladım… »

 

 

Ey CHP! Ölü çocuklara kurşun işlemez! »

Dersim’in Tunç Eli CHP’nin tepesinde…

“…Ana muhalefet partisinin siyaset üretebilmesinin yolu, Türkiye’nin ve dünyanın toplumsal/siyasal gerçeklerini doğru okuyabilmesinden ve kendi tarihiyle yüzleşebilmesinden geçiyor. Siyasi perspektifini ülkenin gerçek sorunlarına sabitleyemeyen ve küresel dünyanın siyasal havzasından beslenemeyen bir parti ne iktidara gelebilir, ne de Türkiye’nin dönüşümüne katkı da bulunabilir. İçinde yaşadığı zamanın ruhundan uzaklaşıp 30’lu yılların korumacı söylemi ile siyaset üretmeye çalışmak, beyhude bir çabadan öteye geçemez…” TAMAMI

 

… Kemalizmi ve Kürtleri anlamak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

Rachmaninov (Lisa Batiashvili & Hélène Grimaud) »