Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Geçen ayın en çok okunan kitapları »

Geçen ay e-kütüphanemizden 15.830 kitap indirildi. Barış süreci ve Arap Baharı okurlarımızın tercihleri üzerinde etkili oldu. En çok indirilen 15 kitap şöyle:

  1. Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
  2. Türkiye bölünür mü?
  3. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  4. Liberalizmin Kara Kitabı
  5. Liberalizmin Ak Kitabı
  6. İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
  7. Kitap Tanıtan Kitap 1
  8. Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
  9. Derin MAЯҖ
  10. Tarih şaşırmaktır
  11. Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
  12. Derin İnsan
  13. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  14. Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)
  15. Zaman Nedir?

Türk kimliği kime ait? Devlete mi yoksa Türklere mi? »

Geçenlerde bir belgesel seyrediyordum, Kamçatka yarımadasında yaşayan göçebe bir topluluktan bahsediyordu. Karların içinde, ren geyiklerini takip ederek yaşayan bir halk. Konuştukları dil ne Rusça’ya, ne de Çince’ye benzemiyormuş, uzun uzun anlattılar bunu. Kamçatkalılar Kuzey Amerika’da yaşayan Eskimoların kuzeni imişler ve Buzul çağında, bundan binlerce yıl önce Bering boğazı buzlarla kaplı iken bir kısmı Amerika’ya ve Kanada’ya geçmiş. Sonra geyik çobanlarından biri konuşmaya başladı, Fransızca alt yazıdan takip ediyordum. Birden tanıdık kelimeler duymaya başladım, “Tokuz … baba … anana … kükük tepek ….” Altyazıdan tercüme ediyorlar  “Dokuz, baba, anneanne, küçük tepe …” Türkiye’den binlerce km uzakta yaşayan bir geyik çobanıyla akraba çıktık!

Biraz antropoloji okumuş olanlar kıs kıs gülecekler şimdi, evet, aslında Türklerin ve Türkümsü ilk halkların (proto-Turc) Kuzey Amerika ve hatta Güney Amerika’daki yerli halklarla akraba olduğu yaklaşık 50 yıldır biliniyor. Zaten çekik gözlü olmalarından da şüphelenmek gerekmez miydi? Patagonya’da yani Şili’nin en güney ucunda  incelemelerde bulunmuş bir türkolog “alakuş” kelimesinden bahsetmişti bir defasında. Yerli dilindeki anlamı “kırmızı kuş” değil “kırmızısı çok olan kuş” demekmiş.

İddialı gelecek belki kimi okurlara. Sanırım National Geographic tarafından yapılan bir başka belgeselde görmüştüm, markör denen genetik işaretleri takip ederek en eski insanın izini sürüyorlardı. Onlar da bahsetmişlerdi bu “kuzenlerimizden”. Peki buradan siyasî bir dava çıkar mı? Adriyatik’ten Kamçatka’ya uzanan, herkesin Türk olduğu, Türkçe konuştuğu dev bir imparatorluk? Sanmıyorum. İdrarındaki tuz sayesinde geyiklerle dostluk kuran, bunun için kar üstüne çişini yapan bir adamdan bahsediyoruz. Şamanizme inanan bu çekik gözlü kuzenimi her sabah “ne mutlu Türk’üm” diye bağırtmakla ne benim ne de onun eline bir şey geçemez.

Ama her şeye rağmen Türk olmak güzel bir şey. Türkçe’yi severim. Türk mutfağını severim. Türkiye’ye geldiğimde herkesin birbirine “kardeşim, ablacım” diye hitab etmesini komik bulurum. Giderek dev bir alış-veriş merkezine benzeyen bu dünyada Read the rest

