Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Unutma, unutturma… »

Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği »

 “… İslam’a göre insanın iki yönü vardır. Biri insanın dünyevi yönüne işaret eden bedeni, diğeri ilahi boyutu olan ruhu. Aydınlanmayla birlikte insanın bu iki özelliği birbirinden ayrıştırılarak ilahi öz yok edildi ve insanın  beşeri yönü “Tanrı”laştırıldı. Bu yeni tanrı, dünya cenneti vaad ediyordu. Böylece dünyanın hakimi olduğu iddiası ve hırsıyla, gücü ve serveti ele geçirebilmek için tabiatın her türlü zenginliğini hunharca kullanmaya başladı. Bu köklü zihniyet değişikliği bütün dünyada anlam ve amaç kaybına yol açarken buna uygun yeni bir yaşam tarzının projesi dayatılmaya başladı.  Dünya cenneti vaadiyle yola çıkan insanoğlu, geliştirdiği teknolojiyle doğaya sahip olma ve tabii kaynakları ihtiraslı bir şekilde kullanma yarışı yüzünden, tabiatı tahrip ederek …” TAMAMI

AVM gezgini İranlılar »

“… AVM dolaşmayı sevenler gökten zembille inmediler.  Huy aynı huy, sadece yeni bir ifade kanalı edindi. Şimdi AVM’lerde geziniyorsa, bir zamanlar da oyalanmak için vitrinlere bakınarak ilerliyordu caddede.  Evde elini bir o işe atıyordu bir bu işe, tamama erdirmeyi önemsemeden.  Kitapları şöyle bir karıştırdı, elinde kumanda kanal kanal gezindi. Başladığı örgüyü bitirmeden tığ işine merak sardı. Sürekli radyo istasyonu değiştiren kişi, işitsel avaredir Walter Benjamin’e göre…” TAMAMI

Senin Varlığın Kürt varlığına armağan olsun! »

 “…örgüt mensuplarının çoğunun askerlerin ”teslim ol” çağrısı üzerine teslim olmayı istediği, ancak sözde eyalet koordinatörü ”Peri-Mahir” kod adlı H.K’nin birçok eylemi bulunması, teslim olması halinde kendisinin ve ailesinin örgüt tarafından infaz edileceğinin bilinmesi nedeniyle diğer teröristleri silahla tehdit ederek, ”teslim olmak isteyeni vuracağını” söylediği, tüm teröristlerin bu tehdit üzerine el bombalarını patlattıklarını, kendilerinin ise bombaların pimlerini çektikten sonra geriye doğru kaçarak ölümden kurtulduklarının öğrenildiği ifade edildi…”

 

… İnsan hayatının ırkçı ideolojilere feda edilmesi üzerine biraz okumak için…

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Süleyman Nazif (1870-1927) Batarya ile Ateş adlı kitabında şöyle diyordu:

“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”

Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken affetmek ile acıları unutmak arasında fark göremiyorlar. (Bkz. PKK’lıları affetmek)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.

Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda Türk ya da Çerkes olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?

“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…”

Böyle diyordu Emre Uslu. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.

Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Milliyetçilik birleştirici bir faktör, bir tutkal gibi sunuldukça insan soruyor kendi kendine: “Bu kadar kötü bir ülke mi Türkiye? Bir arada yaşamak için tutkallara ihtiyaç duyacak duruma mı düştük? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden?”
 

Aramızdaki ilişkileri kanunlara saygı, iyi niyet, güzel ahlak gibi prensipler üzerine oturtarak huzurlu bir ülke kurmak mümkün değil mi? İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Adalet ve ihsanın hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar?
Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…
150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Lotfi, Kemençe »

Temelkuran’ın ‘The Guardian’daki makalesi »

“… Şu kurgunun ikna ediciliğine bakın: ‘Türk gazeteciler çok korkuyorlar’ başlığıyla, yazı gövdesi arasında yer alan fotoğrafta Hrant Dink’in, üzeri kâğıtlarla kaplanmış ölü bedeni kaldırımda boylu boyunca yatıyor. Fotoğrafaltında ise şu ibare yer alıyor: ‘Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul’da ofisinin önünde vurularak öldürüldü.’ … “Bu bileşime biraz daha yakından bakalım… Türk gazeteciler kimden korkuyorlar? Elbette, başlığın gizli öznesi olan ‘İslamcı iktidar’dan korkuyorlar. Şimdi bu bilgiyi haberin fotoğrafıyla ve fotoğrafaltıyla birleştirin…”

