Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

BDP’nin sıkıntısı? »

“… Ak Parti, PKK’nın ilk saldırısından bugüne kadar geçen 29 sene içerisindeki en diyaloğa açık, Kürtlerin taleplerine karşı en duyarlı parti olduğunu kanıtlamış olmasına rağmen, BDP’nin tabanına ve kamuoyuna yansıttığı algı, geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan’ın Kenan Evren ve Tansu Çiller’le aynı olduğunu iddia eden Pervin Buldan’ınkinden farklı değil. Bir yanda kardeşi Mehmet Öcalan’a, anayasanın kritik maddelerinin, Osman Can ve Numan Kurtulmuş gibi iki önemli Ak Parti’li isme emanet edilmesi gerektiğini söyleyen bir Öcalan var. Diğer yanda, ‘Kimseyle Anayasa konusunda kapalı veya açık pazarlık yürütmeyiz’ diyen Demirtaş. BDP’nin sıkıntısı Öcalan’la kimin görüşmeye gideceğinden ziyade Öcalan’ın kendisi olmasın? …” (Hilâl Kaplan / Yenişafak)

 

… Bu konuda e-kitap…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

“Dağlara buğdaylar serpin. ‘Müslüman ülkede kuşlar aç’ demesinler.” Hz Ömer (r.a.) »

Türk Solu “NET” bir proje üretebilir mi? »

türk_solu_net_proje“… Sol acılardan bir kimlik yarattı ve bu da solda bir cephe daralmasına yol açtı. Gençlik yaşamamış, bilmiyor ama 70’lerde yaşanan acılara dair hikâyeler Soğuk Savaş boyunca gerilmiş düşmanlığı yeniden üretiyor. Klasik müesses nizamın yerine AKP’nin kendi iktidarını kurmasıyla beraber solun Soğuk Savaş klişeleri ve ezberleri geniş bir alan buldu. Bu sol için ayrı bir talihsizlik. Özgüven sorununu da beraberinde getirdi, kendini 70’lerden farklı olarak sağa göre tanımlayan bir sol var artık. Solun sıkışıklığı bir yerde kendi vebali.

PKK hareketi Türkiye solunun bir kolu olarak doğuyor. 12 Eylül darbesi Türkiye’de sol hareketleri bitirdi ama PKK’yı bitiremedi, büyüttü. Türkiye solu ülke içinde kendine bir kitle bulamadığı hâlde o kitleyi Kürt hareketinde buldu. CHP’nin İzmir’de yüzde 50 oy alması, AKP için sorun oluşturmuyor. BDP’nin Diyarbakır’dan yüzde 60 oy alması da öyle. Ama PKK, AKP’nin burnunu sürten bir güç ve ağırlık olarak görülüyor. CHP’nin yapamadığı şeyi AKP gibi BDP yapmış, tabanla bağı daha güçlü kurmuştu. Bu aslında solun hep hayal ettiği bir şey. CHP geçmişten bir kalıntı gibi dururken BDP geleceğe sıkılmış bir yumruk gibi. Bu sola heyecan veriyor. Ve dolayısıyla onu var eden çatışma ve silahlı mücadelenin bitmesini istemiyor. 90 sonrası Marksist bir örgüt olan PKK’nın mütedeyyin Kürt topluluğu üzerinde etkisi ve onları dönüştürmesi, Türk solunun bir mirası olması, çok ciddi Marksizm araştırmasına konu olabilecek bir yapı hâline getiriyor PKK’yı …” (Dr. Doğan Gürpınar / Aksiyon) 
 

… Türk Solunu “NET” biçimde anlamak için…

 

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Baharı beklerken… »

Aranağmeler / Søren Kierkegaard »


“… Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiç bir tahminim de yok. Bir örümcek sabit bir noktadan nedenlerden sonuçlara doğru düşerken önünde hep boş bir mekan vardır ve hiç bir yere tutunamaz, her ne kadar çırpınsa bile. Ben de kendimi öyle hissediyorum; önümde hep boş mekan; ileri doğru sonuçlara doğru yol almamı sağlayan arkamda kalmış nedenler var …”

… Bu konuda okumak için…

 

Tümevarım ve Nedensellik ilkesi  (Yusuf Mehmet Bahadır)

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz. 

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

Mesnevi ile İlahi Aşk »

Çöpleri Okumak… »

Tim Noble and Sue Webster – Art Works for Change

Sosyolojik dil günlük konuşma dilinden farklıdır. Dil bilimcilere göre nesneler sabittir, fakat çeşitli sebeplerden dolayı bizim onları adlandırış şeklimiz farklılaşır. Ve içinde yaşadığımız toplum bu adların üzerinde müzakere ederek o toplum için sembolik iletişimin olduğu ortak bir dil geliştirir. Fakat sosylojik dilde, ortaya atılan söylemler vardır, ve bu söylemlere tekabül eden nesneler değişkenlik gösterir. Söylemler, adlar sabit kalır; içlerini dolduran malzeme farklılaşır. Bu da sosyal yapıdaki sınıfların, tabakaların yine kendi içlerinde müzakere ederek ortaya çıkardıkları kendi sosyal hayatlarının müşterek dilidir. İşte ‘çöp’ de bunlardan biridir. Dil bilimsel açıdan ele alırsak, ‘atıntı’ diyebileceğimiz şeylerin türkçe ismidir. Fakat sosyolojik açıdan incelendiğinde, çöp kelimesinin karşılık geldiği nesne kimi için atıntıyken kimi için hazinedir. İşte bu yazımızda da çöp sosyolojisini ve onun toplumsal hayatta nasıl yer bulduğunu inceleyeceğiz.

Victor Perera’nın ‘bir Guatemala Trajedisi’ olarak kaleme aldığı Unfinished Conquest  Bitmemiş İşgal) adlı kitabında, Guatemala’daki basurero adı verilen çöplük bölgelerde insanların yaşamlarını nasıl sürdürmeye çalıştıklarının Read the rest

N’olcak bu İran’ın hali? »

… Bu konuda okumak için…

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Avrupa Solu ve Türk Solu »

“… [Türk solu ile Avrupa solu arasındaki iki temel fark : Avrupa solu toplumcu, Türk solu devletçi, Avrupa solu özgürlükçü, Türk solu yasakçı] Bu farklar Avrupa’nın sol anlayışına göre Türkiye’de bir sol partinin henüz olmadığını gösteriyor. Yaklaşık 1856’dan buyana devam eden Avrupalılaşma serüvenimize rağmen hâlâ “alaturca” özelliklerimizi koruyoruz. Nedir bizi “alaturca” yapan? Bu soruya verilecek cevapların başında devletçi ve yasakçı anlayışımızın hem sağ, hem de sol partilerimizin mayasını oluşturması geliyor.

Türkiye’deki partiler halkı değil halk nezdinde devleti temsil ettikleri için demokrasi ve özgürlük anlayışımız Avrupa standartlarının dışında. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi kadrosu, tıpkı Read the rest

Kâinat kitabını okumak »

 

… Görmek üzerine e-kitap okumak için…

 

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques … Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.