Anlam ve Anlamsızlık / Maurice Merleau-Ponty »

sinema_merleau-ponty-sanat

 “… Sinemada her zaman bir hikâye vardır ve genellikle bir fikir. Ama filmin işlevi bize olanları anlatmak ya da fikri bildirmek değildir. Kant derin bir şekilde ifade etmiştir ki bilmek söz konusu olduğunda hayal gücü tasavvurun (fr. entendement) hizmetindedir. Oysa sanat mevzu bahis olduğunda tasavvur hayal gücünün hizmetine girer. Bu demektir ki fikir ya da sıradan olayları dahil etmenin yegâne sebebi hissedilebilir, görünen, işitilen semboller aramaktır.
bir vücut hareketinin mânası nasıl o harekete nüfuz ediyorsa filmin mânâsı kendi ritmine nüfuz eder, film sadece kendisini anlatır. Eser daha ihdas edilirken fikir nüfuz etmeye başlar, filmin zamansal yapısıyla aktarılır, bir tablonun değişik kısımlarının aynı anda aynı yerde var olması gibidir bu. Eşyanın mânâyı aktarmaya başlaması sanatın mutluluğudur. Önceden oluşmuş ve aktarılmış fikirleri işaret ederek değil hissî elemanların zamansal ve görsel olarak konumlanması yoluyla.

Filmin bir mânâya işaret etmesi eşyanın işaret etmesi gibidir. İkisi de önceden belirlenmiş ayrı bir tasavvura yönelik değildirler. Her ikisi de etrafımızı çevreleyen dünyayı sezgisel olarak okuma (fr. déchiffrer) kapasitemize hitab ederler.

Hissettiğimiz şeylerin güzelliğini Read the rest

Müzeyyen Senar »

Mantıku’t-Tayr / Ferîdüddîn-i Attâr »

“… Son derece güzel yüzlü bir padişah vardı, güzellikte dünyada eşi ve benzeri yoktu. bütün alem onun sırlar kitabıydı, güzellikte bir ayet ve bir delildi. bilmiyorum, acaba kimse o zühre yıldızına ulaşıp cemalinden bir pay alabilmiş midir. alem onun yüzünden kavgalara tutuştu, halkın ona olan sevgisi haddini aştı. bazen yüzüne gül renginden bir nikab çeker ve geceleri sokağa çıkar atını sürerdi. her kim o nikaba bakarsa günahsız yere başı bedeninden ayrılırdı. her kim adını dile getirirse hemen o an dili koparılırdı. ona kavuşmayı düşünen herkes bu imkansız düşünceleri yüzünden akıllarını elden verirlerdi. gün olur aşkının derdinden binlerce insan ölürdü… işte aşk işte iş. eğer birisi cemalini açıkça görseydi inleye inleye can verirdi. o gönüller okşayan güzelin derdinden ölmek yüzlerce ömürden yeğ tutulurdu. ne kimsenin bir an için bile olsun ondan ayrı kalmaya sabrı vardı, ne de onu gördüğünde karşısında duracak Read the rest

Resim Sanatında Maneviyat / Wassily Kandinsky »

 kandinsky_kirmizi

“… Renk denilen şey sınırsızca yayılmaz. Sınırsız bir kırmızıyı düşünemeyiz, zihnimizde temsil edemeyiz. Ama ‘kırmızı’ kelimesini duyduğumuzda bu kırmızı zihnimizde sınırlı bir temsil değildir. Sınır düşünce ile konur, icabında zorla konmalıdır. Kırmızı cismen görünmediği ama soyut olarak zihnimizde temsil edildiği vakit içimizde iki yankı bulur: Biri kesin ve net, diğeri belirsiz, ucu açık.