… Bu konuda okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Ağlatmanın Tehlikeleri (Dr Darcia Narvaez) »

“…20. Yüzyıl “bilim adamının” çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. “Uzmanların” elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!…”

Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”

Çocuklara ve ilişkilerine uzun vadede zarar vermek

Bebekleri ağlamaya terk etmek en azından 1880lerden, tıp alanı mikroplar ve enfeksiyon bulaşması konusunda tam bir yaygara içinde olduğundan ve sonuç olarak bebeklere nadiren dokunulması gerektiğine kanaat edildiğinden beri gündemde olan bir düşünce.( Bknz Blum 2002)

20. yüzyılda, psikolojiyi zor bir bilim yapmaya meraklı olan davranışçı John Watson (1928) Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) başkanı olarak merhamete karşı cephe aldı. Watson çok fazla anne sevgisinin tehlikeleri konusuna dikkat çekerek mekanik davranışçı paradigmayı çocuk yetiştirmeye Read the rest

PKK, MİT, KCK, JİTEM ve Ergenekon davaları birleşsin! »

Varoluşçuluk’a İki Ayrı bakış: Sartre ve İbn Arabî »

Açıklamaların ve nedenlerin dünyası, varoluşun dünyası değildir, der Sartre Bulantı(1) adlı eserinde (s.192). Gösterge dahi gösterdiği şeyin ne olduğunu anlatmaya yardımcı değildir. İşlevi hakkında fikir verebilir ama o varlığın ne olduğunu anlamayı sağlamaz. Bulantı’nın atkestanesinin köküydüm ben adlı varlığın duyumsanmasının yaşandığı bölüm mekân ve zamana dair çıkarımların kahramanın bilincinde keşfidir ve bize şunu açımlar: Hareket denen şey, ol’uş halidir ki iki oluşun ortaya çıkardığı sonuç, hareket ve bu süreci algılayış ise zaman’dır; bu da zaman ve hareket denen kavramların aslında olmadığı ve her şeyin ol’uş halini algılayışa bu tanımların verildiği sonucuna götürür. İbn Arabî de bunu Füsusu’l Hikem’de(2) şöyle ifade eder: …onlar Allah’ın her solukta(kün emri) belirdiğini görür. Oysa belirme tekrarlanmaz. Öyleyse onlar, her belirtinin yeni bir yaratılış demek olduğunu ve eski varoluşu giderdiğini gönül gözüyle görürler. İlahi tecellinin bir varoluş giderip yenisini getirmesi, ilkinin gidişi anında varlığın yok olmasıdır. Yeni bir varlığın yaratılışı da başka bir İlahi belirmenin onu oluşturmasıdır (s:105). Buradan da çıkacak sonuç, yaratım-yok oluş-yaratım şeklinde her an yeni bir belirmenin yaşanması zaman-mekân dediğimiz şeylerin olmadığıdır ki bu da bizi Sartre’ın dediklerine ulaştırır. Cartoon gibi, çizgiler öyle süratlidir ki, bir önceki resim/Belirme bellekte vardır ama asl olan yok olduğudur. Geçmiş bellek, gelecek ise yoktur. Hiçlik de bir aşama tıpkı var oluş gibi. Onunla algılanabiliyor. Yani neden’e mahkum. Yokluk/hiçlik de bu anlamda Read the rest

Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan »

Tayyip Erdoğan’ı gelmiş geçmiş tüm liderlerden ayıran birçok fark varsa da bir ayrıntı çok önemli: Seveni çok seviyor, sevmeyeni nefret ediyor. Doksanlı yılların ortalarından bu yana, müsait olduğum müddetçe kendisini defalarca canlı izleme şansına sahip oldum. Diğer Liderlere göre mimikleriyle, fizyonomisiyle, vücut diliyle hatta sert diliyle farklı bir Lider profili çizer Tayyip Erdoğan.

Kendisine yapılan suçlamalar arasında ülkeyi bölmekten tutun da vatan satmaya, oradan Laik cumhuriyeti temelden sarsmaya kadar sayısız maddeler olan bu adamın geldiği noktaya bakılacak olursa, Türkiye için ciddi bir sorun var: Bahse konu tüm bu suçları işlediğine inanılan Tayyip Erdoğan’ın, ülke genelinde % 50’ye varan iştirakçilerinin durumu ne olacak?

Ben yine de %50’lik “ihanet-i vataniye suçuna iştirak eden kitleye” değil de, en severden daha vatansever kitleye bir iyilik Read the rest