Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ben Kimdir? »

 

 

… Bu konuda okumak için …

Derin İnsan  

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Neden insan her hangi bir hayvan gibi, yeryüzünü bir eğlence merkezi, kendisini de bir turist olarak kabul edip yaşayamıyor? Bilerek, isteyerek bu yaşamı seçen insanları bir zaman sonra “bir şeyleri aşmak, bir şeylerin ötesine geçmek” çabasında görüyoruz.

Gerçek şu ki korkudan elleriyle yüzünü kapatan insan aynı zamanda parmaklarının arasından kendini korkutan şeyi görmek istiyor! Okuduğunuz bu basit cümle insanın yeryüzündeki dramının özeti. Acıklı bir durum. Zira parmaklarınızı kaparsanız güvenliktesiniz(!). Ama kalbinizin derinliklerinden gelen bir ses kendi kendinize yalan söylediğinizi fısıldıyor… Modern dünyanın para kazanma makinesi homo-economicus’a, “maymunlaşmış insana” alternatif bir insan tarifi yapmak için yazıldı bu kitap. Bu “derin insan” kendi etik zemini ve alternatif siyasî projeleriyle 21ci yüzyıla damgasını vurabilecek mi?

Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Aulagnier, Cyrulnik, Politis, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

23 Nisan Çocuk Bayramı: Çocuklar okulda ne kadar çocuk? »

Çocuklar uzun süredir 17.03.1981 tarih(tarihe dikkat edin) ve 2429 sayılı “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun” gereği 23 Nisan hazırlıkları yaptılar. Türkiye’de bilindiği gibi resmi bayram hazırlıkları aylar öncesinden başlar. Çocuklar, gerek resmigeçit törenleri gerek çeşitli gösteriler için olsun bayram gününe kusursuz bir biçimde hazırlanmaları için haftalar öncesinden öğretmenleri eşliğinde stadyumlara götürülür. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Yönergesine göre bu hazırlıklar tören ve gösteri bölümlerinden Read the rest

Bu kez kendimizden özür dilesek? »

1915’te Ermenilerin yaşadıkları kimine göre bir soykırım, kimine göre tehcir, kimine göre büyük felaket… Konu “olayın gerçeği nedir?” niyetiyle incelenmediğinden ne sadece tehcir diyerek buna son verebiliyoruz ne de soykırım olup olmadığı kabul edebiliyoruz. Elimizde en fazla “Büyük Felaket” başlığı kalıyor.

  “Ermeni Soykırım’ı var mıdır, yok mudur?” başlığında toplumun çok az bir kesimi soykırımı kabul ediyor, bir kesimi büyük felaket olarak tanımlıyor ama büyük bir kesimi 1915’teki katliama “katliam değil tehcirdi” diyor ve iddiaları reddediyor. Ve Ermeni katletmek halen derin devlet zihniyetine sahip olanlar tarafından gereklilik olarak görülebiliyor merak edenler henüz aydınlanmamış, “örgüt var ama delil yok” kuyusuna atılmış Hrant Dink cinayetine bakabilir… Bununla yetinmeyenler “Hocalı Katliamı”nın bir acıyı anma merasimi yerine nasıl Ermenilere karşı nefret söylemi (“Hepiniz p.çsiniz” pankartı) geliştirme Read the rest

Ölüm’ün –E hâli (4) : Kâmiliyet / έντελέχεια »

 Ölüm korkusu ıskalanmış, eksik kalmış bir yaşamın sonucudur. Bir ihanetin dışa vurulmasıdır. (Franz Kafka [1])

 İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. [2] Evet, hatta o kadar benziyorlar ki karıştırmamak için etiketliyoruz. Mezar taşları da öyle. Zenginlerin mezarları bazen biraz daha gösterişli ama isim yazmasa yine kimin kim olduğu belli değil. Doğumda ve ölümde bu kadar AYNI olan, bu kadar bir!-leşen insanları FARKLI yapan tek bir şey var: Doğum ile Ölüm arasında yaptıkları ve yapmadıkları şeyler… yani yaşamları… Peki nerede şimdi o yaşamlar? Tahsil, toplumdaki saygınlık, yapılmış iyilikler, edilen küfürler, tutulmamış sözler, diplomalar, hastalıklı ve sağlıklı günler, banka hesapları, iltifatlar ve riyakârlıklar nerede?

 İnsan bir et parçası olarak geldiği şu dünyadan mezarlık gübresi olarak mı gidecek? Bütün sevinçler ve üzüntüler birer abartı mıydı? Hiç manevra kabiliyeti yok mudur İnsan’ın? Şu morgda yatan zavallıya bakın meselâ. Doğmayı o seçmemişti. Ölmeyi de istemedi. İteklenerek girdi bir kapıdan, kıçına bir tekme yiyerek bir başka kapıdan dışarı çıktı şimdi. İki kapı arasında geçen zaman onun eseri olabilir mi? Başını ve sonunu seçmediği yaşamını farklı ve özel yapabilecek ne kaldı geriye? Rolex marka saati mi? Kokmuş çoraplarının bile çıkardılar. Ölüm ne acayip ülke, yolcuların kredi kartları ve iç çamaşırları gümrüğe takılıyor…

 Çocukluğumdan kalma bir oyuncağa dikiyorum gözlerimi… Bir yap-boz. Küçük beyaz tabletleri sağa-sola, aşağı-yukarı doğru kaydırak oynayabiliyorsunuz. : Bütün parçalar yerini bulunca ilaç firmasının reklâmı çıkıyor: “Aspirin çocuklar için”. Sol alltaki boşluğa dikkat ettiniz mi? Bir parçası eksik gibi. Ama değil. O boşluk olmasa yap-boz olmaz, “ben yaptım sen bak” olurdu. Boşluk olmadan hareket olmuyor. Ne yazıldıysa o, hiç bir şeyi değiştiremezdik. Boşluk yoksa seçim de yok.

 Jean-Paul Sarte’ı okudukça daha iyi anlıyoruz. Boşluklar ve delikler birer rumuz gibi: Boşluk olmasaydı dünya nasıl olurdu? Fazla yolcu almış ve kapıları açılmayan Read the rest

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Omurgasızları tanıyalım: Ece Temelkuran, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, DİSK, TKP, BDP ve ötekiler
  2. Yetimlere Dünyanızda Yer Açın
  3. Tüfek, Mikrop ve Çelik / Jared Diamond
  4. Dikkat Kitap: Ey Kapitalizm! Kara Sevdam!
  5. Kardeş Kavgası / Nikos Kazancakis
  6. Sınavlar altında ezilirken
  7. Kan Sevgisini Öğretmek…
  8. Devlet, din, dindar bir de kindar!
  9. Dönüşüm / Franz Kafka
  10. İran İslâm Devrimi ne kadar İslâmî?

Roman Yazmak… »

 

 

 

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi:

“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.”

Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap Tanıtan Kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

İsyandan Dirliğe / Lütfi Bergen »

“… denilebilir ki Osmanlı’nın Batı’ya mağlup olmasının diğer anlamı, Batı paradigmasını kabûl etmesiydi. Ki uzunca bir zamandır günlük hayatımızı, iktisadî yapımızı, fikrî dünyamızı oluşturan bir çerçeve olarak mevcûd bilimsel ve düşünsel paradigma da moderniteye dayanmaktadır. Bilindiği üzere paradigma, kabaca düşünsel çerçevedir. Baskınlığı, zorlayıcılığı ve yönlendiriciliğiyle bir çerçeveden öte bir huduttur, belki zindandır …”

(Hece dergisinde (Mart 2012) yayımlanmıştır.)
Akif Emre, 28 Şubat sürecinde yaşananlarla birlikte Türkiye’de Müslüman düşünce hareketliliğinin kırılmasından söz ettiği bir yazısında[1]Post modern darbenin asıl sarsıcı etkisi, Müslüman aydınların fikrî gündemlerinde yaşanan daralma, kırılma ve geri çekilme(dir).” diye yazar. Uzun sürmüş bir bastırılmışlığa ve son askerî darbenin üzerinden on yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, şehirlerin uzak bir yerlerinde gelişip yaygınlaşan fikir odakları ve yayınlar çevresinde çok farklı yönelim ve analizlerle dolu bir düşünce iklimi gelişmekteydi. Bu gelişmenin durdurulma harekâtı olarak da okunabilecek olan 28 Şubat’la birlikte ortaya çıkan tablodan karamsarlıkla söz eden Emre, yazının devamında İslâmî iddialara sahip entelektüel kesimin dilini yitirdiğine değinir: “Kendi özgüvenini kaybetme süreciyle birlikte yaşanan bu özgün dilin kaybı aslında Türkiye’nin geleceği açısından en önemli kayıptır. Bu gerçeği henüz İslami hassasiyeti olan kesimler fark edebilmiş, vahametini kavrayabilmiş değiller.” Read the rest

Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch) »

 “Gelecekte olmama ihtimalim sabit olmak kaydıyla ben kendimin istikbaliyim. […] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir […] Geçmişteki ‘ben idim’ demiyorum, ben kendimin geçmişiyim, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım”(Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 161, 174)

Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film yarışması için hazırlanmış bir film : “Ben kendimin istikbaliyim” (Je suis mon avenir)

 

 

 

 Filmde okunan metnin tercümesi:

İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. Hergün geçmişimizi yaratıyoruz. Hergün istikbalimizi yaratıyoruz. Bana mutlu bir gelecek vaad edilmişti, hatta düşlerdeki gibi. Bazıları itfaiyeci ya da avukat olacağımı düşünüyordu. Büyürken bambaşka şeyler yapmak istedim. Hoşuma giden şeyleri yapmak. Arkasından gelen olaylar bana belirsiz bir gelecek vaad ediyordu. Okulda başarısızlık, ailevi problemler ve duygusal hayatımda düş kırıklıkları… Neyle baş edeceğimi bilemiyordum. Bugün korkulan bir istikbalim var. Yaşanan, katlanılan bir gelecek bekliyor beni. Bu istikbalden kaçmak isterdim. Hayattan kaçmak. Ama beni yakalıyor. Bana doğru geliyor. Yüzümün arkasında geçmişte olduğum o küçük çocuk var. Ama artık kimse ilgilenmiyor.

 Ne yazık ki olmam gereken insan olamadım, o cesareti gösteremedim. Olmak istediğim, olmayı düşlediğim insan… Geleceğimi başka türlü çizmek isterdim.

 

 

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

AKP’nin ayıbı: İdris Naim Şahin hukukun üstünde midir? »

“… Bakan Şahin, vekili olduğu vatandaş ile dalga geçme yetkisini nereden aldı ise o yetkiyi aynı yere iade etmeli. Zira, deprem çadırlarında zor şartlar altında yaşamaya çalışan, şehit olan oğlunun acısıyla yanıp kavrulan ve ekmek parası için kameralar önünde el açan bu ülke insanının dil sürçmelerine tahammülü kalmadı artık. Ak Parti içinden Başbakan’a ulaşan, “Şahin’i dizginleyin” çağrısı da yerinde bir çağrıdır. Bakanlık makamına oturduğu günden bugüne, pervasızca dört nala gaflayan Şahin’e bir dizgin gerek. Aksi takdirde, vatandaşın eli de seçim sandığında sürçebilir.  İdris Naim Şahin eğer takla atan bir şey görmeyi çok istiyorsa kendisine ‘iki adet’ taklacı güvercin alsın. Aksilik bu ya, ‘biri’ atamazsa taklayı ‘öbürü’ atar…” TAMAMI

Medyatik ve Akademik Zeminde Harb : Bernard Lewis »

 “… Bütün bu özellikleriyle Bernard Lewis, Türk milliyetçi-militarist ulus-devletinin hep sağlam bir müttefiki oldu. Yunan ve Ermeni lobilerinin “Türk düşmanlığı”na karşı İsrail lobisinin “Türk dostluğu”nu temsil etti. Bu, Ermeni soykırımı tartışmalarına kadar uzandı. İsrail’in kurucu ideolojisi, tarihteki biricik soykırımın 1942-45 Holokostu olduğu noktasında gayet kıskançtır. Bu, “paylaşılamayan bir mağduriyet”tir onlar için (contested victimhood). Bütün bu faktörler Bernard Lewis’i “Ermeni iddiaları”na karşı “Türk tezi”nin destekçisi kıldı.

9/11 geldi : El Kaide’nin Dünya Ticaret Merkezi’ne korkunç saldırısı. Yarattığı büyük tepki dalgası, Arap-İslâm düşmanlarına yaradı. Amerika’da birçok yerde İsrail lobisi psikolojik ve entellektüel terör estirmeye koyuldu. Bütün İslâm ve Ortadoğu bölümleri ya da araştırma merkezleri “terör sanığı” ilân edildi. Ciddî bilim âleminde tutunamamış birtakım vasıfsızlar, Middle East Forum (Ortadoğu Forumu) ana “düşünce tankı”na bağlı Campus Watch (Kampüs Devriyesi) diye iğrenç bir web sitesi kurup, öğrencileri ve diğer öğretim üyelerini, üniversitelerindeki “Ortadoğu araştırmaları, dersleri, konferansları, gösterileri ve diğer faaliyetleri” hakkında ihbarda bulunmaya çağırdılar. Bu yeni McCarthycilik furyası, Campus Watch’un Amerika’ya “düşman” saydığı sekiz profesörün “dosya”larını yüklemesine kadar vardı. Lâkin bu “kara liste”lemeye öyle bir reaksiyon doğdu ki, Ekim 2002’de hemen indirmek zorunda kaldılar.

Middle East Forum etrafındaki bu tür kötü, karanlık işlerde (daha genel olarak, George W. Bush yönetiminin Irak’a saldırı hazırlıklarında), Bernard Lewis’in önemli bazı Amerikalı-İsrailli öğrencileri de yer aldı.

Bunları niçin anlattım ? 21. yüzyılın başları neo-con’luğun “teröre karşı savaş”ının bütün diğer zararlarının yanı sıra bilim ve yüksek öğrenim ortamını da zehirlediği bir dönemdi. Bu çerçevede, İsrail lobisinin saldırganlığı en saygın meslekî kuruluşları yıkma çabalarına kadar vardı. ABD’de The Middle East Studies Association (MESA), İngiltere’de The British Society for Middle East Studies (BRISMES), Ortadoğu çalışmalarının iki uluslararası çatı örgütüdür. Gelin görün ki Bernard Lewis ve yandaşları, Obama öncesinin İslâmofobi rüzgârlarında, “tarafsız olmadığı” gerekçesiyle MESA’yı bile karşılarına alıp bölmeye ve sözde “alternatif” yaratmaya kalkıştılar. Böylece ortaya ASMEA (Association for the Study of the Middle East and Africa : Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Derneği) diye, 2007’de şekillenip kuruluş kongresini 2008’de yapan bir kuruluş çıktı.

Kritik soru : Bernard Lewis ASMEA’yı başka kimlerle kurdu dersiniz ? Sırf diğer bazı tarihçi ve siyaset bilimcilerle mi ? 2007’deki ilk üyeler listesinde (orgenerallikten sekiz yıldır emekli) Çevik Bir de vardı desem, inanır mısınız bana ? Ben bunu 2007’de Harvard’da öğrendim. Kanıtını ASMEA’nın şimdiki web sitesinde aramayın, bulamazsınız.

Ne ki, bir yerde henüz duruyor. Çevik Bir’in (İngilizce) Wikipedia’daki biyografisinde, a former member of ASMEA (ASMEA eski üyesi) ifadesi yer almakta. Çabuk bakın, birileri onu da kaldırmadan…” TAMAMI

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.
 
 

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! 

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.