Kelime ile yankı yapan bu kırmızının bir sıcaklığı ya da soğukluğu yok. Zihnin görüşü için ‘belirsiz, ucu açık’ dememin sebebi bu. Fakat bir de kesin, net olan taraf var. Çünkü kalıcı olan içimizdeki yansıması ki detayları dikkate almayı gerektiren geçici eğilimlerinden kurtulmuş bir yansıma bu …” 

 

Kandinsky üzerine ilginç bir video: Soyut Sanat: Kandinsky Etkisi

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

 Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

“… Önce hiç bir şey görünmüyor. Kümelenmiş şeyler, daha doğrusu herkes gibi görüyorsunuz. Yapılması gereken elde kalem, tefekkürle seyretmek. Bir zaman sonra şeyler başka bir hakikate sahip oluyor. Gerçeklik daha gerçek görünmeye başlıyor. Zaman istiyor bu …” (Fransız ressam Edouard Pignon’un “Hakikat’i Ararken” adlı kitabından)

Bireylerin birer gözden ibaret olduğu, herkesin herşeyi gördüğü bir toplum hayal edin. Özel hayat, gelenekler, aramak, öğrenmek, ön-arka, küskünlük, gaflet, tehdit, fırsat gibi bir çok kavramı akletme imkânı ortadan kalkmaz mıydı?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

 

Beyaz Türkler mi, zaten hiç var olmadılar! »

Son dönem çok etkili olmasa dahi bir dönem gündemi uzunca meşgul etti “Beyaz Türklük” konusu. Ülkemizin bilim ve sosyoloji dehâsı(!) isimlerince günlerce gündem edilen, konu edilen, hatta literatüre sokulan, yazılan çizilen “Beyaz Türklük” mevzusunu hiç ciddiye almamış, üzerine düşünmemiş biri olarak Alev Alatlı’nın, Hürriyet’ten Zeynep Bilgehan’a verdiği röportajı okuyunca bunca konu edilen durumun aslında ne olduğu zikretmeli diye düşündüm.

Aslını isterseniz “Beyaz Türkler” dediğimiz zümre, Türkiye Cumhuriyetini, Türkiye halkıyla birlikte kurduğu halde bu kurucu üyeleri saf dışı bırakan, kendisini ülkenin sahibi sanan, tek tipçi ideolojinin neferi, laikliği bir hürriyet alanı olarak değil de tam aksi baskı unsuru olarak kullanan kesim. Bu kesimin, bu ülkenin temelini oluşturan “Anadolu”ya karşı uzaklığını, bu ülkenin tarihi olan Osmanlı İmparatorluğuna olan nefretini elbet biliyoruz. Temel unsura uzak kalmayı “ısrarla talep eden” ve temellere nefret duyan sonradan olma bu zümre kendisinin “Beyaz Türk” olarak tanımlamasından büyük bir haz duyuyor zira ona göre Read the rest

Bilimsel iman olur mu? »

… Ateizm, bilim ve iman konusunda okumak için…

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Öcalan Çözüm Sürecinde Alevileri Unutur mu? »

Türkiye siyaseti cesur adımlar atarak bugüne dek hiç olmadığı kadar şeffaf ve dirençli bir politikayla Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan’ı muhatap alarak zor ama umut verici bir yola girdi.

Abdullah Öcalan’ın, Newroz mesajındaki İslami vurgular sürecin çözümüne çarpan etkisi yapacak olsa bile şüphesiz gerek PKK gerekse Kürt siyasi hareketi içerisinde ciddi bir rahatsızlığa neden oldu/olacak. Zira Newroz mesajından sonra örgütün Dersim kanadından agresif sesler yükseldi, hatta BDP il yapılanmasından istifalar geldi.

Hizbullah’ın Yükselişi

Yine bu dönemde ilginç bir şekilde (Kürt) Hizbullah gençleri eski günlerini hatırlatarak Dicle Üniversitesi’nde BDP’li gençlerle çatıştı. Hizbullah hala silahlarının akıbetini açıklamamışken ve geçmişte yaptıklarından pişmanlığını belirtmemişken neden bu duruma göz yumuluyor sorusunu akla getiriyor.

1990’ların başındaki PKK-Hizbullah savaşının yeniden başlaması Read the rest

Onlar elbise giydirilmiş kütükler gibidirler »

“… Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütükler gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar! …” (Münafikun 3 ve 4)
 

 

…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

 
Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış